<?xml version="1.0" encoding="utf-16"?><rss version="2.0"><channel xmlns:g="http://base.google.com/ns/1.0"><title>Birikim Dergisi Güncel RSS</title><link>https://birikimdergisi.com/rss/guncel</link><description>Birikim Dergisi Güncel RSS</description><language>tr</language><image><url>https://birikimdergisi.com/logo.png</url><title>Birikim Dergisi Güncel RSS</title><link>https://birikimdergisi.com/rss/guncel</link></image><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12499/baglamini-kaybeden-saka</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12499/baglamini-kaybeden-saka</link><title>Bağlamını Kaybeden Şaka - Levent Cantek</title><description>Başka bir ülkede ya da memleketin başka bir döneminde sonuç farklı olabilirdi. Ama içinde bulunduğumuz zamanın ruhu, yalnızca siyaseti değil, mizahın dolaşımını ve sınırlarını da belirliyor. Deniz’in hikâyesi biraz da bunun hikâyesi: Azınlıkta kalacağını bilerek konuşmanın, sonu baştan belli olan bir meydan okumanın hikâyesi. Belki de bu yüzden hüzünlü olduğu kadar “komik” bir yenilgi.</description><pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12499</g:id><g:gtin>12499</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/dg-26.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12498/nato-ankara-zirvesi-anakronik-bir-orgute-kalp-masaji</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12498/nato-ankara-zirvesi-anakronik-bir-orgute-kalp-masaji</link><title>NATO Ankara Zirvesi: Anakronik Bir Örgüte Kalp Masajı - Çağdaş Üngör</title><description>1949 yılında Batı Avrupa’yı Sovyetler Birliği tehdidinden koruma amacıyla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Soğuk Savaş’ın bitişinden otuz beş yıl sonra, misyonunu çoktan tamamlamış olmasına rağmen, hâlâ ölmemekte direniyor. Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ona “beyin ölümü gerçekleşmiş” bir örgüt dedi; ABD Başkanı Donald Trump ise bu “modası geçmiş” örgütün artık bir “kağıttan kaplan” olduğuna inanıyor. Öte yandan, kimse bu ununu elemiş, eleğini asmış ihtiyarı huzur içinde ölüme terk etmeye de yanaşmıyor.  Müttefikler, NATO’yu usulünce toprağa verip helvasını yemek yerine, senelerdir kalp masajlarıyla, yapay solunumla onu hayatta tutmaya çalışıyor.</description><pubDate>Thu, 02 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12498</g:id><g:gtin>12498</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/ddd.webp</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12497/yabancilasma-ve-avm-bahcesindeki-bin-yillik-yasam-uzerine</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12497/yabancilasma-ve-avm-bahcesindeki-bin-yillik-yasam-uzerine</link><title>Yabancılaşma ve AVM Bahçesindeki Bin Yıllık Yaşam Üzerine - Gencay Serter</title><description>Bu yazı Ankara’da AVM bahçesinde rastladığım anıtsal bir yaşamı temsil eden bin senelik ömre sahip zeytin ağacına ithafen kaleme alınmıştır. Elli senelik bir yaşamı geride bırakmış bir insan olarak yeryüzünde geçirdiğim sürenin en az yirmi katını yaşamış bu canlı abide karşısında yapılanlar tarafımda derin bir acı ve utanç uyandırmış olsa da bu yazı gözyaşı peşinde koşan bir yazı olmayacaktır. Aksine yabancılaşmanın geldiği ürkütücü boyutu görünür kılmak için geçmiş okumalarımdan yola çıkarak yeni kentsel düzen içerisinde görünen üzerinden görünmeyeni ortaya çıkarmaya çalışacaktır. Bunu yaparken doğa insan ilişkisinin kopuşu, zeytin ağacı ve daha genelde ağaç figürünün geçmişte taşıdığı önem, kültürümüzde bıraktıkları derin izler ve tüm bu tarihsel ve kültürel birikimi pespaye biçimde alaşağı eden kültürel yapının altında yatan ekonomik işleyiş üzerine düşünceler paylaşılacaktır.