Erdoğan Özmen’i Yazmak - “Psikanaliz, Politika ve Diğer Şeyler”
7 Nisan 2026 Salı
Erdoğan Özmen, psikanalizi, psikiyatrinin imkânlarını, siyaseti ve felsefeyi birlikte düşünme ısrarının bu ülkedeki gösterişsiz temsilcilerinden biriydi. Aynı zamanda her yazısında, her konuşmasında, her sohbetinde politik bir sorumluluk üstlenen; kelimenin sahici anlamıyla devrimci bir insandı. İnsan her zaman düşündüğü gibi davranamaz; sözleriyle, tavrıyla, ilişkileriyle bütünüyle tutarlı kalmak kolay değildir. Erdoğan’ı ayrıksı kılan şeylerden biri buydu: aceleci değildi. Ağır ağır düşünür, ağır ağır konuşur, bazen bir cümlenin sonunu dakikalarca getirmez, bazen soruya hemen cevap vermez; önce düşünmesi gerektiğini söylerdi. Her konuya atlamazdı. Onun sahiciliğinden, gerçekliğinden ve belki en çok da tutarlılığından etkilenmemek mümkün değildi. Eğitimlerinde de konuşmalarında da hiç acele etmezdi; muhtemelen seanslarında da karşısındakini hızlandırmaya çalışmazdı. Erdoğan zamanı yavaşlatabilen nadir insanlardan biriydi.
Mahir Çayan Kitabı Üzerine Değinmeler
7 Nisan 2026 Salı
Dipnot Yayınları İbrahim Kaypakkaya Kitabı, Behice Boran Kitabı, Hikmet Kıvılcımlı Kitabı başlıklı kitaplar çıkararak sosyalist hareketin önderlerinden bazılarının fikirlerinin, tartışmalarının ve biyografik bilgilerinin bir kez daha bilince çıkarılmasına, gündeme gelmesine aracı olmuştu. Mahir Çayan Kitabı da, bu serinin hazırlıkları neredeyse on yıl öncesinde tamamlanmış ama basımı bugünlere kalmış bir parçasıydı ve dikkatli okurun gözünden kaçmayacağı üzere basımı da geçen yılın sonbaharında tamamlanmıştı. Böylelikle Mahir Çayan Kitabı, 2015 basımı İbrahim Kaypakkaya Kitabı’ndan yaklaşık 11 yıl sonra, Mart 2026‘da dağıtıma girdi ve eşzamanlı olarak araya başka pek çok tartışma da girdi.
Alexander Kluge ve Eleştirel Teori (II): Tarih ve İnat
6 Nisan 2026 Pazartesi
Tarih ve İnat, mensubu olduğu geleneğin yazı biçimine bir yenilik getirir. Pek çok görsel açıklama barındıran bu çalışma, bilimsel diyagramlar, seçilmiş el yazmaları, tanıtım için çekilen fotoğraflar (film stills) ve taslakları kapsar. Bazıları metnin bizzat devam ettiricisi olarak işlev görürken bazıları yazıdan uzaklaştırılmıştır. Görseller yazı ile iç içe geçer ve tarih veya tarih-öncesi olarak zamansallaştırılan görseller şimdiyle mübadele içine girer. Bir önceki yazıda vurgulanan kümelenmenin yanında Walter Benjamin’in montaj formülünü N&K nasıl kullanmıştır? Saydam bir kritik olarak montaj, farklı çelişkilerin görünmezleştiği çağdaş bir fotoğraf ilişkisi yerine kültür kategorilerinin ve şeylerin yüzeysel görünümlerini ortaya çıkarır; bu ağı parçalar.
Lübnan’da Hizbullah’ı Bahane Eden Siyonist Yayılmacılık
6 Nisan 2026 Pazartesi
Hizbullah, İran devletine bağlılığını hiçbir zaman gizlemedi. Partinin merhum genel sekreteri Hasan Nasrallah –İran modeline uygun biçimde partinin örgütlenmesinde de belirleyici olan teokratik kaideye göre bir din adamıydı– bir keresinde açıkça şöyle övünmüştü: “Biz Fakihin Velayeti’nin Partisiyiz.” (Arapçada Vilayet el-Fakih.) Bu, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu babası Ruhullah Humeyni tarafından sistemleştirilen köktenci-teokratik bir doktrindi. Humeyni bir büyük ayetullahtı; yani On İki İmamcı Şiiliğin (Şiiliğin ana kolunun) en yüksek dereceli din adamlarından biriydi. Aynı zamanda İslam peygamberinin soyundan geldiği iddia edilen milyonlarca kişiden biriydi; bu soy, Humeyni’nin halefi Hamaney’de ve Nasrallah’ın kendisinde de görüldüğü üzere, din adamları arasında kara bir sarıkla ayırt edilir. Beyaz sarık takan diğer din adamlarından bu yönüyle ayrılırlar ve “seyyid” unvanını taşırlar.
