Okullarda Şiddet Gizli Müfredatın Çıktısı mı?
27 Nisan 2026 Pazartesi
Okullarda üst üste yaşanan şiddet olaylarından sonra özellikle eğitim-öğretim ortamlarındaki şiddet gündem oldu. Şiddet sorunu üzerine doğal olarak pek çok şey söylenebilecek, yine sayısız öneri, tanım ve değerlendirmede bulunulacak; şiddetin önlenmesi için de kimi makul, isabetli; kimi irrasyonel, mantık dışı birçok öneri gündeme taşınacaktır. Fakat baştan söylemek gerekir ki çoğu tartışma salt “okullarda şiddet” in önlenmesi dar kadrajı üzerinden yapılacağı ve sevgili Rakel Dink'in “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!” dediği asıl derin gerçeklik ıskalanacağı için, bu öneriler hep kadük olacaktır. Biliyoruz ki şiddet, tek tip bir olgu biçiminde karşımıza çıkmıyor; hem biçimleri hem de taşıdığı anlamlar açısından çeşitlilik gösteriyor. Özellikle gençlik şiddetini anlamak için birkaç farklı mantıktan söz edilebilir.
Kültürel Ürünleri Felsefeyle Düşünmek: Masumiyet Müzesi’nde Eşyalarla Kurulan Gerçeklik
25 Nisan 2026 Cumartesi
Ancak Kemal’in bilinci bu anlamı yalnızca kurar mı? Hayır, aynı zamanda sınırlar. Hangi anının hatırlanacağına, hangisinin silineceğine, hangi duygunun öne çıkacağına karar veren bu bilinç, giderek özgür ve “masum” bir farkındalık olmaktan çıkarak seçici bir kurgu mekanizmasına dönüşmeye başlar gibi görünür. Orhan Pamuk yazım yapısı tercihlerinde de  Kemal’in bu bilincini somutlaştırır: Numaralı listeleme (akışı keser, deneyimi parçalara ayırır, anlatıyı katalog haline getirir), antropolog benzetmesi (gözlemler, mesafe koyar, sınıflandırır ve anlam üretir) ve küçük şeylerin (gündelik eşyalar, sigara izmaritleri…) geçmişin anlam taşıyıcıları olarak ritmik ve sistematik şekilde tekrarlanması...
Türk Tabipleri Birliği Seçim Sürecinde
23 Nisan 2026 Perşembe
Türkiye’de son yıllarda özelinde TTB, genelinde tüm meslek örgütlerine yönelik söylem ve düzenlemeler bu eğilimle ilişkilidir. COVID-19 pandemisinin yaşandığı bir dönemde dahi hekimlerin meslek örgütünün muhatap alınmaması, “siyaset yapıyor” diyerek etiketlenmesi, kapatılmakla tehdit edilmesi, tüm dünyada kabul edilen bir gerçeklik olan savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade ettiği için yöneticilerinin gözaltına alınması ve hemen her seçim döneminde siyasi iktidarın uzantısı haline getirilme çabası bu başlık altındasayılabilecek kimi yaklaşım ve girişimlerdir.
Bilim ve Vicdan Arasında: Güç, Sorumluluk ve İnsanlık
21 Nisan 2026 Salı
The Birdman of Auschwitz kitabından bahsedeceğim öncelikle. Bu kitabı okurken, sözünü ettiğim o ince çizginin çoğu zaman beklenmedik şekillerde aşıldığını fark ettim. Bu metin yalnızca tarihsel bir anlatı değil, aynı zamanda insanlık, etik ve bireysel sorumluluk üzerine derin bir sorgulama sunuyor. Holokost’un unutulmaması gereken derslerini hatırlatırken, beni özellikle insanların bu süreçteki rolleri üzerine düşünmeye itti. Bu dersleri bugün de farklı bir açıdan hatırlamamız gerektiğini de buraya not düşeyim. Okuma süreci boyunca en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, insanların en zor koşullar altında nasıl davrandıklarıydı.