</description><pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12497</g:id><g:gtin>12497</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/gencay.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12496/bir-anlati-mucadelesi-hukuk</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12496/bir-anlati-mucadelesi-hukuk</link><title>Bir Anlatı Mücadelesi: Hukuk - Melek Aydoğan</title><description>Bütün bunlar, insanın etrafında örülen büyük bir anlatının parçaları gibi duruyor ve böyle bir resimde anlatının ortasında duran insanı görmek de zorlaşıyor. Bir müddet sonra da, kişi kendi hayatının öznesi olmaktan çık(arıl)ıyor. İnsan zihni karmaşaya uzun süre dayanamaz, olaylar arasında ilişkiler kurmak ister, bu nedenle de toplum, kurum ya da siyasal düzen sürekli hikâyeler üretmeye teşne haldedir. Hikâye dağınık olanı toplayacak, rastlantıları dönüştürecek, belirsizlikleri giderecek, nedenleri ve sonuçları düzenleyecek, geriye açıklanabilir bir bütün bırakacaktır. Lakin, yaşanan hayatın kendisi hiçbir zaman böyle değildir, böyle işlemez, hayatımızı bir roman gibi yaşamayız, yaşayamayız.</description><pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12496</g:id><g:gtin>12496</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/ist-bam-01.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12495/aybars-yanik-ile-soylesi-zalimin-zulmu-varsa</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12495/aybars-yanik-ile-soylesi-zalimin-zulmu-varsa</link><title>Aybars Yanık ile Söyleşi: "Zalimin Zulmü Varsa..." - Barış Özkul</title><description>Ana-akım popülizm yaklaşımı en çok burada yetersiz bence. Siyasala dair kavrayışı oldukça sınırlı. Liderleri, partileri, programları, şunları bunları en önemli belirleyenler olarak tayin ediyor ve siyaseti buralardan doğru okuyor. Böyle yapmak yanlıştır, doğrusu da şudur demek istemiyorum. Tam tersine, böyle doğru yöntem diye bir şey de yoktur. Siyasal alan zaten bu sınırların mütemadiyen esnetildiği, yeniden kurulduğu, çok farklı değişkenlerin devreye girdiği bir alan. Dolayısıyla belirli şemalardan kaçan bir şeyler hep vardır. Kurumsal olanın, yani siyasetin envaiçeşit ontik boyutunun biraz önünü arkasını görmek gerekiyor.</description><pubDate>Sun, 28 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12495</g:id><g:gtin>12495</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/aybrs.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12494/ttb-de-tartisma-liste-degil-siyaset-tartismasidi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12494/ttb-de-tartisma-liste-degil-siyaset-tartismasidi</link><title>TTB'deki Tartışma Liste Değil Siyaset Tartışmasıdır - Cem Terzi</title><description>Son günlerde Türk Tabipleri Birliği (TTB) seçimleri üzerine yapılan bazı değerlendirmeler, yaşanan ayrışmayı teknik farklılıklar üzerinden açıklamaya çalışıyor. Bir liste "meslek odaklı", diğeri "örgütsel deneyimli" imiş; biri "yenilenmeyi", diğeri "kurumsal devamlılığı" temsil ediyormuş... Hayır. Bugün TTB'de yaşanan ayrışma esas olarak teknik değil, siyasidir. Sorunun merkezinde branş dağılımı, yaş ortalaması ya da coğrafi temsil yoktur. Bunlar gerçek tartışmanın üzerini örten başlıklardır. Asıl ayrışma: Kürt siyasetiyle yan yana durmak mı, ona mesafe koymak mı? Meselenin özü budur! Bunun adını da "meslek odaklılık” koymak bir seçim taktiği değil bir geri çekilmedir. Barış talebinden geri çekilmedir. Eşit yurttaşlık fikrinden geri çekilmedir.</description><pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12494</g:id><g:gtin>12494</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/2-1.