Onat Kutlar’ın Öykülerinde Huzursuzluk Biçimleri Ya da Duyguların Dolaşıklığı
25 Ocak 2026 Pazar
Onat Kutlar’ın öyküleri kırılgan sınırlarda, başka kapılara açılan eşiklerde, dışarısı ile içerinin sınır boylarında, ihlallerin mümkünlerinde ve bunların her an birbirine akabilme, karışabilme ya da birbirini yıkabilme ihtimallerinde dolanıyor. Zira Kutlar kendine, yerine yerleşememiş, yerleşmesi engellenmişlerin huzursuzluğunu yaşayanları, alışılageldik bakış ve algı tarafından tuhaf, tekinsiz olarak etiketlenenleri konu ediyor. Bu kişileri ıstırap çeken, buna kapanan, bunda kaybolan özneler/öznellikler olarak kurgulamıyor. Aksine kimi zaman sinir bozan neşeyle kimi zaman kendine dönen şiddetle kimi zamansa düş-gerçek arasındaki müphemlikle bu kişilerin yaygın, yerleşik, tanıdık ve otoriter gerçeğin, nizamın bünyesindeki problemleri ortaya çıkarmasını sağlıyor.
Cevat Çapan ile F. R. Leavis ve Eleştirinin "Büyük Geleneği" Üzerine Söyleşi
24 Ocak 2026 Cumartesi
Leavis’i okumanın en büyük kazancı, metinle teması sıkılaştırmasıdır. Bugün herkes hızlı hüküm veriyor. Leavis ise hızı sevmez. Cümlenin içine girer, kelimenin ağırlığını tartar, sesin ritmini duyar. Bir romanı ya da şiiri konusuyla değil, diliyle, yapısıyla, iç gerilimleriyle kavramaya çalışır. Bu, bazen didaktik görünebilir ama eleştiriyi ciddiye alan biri için, kıymetli bir çabadır. Genç bir okura şunu derdim: Leavis ile kavga edin, itiraz edin, eksiklerini gösterin ama onu okumamazlık etmeyin. Çünkü eleştirinin omurga meselesi olduğunu, bir standardın, bir dikkat terbiyesinin gerektiğini, metnin kolay lokma olmadığını Leavis çok güçlü biçimde öğretir.
Öfke Tuzağı, Troller ve Başkalaşan Sosyallik
23 Ocak 2026 Cuma
Bu ve bunun gibi olaylar da bize gösteriyor ki, sosyal medyadaki öfke iklimi; bize yan mahallelerimizi önceden planlanmış bir formatta sunarken aslında bir yankı odasına da hapsetmiş olur. "Düşmanlarımızı“ görebilmemizle kendimize korunaklı bir köşe seçeriz; bu köşe, öfkenin yol göstericiliğinde idealize edilmiş konforlu bir köşedir. Burada istediğimiz gibi olabilir, istediğimiz kadar özgür ve rahat şekilde hükümler verebiliriz – ve işte gerçeklik de bu köşede bulanır. Nicel ve nitel verinin istismar edilerek yansıtıldığı bir sanal meydan kavgasında kendilerine yeni bir anne karnı inşa eden bireyler; mecburen gerçek dengelerin hüküm sürdüğü reel toplumsal alanlarda bulunduklarında sağlıklı kalabilecekler midir? Tabii ciddi toplumsal kutuplaşma ve nefretin yaşamlarımıza sinmesi, yalnızca dijital platformların mevcudiyetiyle açıklanamaz.
Nazi Teorisyeni Carl Schmitt'in Fikirlerinin Yeni Sözcüsü Donald Trump mı?