Akira Mizubayashi’nin Unutulmaz Süit'i Üzerine
19 Nisan 2026 Pazar
Kendim de bir müzisyen olduğum için konusu müzik olan romanlara hep ilgi duymuşumdur. Son beş yılda Akira Mizubayashi’nin Yapı Kredi Yayınları’ndan Türkçeye çevrilen üç romanını da okudum. Mizubayashi, müziği romanlarında çok güzel işleyen bir yazar. Öyle ki, onu okurken çoğu zaman metinlerin melodisini de duyar gibi oluyorum. Benim kalem oynatırken yapmak istediğim de aslında bu ama işin doğrusu çekiniyorum da. Çünkü böyle bir işe kalkışmanız için sadece müzik hakkında birikimli olmanız yetmiyor, aynı zamanda yazı konusunda da usta olmanız gerek.
Okul Saldırıları İnfiali ve Yarattığı Sis
17 Nisan 2026 Cuma
Odasından çıkmamakla, oyundan başını kaldırmamakla suçlanan çocuklar daha yürümeden tablet kullanabilmesiyle övünülen çocuklar. Bir bozulmadan söz edilecekse uzun ve denetimsiz ekran süresi, şiddet içerikli oyunlara ve dizilere maruz kalma konularında bilimsel uyarılara kulak asmayan, bakım mesaisini ekranlara devretmiş ebeveynlik pratikleriyle ilgilenmekle başlanabilir. Üstelik çoğu durumda bu tutumlar da bireysel bir tercihten çok ebeveynin de karşı karşıya olduğu yapısal zorlanmalardan doğuyor ve bu zorlanmaların çocuğun gündelik yaşamında sayısız tezahürü var. Çocuklar yükü yalnızca yetişkinlerde gibi görünen tüm toplumsal krizlerin orta yerindeler. Bazılarından koruyabilmek için onları sokaklardan da çektik.
Başka bir Modernite Mümkün mü? Çayanov’un Köylü Ütopyası
16 Nisan 2026 Perşembe
Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati Çayanov’un 1920 yılında Moskova Tarım Bilimleri Enstitüsü başkanıyken İvan Kremnev takma adıyla Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nde (RSFSC) yayımladığı –adı üstünde– bir köylü ütopyasıdır. Bu kısa metin erken Sovyet döneminde kalkınma, modernleşme ve kolektif yaşam üzerine yürütülen tartışmaların tam ortasında duran oldukça özgün bir düşünsel müdahaledir. Kitabın önemini anlamak için öncelikle dönemin Sovyet Rusya’sını ve Çayanov’un kuramsal hattını değerlendirmek yerinde olacaktır çünkü bu yıllar RSFSC’nin olağanüstü kırılma döneminde şiddetli iktisadi ve toplumsal tartışmalara da sahne olmuştur.
Deli Dumrullara Alışmak
15 Nisan 2026 Çarşamba
Salgın döneminden itibaren sadece fiyat algımız bozulmadı. Artık neredeyse her şeyin “ücretlendirilmesini” normal karşılar hale geldik. Sahillerden ormanlara, şehirlerdeki yol kenarlarından evlerin önüne kadar uzanan geniş bir alan artık yalnızca ücretlendirilmiyor; aynı zamanda uzun kiralamalarla sermaye denetimine bırakılıyor. Kısa süre önce çıkarılan “milli parkların kiralanması” düzenlemesi bu sürecin açık bir örneğiydi. Benzer şekilde, son dönemde giderek daha fazla tartışılan maden ruhsatlarının artışı da sistemin yaklaşımını net biçimde ortaya koyuyor.
Erdoğan Özmen'e Dair
10 Nisan 2026 Cuma
Mustafa ne güzel özetlemiş. Ben üç kelime ile “Efendi, bilgili ve aydın bir insandı” diye ekleyeyim. Uzun yıllar ilgi alanı olan psikanalize sabırla odaklanan, sosyal sorumluluk taşıyan yazılar yazdı. Bir aralar ben de Birikim’de tek tük yazılar yazdım. “Sana komşu geldim!” dediydim, “Hoş geldin ağabey!” demişti. Tıp geleneğinde bir yaş büyük olsanız “ağabey” ya da “abla” olursunuz bizim memlekette. Sanırım kendisi pek anlamamıştı, ama onunla, yetişmesine ufacık da olsa katkıda bulunduğum, yazıları ile benden fersah fersah ileride olan bu önemli aydına komşu olmak bana gurur vermiştir.