Yavaşlık, Hız ve Haz…
5 Nisan 2026 Pazar
Dijital ekranda parmakla kaydırma hareketi, belki de çağın en karakteristik jesti. Bir içeriği henüz anlamaya başlamışken bir sonrakine geçmek, düşüncenin kök salmasına, anlam üzerinde oyalanmaya fırsat tanımıyor. Bu hız, zihni sürekli uyararak canlı tutuyor gibi görünse de aslında onu yüzeyselliğe mahkûm ediyor. Her şey görünür ama hiçbir şey gerçekten “görülmez” hale geliyor. Akın’ın sözünü ettiği “durup anlama” hâli ise tam da bu yüzden kayboluyor çünkü durmak, sistemin akışına karşı bir direnç gerektiriyor. Bu bağlamda dizeler, modern insanın, dikkat ekonomisi içinde nasıl parçalandığını da ima ediyor denebilir.
Rüyadan Uyandıran Gerçek: Erdoğan Özmen’in Ardından
4 Nisan 2026 Cumartesi
Yakın zamanda kaybettiğimiz değerli Erdoğan Özmen, klinik yaklaşımlarında kavram ve bağlam dengesini sürekli dengede tutmaya çalışırdı. Örneğin Freud veya Lacan’ın yapıtına eğilirken güncel zamanın yarattığı ruhsal tabloyu aklından çıkarmazdı. Böylece onun klinik ortamı teori ve pratiğin kesiştiği bir mekâna dönüşürdü. Genel ile yerel arasında bazen âni geçişler yapardı. Kendisine danışanların da gerçekliğini muhtemelen ne çok uzaklarda ne de hemen dibinde arardı. Rüyada Uyanmak (İletişim, 2012) kitabının her sayfasında bu bağdaşıklığı fark edebiliriz.
Bir Hayalet Çalışması veya “Gündüz Apollon Gece Athena”
3 Nisan 2026 Cuma
Fakat tüm bu (tekinsiz) ötekine, yani biz olmaya karşı geliştirilmiş onca savunma ve kaçış mekanizmalarına, korunaklılığa, anksiyetik duvarlara, bazen “terörle mücadele” bazen pandemi ve “halk sağlığı” bahanesiyle sokaklardan alıkonulmalara rağmen, Defne’nin başına bir şey gelir. Toplumsal bir gösteride Defne’nin kafasına gaz fişeği gelir, yani “güvenlik güçleri”nin aldığı güvenlik tedbirleri sebebiyle güvenliği sarsılır.  Neticede bu çivisi çıkmış dünyanın tarihi aynı zamanda muktedire karşı gelen insanların ve onlara bazen katlederek müdahale eden muktedirlerin tarihi. Ve üstelik Defne nekropolitik bir zamanda, doz doz veya kitlesel olarak ölümün yaşama zerk edildiği bir çağda, güvenli değil güvenlikleştirilmiş bir dünyada yaşar.
Tiranlıkla Sessizlik Arasında: Arap Toplumlarındaki Çürümeyi Anlamak
2 Nisan 2026 Perşembe
Arap coğrafyası yalnızca münferit krizlerle karşı karşıya değil; kültürel içe kapanmanın, denetimsiz iktidarın, tereddütlü seçkinlerin ve artık anlamını yitirmiş, geçerliliği tükenmiş ideolojilerin on yıllar boyunca birikmesiyle oluşmuş derin bir yapısal çöküşün içine sıkışmış durumda. Toplumlar, kendini sürekli yeniden üreten bir kısır döngünün pençesinde: merkezî iktidar çoğulculuğu bastırıyor, seçkinler sessizlik ile suç ortaklığı arasında gidip geliyor, siyasal söylem ise kutuplaşma içinde parçalanarak gerçek diyalog ve reform için neredeyse hiç alan bırakmıyor. Çürüme sistemik, gerileme yöntemli, sonuçlar ise geniş kapsamlı.