19 Ocak 2026 Pazartesi
Son yıllarda Schmitt’in fikirleri yeni destekçiler buldu ve özellikle Batı’ya “meydan okuyan” devletlerde –başta Rusya olmak üzere– yeniden gündeme getirildi. Batı evrenselciliğine karşı çıkışı ve dış müdahaleden azade “büyük mekânlar” anlayışı, Moskova ve Pekin’de kolayca alıcı buldu. Örneğin, Putin üzerinde büyük etkisi olan, Ukrayna’ya yönelik saldırının entelektüel mimarlarından ve ünlü Avrasyacı ideolog Aleksandr Dugin, Schmittçi düşüncelerin hararetli bir savunucusudur. O da, tıpkı Schmitt gibi, Rusya’nın muhafazakâr ve Ortodoks Hıristiyan ilkelerini komşu ülkelere yaymasını ve Batı etkisini –özellikle de Anglo-Saksonları– “mekânsal olarak yabancı” sayarak dışlamasını savunuyor.
Komünal Devlet Mümkün mü?: Venezuela Komünlerinin Yükselişi ve Düşüşü
17 Ocak 2026 Cumartesi
3 Ocak 2026 gecesi ABD’nin Caracas’a dönük saldırısı ve Nicolas Maduro ile Cilia Flores’in ABD’ye kaçırılması, Venezuela krizini “yaptırım–ambargo” çizgisinden çıkarıp doğrudan egemenlik ve rejim değişikliği tartışmasının merkezine yerleştirdi. Bu olayın asıl sarsıcı tarafı, hamlenin gözü kara cüreti kadar, Venezuela’nın bir zamanlar “Komün ya da hiçbir şey!” sloganıyla dalga dalga yükselen komünal ufkundan bu kırılma anına, beklenen ölçekte bir taban seferberliği doğurmadan gelmiş olmasıdır. 2002’deki darbe girişimi sırasında, emekçi sınıfların sokağa inip Chavez’i geri getiren toplumsal refleksinin 2026’da aynı yoğunlukla tekrarlanamaması, yalnızca yoksullaşmaya, politik yorgunluğa, göçe bağlanamayacak kadar derin bir siyasal boşluk hissi yarattı.
“Sağın Kasveti” Üzerine Notlar
15 Ocak 2026 Perşembe
Kimbilir, belki de lider demokrasileri, ana akım partilerin içinden çıkan ve yaptıkları marjinal müdahalelerle geleneksel siyasi repertuvarı ıskartaya çıkaran, muhalif karizmatik liderlerin hiç alışılmadık bir biçimde sergileyeceği demokratik performansla aşılır. New York Belediye Başkanı olarak seçilen Zohran Mamdani’nin seçim kampanyası performansı ve Türkiye’deki çeşitli muhalif belediyelerin takip ettiği politikalar, merkezî devletlerin uzun süredir sırt çevirdiği eski bir reçetenin, yerel yönetimler düzeyinde güçlü bir karşılık bulduğuna işaret ediyor.
Fahrenheit 98.6: Üniversite Nasıl Çözülür?
13 Ocak 2026 Salı
Akademiyi ayakta tutanlar, çoğu zaman sessizdir. İşini iyi yapanlar, hakkı gözetenler, karar süreçlerini kolektif hafızaya dayandıranlar, yetkiyi değil, sorumluluğu önceleyenler, hız yerine anlamı, nicelik yerine niteliği, metin sayısı yerine metnin içeriğini, konfor yerine etik yükü seçenler… Ancak üniversitenin çöküşü de sessizlerin karşısında yine sessizce olur.
10. Yılında Barış için Akademisyenler Davası
10 Ocak 2026 Cumartesi
Üniversite rektörleri, örneğin 2017 yılında isimlerimizi ihraç listelerine iletirken, 2025 yılında katılacağımız bir eylemi, bir etkinliği ya da yapacağımız bir sosyal medya paylaşımını öngörmüş olabilir mi? Kuşkusuz hayır. İhraç işleminin tek sebebi Barış Bildirisini desteklememizdi. Buna rağmen, dava konusuyla ilgisi bulunmayan her türlü bilginin değerlendirme dışı bırakılması gerekirken, bugün bu unsurların mahkeme kararlarında yer aldığını ve dava esasıyla ilgisiz olmasına karşın ret kararının sebebi olarak yer aldığını görüyoruz.