Erdoğan Özmen’in Ardından
10 Nisan 2026 Cuma
Onu nasıl bilirdim? Düşündüğü, konuştuğu, yazdığı gibi bilirdim. Yazdıklarını okuyanlara, konuştuğu insanlara, sanki düşüncenin kendisine duyduğu saygıyı duyuyordu. Kolay kolay rastlanmayan bir tutarlılığı vardı. İnsana karşı, söze karşı, fikre karşı, dostluğa karşı bir özeni vardı. Sanki her şeyde temel ölçütü buydu: İncitmeyen, eksiltmeyen, küçümsemeyen, ama aynı zamanda gevşetmeyen, sulandırmayan bir tutum. Konuşması, yazdıkları, dahası varlığı; saygıyı, sevgiyi, düşünsel dürüstlüğü beslemek, büyütmek, iletebilmek kaygısıyla doluydu sanki. O, düşündüğü gibi konuşan, konuştuğu gibi yazan, yazdığı gibi yaşayan nadir insanlardandı.
8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nde Ortadoğu’ya Yeniden Bakmak
8 Nisan 2026 Çarşamba
İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi kamplarında, Avrupa’da yaşayan Romanlara karşı büyük “Porajmos” (Roma Holokost) soykırım yapıldı ama uzunca bir süre bu soykırım görmezden gelindi. Tüm bu sistematik ayrımcılığa, dışlanmaya ve yok sayılmaya karşın, özellikle Roman sivil toplum kurumları, aktivistlerin verdiği mücadele ve 8 Nisan 1971’de Londra’da toplanan Birinci Uluslararası Roman Kongresi Roman hakları konusunda bir ilerleme kaydetse de, bugün, hâlâ, Avrupa ve diğer batı ülkelerinde ayrımcılık ve dışlanma devam etmektedir. Diğer tarafta ise, yüz yıllarca süren göçebe zanaatkâr yaşam deneyimi, ayrımcılık ve sistematik dışlanma karşısında oluşturulan “Roman kültürel kimliği” ve bu kültürel kimliği korumak için dış dünyaya kapalı bir toplumsal yaşam stratejisi oluşturulmuş durumda.
Doğru Sözün Tahakkümü
8 Nisan 2026 Çarşamba
Bunun sanat tartışmalarındaki karşılığı açıktır. Bir sanatçıya ya da esere yönelen kolektif hüküm çoğu zaman estetik bir değerlendirmeden önce dil operasyonu içinden başlıyor. Bir roman örneği: Eserin kendisi üzerine konuşmak yerine, yazarın daha önceki bir açıklaması, bir imzası ya da ait olduğu varsayılan kimlik üzerinden problemli ilan ediliyor ve ardından roman artık okunmuyor, hakkında kurulmuş hazır cümleler tekrar ediliyor. Etik tahkikat denilebilir. Ya da bir film: Eserin ne yaptığı, hangi anlam katmanlarını açtığı tartışılmadan, önce filmin yeterince “hassas” olup olmadığına dair bir hüküm veriliyor, bazı adlar devreye sokuluyor, ardından o adların taşıdığı etik zorunluluk, böylelikle eserin etrafında dolaşan bütün anlam ihtimalleri bastırılıyor. Fikirler diyemiyorum.
Erdoğan Özmen’i Yazmak - “Psikanaliz, Politika ve Diğer Şeyler”
7 Nisan 2026 Salı
Erdoğan Özmen, psikanalizi, psikiyatrinin imkânlarını, siyaseti ve felsefeyi birlikte düşünme ısrarının bu ülkedeki gösterişsiz temsilcilerinden biriydi. Aynı zamanda her yazısında, her konuşmasında, her sohbetinde politik bir sorumluluk üstlenen; kelimenin sahici anlamıyla devrimci bir insandı. İnsan her zaman düşündüğü gibi davranamaz; sözleriyle, tavrıyla, ilişkileriyle bütünüyle tutarlı kalmak kolay değildir. Erdoğan’ı ayrıksı kılan şeylerden biri buydu: aceleci değildi. Ağır ağır düşünür, ağır ağır konuşur, bazen bir cümlenin sonunu dakikalarca getirmez, bazen soruya hemen cevap vermez; önce düşünmesi gerektiğini söylerdi. Her konuya atlamazdı. Onun sahiciliğinden, gerçekliğinden ve belki en çok da tutarlılığından etkilenmemek mümkün değildi. Eğitimlerinde de konuşmalarında da hiç acele etmezdi; muhtemelen seanslarında da karşısındakini hızlandırmaya çalışmazdı. Erdoğan zamanı yavaşlatabilen nadir insanlardan biriydi.
