Tanıl Bora
27 Ocak 2021 Çarşamba
Bundan yüz yıl önce, 28-29 Ocak gecesi, kuruluşunun dördüncü ayını idrak etmekte olan Türkiye Komünist Partisi’nin lideri Mustafa Suphi, on beş arkadaşıyla birlikte Trabzon açıklarında katledildi. Müesses nizamın sayısız gayrı nizamî operasyonlarından biridir. İçinde “millî infial” suretinde organize edilmiş linç de var. Teşkilat-ı Mahsusa’nın sembol şahsiyetlerinden Yenibahçeli Şükrü, anılarında bu ‘millî linçle’ övünür.
Murat Belge
25 Ocak 2021 Pazartesi
Çin Komünist rejimini kurduğunda aşağı yukarı otuz yıllık bir Sovyetler Birliği deneyimi olmuştu. Peki, 1917 Devrimi emekle sermaye arasındaki çelişkinin sonucu muydu? Buna “evet” demek de kolay değil. Dünya Savaşı etkeni olmadan 1917’yi hayal etmek zor. Gerçi savaştan önce 1905 gibi emek-sermaye çelişkisine daha kolay bağlanabilecek girişimler olmuştu ama bunların bir “devrim” boyutlarını kazanması kolay değildi. Savaş, işçileri ve sol aydınları köylülerle (askerlerle) bir araya getirdi. O zaman Çarlık başa çıkamayacağı bir güçle karşılaşmış oldu. Burada Bolşevikler’in oynadığı rol de unutulmamalı.
Erdoğan Özmen
20 Ocak 2021 Çarşamba
Çocuk kendisini annenin arzusunun nesnesi olarak var etmek, yerleştirmek için çabalar. Annenin eksiğine deva olacak, onun eksiğini tamamlayacak şey olmak ister. Anne (mOther) simgesel düzenin etkin bir parçası, yani arzulayan bir varlık olduğu ölçüde, arzunun ayrıcalıklı nesnesi olarak fallus -annenin fallusu- olmayı istemektir bu.
Derviş Aydın Akkoç
17 Ocak 2021 Pazar
Her şey gibi anlar da geçer, geriye silik yahut parıltılı izler kalır. İzlerin şiddetince de insan durup dururken ya da bir vesileyle anımsar; geçmişle şimdi arasındaki çatlaklardan mutluluk anlarının kesik kopuk ışımaları süzülür, bu sızılı sıcak hatırlayışlar mevcut zamanın ve varoluşun soğukluğunu, öznenin halihazırdaki mutsuzluğunu insafsızca ifşa eder; ama çoğun kırılıp bükülerek şimdiye kavuşan bu ışımalar bir hasretin de fitilini ateşler.
Menderes Çınar
14 Ocak 2021 Perşembe
AKP’nin İslamcı kültürel iktidar olma projesi en başından itibaren, kendi İslami alternatifinin güzelliğini, doğruluğunu, geçerliliğini göstermeye dayanmadı. AKP, kültürel bir iktidar değil, yalnızca iktidar olmaya çalıştı. Muktedir oldukça kültürel (iktidar) olacağını varsaydı. Hal böyle olunca “çekiciliği” ister istemez dağıtacağı iktidar nimetlerinden ya da kullanacağı iktidar sopasının korkusundan kaynaklandı ve onlar kadar oldu. Bu iktidar odaklılığa ve güç biriktirmeye mesafeli/karşı olan herkesi, İslami bir çerçeveden konuşsa bile, Batılı/Batıcı paradigmaların esiri olmakla itham edip, düşmanlaştırdı.
Tanıl Bora
13 Ocak 2021 Çarşamba
Benjamin'in hikâye anlatıcılığının ölümünü haber verişi aceleci bir kehanet miydi peki? Günümüzdeki hikâye bolluğunu ve hikâye talebini düşünürsek? Sadece siyasetteki hikâye ‘arzusundan’ bahsetmiyorum. Televizyon dizileri üzerimize hikâye sağanağı yağdırıyor, üzerlerine konuşuyor da konuşuluyor… Reklamlar hikâye anlatıyor. Storytelling, hikâye anlatmak, bir pazarlama yöntemi olarak kurumlaştı. Hikâye bolluğunun doyuramadığı bir hikâye açlığı var, değil mi?
