Tanıl Bora
24 Şubat 2021 Çarşamba
Cami yaptırma ve kaza-nahiye-köy dayanışma derneklerinin yanı sıra, “Kanarya Sevenler Derneği” adı mecazlaşmıştır. (Az evvel andığım derlemede Taklacı Güvercin Sevenler Derneği de bulunuyor.) Manasız dernek mecazı olarak kullanılır. Manasız; yani kamusal bir faydası olmayan, gayrı ciddi, biraz da fıttırık… Ben o fıttırıklıkta bir çeşit kamu yararı görürüm; sahiden taklalı güvercinlere takık olduğu için bir araya gelmiş, kendi merakını yemleyen, “sevgisini” paylaşan o insanlar (erkekler), toplaşmakla iyi yapıyor, güzel eyliyordur.
Murat Belge
23 Şubat 2021 Salı
Burada kapitalizmin kuruluşu çok daha sınırlı ve yavaş olmuş. Zaten kendi başına ele alınmaktan çok, “batılılaşma”nın bir parçası olarak görülmüştür. Batılılaşma olduğu kadar işçilerin ve bayağı kalabalık olan yoksulların (kırsal/tarımsal bir nüfus) rağbet gösterdiği bir ideoloji ve bir pratik miydi? Doğrusu, pek değildi. Daha çok zararını görmüş olan vardı. Ama zaten böyle konularda derinlemesine düşünce üretecek bir kültürel hazneleri olmamıştı. Batılılaşma, kapitalizm, bütün bunlar toplumun kendisinin ürettiği şeyler değil, dışarıdan gelip hayatın alışılmış akışını değiştiren şeylerdi.
Derviş Aydın Akkoç
21 Şubat 2021 Pazar
Dalgınlığın nedenleri bilinmiyordur, belki de hiçbir zaman bilinemeyecektir, özne hazırlıksız yakalanıyordur apansız gelen dalgınlık hücumlarına, ama nedenlerden ziyade dalma ediminin kendisi, bu ters akıştaki dereceler ve tefekkürü kışkırtan sorular çok daha önemlidir: “Beyaz mı, daha mı beyaz, o kadar çok mu beyaz.” Tüm bu sorular cevapsız kalacaktır, zira olası cevaplar hareketi dondurmak, sıkıntılı da olsa akışı sabitlemek üzere negatif işlevlerle yüklüdürler.
Sezen Ünlüönen
21 Şubat 2021 Pazar
Yarın bir gün sosyalist bir düzen kurulduğunda da, çocuklar okula gidecekler, tarım yapılacak, barınaklar inşa edilecek, hastalanıp şifa arayacağız. Böyle olunca da, o sosyalist düzen kurulmadan önceki, şu an içinde yaşadığımız hayat zarfında emekle başka türlü bir ilişki kurmaya çalışmak, hem kendi emeğimize hem başkalarının emeğine daha büyük bir saygı duyup ondan daha yüksek beklentiler içinde olmak beyhude bir çaba mı?
Aksu Bora
19 Şubat 2021 Cuma
Tuncay Birkan’ın geçtiğimiz ay yayımlanan kitabı, Sol: Evin Reddi’ni de (Metis Yayınları) böyle okumaya çalıştım. Yani metaforu, “ev”i düz anlamıyla düşünmeye. Kitaptaki yazıların hemen hepsini daha önce okumuş, üzerlerine düşünmüştüm. Tuncay Birkan yazılarını okumayı severim. Hem dert ettiklerini yakın bulurum, hem okura nefes alma, düşünme imkânı verecek şekilde, gevşekçe dokunmuş olmaları hoşuma gider - bence yazarın okuruna (ve tabii kendine de) güvenini gösterir bu. Susmayı, hafif kenara çekilmeyi, duraksamayı göze alabildiğini.
Erdoğan Özmen
17 Şubat 2021 Çarşamba
Belki de hiçbir zaman dile gelmeyecek, kendi anlam dünyamıza hiçbir zaman eklemleyemeyeceğimiz bir yerden, bir karanlıktan başlarız hayata. Bir biçim yokluğundan, yığından. Bedensel duyum, izlenim ve algıların bulanık ve yaygın çokluğundan ve kaosundan. Bedenin derinliğine ve karanlığına gömülü bir varoluştan çıkarak/başlayarak kendini kültürün/dilin/toplumun öznesi yapmaya uzanan olağanüstü bir serüvendir insanınki. Demek verili her şeyin anlamının yeniden yazıldığı, her şeyin  tamamlanmamış ve ucu açık oluşla işaretlendiği, aşikar olanın mütemadiyen dönüştürülerek yeni imkan ve olasılıkların yaratıldığı ve üstlenildiği bir keşif, icat ve inşa yolculuğudur bu.