Mahir Çayan Kitabı Üzerine Değinmeler
7 Nisan 2026 Salı
Dipnot Yayınları İbrahim Kaypakkaya Kitabı, Behice Boran Kitabı, Hikmet Kıvılcımlı Kitabı başlıklı kitaplar çıkararak sosyalist hareketin önderlerinden bazılarının fikirlerinin, tartışmalarının ve biyografik bilgilerinin bir kez daha bilince çıkarılmasına, gündeme gelmesine aracı olmuştu. Mahir Çayan Kitabı da, bu serinin hazırlıkları neredeyse on yıl öncesinde tamamlanmış ama basımı bugünlere kalmış bir parçasıydı ve dikkatli okurun gözünden kaçmayacağı üzere basımı da geçen yılın sonbaharında tamamlanmıştı. Böylelikle Mahir Çayan Kitabı, 2015 basımı İbrahim Kaypakkaya Kitabı’ndan yaklaşık 11 yıl sonra, Mart 2026‘da dağıtıma girdi ve eşzamanlı olarak araya başka pek çok tartışma da girdi.
Alexander Kluge ve Eleştirel Teori (II): Tarih ve İnat
6 Nisan 2026 Pazartesi
Tarih ve İnat, mensubu olduğu geleneğin yazı biçimine bir yenilik getirir. Pek çok görsel açıklama barındıran bu çalışma, bilimsel diyagramlar, seçilmiş el yazmaları, tanıtım için çekilen fotoğraflar (film stills) ve taslakları kapsar. Bazıları metnin bizzat devam ettiricisi olarak işlev görürken bazıları yazıdan uzaklaştırılmıştır. Görseller yazı ile iç içe geçer ve tarih veya tarih-öncesi olarak zamansallaştırılan görseller şimdiyle mübadele içine girer. Bir önceki yazıda vurgulanan kümelenmenin yanında Walter Benjamin’in montaj formülünü N&K nasıl kullanmıştır? Saydam bir kritik olarak montaj, farklı çelişkilerin görünmezleştiği çağdaş bir fotoğraf ilişkisi yerine kültür kategorilerinin ve şeylerin yüzeysel görünümlerini ortaya çıkarır; bu ağı parçalar.
Lübnan’da Hizbullah’ı Bahane Eden Siyonist Yayılmacılık
6 Nisan 2026 Pazartesi
Hizbullah, İran devletine bağlılığını hiçbir zaman gizlemedi. Partinin merhum genel sekreteri Hasan Nasrallah –İran modeline uygun biçimde partinin örgütlenmesinde de belirleyici olan teokratik kaideye göre bir din adamıydı– bir keresinde açıkça şöyle övünmüştü: “Biz Fakihin Velayeti’nin Partisiyiz.” (Arapçada Vilayet el-Fakih.) Bu, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu babası Ruhullah Humeyni tarafından sistemleştirilen köktenci-teokratik bir doktrindi. Humeyni bir büyük ayetullahtı; yani On İki İmamcı Şiiliğin (Şiiliğin ana kolunun) en yüksek dereceli din adamlarından biriydi. Aynı zamanda İslam peygamberinin soyundan geldiği iddia edilen milyonlarca kişiden biriydi; bu soy, Humeyni’nin halefi Hamaney’de ve Nasrallah’ın kendisinde de görüldüğü üzere, din adamları arasında kara bir sarıkla ayırt edilir. Beyaz sarık takan diğer din adamlarından bu yönüyle ayrılırlar ve “seyyid” unvanını taşırlar.