“Suça Konu Bildiri”nin 10 Yılı
10 Ocak 2026 Cumartesi
On yıla yayılan baskı mekanizmaları, bireysel yürüyen hukuki, idari süreçler, belirsizlik, yıllara yayılan kararlar, yalnızlaştırma üzerine kurulu sistemin sonucu. Bu sistemin oldukça başarılı olduğunu teslim etmek lazım. Buna karşı verilecek en büyük yanıt hiçbir şeyi değiştirmese de sesini duyduğunu yanındakine hissettirmek sanırım. Umarım her söz karşılığını bulur. Yalnız değiliz ve buradan devam edebiliriz.
Metazori Normalleşme
9 Ocak 2026 Cuma
Siyaset, seçmenlerin ve tabanın gözünde sıklıkla etik kaygıları gözeten bir mekanizma olsa da siyasi partileri yönetenler etik kaygılara mebni bir romantizmin tesirinde kalmaksızın rasyonel şekilde karar almalıdırlar. Tabii bu, etiği yok sayıp çöpe atar bir bakış açısı değil; bana göre bireyler, metalik bir çıkar hesabıyla siyasi yapılarla empati kurarak etik kaygıları hiçbir zaman terk etmemelidir ve sistemin sigortası da budur.
Serbest Ticaret, Egemen Eşitlik, Trump ve Venezuela Petrolü
8 Ocak 2026 Perşembe
Irak’ın işgali, Irak’ın petrolüne “el koymaktan” ziyade onu ABD’nin çıkarları doğrultusunda uluslararasılaştırmakla ilgiliydi. Tıpkı bugün Venezuela örneğinde olduğu gibi. Bu bağlamda Trump’ın Venezuela’ya yaptığı saldırının en temelinde sermayenin uluslararasılaşması sürecinin, yani emperyalizmin önündeki tüm engelleri yıkmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Maduro’nun otoriter rejiminde soldan geriye ne kaldığı tartışmalı olsa da Bolivarcı iktidar ABD’nin çıkarlarına meydan okumaya devam ediyordu.
Venezuela Meselesi İklim Meselesi mi?
6 Ocak 2026 Salı
3 Ocak’ın ilk saatlerinde Venezuela’nın başkentine ABD ordusunun askeri saldırısı ve beraberinde devlet başkanının kaçırılmasına tanık olduk. O gece yaşananlar ve sonrasındaki gelen haberler uluslararası hukuku, emperyalizmi, Amerikan zorbalığını, enerji savaşları gibi pek çok şeyi tartışmayı gerektiriyor. Bu tartışmaların biri de iklim meselesi. Tartışmanın öznesinin eksik ve yanlış “iklim değişikliği” meselesi mi yoksa öznesi genelde belli ve bu olayda bağlantıların nicelikleştirilmesini gerektiren “iklimi değiştirme politikaları” mı olacağı burada önemli.
“15 Dakikalık Kent”in Eşitsiz Coğrafyası: Kuzeyde Hak, Güneyde Lüks mü?
4 Ocak 2026 Pazar
15 dakikalık kent savunusu romantik bir yürüyüş hayalinin ötesinde tüketimi ve gündelik yaşamı yeniden mekânsal adalet ekseninde örgütleme teklifidir. Temel iddiası, kentleri hem çevresel hem toplumsal açıdan daha sürdürülebilir kılmaktır. Ancak bu vizyon, “yakın” olma vaadini herkes için erişilebilir kılabildiği ölçüde anlamlıdır -özellikle de kent yoksulları için.
Stockholm Sendromu, Çifte Bilinç ve Kürtler
2 Ocak 2026 Cuma
Avrupa’da 90’lı yıllarda kurulmaya başlayan Dersim Dernekleri Dersim katliamını uzun bir süreden beri yüzleşilmesi, hesaplaşılması gereken bir mesele olarak gündemlerinde tutuyor, konuyla ilgili film, belgesel gösterimi, müzik dinletisi ve anmalar düzenliyorlardı. Katliamın gerçekleşmesinde tek parti rejiminin rolüne ilişkin hiçbir şüphe duymamakla beraber içlerinden bazıları o dönem yeni açılan Sabiha Gökçen Havalimanı’na uçarken kendilerini kötü hissettiklerini ifade etmekteydiler.
