Örneğin eğer Hitler II. Dünya Savaşı'nı kazansaydı, 1946’da çok partili yaşama adım atacak mıydık? Keza 21. yüzyılın hemen başında eğer Avrupa Birliği bir demokrasi ve insan haklarına saygı odağı olarak çevresindeki ülkeleri etkilemeseydi, anadilde yayın hakkının tanınması, düşünce özgürlüğünün, toplantı ve gösteri hakkının genişletilmesi, askerin siyaset üzerindeki vesayet yetkilerinin daraltılması, ölüm cezasının kaldırılması, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kapatılması, azınlık haklarının genişletilmesi gibi reformlar muhtemelen gerçekleşmeyecekti. Halen içinde bulunduğumuz, güçlü ülkelerin hak-hukuk tanımadığı, tehcir ve ilhak politikalarının yeniden canlılık kazandığı bir dönemde, dış etkilerin Türkiye demokrasisini desteklemeyeceği de çok açık sanırım.
AfD’nin Nazilerle olan benzerlikleri bununla sınırlı değil elbette. Almanya’da Naziler ve Hitler ile ilgili her türlü söylem suç sayılmasına rağmen AfD seçim çalışmasında gayet cesur bir şekilde Nazileri işaret eden bir siyasi dil geliştiriyor. Örneğin Nazilerin siyasi propaganda araçlarından biri olduğu için bugün Almanya’da yasak olan ve suç sayılan “Alles für Deutschland” (Her Şey Almanya İçin) sloganı AfD tarafından yeni bir formda dolaşıma sokuldu: “Alice für Deutschland” (Almanya için Alice). Bu slogandaki “Alice” AfD’nin lideri Alice Weidel’dan başkası değil. Nasyonal Sosyalistlerin propaganda geleneğini sürdürme gayretleri seçim çalışmalarında da karşımıza çıkıyor.
Nasıl ki Hitler'i destekleyen ve öfkesini iktidarı ile paylaşmaya gönüllü kitleler oluşmuşsa, iktidara geldikten sonra Quijote'un da çevresini Sancho Panza gibi oportünistler, içi şiddet dolu kalabalıklar saracaktır. İkisi de şiddeti, bir düşünsel anlayışı gerçekleştirmek için olumlar. Nasıl ki Hitler için şiddet ve ideoloji karşılıklı olarak birbirini güçlendiren etmenlerse Quijote için de öyledir.
Savaşlar, sadece savaş sırasında insanların psikolojisinin bozulmasına neden olmuyor. Yenilenlerin de adil bulacağı barış anlaşmalarıyla sonuçlanmayan savaşlar ve çatışmaların kötü anıları lanetli bir miras olarak gelecek nesillere aktarılıyor. Erasmus, Deliliğe Övgü’de “Savaş insanlara değil, insanlıkla ilgisi olmayan canavarlara yakışır,” demiş. Bu benzetme biraz abartılı bulunabilir, ancak savaşın insanları canavarlaştıran ortamlar yarattığı tespitine sanırım daha az itiraz olur.