Yavaşlık, Hız ve Haz…
5 Nisan 2026 Pazar
Dijital ekranda parmakla kaydırma hareketi, belki de çağın en karakteristik jesti. Bir içeriği henüz anlamaya başlamışken bir sonrakine geçmek, düşüncenin kök salmasına, anlam üzerinde oyalanmaya fırsat tanımıyor. Bu hız, zihni sürekli uyararak canlı tutuyor gibi görünse de aslında onu yüzeyselliğe mahkûm ediyor. Her şey görünür ama hiçbir şey gerçekten “görülmez” hale geliyor. Akın’ın sözünü ettiği “durup anlama” hâli ise tam da bu yüzden kayboluyor çünkü durmak, sistemin akışına karşı bir direnç gerektiriyor. Bu bağlamda dizeler, modern insanın, dikkat ekonomisi içinde nasıl parçalandığını da ima ediyor denebilir.
Rüyadan Uyandıran Gerçek: Erdoğan Özmen’in Ardından
4 Nisan 2026 Cumartesi
Yakın zamanda kaybettiğimiz değerli Erdoğan Özmen, klinik yaklaşımlarında kavram ve bağlam dengesini sürekli dengede tutmaya çalışırdı. Örneğin Freud veya Lacan’ın yapıtına eğilirken güncel zamanın yarattığı ruhsal tabloyu aklından çıkarmazdı. Böylece onun klinik ortamı teori ve pratiğin kesiştiği bir mekâna dönüşürdü. Genel ile yerel arasında bazen âni geçişler yapardı. Kendisine danışanların da gerçekliğini muhtemelen ne çok uzaklarda ne de hemen dibinde arardı. Rüyada Uyanmak (İletişim, 2012) kitabının her sayfasında bu bağdaşıklığı fark edebiliriz.
Bir Hayalet Çalışması veya “Gündüz Apollon Gece Athena”
3 Nisan 2026 Cuma
Fakat tüm bu (tekinsiz) ötekine, yani biz olmaya karşı geliştirilmiş onca savunma ve kaçış mekanizmalarına, korunaklılığa, anksiyetik duvarlara, bazen “terörle mücadele” bazen pandemi ve “halk sağlığı” bahanesiyle sokaklardan alıkonulmalara rağmen, Defne’nin başına bir şey gelir. Toplumsal bir gösteride Defne’nin kafasına gaz fişeği gelir, yani “güvenlik güçleri”nin aldığı güvenlik tedbirleri sebebiyle güvenliği sarsılır.  Neticede bu çivisi çıkmış dünyanın tarihi aynı zamanda muktedire karşı gelen insanların ve onlara bazen katlederek müdahale eden muktedirlerin tarihi. Ve üstelik Defne nekropolitik bir zamanda, doz doz veya kitlesel olarak ölümün yaşama zerk edildiği bir çağda, güvenli değil güvenlikleştirilmiş bir dünyada yaşar.
Tiranlıkla Sessizlik Arasında: Arap Toplumlarındaki Çürümeyi Anlamak
2 Nisan 2026 Perşembe
Arap coğrafyası yalnızca münferit krizlerle karşı karşıya değil; kültürel içe kapanmanın, denetimsiz iktidarın, tereddütlü seçkinlerin ve artık anlamını yitirmiş, geçerliliği tükenmiş ideolojilerin on yıllar boyunca birikmesiyle oluşmuş derin bir yapısal çöküşün içine sıkışmış durumda. Toplumlar, kendini sürekli yeniden üreten bir kısır döngünün pençesinde: merkezî iktidar çoğulculuğu bastırıyor, seçkinler sessizlik ile suç ortaklığı arasında gidip geliyor, siyasal söylem ise kutuplaşma içinde parçalanarak gerçek diyalog ve reform için neredeyse hiç alan bırakmıyor. Çürüme sistemik, gerileme yöntemli, sonuçlar ise geniş kapsamlı.