Kıyının Altına Gömülen Şehir: İzmir
1 Nisan 2026 Çarşamba
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Kordon’a yeraltı otoparkı yapılabileceğine ilişkin açıklamaları, kentin ulaşım politikalarındaki temel bir çelişkiyi açığa çıkardı. Tugay, “Şehir merkezine daha fazla araç getirelim, onlara otopark bulalım, onlara yollar, tüneller açalım demeden önce biraz düşünelim” diyerek otomobil odaklı anlayışa mesafe alırken, kısa bir süre sonra Alsancak Kordonu’na yaklaşık 4 bin araçlık bir yeraltı otoparkı yapılmasını savundu. Ortaya çıkan bu tablo, İzmir’de ulaşım kararlarının hangi ilkeye göre belirlendiğini tartışmalı hale getirdi. Bu nedenle mesele, tek tek proje tercihlerini aşan daha geniş bir planlama mantığı içinde ele alınmalıdır.
Alexander Kluge ve Eleştirel Teori
31 Mart 2026 Salı
Suhrkamp Verlag 23 Mart’ta Alexander Kluge’nin vefat haberini duyurdu. Böylece, 2024’ten itibaren Eleştirel Teori’nin İkinci Kuşak düşünürlerinden bir kişi daha eksildi - diğer düşünürler Oskar Negt, Claus Offe, Hans-Georg Backhaus ve Jürgen Habermas’tır. Almanya’nın savaş sonrası (kabaca 1950’li yıllar ve sonrası) deneyimine damga vuran bu isimleri bir araya getiren geleneğin Frankfurt Okulu olduğu söylenir ancak bu ifade çoğunlukla öylesine belirsizdir ki örneğin bu isimleri ilk kuşağın kültür eleştirmeni Leo Löwenthal veya ekonomi alanında eserler veren Friedrich Pollock ile yan yana getiren anlayışın ne olduğu açıklanmaz veya açıklanamaz. O halde şu iki soru meşrudur: i) Eleştirel Teori ifadesi ne anlama gelir? Sınırları, kapsamı, yordamı vb. nedir? ii) Eleştirel Teori’nin farklı kuşakları arasında (örneğin birinci ve ikinci kuşak arasında) bir süreklilik var mıdır?
Şiir Eleştirisi için Topolojik Hipotezler
29 Mart 2026 Pazar
Mevcuttaki bütün şiir-edebiyat eleştirisini dekadansla itham etmek çok saçma ve gerçek dışı olacaktır zaten. Ancak bu, şiir ve eleştirinin mevcut tablosu içinde dekadansın önemli bir yer tuttuğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Sahiciliği, gerçekliği ve poetik inkişafı ketleyici özellikler gösteren her eleştirel aktiviteyi ya “gerici” anlayışların ya da dekadansın bir parçası olarak tespit etmek mümkün. Poetik ve eleştirel bilinçten yoksun bir şair, modern şiire dahil olamamıştır dememiz fazla acımasız bir yargı olabilir. Ama bilinç düzeyine gelememiş bir sezgiyle bile olsa en azından modern şiirin tarihsel karakteristiği hakkında bir kanaat ve farkındalığa sahip olmalıdır. Buysa şairi az veya çok eleştirel bir konuma getirir. Ünal da “şairin sadece kendi yazdığı şiirin farkında oluşu bile eleştirinin bir gereğidir” derken buna işaret eder.
“Yaraya Sarılmak Gerekir”
25 Mart 2026 Çarşamba
Kolektif ve politik şiddeti mümkün kılan tarihsel-toplumsal zemin çözüldüğünde, bu çözülme o kolektifin parçası olmuş öznenin iç dünyasında nasıl bir çözülme yaratır? Eğer kolektif politik şiddetin yerini parçalı, kişisel ve çoğu zaman intikamı hedefleyen eylemler alıyorsa, hâlâ politikadan söz edebilir miyiz? Ayşegül Devecioğlu, ilk romanı Kuma Daireler Çizen’de bu sorulara yönelik cevapları için girizgâhlar yapmıştı. Onun devamı olan Gülün Hayaleti’nde bir adım daha atıyor, bir bakıma, kumda çizdiği dairelerin içinde ve dışında bıraktıklarını netleştiriyor. 12 Eylül’le birlikte devrimci mücadelenin çözülüşünün, yenilginin ve suçluluk duygusunun devrimcilerin hayatlarında nasıl tortulaştığını, politik polisiyenin imkânlarına başvurarak göstermeyi sürdürüyor.
