"Eserlerim Feminist Edebiyatın Ayrılmaz Parçası"
18 Temmuz 2026 Cumartesi
Öykülerimdeki karakterlerin çoğunun kadın olduğu doğru. Bu, onları daha iyi tanımamdan kaynaklanıyor olabilir. Belki de ben de bir kadın olduğum ve kadınların kendi deneyimlerini yazıya dökmedikçe kendilerine dair daha derin bir içgörüye ulaşamayacaklarına inandığım için kahramanlarımın çoğu kadın. Elbette başlangıçta bu o kadar da bilinçli bir amaç değildi.
“Umut, Onu bir Beklenti olarak Görmeyi Bıraktığınız Anda Radikal Hale Gelir”
16 Temmuz 2026 Perşembe
İyimserlik, dünyanın sizin istediğiniz yönde gittiğine dair kanıta ihtiyaç duyar; oysa umut siyasal olarak kavrandığında, kanıtlar tam tersini gösterdiğinde bile —hatta tam da o anda— harekete devam etmenizi sağlayan şeydir; bu, ahlâkın vazgeçilmez tamamlayıcısıdır, geleceğe dair bir bahis değil. Ve hiçbirimiz bunu tek başımıza sürdüremeyeceğimiz için, umut ancak kolektif ve politik bir pratik olarak ayakta kalabilir: Anlamlı bir dünya için başkalarıyla yürütülen eşgüdümlü bir eylem olarak.
Avustralya Karbon İmparatorluğunun İklimi Değiştirme Mücadelesi: Yirmi Yıllık Söylem Çatışmasının Yapısal Cephesi ve COP31'in Tarihsel Yükü
12 Temmuz 2026 Pazar
Türkiye için sorun "geç kalmış sanayi ülkesinin enerji geçişine geçiş hakkı" olarak adlandırılır; ama yapısal olarak Türkiye üçüncü-büyük kömür ithalatçısıdır. Avustralya için sorun "yenilenebilir süpergücün küresel pazarına meşruiyet kazandırılması" olarak adlandırılır; ama paralel cephe —North West Shelf'in kırk yıl ömrünün uzatılması, Galilee Havzası madenlerinin işletmeye devam etmesi— kesintisiz işler. Pasifik için sorun "varoluşsal felaketin önlenmesi" olarak adlandırılır; bölgenin ironisi, kendisini var eden Avustralya kömür ihracatı tarafından yok edilmekte olmasıdır.
Fatma Aydemir’in “Cinler” Romanındaki Tanıdık Cinler
12 Temmuz 2026 Pazar
Romanın ismini taşıyan "Cin" kavramı, teolojik sınırlarından tamamen sıyrılarak sosyo-politik ve ontolojik birer sembole dönüştürülür. "Cin nedir?" sorusunun altında metin, bu kavramı konvansiyonel anlamından koparır. Cinler, metin bağlamında açıklanamayan şeyler, halüsinasyonlar, ahlâktaki çatlaklar, mutlak tekinsizlik ve insanın kendi hayal gücünün acımasızlığıdır. Daha da önemlisi yazar, bu tekinsiz varlıkları doğrudan diaspora tecrübesindeki ırkçı şiddetle ve faşizm tehdidiyle özdeşleştirir.
Dikkat Biçimleri
9 Temmuz 2026 Perşembe
Benjamin’in dikkat tipolojisi, günümüzde kapitalizmin muhtemelen başlıca görünür biçimi haline gelen dikkat ekonomisi fikrini daha karmaşık bir çerçeveye yerleştirmemize yardım eder. Bu tipoloji, yapay zekânın durmaksızın ilerleyişi karşısında nostaljiye ya da Ludist bir önyargıya kapılmadan mesafe almamızı mümkün kılar. Geçmişin başarılarını takdir etmemizi, ama onun otoritesi karşısında boyun eğmememizi sağlar.
Anti-İnsan Hakları olarak NATO
8 Temmuz 2026 Çarşamba
Mevcut uluslararası sistemin ana gövdesi NATO’nun güvenlik ve caydırıcılık konseptine etkili bir itiraz geliştirmekten maalesef uzak. Bu bakımdan, insan hakları hareketinin temel bileşeni insan hakları örgütleri ve savunucularının bu kavramlar üzerine kafa yorması ve itiraz etmesi daha kıymetli. Normun kısıtlama değil, hak ve özgürlüklerimizi kullanmak olduğunu daha görünür kılmalıyız.