Holokost Hafızasının Sonuna mı Gelindi?
1 Ocak 2026 Perşembe
Holokost hafızasının yavaş yavaş tükenmesinden neyi kastediyorum? Pek çok medya ortamında şunu gözlemliyorum: İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ve soykırımcı olarak algılanan askerî harekât, Batılı devletlerin bu harekâta verdiği destek ve basının bir bölümünün katliam karşısındaki açık tarafgirliği karşısında genç kuşak, derinden sarsılmış durumda. Bu nedenle, çağın “Mutlak Kötülüğü”nün artık Holokost değil, bu savaş olduğu sonucuna varıyorlar. Üstelik genç kuşak, bu savaşın Holokost hafızası kullanılarak meşrulaştırıldığını düşünüyor.
Yılbaşı: Bir Kıdemli Politik Bölünme Mevzuu
31 Aralık 2025 Çarşamba
Bugün yılbaşı kutlamalarına karşı geliştirilen “Mekke'nin Fethi” kutlamaları veya Noel Baba maketlerinin bıçaklanması, sıradan bir eylem değil, bir karşı-politika inşâsıdır. Rancièreci bir uyuşmazlığın karşı cephesidir. Valiliklerin güvenlik gerekçesiyle kutlamaları yasaklaması veya okullarda yozlaşma uyarısıyla etkinliklerin engellenmesi, polisin (iktidarın) duyulur alanı kontrol etme arzusudur.
“Geçmiş Asla Tamamen Yok Olmaz”
29 Aralık 2025 Pazartesi
Genel olarak, tarihsel gerçeğin -dediğim gibi, bilebildiğimiz kadarıyla- bugünle ilişkili olarak eleştirel bir işlev gördüğünü söyleyebilirim. Tarihçilerin görevi budur: Bugünkü dünyamızın nereden geldiğini, nasıl geliştiğini (bugünün ideallerine göre değil, gerçekte, sayısız mücadele aracılığıyla) göstermek -ve nihayetinde, “olmuş” bu dünyanın tek mümkün dünya olmadığını; tarihin bir toplumu örgütlemenin ve hayatlarımızı yaşamanın birçok farklı biçim ve yolu olduğunu gösterdiğini ortaya koymak.
Optimizasyon Çağında "Oyun"un Ölümü ve Yeniden İcadı
28 Aralık 2025 Pazar
Bizim temel derdimiz, Game’in (kurallı oyunun) o katı, artık algoritmik duvarlarının, Play’in (özgür oyunun) o ele avuca sığmaz ruhunu ezmesine engel olmaktır. Çözüm, panikle ekranları kapatmaktan ya da modemi söküp atmaktan öte ekranın arkasında işleyen o vahşi piyasa mantığını ifşa etmekten geçer. Asıl mesele, çocuğa ekranın dışında da nefes alabileceği, hata yapmasının cezalandırılmadığı, özgürce saçmalayabileceği, yani kusurlarıyla "insan kalabileceği" sahici alanlar açmaktır.
Kararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek
26 Aralık 2025 Cuma
Karşı-olgusal tarih yalnızca spekülatif bir oyun değildir; insanlığın kararlarının ağırlığını hissetmemizi sağlar. Birinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde birkaç gün süren kararsızlık, belki de yüzyıllık bir yıkımı önleyebilirdi. Hiroşima’da bir kararsızlık ânı, modernliğin bütün etik topografyasını değiştirebilirdi. Türkiye özelinde düşünürsek de bir yüzyıllık tarihte, kesinliğinden hiç şüphe duyulmadan alınan birçok katı, sekmez kararın yarattığı tahribatın yıkıcı izleri görülür. Bu örneklerin önemi, kararların sonuçlarını değil, kararsızlığın doğurabileceği etik ufku göstermesidir.