Kurtuluş: Bilge Köyü’nden Alegoriye
24 Mart 2026 Salı
Kurtuluş, artık gündemden düşmüş olan koruculuk meselesini tartışmaya açması ve neredeyse felaketlerin süreklileşmesi sebebiyle toplumsal hafızamızdan silinmeye yüz tutmuş Bilge Köyü katliamını geri çağırması bakımından önemli bir yerde duruyor. Ancak filmin sözünü söyleme aceleciliğiyle alegorinin genelleyici diline sığınması bu tarihsel malzemenin ağırlığını geri plana itiyor. Film, hikâyenin derinleşmesine daha fazla alan açabilseydi, hem politik söz daha berrak bir şekilde kurulabilir hem de izleyicide daha kalıcı bir etki bırakacak bir anlatı mümkün olabilirdi.
Bir Yaşamdan Geriye Kalan
23 Mart 2026 Pazartesi
Belki de insan, kendi hikâyesini anlamlandırırken o geriye bakış anında kendisine eşlik edecek bir "öteki"ne, bir tanıklığa muhtaçtır. Bu tanıklığın en büyük emaresi ise kapsanmaktır. Erdoğan Özmen’in metinlerinde okuyucunun satır aralarında deneyimlediği histir bu. Bu kapsayıcı atmosferde; saldırgan ve yıkıcı dürtülerin, yaşamsal bir alana taşınması süreci filizlenirdi. İşte o noktada Melanie Klein’ın bahsettiği o büyük dönüşüm gerçekleşir: Haset, şükrana dönüşür. Mesele artık terk edilmek değildir; sevilen nesnenin varlığını iç dünyaya almak, onu orada yaşatırken onun sayesinde yeniden doğmaktır.
Erdoğan Özmen'in Ardından
21 Mart 2026 Cumartesi
Erdoğan Özmen'i (1959-2026) kaybettik. Psikanaliz üzerine düşünmeye ve psikanalizle düşünmeye verdiği emek, muazzamdı. Topluma, hayata, insanlara psikanalizin bilgisiyle ve sezgisiyle bakışıyla, bir ufuk açtı. Şefkatiyle, içtenliğiyle, ilgisiyle... bir hekimin bizzat şifa olmasının canlı örneğiydi. Birikim'in mutfağında onunla çalışmak mutluluktu. Unutulmayacak bir iz bıraktı.
Dijital Katranlı Tüy Çağı: Görünürlüğün Ceza Rejimi ve Arşiv İktidarı
21 Mart 2026 Cumartesi
Dijital çağda teşhirin yapısı köklü biçimde değişmiştir. Sabitleme artık bedensel değil, arşivseldir. Ve arşiv, zamana direnir. Dijital kamusal alan başlangıçta demokratikleşme vaadiyle ortaya çıktı. Görünürlük, ifade özgürlüğünün genişlemesi olarak sunuldu. Ancak görünürlük aynı zamanda kalıcı kayıt üretir. Dijital sistemler insan hafızasından farklı olarak silme ve unutma mekanizmasına sahip değildir. Platformlar, arama motorları ve veri tabanları kaydetmek ve indekslemek üzere tasarlanmıştır. Bu teknik altyapı yalnızca iletişim biçimlerini değil, kamusal yargının niteliğini de dönüştürmektedir. Anlatı, kanıtın önüne geçebilmektedir. Çünkü dijital çağda hız, doğrulamanın önüne geçer. İnsan zihni belirsizliği taşıyamaz; belirsizlik kaygı üretir. Kaygı ise anlam talep eder.