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12493/iki-liste-ve-kaybeden-bir-orgut-turk-tabipler-birligi-adaylarina-dair</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12493/iki-liste-ve-kaybeden-bir-orgut-turk-tabipler-birligi-adaylarina-dair</link><title>İki Liste ve Kaybeden Bir Örgüt: Türk Tabipler Birliği Adaylarına Dair - Osman Elbek</title><description>26-28 Haziran’da Ankara’da gerçekleştirilecek olan Türk Tabipleri Birliği (TTB) 78. Büyük Kongresi’nde delegeler, TTB’nin 2026-2028 döneminin yönetim kurullarını da seçeceklerdir. Seçimin ağırlıkla “Meslek örgütümüzün karar süreçlerini katılımcı, demokratik ve etkin biçimde işletebilmeye” vurgu yapan Etkin Demokratik (Mücadeleci) Grup ile “Demokratik, şeffaf, katılımcı bir Türk Tabipleri Birliği”ne ve “Hekimlerin sözüyle güçlü TTB”ye vurgu yapan Tabip Odaları İnisiyatifi arasında geçmesi bekleniyor. Bu yazı, her iki grubun açıkladığı Merkez Konsey ve Yüksek Onur Kurulu aday listelerini analiz etmeyi ve bu bağlamda her geçen gün otoriterleşen Türkiye’de, sağlık hakkı ve demokrasi mücadelesinin nasıl şekilleneceğini öngörmeyi hedeflemektedir.</description><pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12493</g:id><g:gtin>12493</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/174444.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12492/arnavutlukun-ozsaygi-dersi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12492/arnavutlukun-ozsaygi-dersi</link><title>Arnavutluk’un Özsaygı Dersi - Lea Ypi</title><description>Arnavutlar, devlet desteğinin olmadığı bir ortamda gayrimenkul spekülasyonunun sıradan yurttaşlar için ev almayı da kira ödemeyi de güçleştireceğini biliyorlar. Lüks turizmin, insanın kendi ülkesinde tatil yapmasını küçük bir azınlığın ayrıcalığına dönüştürdüğünü de biliyorlar. Kayda değer sendikaların olmadığı, işçi hareketinin ise ancak komünist dönemden kalma 1 Mayıs geçit töreni görüntülerinde karşımıza çıktığı bir ülkede çalışma koşulları öylesine sömürücü ki, mevcut işleri ancak daha da çaresiz ülkelerden gelenler kabul ediyor. Arnavutlar ise eşyalarını toplayıp başka ülkelere gidiyor; gittikleri yerlerde hakaretle ve yabancı düşmanlığıyla karşılaşıyorlar. Çocuklarına bir gelecek kurmak için ödenmesi gereken bedelin bu olduğunu bilerek başlarını eğip yollarına devam ediyorlar.</description><pubDate>Thu, 02 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12492</g:id><g:gtin>12492</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/thumbs-b-c-bc0c69b20aaf9d46a8ecf0d8b1af31dc.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12491/chpnin-golgesinde-muhalefet-ve-solun-krizi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12491/chpnin-golgesinde-muhalefet-ve-solun-krizi</link><title>CHP’nin Gölgesinde Muhalefet ve Solun Krizi - Sevinç Doğan</title><description>Son on yıldır, CHP ciddi hiçbir muhalefet pratiği göstermedi. Toplumsal talepleri, siyasal ufku ve motivasyonu sandıklara ve liderlik tartışmalarına hapsetti. Sadece seçim merkezli bir siyaset güderek, kitlelerin oy vermek dışında irade ve öznellik gösterecekleri siyasal alanlar yaratmadı. Kitlesel hoşnutsuzluk ve talepleri önce bekletti, ardından mücadele “anı” olarak bir sonraki seçimleri hedef gösterdi. Seçim günlerinde ise ya kurtuluş ya kıyamet havası yarattı. Sonuçlar hezimetle sonuçlanınca da hiçbir sorumluluk almadan ve özeleştiri vermeden, bir sonraki seçimleri işaret etti. Türkiye’de rejim seçimlerde sürekli oy kaybederken ve toplumsal meşruiyeti daralırken, güvenlik-baskı aygıtlarıyla iktidarını sürdürürken buna denk muhalefet yükselemiyor.