Bizim Deniz
7 Temmuz 2026 Salı
Deniz’in cesaretini de (önemini, değerini hiç küçültmeden) içinde büyüdüğü aileden, okuduğu okuldan, parçası olduğu kolektiflerden, jenerasyondan, ilişkilerden azade düşünmek mümkün değil. Öyle bağırıp çağıran, kendini öne çıkaran, bangır bangır değil, minör bir cesaret Deniz’inki. O yüzden de cesaret veren bir cesaret. Deniz’in Harbiye’deki gösterisini canlı izleyenlerin yaşadığı ruh hali videosunu izlerken az çok insana geçiyor. Kesik başını sahnenin ortasına koymuş gencecik, zehir gibi bir genç adam yıllardır söylenemeyenleri, söylenemez olduğu bize zorla kabul ettirilenleri söylüyor.
“Türkiye'deki dönüşüm ne bütünüyle Ortadoğu tipi bir polis devleti ne de tam anlamıyla Rusya tarzı bir yönetimdir”
7 Temmuz 2026 Salı
Türkiye'de yaygın olarak yapılan hata, belirli tarihleri mutlak kopuş noktaları olarak ele almaktır. Oysa devlet biçimleri çoğu zaman bir gecede değişmez. Eski kurumlar tamamen ortadan kalkmadan yeni işleyiş tarzları onların içine yerleşir. Bu nedenle köprü metaforu oldukça yerindedir. Trafik akmaya devam ederken köprü parça parça yenilenir; kullanıcılar dönüşümün tamamını aynı anda fark etmezler. Ancak süreç tamamlandığında geriye dönüp bakıldığında aslında bambaşka bir köprüden geçildiği anlaşılır.
Hiç: Geçicilik, Hafıza ve Bir Kelimenin Ağırlığı
6 Temmuz 2026 Pazartesi
Bu yüzden geçicilik yalnızca felsefi bir duygu değildir. Aynı zamanda kurumsal bir meseledir. Neyin saklanacağına, neyin unutulacağına, hangi emeğin kayıt altına alınacağına ve hangi isimlerin görünmezleşeceğine dair kararlar, hafızanın siyasetini oluşturur. "Hiç" kelimesi bu noktada başka bir anlam kazanır. Eğer her şey geçiciyse, o zaman hatırlama işi daha önemli hale gelir. Çünkü hiçbir iz kendiliğinden korunmaz.
Bağlamını Kaybeden Şaka
4 Temmuz 2026 Cumartesi
Bu yazı yazarının isteği üzerine yayından kaldırılmıştır.
NATO Ankara Zirvesi: Anakronik Bir Örgüte Kalp Masajı
2 Temmuz 2026 Perşembe
1949 yılında Batı Avrupa’yı Sovyetler Birliği tehdidinden koruma amacıyla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Soğuk Savaş’ın bitişinden otuz beş yıl sonra, misyonunu çoktan tamamlamış olmasına rağmen, hâlâ ölmemekte direniyor. Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ona “beyin ölümü gerçekleşmiş” bir örgüt dedi; ABD Başkanı Donald Trump ise bu “modası geçmiş” örgütün artık bir “kağıttan kaplan” olduğuna inanıyor. Öte yandan, kimse bu ununu elemiş, eleğini asmış ihtiyarı huzur içinde ölüme terk etmeye de yanaşmıyor.  Müttefikler, NATO’yu usulünce toprağa verip helvasını yemek yerine, senelerdir kalp masajlarıyla, yapay solunumla onu hayatta tutmaya çalışıyor.
Yabancılaşma ve AVM Bahçesindeki Bin Yıllık Yaşam Üzerine
1 Temmuz 2026 Çarşamba
Bu yazı Ankara’da AVM bahçesinde rastladığım anıtsal bir yaşamı temsil eden bin senelik ömre sahip zeytin ağacına ithafen kaleme alınmıştır. Elli senelik bir yaşamı geride bırakmış bir insan olarak yeryüzünde geçirdiğim sürenin en az yirmi katını yaşamış bu canlı abide karşısında yapılanlar tarafımda derin bir acı ve utanç uyandırmış olsa da bu yazı gözyaşı peşinde koşan bir yazı olmayacaktır. Aksine yabancılaşmanın geldiği ürkütücü boyutu görünür kılmak için geçmiş okumalarımdan yola çıkarak yeni kentsel düzen içerisinde görünen üzerinden görünmeyeni ortaya çıkarmaya çalışacaktır. Bunu yaparken doğa insan ilişkisinin kopuşu, zeytin ağacı ve daha genelde ağaç figürünün geçmişte taşıdığı önem, kültürümüzde bıraktıkları derin izler ve tüm bu tarihsel ve kültürel birikimi pespaye biçimde alaşağı eden kültürel yapının altında yatan ekonomik işleyiş üzerine düşünceler paylaşılacaktır.