“Doğu’da Hayat Ucuzdur”: Belirsizlikler Çağı’nın Jeopolitik Kodları
19 Mart 2026 Perşembe
Ancak son dönemde ortaya çıkan “Yeniden Batılılaş(tır)ma” eğilimi, bu meydan okumaları bastırmayı, Batı-merkezli küresel düzeni korumayı ve kapitalizmin yaşadığı yapısal krizi aşmayı amaçlıyor. Bu çerçevede, Marco Rubio’nun yukarıda bahsi geçen konferansta yeni bir “Batı Yüzyılı” inşa etmek için dinamik bir ruha ihtiyaç olduğunu vurgulaması; Batı’nın diğer medeniyetler üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesi gerektiğine işaret etmesi; kritik mineraller ile tedarik zincirlerini kontrol etmenin ve Küresel Güney’deki pazarları kazanmanın önemine dikkat çekmesi, Walter Mignolo’nun “yeniden Batılılaşma” tespitleriyle paralellik gösteriyor.
İran: Savaş Üstüne İlk Notlar
18 Mart 2026 Çarşamba
Şu noktadan sonra İran'ın (mevcut yapısıyla) her şeyden önce zaman kazanmak için filmi yakmaktan, yâni muhâtaplarına içinden çıkılmaz bir mâliyet problemi çıkarmaktan (çıkarabileceğine onları iknâ etmekten) başka elinden bir şey gelmez sanırım. Batı, bu mâliyeti üstlenecekse sonuç hızla yayılan bir bölgesel savaş olur, dilerim iş oraya varmaz. Diğer olasılık rejimin, devleti tedrîcî terki, belki. O da mevcut yapıyla bütünleşik çıkar ağları ve sübvansiyon ekonomisinde, dahası güçlü merkezkaç kuvvetlerin etkisinde iç savaş çıkmadan nasıl olacak, bilmiyorum. Hele suikastlar sürerse bu ağlarla nasıl ilişki kurulacak da geçiş –o da belki– yumuşak sağlanacak. İki ucu pis değnek.
Tavşan İmparatorluğu’nda Hegemonya ve Direnişin Mikrokozmosu
16 Mart 2026 Pazartesi
Musa, tazı yarışları ve şiddet ekonomisinin mantığını içselleştirmediği gibi yarıştan kaçan tavşanları gizlice kurtarır, ormana konmuş kafesleri parçalar, tavşanların yaraları varsa iyileştirir ve bakımlarını üstlenir. Bu eylem küçük görünebilir, ancak anlamı büyüktür. Musa’nın tavşanları kurtarma çabası, şiddet-eğlence ekonomisine katılmayı reddeden bir etik-ilkesel karşı harekettir. Bu hareket hegemonik düzenin herkes tarafından içselleştirilmediğini, direnişin her zaman büyük isyanlar şeklinde ortaya çıkmadığını, bazen küçük, sessiz ve kırılgan oluşumlar şeklinde başladığını gösterir. Musa’nın küçük direniş hareketi hegemonyanın kırılganlığını temsil eder. Ve en önemlisi, çatlak varsa bunun büyüyebileceğinin ihtimali de vardır.
İran Meselesi İklim Meselesi mi? - Karbon Emperyalizmi
13 Mart 2026 Cuma
İklim meselesi bize tekelleşen fosil yakıt tüccarları ile halkın erişebildiği geleneksel yakıtlar arasında bir savaş olduğunu anlatıyor. Venezuela ve İran saldırısı ise bu savaşın askeri boyuta evrildiğini gösteriyor; 28 Şubat’ta başlayan savaşta bu cephede İsrail ve ABD yok. ABD üsleri ile savaşa hizmet eden petrol tüccarı ülkeler de var. İran meselesi ABD’nin iddia ettiği gibi bir nükleer silah sahip olma meselesi değil. Daha çok dünyanın karbonsuzlaşma (decarbonization) zorunluluğu karşısında daha çok karbonlaşma (recarbonization) çabasının bir tezahürü. Daha keskin söyleyecek olursak karbon emperyalizminin bir yansıması. Bunu anlamak için petrol ve gazın son 10 yılına keskin bakış atmak, sonuç çıkaracak resimler çekmemiz gerekiyor.
