Cuma Çiçek
9 Mart 2026 Pazartesi
Daron Acemoğlu ve James A. Robinson Ulusların Düşüşü: Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri adlı ortak kitaplarında siyasi ve ekonomik kurumlar arasındaki ilişkiselliği ve bütünlüğü tartışıyor ve bu kurumların kapsayıcı ya da sömürücü niteliğini birlikte düşünmeye davet ediyor. Yazarlar, farklı zaman ve mekanlardan verdikleri örneklerle siyasi kurumlar ile ekonomik kurumlar arasındaki ilişkilerin olumlu etkileşimlerle verimli döngüler yaratabileceği gibi olumsuz etkileşimlerle kısırdöngüler de ortaya çıkarabildiğini gösteriyor.
Işıl Kurnaz
8 Mart 2026 Pazar
Bütün bu hikâyeler, yani kadınların yazarak, eyleyerek, dikerek, söyleyerek, işleyerek kahraman olma hikâyeleri, dünyayı sadece gölgelerinden ibaret görmemeleriyle de ilgili. 8 Mart’ın Türkiye’deki ve dünyanın her yerindeki kadınlar için biraz da böyle bir anlamı var. Gölgesinden korkarak ve sadece ona sığınarak yaşayan bir dünyaya karşı kafa tutmak, cüret etmek, teşebbüs etmek, her işin içinden, her cümleden atlayıp sıçrayabilmek. Kadınların kahraman olmak için değil, kendileri olmak için çıkıp sonunda yine istemeden kahraman oldukları her yol gibi. Kitap okurken bile, sınav kazandıkları için dahi yeniden kahramanlık yapmaları gereken bir dünyada yaşadıkları için, kadınların mücadelelerinin ölçüsü bitiş çizgisiyle ölçülmez tabii, zaten bu yüzden 8 Mart kutlu olsun!
Tanıl Bora
4 Mart 2026 Çarşamba
Bu kavramı yıllar önce Murathan Mungan zikretmişti: Sofofobi, öğrenme korkusu. Şöyle açıyordu meramını: "İnsanımız diye nitelendireceğim bu genel özne, bilmek, öğrenmek, hatta çoğu zaman gerçekleri bile anlamak ya da öğrenmek istemez. Duyduğu, işittiği kadarı yeter ona. 'Fazla bilmek iyi değildir,' der.  'Fazla düşünmek iyi değildir,' der. Öğrenmekten, adeta ölüm gerçeğiyle yüzleşecekmişçesine korkar. Onun, idare edebileceği kadar kanaatlere, üstünkörü fikirlere, kalabalıklarla arasında genel uyumu bozmayacak beylik sözlere ihtiyacı vardır."
Osman Özarslan
20 Şubat 2026 Cuma
Türkiye’deki rejim ve benim ‘büyük ünlü uyumu’ olarak adlandırdığım bu süreç üzerinden düşündüğümüzde buraya birkaç kod satırı daha eklemek gerekli: öncelikle, rejim süreçleri ve nesneleştirdiği özneleri belirli biçimlerde unutturup-hatırlatmakla birlikte, distopik-apokaliptik bir senaryoya yakışır şekilde, onları, günü geldiğinde kullanmak üzere günahlarından, kabahatlerinden yakalayıp, derin dondurucuya atıyor. Zombileşmiş rejimin şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarını karşılamak için, hatta tarihi bükmek için, bu kabahatleri implant, sıvı, doku, kan, cılk et deposu olarak görüyor ve yeri geldikçe kullanıyor.
Tanıl Bora
18 Şubat 2026 Çarşamba
Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024'teki tarihî konuşmasında, henüz-hâlâ "Teröristbaşı" diye andığı Abdullah Öcalan için, "'Umut Hakkı'nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın" çıkışını yapmıştı. Bu ay başındaki meclis grup konuşmasında, "Öcalan umuda..." çağrısını tekrarladı. Aynı günlerde MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis komisyonunda umut hakkı konusunda uzlaşıldığını söylemişti. Lakin bu hafta çıkacak olan "Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonu" raporunda umut hakkının anılmadığı söyleniyor.
Tanıl Bora
4 Şubat 2026 Çarşamba
Entegrasyon, şöyle böyle bir yıldır, revaçtaki ve kritik kelimelerden… Esasen, “Kürt meselesi” ile ilgili. Geçtiğimiz Mart ayında, Suriye’de Esad sonrası yeni statüko inşasında Şam hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşmanın adı, Entegrasyon Anlaşması. Geçtiğimiz haftaların ihtilâflarında, çatışmalarında da hep “entegrasyon sürecine” atıfta bulunuldu. Kürt tarafı, entegrasyona riayet etmemekle itham edilerek tasalluta uğradı. Sonrasında, haftasonunda, "kademeli entegrasyon"da uzlaşıldığı haberleri çıktı.