Bir Anlatı Mücadelesi: Hukuk
30 Haziran 2026 Salı
Bütün bunlar, insanın etrafında örülen büyük bir anlatının parçaları gibi duruyor ve böyle bir resimde anlatının ortasında duran insanı görmek de zorlaşıyor. Bir müddet sonra da, kişi kendi hayatının öznesi olmaktan çık(arıl)ıyor. İnsan zihni karmaşaya uzun süre dayanamaz, olaylar arasında ilişkiler kurmak ister, bu nedenle de toplum, kurum ya da siyasal düzen sürekli hikâyeler üretmeye teşne haldedir. Hikâye dağınık olanı toplayacak, rastlantıları dönüştürecek, belirsizlikleri giderecek, nedenleri ve sonuçları düzenleyecek, geriye açıklanabilir bir bütün bırakacaktır. Lakin, yaşanan hayatın kendisi hiçbir zaman böyle değildir, böyle işlemez, hayatımızı bir roman gibi yaşamayız, yaşayamayız.
Aybars Yanık ile Söyleşi: "Zalimin Zulmü Varsa..."
28 Haziran 2026 Pazar
Ana-akım popülizm yaklaşımı en çok burada yetersiz bence. Siyasala dair kavrayışı oldukça sınırlı. Liderleri, partileri, programları, şunları bunları en önemli belirleyenler olarak tayin ediyor ve siyaseti buralardan doğru okuyor. Böyle yapmak yanlıştır, doğrusu da şudur demek istemiyorum. Tam tersine, böyle doğru yöntem diye bir şey de yoktur. Siyasal alan zaten bu sınırların mütemadiyen esnetildiği, yeniden kurulduğu, çok farklı değişkenlerin devreye girdiği bir alan. Dolayısıyla belirli şemalardan kaçan bir şeyler hep vardır. Kurumsal olanın, yani siyasetin envaiçeşit ontik boyutunun biraz önünü arkasını görmek gerekiyor.
TTB'deki Tartışma Liste Değil Siyaset Tartışmasıdır
26 Haziran 2026 Cuma
Son günlerde Türk Tabipleri Birliği (TTB) seçimleri üzerine yapılan bazı değerlendirmeler, yaşanan ayrışmayı teknik farklılıklar üzerinden açıklamaya çalışıyor. Bir liste "meslek odaklı", diğeri "örgütsel deneyimli" imiş; biri "yenilenmeyi", diğeri "kurumsal devamlılığı" temsil ediyormuş... Hayır. Bugün TTB'de yaşanan ayrışma esas olarak teknik değil, siyasidir. Sorunun merkezinde branş dağılımı, yaş ortalaması ya da coğrafi temsil yoktur. Bunlar gerçek tartışmanın üzerini örten başlıklardır. Asıl ayrışma: Kürt siyasetiyle yan yana durmak mı, ona mesafe koymak mı? Meselenin özü budur! Bunun adını da "meslek odaklılık” koymak bir seçim taktiği değil bir geri çekilmedir. Barış talebinden geri çekilmedir. Eşit yurttaşlık fikrinden geri çekilmedir.
İki Liste ve Kaybeden Bir Örgüt: Türk Tabipler Birliği Adaylarına Dair
25 Haziran 2026 Perşembe
26-28 Haziran’da Ankara’da gerçekleştirilecek olan Türk Tabipleri Birliği (TTB) 78. Büyük Kongresi’nde delegeler, TTB’nin 2026-2028 döneminin yönetim kurullarını da seçeceklerdir. Seçimin ağırlıkla “Meslek örgütümüzün karar süreçlerini katılımcı, demokratik ve etkin biçimde işletebilmeye” vurgu yapan Etkin Demokratik (Mücadeleci) Grup ile “Demokratik, şeffaf, katılımcı bir Türk Tabipleri Birliği”ne ve “Hekimlerin sözüyle güçlü TTB”ye vurgu yapan Tabip Odaları İnisiyatifi arasında geçmesi bekleniyor. Bu yazı, her iki grubun açıkladığı Merkez Konsey ve Yüksek Onur Kurulu aday listelerini analiz etmeyi ve bu bağlamda her geçen gün otoriterleşen Türkiye’de, sağlık hakkı ve demokrasi mücadelesinin nasıl şekilleneceğini öngörmeyi hedeflemektedir.