Aybars Yanık
11 Ocak 2021 Pazartesi
Siyasi sorunları ortadan kaldıracak değişimlerin gerçekleşmesinin çok zor, bir şeyleri değiştirmenin neredeyse imkânsız olduğu kanaati zaten çok güçlüydü; buna bir de “eğer değişebilecekse bu ancak büyük bir zor/güç kullanarak olabilir çünkü sorunları belirli bir düzenlilik içerisinde çözmeye aday mevcut siyasi kurumların, aktörlerin ve örgütlenmelerin kendilerinin söz konusu sorunların bir parçası olduğu” görüşü eklendi.
Sezen Ünlüönen
10 Ocak 2021 Pazar
Ama Rüzgarda Salınan Nilüfer’in yemeği anlayışı üç aşağı beş yukarı herkesin üretebileceği “erkekler kebap, kadınlar salata yer” türü gözlemlerle kısıtlı değil. Yemek filmde çok daha geniş sorunları düşünmenin bir yolu olarak kendine yer bulmuş. Sözgelimi “Çin mi yiyelim, İtalyan mı” diye restoran beğenemedikleri için saatlerce aç gezmelerini kendi sınıflarının Komünist Manifesto’da bahsedilen türden kozmopolitleşen tüketim alışkanlıkları üzerinden okumak mümkün elbette.
Erdoğan Özmen
6 Ocak 2021 Çarşamba
Freud’un cesareti ve dehası sayesinde başardığı şey, geçerli bir hastalık tanısının bile esirgendiği, o zamana kadar tıp tarafından neredeyse dikkate alınmayan o kadınların adımlarını takip etmek olmuştur. Ama binlerce yıldır süregelen ve kadın-erkek ilişki ve konumlarını düzenleyen dinlerin, geleneklerin, ataerkil yapı ve zihniyetlerin cadılık/şeytanilik, şehvete ve harama düşkünlükle malul saydıkları kadının varlığını kontrol etme ve bastırma jesti psikanalizin kuruluşunda da  çoktan iş başındaydı belki.
Aksu Bora
5 Ocak 2021 Salı
Feminizmin kaça ayrıldığı meselesini değil de feministlerin problem ettikleri konuları esas alarak bence doğru bir karar vermişler. Böylelikle hem farklı yaklaşımları derli toplu okuyabileceğimiz yazılara yer vermişler (Berrin Koyuncu Lorasdağı’nın “Yasal Eşitlikçi Siyasal Hak Talepleri Ekseninde Türkiye’de Liberal Feminizmin Serencamı” yazısı, bunun iyi bir örneği) hem de feminist politikanın temel meselelerdeki seyrini izlememizi mümkün kılanlara (mesela Melda Yaman’ın “Karşılıksız Ev İçi Emek: Teorik ve Politik Tartışmaların İzini Sürmek” yazısı). Bunun önemi, başı sonu, sınırları net olarak çizilmiş farklı feminist “duruş”larla ilgili durgun bir anlatıya hapsolmamayı sağlamasında ve bir o kadar da, her bir meseleyle ilgili olarak bu farklılıkların nasıl ortaya çıktığını göstermesinde.
Murat Belge
4 Ocak 2021 Pazartesi
28 Şubat deneyi yaşandı. Ardından AKP seçimi kazanınca bunun yol açtığı muhalefet biçimi (Ordu’yu göreve çağırma, parti kapatma davası v.b) ve bunlara karşı Erdoğan’ın “şapkasını alıp” gitmemesi, mücadele etmesi de bu popülaritenin dayanakları arasında. Bu etkenlerle oluşmuş “antagonizma” kitlelerle bu tür muhalefeti yürütenler arasına yerleşti. Hâlâ da belirli ölçüde öyle gidiyor. Ama o kesimler de hala bunun farkında değiller. Dolayısıyla Bağcılar AKP’li, Nişantaşı CHP’li.
Tanıl Bora
30 Aralık 2020 Çarşamba
Bir parantez… Ürgüplü, Anadolu Kulübü’nde “Atatürk zamanında” sadece viski servisine izin verildiğini, “İnönü zamanında” bu yasağın yavaş yavaş gevşeyip “nihayet” rakı servisine başlandığını da not etmiş.[8] Rakının “millî içki” sayılmaktansa, “alaturka” görülerek geriye itilmek istendiğine delâlet... Bazı Kemalistler, belki bu hadiseyi İnönü’nün “inkılâplardan taviz veren” tutumuna örnek sayabilirler!