</description><pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12491</g:id><g:gtin>12491</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/chatgpt-image-24-haz-2026-09-15-54.png</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12489/rekabetci-otoriterlikten-cikis-ornegi-olarak-macaristan</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12489/rekabetci-otoriterlikten-cikis-ornegi-olarak-macaristan</link><title>Rekabetçi Otoriterlikten Çıkış Örneği olarak Macaristan - Jan-Werner Müller</title><description>O tarihe gelindiğinde Macaristan, Avrupa’nın en yüksek enflasyon oranına sahipti; ekonomik büyüme durma noktasına gelmiş, eğitim ve sağlık sistemleri gözle görülür biçimde kötüleşmişti – hastalar hastaneye giderken kendi tuvalet kâğıtlarını bile götürmek zorunda kalıyordu. Hükümet kendi ölçütlerine göre de başarısızdı: doğum oranı düşmeye devam ediyordu. Yine de Orbán’ın muhalifleri, yaygın hoşnutsuzluğa rağmen onun neredeyse sarsılmaz görünen bir sistem kurmuş olmasından ötürü umutsuzluğa kapılıyordu. Seçim kuralları sürekli Fidesz lehine değiştiriliyor; muhalefet adayları kamu medyasından fiilen dışlanıyor; herkes rejimi eleştirmenin kariyerlerini mahvedebileceğini biliyordu.</description><pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12489</g:id><g:gtin>12489</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/getty-69dbfe4caa-1776025164.webp</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12486/cehaletin-yeni-yuzu-bilenin-korlugu</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12486/cehaletin-yeni-yuzu-bilenin-korlugu</link><title>Cehaletin Yeni Yüzü: Bilenin Körlüğü - Utku Perktaş</title><description>Modern çağın cehaleti ise teknolojiyle biçimleniyor. Jeffries'in anlattığı çarpıcı bir örneği düşünelim: Elektrik ampulünü gündelik yaşamda kullananların büyük çoğunluğu, bunun nasıl çalıştığını açıklayamaz. Araç kullanıyoruz ama nesneyi anlamıyoruz. Bu, bilgi eksikliğinden değil, anlamayı gereksiz kılan bir konforun ürünüdür. Dijital çağda bu konfor katlanarak büyüdü. Bilgiye erişim kolaylaştıkça anlama arzusu törpülendi. Rothman'ın dikkat çektiği nokta da tam burada: Bugün cehaleti artıran şey bilgi yokluğu değil, aptallık biçimlerinin çoğalmasıdır. Her araç her platform her arayüz yeni bir kör nokta biçimi taşıyor yanında.</description><pubDate>Sun, 21 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12486</g:id><g:gtin>12486</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/aptal.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12485/yakup-cosarla-soylesi-katilimci-demokrasi-ve-yerinden-yonetim-uzerine</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12485/yakup-cosarla-soylesi-katilimci-demokrasi-ve-yerinden-yonetim-uzerine</link><title>Yakup Coşar’la Söyleşi: Katılımcı Demokrasi ve Yerinden Yönetim Üzerine - Zehra Can</title><description>Bölünme ve parçalanmanın panzehiri insanların kendilerini iyi hissedecekleri koşulların sağlanmasıdır. İsviçre dört ulusal dilin konuşulduğu (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşça), bunlardan üçünün (Almanca, Fransızca ve İtalyanca) resmi dil olarak kabul edildiği bir ülkedir. Bu düzenlemenin pratikteki ifadesi İsviçre Devleti’nin (Federal Devletin) tüm resmi evraklarında üç resmi dilin zorunlu olarak kullanılması, bu dillerin tümünün, bölgesine göre eğitim dili olmaları, ikinci dil olarak öğretilmeleri, devlet denetimindeki radyo ve televizyon yayınlarının bu dillerin tümünde yapılmasıdır. İsviçre’de çok dillilik bir dezavantaj olarak değil, avantaj olarak görülür. Almanya, Avusturya, Fransa ve İtalya ile sınırları olan İsviçre’de ayrılıkçı akımlar, yani İsviçre’den ayrılıp bu dillerin konuşulduğu ülkelerle birleşmeyi savunan akımlar yoktur.</description><pubDate>Sat, 20 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12485</g:id><g:gtin>12485</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/yerinden.