Arnavutluk’un Özsaygı Dersi
2 Temmuz 2026 Perşembe
Arnavutlar, devlet desteğinin olmadığı bir ortamda gayrimenkul spekülasyonunun sıradan yurttaşlar için ev almayı da kira ödemeyi de güçleştireceğini biliyorlar. Lüks turizmin, insanın kendi ülkesinde tatil yapmasını küçük bir azınlığın ayrıcalığına dönüştürdüğünü de biliyorlar. Kayda değer sendikaların olmadığı, işçi hareketinin ise ancak komünist dönemden kalma 1 Mayıs geçit töreni görüntülerinde karşımıza çıktığı bir ülkede çalışma koşulları öylesine sömürücü ki, mevcut işleri ancak daha da çaresiz ülkelerden gelenler kabul ediyor. Arnavutlar ise eşyalarını toplayıp başka ülkelere gidiyor; gittikleri yerlerde hakaretle ve yabancı düşmanlığıyla karşılaşıyorlar. Çocuklarına bir gelecek kurmak için ödenmesi gereken bedelin bu olduğunu bilerek başlarını eğip yollarına devam ediyorlar.
CHP’nin Gölgesinde Muhalefet ve Solun Krizi
24 Haziran 2026 Çarşamba
Son on yıldır, CHP ciddi hiçbir muhalefet pratiği göstermedi. Toplumsal talepleri, siyasal ufku ve motivasyonu sandıklara ve liderlik tartışmalarına hapsetti. Sadece seçim merkezli bir siyaset güderek, kitlelerin oy vermek dışında irade ve öznellik gösterecekleri siyasal alanlar yaratmadı. Kitlesel hoşnutsuzluk ve talepleri önce bekletti, ardından mücadele “anı” olarak bir sonraki seçimleri hedef gösterdi. Seçim günlerinde ise ya kurtuluş ya kıyamet havası yarattı. Sonuçlar hezimetle sonuçlanınca da hiçbir sorumluluk almadan ve özeleştiri vermeden, bir sonraki seçimleri işaret etti. Türkiye’de rejim seçimlerde sürekli oy kaybederken ve toplumsal meşruiyeti daralırken, güvenlik-baskı aygıtlarıyla iktidarını sürdürürken buna denk muhalefet yükselemiyor.
Rekabetçi Otoriterlikten Çıkış Örneği olarak Macaristan
23 Haziran 2026 Salı
O tarihe gelindiğinde Macaristan, Avrupa’nın en yüksek enflasyon oranına sahipti; ekonomik büyüme durma noktasına gelmiş, eğitim ve sağlık sistemleri gözle görülür biçimde kötüleşmişti – hastalar hastaneye giderken kendi tuvalet kâğıtlarını bile götürmek zorunda kalıyordu. Hükümet kendi ölçütlerine göre de başarısızdı: doğum oranı düşmeye devam ediyordu. Yine de Orbán’ın muhalifleri, yaygın hoşnutsuzluğa rağmen onun neredeyse sarsılmaz görünen bir sistem kurmuş olmasından ötürü umutsuzluğa kapılıyordu. Seçim kuralları sürekli Fidesz lehine değiştiriliyor; muhalefet adayları kamu medyasından fiilen dışlanıyor; herkes rejimi eleştirmenin kariyerlerini mahvedebileceğini biliyordu.
Cehaletin Yeni Yüzü: Bilenin Körlüğü
21 Haziran 2026 Pazar
Modern çağın cehaleti ise teknolojiyle biçimleniyor. Jeffries'in anlattığı çarpıcı bir örneği düşünelim: Elektrik ampulünü gündelik yaşamda kullananların büyük çoğunluğu, bunun nasıl çalıştığını açıklayamaz. Araç kullanıyoruz ama nesneyi anlamıyoruz. Bu, bilgi eksikliğinden değil, anlamayı gereksiz kılan bir konforun ürünüdür. Dijital çağda bu konfor katlanarak büyüdü. Bilgiye erişim kolaylaştıkça anlama arzusu törpülendi. Rothman'ın dikkat çektiği nokta da tam burada: Bugün cehaleti artıran şey bilgi yokluğu değil, aptallık biçimlerinin çoğalmasıdır. Her araç her platform her arayüz yeni bir kör nokta biçimi taşıyor yanında.