Kıyının Altına Gömülen Şehir: İzmir
1 Nisan 2026 Çarşamba
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Kordon’a yeraltı otoparkı yapılabileceğine ilişkin açıklamaları, kentin ulaşım politikalarındaki temel bir çelişkiyi açığa çıkardı. Tugay, “Şehir merkezine daha fazla araç getirelim, onlara otopark bulalım, onlara yollar, tüneller açalım demeden önce biraz düşünelim” diyerek otomobil odaklı anlayışa mesafe alırken, kısa bir süre sonra Alsancak Kordonu’na yaklaşık 4 bin araçlık bir yeraltı otoparkı yapılmasını savundu. Ortaya çıkan bu tablo, İzmir’de ulaşım kararlarının hangi ilkeye göre belirlendiğini tartışmalı hale getirdi. Bu nedenle mesele, tek tek proje tercihlerini aşan daha geniş bir planlama mantığı içinde ele alınmalıdır.
Alexander Kluge ve Eleştirel Teori
31 Mart 2026 Salı
Suhrkamp Verlag 23 Mart’ta Alexander Kluge’nin vefat haberini duyurdu. Böylece, 2024’ten itibaren Eleştirel Teori’nin İkinci Kuşak düşünürlerinden bir kişi daha eksildi - diğer düşünürler Oskar Negt, Claus Offe, Hans-Georg Backhaus ve Jürgen Habermas’tır. Almanya’nın savaş sonrası (kabaca 1950’li yıllar ve sonrası) deneyimine damga vuran bu isimleri bir araya getiren geleneğin Frankfurt Okulu olduğu söylenir ancak bu ifade çoğunlukla öylesine belirsizdir ki örneğin bu isimleri ilk kuşağın kültür eleştirmeni Leo Löwenthal veya ekonomi alanında eserler veren Friedrich Pollock ile yan yana getiren anlayışın ne olduğu açıklanmaz veya açıklanamaz. O halde şu iki soru meşrudur: i) Eleştirel Teori ifadesi ne anlama gelir? Sınırları, kapsamı, yordamı vb. nedir? ii) Eleştirel Teori’nin farklı kuşakları arasında (örneğin birinci ve ikinci kuşak arasında) bir süreklilik var mıdır?
Şiir Eleştirisi için Topolojik Hipotezler
29 Mart 2026 Pazar
Mevcuttaki bütün şiir-edebiyat eleştirisini dekadansla itham etmek çok saçma ve gerçek dışı olacaktır zaten. Ancak bu, şiir ve eleştirinin mevcut tablosu içinde dekadansın önemli bir yer tuttuğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Sahiciliği, gerçekliği ve poetik inkişafı ketleyici özellikler gösteren her eleştirel aktiviteyi ya “gerici” anlayışların ya da dekadansın bir parçası olarak tespit etmek mümkün. Poetik ve eleştirel bilinçten yoksun bir şair, modern şiire dahil olamamıştır dememiz fazla acımasız bir yargı olabilir. Ama bilinç düzeyine gelememiş bir sezgiyle bile olsa en azından modern şiirin tarihsel karakteristiği hakkında bir kanaat ve farkındalığa sahip olmalıdır. Buysa şairi az veya çok eleştirel bir konuma getirir. Ünal da “şairin sadece kendi yazdığı şiirin farkında oluşu bile eleştirinin bir gereğidir” derken buna işaret eder.
“Yaraya Sarılmak Gerekir”
25 Mart 2026 Çarşamba
Kolektif ve politik şiddeti mümkün kılan tarihsel-toplumsal zemin çözüldüğünde, bu çözülme o kolektifin parçası olmuş öznenin iç dünyasında nasıl bir çözülme yaratır? Eğer kolektif politik şiddetin yerini parçalı, kişisel ve çoğu zaman intikamı hedefleyen eylemler alıyorsa, hâlâ politikadan söz edebilir miyiz? Ayşegül Devecioğlu, ilk romanı Kuma Daireler Çizen’de bu sorulara yönelik cevapları için girizgâhlar yapmıştı. Onun devamı olan Gülün Hayaleti’nde bir adım daha atıyor, bir bakıma, kumda çizdiği dairelerin içinde ve dışında bıraktıklarını netleştiriyor. 12 Eylül’le birlikte devrimci mücadelenin çözülüşünün, yenilginin ve suçluluk duygusunun devrimcilerin hayatlarında nasıl tortulaştığını, politik polisiyenin imkânlarına başvurarak göstermeyi sürdürüyor.