Post-modern Bir “Katechon”: Trump ve Trumpizm
22 Aralık 2025 Pazartesi
Trump bir yandan “barışı getirdim” söylemleriyle ABD’nin deniz aşırı taahhütlerinden ve uluslararası anlaşmalardan izolasyonist bir dürtüyle maliyetsiz bir çekilmeyi tasarlarken, Schmitt’in perspektifiyle “haklı savaş” doktrinini terk etmiştir. Buna karşın müthiş bir sembolik gösterge olarak 5 Eylül 2025’te Pentagon’un isminin Savunma Bakanlığı’ndan Savaş Bakanlığı’na dönüştürülmesi, siyasi-ideolojik bir yeniden çerçeveleme biçiminde “eşit düşman”ın adını koyma ve tarihsel düzlemi yeniden bu ilişki düzeyine çekme anlayışının başlangıcıdır.
Leyla Zana, Tribünler ve Toplumsal Barış
21 Aralık 2025 Pazar
Unutmamak gerekir ki çözüm sürecinin başarısı veya başarısızlığı aynı zamanda tribünlerde, sokakta, sosyal medyada ve meydanlarda inşa ediliyor. Toplumsal barışın kaderi, büyük müzakere masaları kadar, belki onlardan da fazla, gündelik hayatın bu sıradan ama belirleyici alanlarında şekilleniyor. Bir aradalığın zemini, tam da en "önemsiz" görünen anlarda kuruluyor ya da yıkılıyor ve işte tam da bu nedenle, Bursaspor tribünlerinde yaşananlar, çözüm sürecinin geleceği açısından hiç de "küçük" bir olay değil.
"Nasıl Anlattığımızı Anlattığımız Şeyden Daha Çok Önemsiyorum"
20 Aralık 2025 Cumartesi
Ben şahsen nasıl anlattığımızı anlattığımız şeyden daha çok önemsiyorum. Hatta daha da çok anlatma eyleminin kendisini, anlatana ve dinleyene bu anlatım sürecinde neler olduğunu. Yeryüzünde yüzyıllardır yaşanan, anlatılan belli sayıda hikâye var. Yani aslında anlattığımız hikâyelerin özünde tekrar ettiğine inanıyorum. Bu ilk bakışta ömür boyu biricik olmanın peşinde koşan insanın canını sıkacak bir inanç ama bu durum biricikliğimize helal getirecek bir şey değil, eğer asıl mesele nasıl anlattığımızsa.
O Gün...
18 Aralık 2025 Perşembe
Hekimler ile hasta ve yakınları arasına giren azarlanma, tehdit edilme, suçlanma ve mahkeme korkusudur hekimleri bu noktaya taşıyan. Genç meslektaşlarım, böylesi hukuki süreçlerin yaşanıp yaşanmadığını çok bilmeseler de, böylesi davalardan varsa ceza almış hekimleri hiç görmemiş olsalar da malpraktis kavramının yarattığı mahkeme ve ceza kaygısıyla, istemedikleri halde çekinceli bir tutumla ve kendilerini korumak önceliğiyle icra ediyorlar hekimlik pratiklerini -hemen hepimiz gibi.
Geri Çekilen José Ortega y Gasset Dalgasından Kalanlar
16 Aralık 2025 Salı
Bu sene meşhur filozof ve kültür hayatımızda silinmez iz bırakan José Ortega y Gasset’in (9 Mayıs 1883-18 Ekim 1955) vefatının yetmişinci yılı. Bu yazıda daha ziyade kitleler merkezli eseri ve kimi denemeleriyle tanınan Gasset’in Türkçedeki seyri belli boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılacaktır. Hemen söylemek gerekir ki Gasset en keskin değişimlerin yaşandığı 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren ama esas olarak 1990’lardan sonra kültür hayatımızda önemli izler bırakan simalardan. Bu iki döneme Gasset odağında bakıldığında kendi içinde kesintilerle ilerlediği ve 2000’lerden sonra süreklilikler görülse de filozofa yönelik ilginin bir önceki on yıla nazaran tavsadığı düşünülebilir.