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12484/ozan-guven-meselesi-linc-mi-adalete-cagri-mi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12484/ozan-guven-meselesi-linc-mi-adalete-cagri-mi</link><title>Ozan Güven meselesi: Linç mi Adalete Çağrı mı? - Oya Aydın</title><description>Öncelikle ortada ünlü bir erkek var; şiddet faili bir erkek; birlikte olduğu kadına fiziksel şiddet uyguladığına dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı var. Diğer tarafta, ezilen, ayrımcılığa ve yüz yıllardır devam eden şiddete maruz kalan sessizleştirilmiş kadınları temsil ettiğini iddia eden bir protesto/tepki var. Öte yandan dikkatlerimize sunulan medeniyetin en olumlanan özelliklerinden biri olarak ihkakı hak yasağı var. Bu yasağın meali, cezalandırma yetkisinin üçüncü ve üstün taraf olarak devlete bırakılmasıdır ki bu işlev modern devletin temeli sayılır. İşte bu nedenledir ki protesto gösterisi, bir ihkakı hak, hatta kimilerince linç ve dolayısıyla medeniyet kaybı olarak görüldü. Bu değerlendirmeyi yapanların temel dayanağı, protestoya maruz kalan  Güven’in halihazırda bu eylemi nedeniyle yargılandığı ve cezalandırıldığı, dolayısıyla bir nevi adaletin tecelli ettiğiydi.</description><pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12484</g:id><g:gtin>12484</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/ozan-guven.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12483/k-tipi-siir-etten-kurgu-ustune</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12483/k-tipi-siir-etten-kurgu-ustune</link><title>K-Tipi Şiir: Etten Kurgu Üstüne - Ahmed Kutlu</title><description>Zafer Zorlu’nun şiir serüveni, 2019’da Edebi Şeyler’den çıkan Oğul Sırtlanı’yla başladığında şair dilin keskinliği ve imge yoğunluğuyla dikkatleri çekmişti. Yedi yıl sonra, Mart 2026’da Everest Yayınları’ndan yayımlanan ikinci kitabı Etten Kurgu, şairin poetikasını daha kuramsal ve politik bir zemine taşıyor. Kitap, hem bireysel deneyimi hem de kolektif hafızayı sorgulayan bir şiir dili ve içeriğiyle çağdaş Türkçe şiirde özgün bir yer edinme arayışında. Kitabın sekiz numara-başlıktan oluşan |K-TİPİ-KAVGA| adlı ilk bölümüyle üç alt parçadan meydana gelen KAPALI K-BAHÇE adlı ikinci bölümü birbirini tamamlayıp nihayetinde yekpare bir düzen teşkil ediyor.</description><pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12483</g:id><g:gtin>12483</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/chatgpt-image-18-haz-2026-09-24-23.png</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12482/otoriterligin-kentlesmeyle-sinanmasi-orbandan-urbana-sehirden-kente-bir-siyaset-dersi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12482/otoriterligin-kentlesmeyle-sinanmasi-orbandan-urbana-sehirden-kente-bir-siyaset-dersi</link><title>Otoriterliğin Kentleşmeyle Sınanması: Orban’dan Urban’a, Şehirden Kente bir Siyaset Dersi - Savaş Zafer Şahin</title><description>Bu sonuç yalnızca Orbán’ın yenilgisi ya da muhalefetin başarısı olarak okunmamalı. Daha derindeki soru şudur: Kentleşen toplumlar nasıl bir yönetim biçimi talep eder? Bugün siyasal sistemleri ideolojik rekabet kadar kentleşmenin yarattığı yeni toplumsal yapı da sınıyor. Kentleşme, sadece nüfusun şehirlerde yoğunlaşması anlamına gelmez. Ekonomik ilişkilerin, gündelik hayat pratiklerinin, beklentilerin ve kolektif hareket imkânlarının yeniden örgütlenmesini de içerir. Buna karşılık devlet sistemleri –özellikle merkeziyetçi ve otoriter eğilimler taşıyanlar– bu dönüşüme aynı hızla uyum sağlayamaz. Ortaya çıkan şey, klasik anlamda bir siyasal krizden çok yapısal bir uyumsuzluktur: mekân değişir, fakat yönetim mantığı aynı kalır.