Yakup Coşar’la Söyleşi: Katılımcı Demokrasi ve Yerinden Yönetim Üzerine
20 Haziran 2026 Cumartesi
Bölünme ve parçalanmanın panzehiri insanların kendilerini iyi hissedecekleri koşulların sağlanmasıdır. İsviçre dört ulusal dilin konuşulduğu (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşça), bunlardan üçünün (Almanca, Fransızca ve İtalyanca) resmi dil olarak kabul edildiği bir ülkedir. Bu düzenlemenin pratikteki ifadesi İsviçre Devleti’nin (Federal Devletin) tüm resmi evraklarında üç resmi dilin zorunlu olarak kullanılması, bu dillerin tümünün, bölgesine göre eğitim dili olmaları, ikinci dil olarak öğretilmeleri, devlet denetimindeki radyo ve televizyon yayınlarının bu dillerin tümünde yapılmasıdır. İsviçre’de çok dillilik bir dezavantaj olarak değil, avantaj olarak görülür. Almanya, Avusturya, Fransa ve İtalya ile sınırları olan İsviçre’de ayrılıkçı akımlar, yani İsviçre’den ayrılıp bu dillerin konuşulduğu ülkelerle birleşmeyi savunan akımlar yoktur.
Ozan Güven meselesi: Linç mi Adalete Çağrı mı?
18 Haziran 2026 Perşembe
Öncelikle ortada ünlü bir erkek var; şiddet faili bir erkek; birlikte olduğu kadına fiziksel şiddet uyguladığına dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı var. Diğer tarafta, ezilen, ayrımcılığa ve yüz yıllardır devam eden şiddete maruz kalan sessizleştirilmiş kadınları temsil ettiğini iddia eden bir protesto/tepki var. Öte yandan dikkatlerimize sunulan medeniyetin en olumlanan özelliklerinden biri olarak ihkakı hak yasağı var. Bu yasağın meali, cezalandırma yetkisinin üçüncü ve üstün taraf olarak devlete bırakılmasıdır ki bu işlev modern devletin temeli sayılır. İşte bu nedenledir ki protesto gösterisi, bir ihkakı hak, hatta kimilerince linç ve dolayısıyla medeniyet kaybı olarak görüldü. Bu değerlendirmeyi yapanların temel dayanağı, protestoya maruz kalan  Güven’in halihazırda bu eylemi nedeniyle yargılandığı ve cezalandırıldığı, dolayısıyla bir nevi adaletin tecelli ettiğiydi.
K-Tipi Şiir: Etten Kurgu Üstüne
18 Haziran 2026 Perşembe
Zafer Zorlu’nun şiir serüveni, 2019’da Edebi Şeyler’den çıkan Oğul Sırtlanı’yla başladığında şair dilin keskinliği ve imge yoğunluğuyla dikkatleri çekmişti. Yedi yıl sonra, Mart 2026’da Everest Yayınları’ndan yayımlanan ikinci kitabı Etten Kurgu, şairin poetikasını daha kuramsal ve politik bir zemine taşıyor. Kitap, hem bireysel deneyimi hem de kolektif hafızayı sorgulayan bir şiir dili ve içeriğiyle çağdaş Türkçe şiirde özgün bir yer edinme arayışında. Kitabın sekiz numara-başlıktan oluşan |K-TİPİ-KAVGA| adlı ilk bölümüyle üç alt parçadan meydana gelen KAPALI K-BAHÇE adlı ikinci bölümü birbirini tamamlayıp nihayetinde yekpare bir düzen teşkil ediyor.
Otoriterliğin Kentleşmeyle Sınanması: Orban’dan Urban’a, Şehirden Kente bir Siyaset Dersi
17 Haziran 2026 Çarşamba
Bu sonuç yalnızca Orbán’ın yenilgisi ya da muhalefetin başarısı olarak okunmamalı. Daha derindeki soru şudur: Kentleşen toplumlar nasıl bir yönetim biçimi talep eder? Bugün siyasal sistemleri ideolojik rekabet kadar kentleşmenin yarattığı yeni toplumsal yapı da sınıyor. Kentleşme, sadece nüfusun şehirlerde yoğunlaşması anlamına gelmez. Ekonomik ilişkilerin, gündelik hayat pratiklerinin, beklentilerin ve kolektif hareket imkânlarının yeniden örgütlenmesini de içerir. Buna karşılık devlet sistemleri –özellikle merkeziyetçi ve otoriter eğilimler taşıyanlar– bu dönüşüme aynı hızla uyum sağlayamaz. Ortaya çıkan şey, klasik anlamda bir siyasal krizden çok yapısal bir uyumsuzluktur: mekân değişir, fakat yönetim mantığı aynı kalır.