Cuma Çiçek
3 Şubat 2026 Salı
8 Aralık 2024 tarihinde Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi, yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda ülkenin gelecekteki idari ve siyasi yapısının nasıl şekilleneceğine dair derin belirsizliklerin başladığı bir dönüm noktası oldu. Modern siyasi tarih ve çatışma çözümü literatürü, uzun süreli iç savaşların ardından toplumsal barışın inşasının son derece zorlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Çoğu zaman taraflar arasında sadece çatışmasızlık halinin korunması bile uluslararası toplum tarafından başarı sayılıyor. Yapısal sorunların çözülememesi durumunda savaşın nüksetmesi ise genelde beklenen bir senaryo.
Derviş Aydın Akkoç
1 Şubat 2026 Pazar
Yeni bir şehirle karşılaşma bahsinde Gaye Boralıoğlu’nun Her Şey Normalmiş Gibi adlı romanındaki Arda’da can sıkıntısının yanı sıra, daha başka ve yoğun duygular, buraya has politik ve kültürel pürüzler de devrededir. İstanbul’da kaybettiği Lora’yı Diyarbakır’da bulmak umuduyla yola çıkacaktır âşık Arda. Lora’nın iki kardeşi “dağda,” babası cezaevindedir; kendisi ise İstanbul’da –legal alanda- bir kent eylemcisidir ama başı siyaseten dara düşmüş, polis takibatından ötürü sırra kadem basmıştır. Kadın hat safhada, bazen sinir bozucu derecede politik, oğlansa eğitimli bir orta sınıf siliğidir. Bu iki farklı âlemin aşk düzleminde bir araya gelmesi...
Kenan Erçel
30 Ocak 2026 Cuma
Ahmet Altan’ın son romanı, “O Yıl”, 2025’in edebiyat sürprizlerindendi. Altan, 1997’de “Kılıç Yarası Gibi” ile başladığı nehir romanına, 2001’de “İsyan Günlerinde Aşk” ile devam etmiş ve uzun bir aradan sonra 2015 yılında seriye “Ölmek Kolaydır Sevmekten”i eklemişti. Son kitabın bol aksiyonlu ve açık uçlu finali bu anlatının devamının geleceğini hissettiriyordu. Nitekim 2017 yılında hapishanedeyken yabancı bir yayıneviyle yaptığı anlaşmada “Osmanlı Dörtlemesi (Quartet)” ifadesi geçiyordu. Ama gerek 4,5 senelik mahpusluğun yıpratıcılığından gerek Altan’ın o dönemde yazdığı hatıratı Türkiye’de yayımlayacak yayınevi bulunamadığından dördüncü kitabın gelmesi pek muhtemel görünmüyordu.
Ahmet İnsel
27 Ocak 2026 Salı
Sadece Türkiye’de değil, bugün dünyanın çok büyük bir bölümünde yürürlükte olan siyasal rejimin tanımlanması, daha doğrusu onu niteleyecek doğru kavramın, doğru sıfatın bulunması konusunda hararetli bir çaba var. Bu çaba yalnız diktatörlükle demokrasi karışımı ve sayıları hızla artan, neredeyse çoğunluğu oluşturan hibrit rejimleri adlandırmak için gösterilmiyor. Çin gibi komünist parti diktatörlüğü altında güdümlü bir kapitalist ekonomi uygulayan siyasal rejimin sürekliliğinin ya da bugün Donald Trump ve ekibinin muhafazakâr-milliyetçi ultra-liberal bir politika yürütmesini mümkün kılan ortamın tanımı, adlandırılması konusunda da rivayet muhtelif.
Tanıl Bora
21 Ocak 2026 Çarşamba
Şükür, dinde güçlü bir kavram. İslam Ansiklopedisi, “Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etme, nimete söz ve fiille mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapma” diye tanımlıyor. Şükürsüzlük ise, nimetin kıymetini bilmemek, nankörlük anlamına geliyor; Osman Nuri Topbaş'ın birçok kaynakta paylaşılan deyişiyle "bereketsizliğe, nimetlerin geri alınmasına ve Allâh’ın gazabına sebep" sayılıyor.
Kenan Erçel
20 Ocak 2026 Salı
İlaveten, SNAP’ten usulsüz şekilde yardım alanları saptama bahanesiyle Trump hükümeti eyaletlerden, programı kullananların tam dökümünü istedi. Bugüne kadar böyle bir taleple karşılaşmamış ve iktidarın artniyetli icraatlarından dersini almış Demokrat eyaletler meseleyi mahkemeye taşıdılar. Anlaşılan o ki bu veriye ulaşabilirlerse Trump ve şurekası, Demokratları kamu kaynaklarını çarçur etmekle suçlayabilmek ve gerek yetkililere gerek vatandaşlara soruşturma açabilmek için her fırsatı değerlendirecek. Öyle gözü dönmüş bir iktidarla karşı karşıyayız ki SNAP’teki bir usulsüzlüğü mazeret gösterip bireylerin oy kullanma hakkına bile el uzatabilirler.