</description><pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12482</g:id><g:gtin>12482</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/ttttt.webp</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12480/zenginleri-yemek-z-kusagi-sosyalizmi-ve-ahlaki-panik</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12480/zenginleri-yemek-z-kusagi-sosyalizmi-ve-ahlaki-panik</link><title>Zenginleri Yemek: Z Kuşağı Sosyalizmi ve Ahlaki Panik - Hakan Ataman</title><description>“Zenginleri Yiyin!” Bu slogan sadece sosyal medyada dolaşan bir “meme” değil. Aynı zamanda eylemlere katılan Z Kuşağı gençlerinin ellerindeki dövizlerde, attıkları sloganlarda, üstlerindeki tişörtlerde, taşıdıkları bez çantalarda dolaşıyor. “Zenginleri Yiyin” sloganıyla Z kuşağı gençleri sadece bir espri yapmıyor, aynı zamanda çağımızın en keskin sınıfsal öfkelerinden birini dile getiriyorlar. Kuşkusuz "Zenginleri Yiyin" sloganı, milyarderlere yönelik yemeklik bir çağrı da değil. Bilakis “sermayenin yamyamca yediği yemeğin ana yemeği” olmaya yönelik kesin bir ret. Onlar konut krizinin gençliği fırsatsız bıraktığı, ücretlerin durgunlaştığı, servet eşitsizliğinin olağanüstü boyutlara ulaştığı bir dünyada birikmiş öfkeyi ifade ediyorlar.</description><pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12480</g:id><g:gtin>12480</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/sdsds-2.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12479/mehtap-ceyranin-donus-romani-yarayla-yasamak-ya-da-donusun-imkansizligi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12479/mehtap-ceyranin-donus-romani-yarayla-yasamak-ya-da-donusun-imkansizligi</link><title>Mehtap Ceyran’ın Dönüş Romanı: Yarayla Yaşamak ya da Dönüşün İmkânsızlığı - Ahmet İlhan</title><description>Mehtap Ceyran’ın yakın zamanda çıkan ve otobiyografik özellikler taşıyan üçüncü romanı Dönüş, ana karakter Pero’nun çocukluk travmaları, cezaevi yılları ve babasıyla kurduğu sancılı ilişkinin izini süren bir hafıza kazısı niteliğinde. Ancak romanı, yalnızca geçmişe dönük bir hatırlama anlatısı olarak değil; geçmişin bedende, dilde ve mekânda hâlâ sürmekte olan etkilerinin epik anlatısı olarak düşünmek daha doğru olur. “Dönüş”, anlatısının üst katmanında ana karakter Pero’nun hapishaneden tahliye olup çocukluğunun Batman’ına, baba evine, yaptığı fiziksel bir yolculuk anlatılırken, derin alt katmanlarında ise çocukluğuna; bastırılmış hafızasına ve kapanmamış yaralarına doğru inen ruhsal bir yolculuğun sancılı, ağrılı izlerini süreriz.</description><pubDate>Sat, 13 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12479</g:id><g:gtin>12479</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/365028-9786253696177-66282.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12478/konformizden-cikis-cagrisi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12478/konformizden-cikis-cagrisi</link><title>Konformizmden Çıkış Çağrısı: Dünyanın Tozunu Atalım - Sami Özbil</title><description>Dünyanın Tozunu Atalım, takvimde işaretli tarihi günlere sabitlenen, yaşasın ve kahrolsun nidalarına sıkışan, siyasal doğruculukla bezeli genel geçer aktivizme daralan protestocu konformizmden kopma çağrısı. Nesnel zorluklardan hareketle türetilen olmazlar değil nasıl yapabiliriz, sorusu var odakta. Literatür temelli bakıldığında konumlanılan saha kitle dinamiğini temel almasıyla sol, kitlenin kurucu dinamiklerinin bütün limitlerini sonuna dek değerlendirmeye azmetmesiyle sağ "sapma”ların dışında. Dikkatleri her şart altında mücadeleye, kazanım elde etmenin imkanlarına çeken örneklerse dünyanın birçok yerinden. Onların kesişim alanı da sömürüye ve her tür dışlanmaya karşı haysiyeti kuşanma, insan onurunu diri tutma arayışı.</description><pubDate>Fri, 12 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12478</g:id><g:gtin>12478</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/9903-20260116104352203-1.