Derviş Aydın Akkoç
14 Şubat 2021 Pazar
“Hakikatin bilgisi” denilen terkip de çoktan dağılmıştır zaten; hakikat bir yana, bilgi bir yana… İnsanın hakikatten ziyade bilgi ile kurduğu kibirli ve düpedüz kirli ticaret de pahalıya mal olmuştur ona; yanlışlara, yanılgılara, boşluklara hiç mahal bırakmayan, tahammül edemeyen, boyuna hata düşmanlığının habis sularını köpürten modern despotik tavır pek çok şeyin yanı sıra, insan ruhunun da canına okumuştur.
Menderes Çınar
11 Şubat 2021 Perşembe
Türkiye’nin herhangi bir meselesinin AKP liderliği nezdinde ancak bir kullanım değeri olduğu, dolayısıyla AKP liderliğinin bir meseleyi sürdürme, sündürme veya “çözme” tercihlerini ve “çözüm” biçimlerini belirleyen temel, hatta tek hususun elde edeceği siyasi fayda olduğu artık tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde kesinleşmiş durumda. Kamu, kamu yararı, kamusal alan gibi kamuyla alakalı hemen her kavram ve değerin anlamından boşalması, bu aşırı faydacı siyasal aklın hâkimiyetinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Tanıl Bora
10 Şubat 2021 Çarşamba
Epeydir, mahalle kavramı başka bir bağlamda dillerden düşmez oldu. Bizim mahalle – öteki mahalle; kendi mahallemiz – başka mahalleler… Siyaseti ve toplumu yorumlarken, herkes aklın-fikrin, sözün işlev ve etkisini mahalle kavramıyla ölçüyor. Her cenahta öyle - her mahallede, yani! Kastedilen, fikirlerin ve sözlerin, kutuplaşmış kamuoyları içinde yalıtılmış olarak kalmasıdır; farklı kamplara, öteki kamuoylarına ulaşmamasıdır. Bunu sorun edenler, yani her mahallelinin sadece kendi mahallesine hitap etmesinden yakınanlar, başka mahallelere kulak vermek ve oradakilerle de konuşmak gerektiğini söyleyenler, “mahallenin delisi” durumuna düşmekten yakınıyorlar.
Murat Belge
9 Şubat 2021 Salı
Tayyip Erdoğan mizacında bir adamın kolay kolay sineye çekebileceği bir durum değil bu. Dolayısıyla Boğaziçi’nde elde etmeyi istediği sonucun aynı zamanda Gezi’nin intikamı olmasına önem verdiğini düşünüyorum. Elinin altındaki “kaba kuvvet”le böyle bir sonuç alması imkansız görünmüyor. Böyle bir kol bükme stratejisi Tayyip Erdoğan’ı ve yakın çevresini rahatsız etmez. Tersine, bundan özel bir zevk almaları da muhtemeldir, ama bunun toplumda geniş bir tepki yaratacağını tahmin ediyorum.
Ömer Laçiner
8 Şubat 2021 Pazartesi
Yukarıda işaret edilen trend dikkate alınırsa, Erdoğan’ın bu “el yükseltmesi” bir adım daha atmak yerine bir sıçrama yapmaya niyetli, hatta kararlı olduğu anlamına gelir. Amacı ve muhtemel gerekçelerini daha sonraya bırakarak şunu peşinen söyleyelim ki; geldiğimiz eşikte  o “sıçrama” herhalde Anayasa metnine “Türkiye devletinin dini İslâm’dır’ ibaresinin bir biçimde sokulması ile yapılabilir. Erdoğan açısından  böylesi bir girişimin gerekçeleri, amacından daha önemli, daha ön planda gözüküyor olmalıdır. Bir diğer ifadeyle bu girişimini sonucuna vardırmaktan çok onun tartışılmasıyla oluşacak gayet gerilimli havaya, körükleyeceği keskin kutuplaştırmaya  ihtiyacı var.
Erdoğan Özmen
3 Şubat 2021 Çarşamba
Bu erken çocukluk zamanları anne ve çocuğun bir tür ortak-yaşam (symbiosis) içinde olduğu, annenin daima mevcut halde bulunduğu zamanlardır. Psikanalitik teoride üzerinde çok düşünülmüş bir evredir bu. Çocuğun kendiyle anne arasındaki sınırları ve ayrımı tam olarak oluşturamadığı, belki de ikisinin oluşturduğu simbiyotik bütün yüzünden  annenin tüm-güçlü (omnipotent) olarak, demek ki eksiği olmayan ve tam olarak göründüğü bir evre. Başlangıçta fiziken ve kendiliğinden var olan neredeyse bir ve tek olma hali yavaşça ve mecburen kaybedilecek, bebeğin bakışı aynı birlik/bütünlük hissi için annenin ilgisine/dikkatine yönelecektir.