Dargeçit ve Umut
12 Mart 2026 Perşembe
2024 yılından bu yana yalnızca özel gösterimlerle izleyiciyle buluşan Dargeçit belgeseline artık online bir platformda kolaylıkla erişilebiliyor. Film, Anıl Olcan’ın Aşikâr Sır sergisinde de yer alan, zorla kaybedilenlerin vesikalık fotoğraflarını mermere basma görüntüleriyle açılıyor. İçlerinden bir çocuğun, Davut Altınkaynak’ın, 12 yaşında gözaltında kaybedilmesine kadarki kısa yaşamını belgeleyen tek fotoğraftaki yüzü, beraberinde gelen kalp sıkışıklığıyla birlikte hafızamıza yerleşiyor. Berke Baş yönetmenliğindeki belgesel her ne kadar izleyene acıyı boca etmekten imtina eden, kaydını tuttuğu gerçekliğin öznelerini gözeten süzgeçlerden geçmiş bir iş olsa da, buradaki tanıklığın ağırlığı anlatının ihtimamını delip geçiyor.
Şok ve Dehşet Stratejisi: İsrail Ortadoğu’yu Nereye Sürüklüyor?
11 Mart 2026 Çarşamba
İsrail’in stratejisi gerçekten de ardı ardına gelen bir “şok ve dehşet” harekâtı gibi görünüyor. Şu anda hedefte İran var, ancak verilen mesaj bütün Ortadoğu devletlerine yönelik: İsrail’in bölgesel hegemonya arayışına ya da Filistin’de yürüttüğü etnik temizliğe karşı çıkmaya kalkışmayın. İlk hedefe ulaşılması, ikinci hedef için İsrail’e gerekli dokunulmazlığı sağlayacaktır: tarihçi Benny Morris’in, Ben-Gurion’u 1948’de bütün Filistinlileri bölgeden sürmemekle eleştirirken “tarihsel bir hata” olarak gördüğü şeyi düzeltmek. Bezalel Smotrich’in 2021’de Knesset’teki Filistinli üyelere söylediği gibi: “Burada bulunmanızın tek nedeni Ben-Gurion’un işi bitirmemiş olmasıdır.” Hükümetin ve genel olarak siyasi elitin gözünde, şimdi o işi tamamlamanın zamanı gelmiş gibi görünüyor.
Sahiplik Çağı: Gezegen Kimin? -  Antroposen’de Hakikat, Mülk ve Aidiyet
11 Mart 2026 Çarşamba
Antonio Gramsci, eski dünyanın öldüğü ama yenisinin henüz doğamadığı bu ara dönemleri interregnum olarak tanımlar ve bu zamanların “canavarlarla dolu” olduğunu söyler. Canavarlar burada birer istisna değil, belirsizliğin normalleştiği anların ürünüdür. Bugün Antroposen’de karşı karşıya olduğumuz şey de tam olarak budur: Eski düzenin kavramlarıyla konuşmaya devam eden, ama yeni bir etik, yeni bir sorumluluk dili kuramayan bir dünya. Gezegenin mülk gibi konuşulması, hakikatin ilanla yer değiştirmesi ve tehdidin kalıcı bir yönetim tekniğine dönüşmesi, bu canavarların çağdaş biçimleridir. Canavar artık yalnızca bir figür değil; dilin kendisidir.
Savaşın Gölgesinde Halef Seçimi: İran’ın Önündeki Yol Ayrımı
9 Mart 2026 Pazartesi
Bunlar, şu anda İran halk temsilcilerinin kendilerine sordukları sorular. Öncelikle şunu belirtmeliyim: herkes için ve her zaman doğru bir karar yok. Karar doğası gereği yanlış olma ihtimaline rağmen verilir. Kesinliğin olduğu yerde karar almanın manası yoktur. Her kararın artıları ve eksileri var. Bakış açısına göre, aynı karar bir taraf için iyi, diğer taraf için adaletsiz, yanlış ve kabul edilemez olabilir. ABD ve İsrail için, Mücteba Hamaney’in İran’ın bir sonraki devlet başkanı olarak seçilmesi belki de en doğru karar; bu karar sürekliliği işaret ediyor, yeni liderin uluslararası sözde gözlemcilerin gözünde, öldürülen babayla özdeşleşmesini sağlıyor. Bu özdeşleşme ise, kamuoyunun İran’a karşı önleyici bir savaşı meşrulaştırmak için kullanılan ve kullanılmaya devam edilen eski nükleer silahlandırma politikası çerçevesinde düşünmesini tetikliyor.