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12476/futbolun-ontolojisi-kktc-kosova-ve-taninmanin-sinirlari</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12476/futbolun-ontolojisi-kktc-kosova-ve-taninmanin-sinirlari</link><title>Futbolun Ontolojisi: KKTC, Kosova ve Tanınmanın Sınırları - Kemal Yücekayalar</title><description>Futbolu yalnızca doksan dakika süren bir spor müsabakası olarak değerlendirmek şüphesiz eksik bir yaklaşım olacaktır. Defalarca özellikle YouTube’un vasat ve vasat altı programlarında (istisnaları tenzih ederek) tekrarlanan “futbol sadece futboldur” söylemi, bu oyunun toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutlarını görünmez kılma riskini taşırken belirli ideolojilere de hizmet etmekten kendilerini alıkoyamazlar. Simon Kuper’e atıfla oysa futbol, modern toplumların en yaygın kolektif pratiklerinden biri olarak gündelik hayatın hemen her alanıyla temas hâlindedir (Kuper, 2014). Demem o ki futbol sadece futbol değildir, futbol dışında birçok şeydir.</description><pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12476</g:id><g:gtin>12476</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/chatgpt-image-11-haz-2026-09-15-37.png</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12474/butlanin-faili-kim-devlet-akli-mi-erdogan-iktidari-mi-yoksa-kirilgan-bir-iktidar-koalisyonu-mu</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12474/butlanin-faili-kim-devlet-akli-mi-erdogan-iktidari-mi-yoksa-kirilgan-bir-iktidar-koalisyonu-mu</link><title>Butlan’ın Faili Kim: Devlet Aklı mı, Erdoğan İktidarı mı, Kırılgan Bir İktidar Koalisyonu mu? - Murat Özbank</title><description>21 Mayıs 2026 günü açıklanan “Mutlak Butlan” kararı, Türkiye’nin 19 Mart 2025 tarihinden beri içinde yaşadığı “fiili OHAL rejiminin” yeni bir evreye taşındığını ortaya koydu. 24 Mayıs günü CHP Genel Merkezi’ne polis zoruyla girilmesi, seçilmiş yönetimin genel merkez binasından biber gazıyla çıkartılması ve binanın Kemal Kılıçdaroğlu ekibine teslim edilmesiyle birlikte de en azından kamuoyunun geniş bir kesimi açısından tablo netleşti: Yaşanan, seçme ve seçilme hakkına, dolayısıyla demokrasiye yapılan bir darbeydi. Yargı bağımsızlığının yoğun bir biçimde tartışma konusu olduğu, yargının siyasallaştığı bir ortamda bu darbenin bir mahkeme kararı eliyle vurulmuş, Kılıçdaroğlu’nun davetiyle yapılan polis müdahalesiyle uygulanmış olması, onun “meşru” görülmesine yetmiyordu.</description><pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12474</g:id><g:gtin>12474</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/chatgpt-image-9-haz-2026-00-20-32.png</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12473/kilicdaroglunun-antagonistik-devlet-akli</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12473/kilicdaroglunun-antagonistik-devlet-akli</link><title>Kılıçdaroğlu’nun Antagonistik Devlet Aklı - Ali Cebe</title><description>Belli ki birileri hâlâ Kılıçdaroğlu için bir iletişim faaliyeti yürütmeye devam ediyor. CHP genel merkezinin kapıları kırılarak içeri girilmesinden birkaç gün sonra üzerinde Çankaya Belediyesi yazan bir banka oturarak soruları cevaplamak da muhtemelen bu dahiyane iletişim aklının “bizden biri” imajı yaratma niyeti taşıyan “stratejik” aklı. Bu aklın bir diğer PR çalışması da Kılıçdaroğlu’nun kurultay mağlubiyetinden sonra T24 çevrimiçi gazetesinde yayınlanan “yeni dünya düzeni” üzerine yazılan görüş yazıları. Gazetenin düzenli bir okuru olarak, bu yazılara zaman zaman denk geliyor, şöyle bir göz atıyordum. Yazılar, Riviera’lardan, Gramsci alıntılarına, tekno-derebeyleri çağından, vasallık tartışmalarına uzanan Salı Pazarıvari ne ararsan var tipi bir kavram bombardımanına sahip.</description><pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12473</g:id><g:gtin>12473</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/chatgpt-image-8-haz-2026-00-58-02.png</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12472/tenhada-yazmak</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12472/tenhada-yazmak</link><title>Tenhada Yazmak - Melike Koçak</title><description>Audre Lorde Bahisdışı Kızkardeş’te “Sessizliklerim beni korumamıştı. Sessizliğin seni de korumayacak,” der. Korkmamanın durmaksızın salık verilmesine rağmen korkuyu anlamlandırmanın kendisini güçlendirdiğini söyler. Ölme korkusuyla konuşmamayı değil; bu korkudan bir dil, söz kurmayı tercih ettiğini belirtir. İşte benim için de yazmak en temelde -yazdığım öykü, inceleme, eleştiri vb. her ne olursa olsun- sessiz kalmama; sessizliklerden, suskunluklardan doğru dile gelme, buralardan bende kalanları dile getirme arzusu demek. Türlü şekilde ve kumaşla dokunmuş kalın sessizlik perdesini aralamak anlamına da gelen bu yaratıcı eylem/hamle epeyce vaatkâr.</description><pubDate>Sun, 07 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12472</g:id><g:gtin>12472</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/chatgpt-image-4-haz-2026-13-51-13.png</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12471/kadinlarin-birbirine-gecisi-sonsuza-dek-emily-uzerine</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12471/kadinlarin-birbirine-gecisi-sonsuza-dek-emily-uzerine</link><title>Kadınların Birbirine Geçişi: Sonsuza Dek Emily Üzerine - Alâra Kuset</title><description>Kadınların kendi deneyimlerinden, benliklerinden çıkıp; başka bir kadının deneyimini içine çekmesi sahiden de çok sık karşılaşılan bir şey maalesef (iyi ki mi demeli?). Bunu “kadınlık deneyimi”nin ortaklığıyla açıklayabiliriz. Elbette her kadının yaşadıklarının ortak olduğunu iddia edip bu ‘yaşantıların’ biricikliğini ve özgünlüğünü yok saymıyorum, ancak hetero-patriyarkal bir toplumda yaşayan kadınların deneyimlerinin sık sık ortaklaştığını gözlemlemek güç olmasa gerek. Bunun temelindeki en büyük sebeplerden birinin ise bu hetero-patriyarkal toplumun yarattığı yapısal şiddet olduğunu söyleyebiliriz. Peki, geçtiğimiz ocak ayında Tetes Kitap tarafından yayımlanan Maria Navarro Skaranger’in Sonsuza Dek Emily kitabını bu bağlamda nasıl düşünebiliriz?</description><pubDate>Sat, 06 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12471</g:id><g:gtin>12471</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/31aa6b08b7l.jpg</g:image_link></item><item><guid isPermaLink="true">https://birikimdergisi.com/guncel/12470/guvencesizligin-uc-yuzu-ve-siyasetin-yeni-sinavi</guid><link>https://birikimdergisi.com/guncel/12470/guvencesizligin-uc-yuzu-ve-siyasetin-yeni-sinavi</link><title>Güvencesizliğin Üç Yüzü ve Siyasetin Yeni Sınavı - Guy Standing</title><description>Prekarya kısa süre önce sözünü söyledi, fakat yorumcular bunu fark edemedi. Daha doğrusu, siyasal müesses nizam bugünün kitlesel “işçi sınıfını” –güvencesiz çalışma koşulları, istikrarsız gelirleri ve bizzat devletle giderek kırılganlaşan ilişkisiyle tanımlanan bu sınıfı– “tehlikeli” bir sınıf olarak görüyor. Bunun nedeni, bu sınıfın doğası gereği aşırılıkçı olması değil, geleneksel siyasal normları desteklememesidir. Bu sınıfın karakterini kavrayamamak, bütün merkez sol partilerin ondan destek devşirmekte başarısız olmasının merkezinde yer alıyor.</description><pubDate>Fri, 05 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate><g:id>12470</g:id><g:gtin>12470</g:gtin><g:brand>Birikim Dergisi</g:brand><g:image_link>https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/chatgpt-image-3-haz-2026-16-10-01.png</g:image_link></item></channel></rss>