Sezen Ünlüönen
1 Ağustos 2021 Pazar
Peki nedir benim Tolstoy ya da Dostoyevski olmaktan anladığım? Ben bu ayrımı daha ziyade, hayatı, diğer insanları, dünyevi hazları anlamanın iki farklı yolu olarak görüyorum. Dostoyevski için hayat acımasız ve akıldışıdır, insan büyük erdemlerden büyük rezilliklere bir anda geçebilir, dünya hazları insanı hayvana yaklaştıran, özünde şüpheyle bakılması gereken pis şeylerdir. Karamazov Kardeşler’in aziz ruhlu Alyoşa’sına yahut ermiş mertebesine ulaştığı düşünülen rahip Zosima’sına (ve Dostoyevski’nin ateşli Hıristiyanlığına) rağmen insan özünde her tür alçaklığın çekirdeğini taşıyan bir canlıdır, kötülük her an bir köşe başından fırlayıp boğazımıza sarılabilir (Zosima’nın ölür ölmez cesedinin kokması da bu karanlık bakışın bir ürünü bence).
Aksu Bora
29 Temmuz 2021 Perşembe
Kendini bile isteye rezil etmek. Bir türlü “şeylerin olağan akışı”na kapılamayıp hep kenara, hep dışarı düşmek. Seçilmemiş ama mahkûm olunmuş bir yalnızlık türü. İnsanın kendine verebileceği bir mahkûmiyet. O kararı tam ne zaman verdiğinizi bilemezsiniz, bir sürü küçük an, küçük karar vardır aslında; hep birlikte gülünen bir şakaya gülememişsinizdir mesela, bir türlü “ölçü”yü tutturamamışsınızdır,  “laf döküp saçmayı” değil de gerçekten konuşmayı istemişsinizdir… “Çünkü ne başkalarının söyleyeceklerine ne kendi anlatacaklarıma inancım kalmıştı.”
Polat S. Alpman
29 Temmuz 2021 Perşembe
Göçmenlerle ilgili aşırı sağın çizdiği çerçevenin dışında düşünenler de vicdanlı, merhametli ve saf olmak zorunda değil. Siyasal, sosyal ve ekonomik gerçekliğin gerektirdiği bazı seçenekler göçmenlerin hakkını savunmanın toplumun hakkını savunmak anlamına geldiğini gösterebilir. Göçmenlerin haklarını savunmak, onların ayrımcılığa ve eşitsizliğe uğramalarının önüne geçmek için mücadele etmek, toplumdaki herkesin hakkını savunmak anlamına da gelebilir.
Tanıl Bora
28 Temmuz 2021 Çarşamba
Bu yeni tarz-ı siyaset deneyimlerinde, temsiliyetin panzehiri olarak katılım talebi öne çıkarılıyor. Temsil mekanizmaları da kullanılabilir, ama onların içini katılımla doldurarak, katılımla zorlayarak… (Türkiye’de kadın hareketinin epeydir şiarı bu: temsili yeterli görmüyor, katılım istiyorlar.) Hardt ve Negri, yine henüz el yordamıyla aranan yeni demokratik örgütlenme ve önderlik biçiminin, emir vermeyen, temsil iddiasında bile bulunmayan, yani “…adına” hareket etmeyen, bunun yerine kendi kendisini örgütleyen çokluk/çoğunluk içinde bir “kurul/meclis düzenleyicisi” işlevi gören bir ‘merci’ olması gerektiğine dikkat çekiyorlar.
Murat Belge
23 Temmuz 2021 Cuma
Yirminci yüzyılın büyük kısmı “sosyalizm/kapitalizm” kavgasıyla geçerken sosyalizmin bilimselliği de öteki cepheden çeşitli saldırılara uğradı. Örneğin Marx’ın sosyalizmi gelişkin kapitalist ülkelerden yayılacak bir rejim olarak görmesi “bilimsel olmadığının” kanıtı olarak sunuldu. Sosyalizmin gerçek tarih içinde seyri de Marx’ın nasıl yanıldığının örneği olabilir. Konuya “bilimsellik” açısında baktığımızda, “bilim” denen şeyin “müneccimlik” demek olmadığını vurgulamak isterim. Bilimsel bir öneri, yapıldığı zaman insan bilgilerini veri olarak alan ve sentezleyen bir öneridir. O aşamada “insan bilgisi” çerçevesi dışında kalan şeyleri kapsaması mümkün değildir, beklenemez.
Erdoğan Özmen
21 Temmuz 2021 Çarşamba
Kendi hayatlarında habire yığınak yapmanın, güç, zenginlik ve iktidar biriktirmenin derdindeyken etrafa sabır, şükür, tevekkül öğütlemeleri nasıl çirkin ve mide bulandırıcı. İktidara ve iktidarın nimetlerine sahip olmak gözlerini öylesine kamaştırmış, kalplerini mühürlemiş halde ki apaçık zulümleri bile görmüyorlar artık. Genellikle erkekler. Hakla, hukukla, işini hakkıyla yapmakla hiçbir ilişkileri yokmuş, kalmamış gibi davranıyorlar. “Öyle işte, yapıyorum çünkü yapabiliyorum, bir de hesap mı vereceğim” demek ister gibiler sanki, ifadesiz bir sırıtışla suratlarında hep.
Barış Özkul
15 Temmuz 2021 Perşembe
Ekonomi Sanayi Devrimi çağından bu yana görülmemiş bir hızla dijitalleşirken, yapay zekâ bir tür ikame teknoloji olarak birçok iş kolunda sadece kol emeğini değil zihinsel emeğe dayalı işgücünü de lüzumsuzlaştırıyor. Eski dünyanın kolektif temsil kurumları aşınırken üretimin yapılış tarzı da tümüyle bireyselleşiyor ve işbölümü büyük oranda gereksizleşiyor. Üretici güçlerin ulaştığı gelişim düzeyi mekânda bir araya gelme ve “işyerinde üretim” zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. On yıl önce “evden çalışma” ve “parça başı iş” kapitalizm içinde bir güvencesizleşme ve anomali olarak görülürken bugün “ev” bir üretim mekânı olarak “kural”a dönüşüyor.
Polat S. Alpman
13 Temmuz 2021 Salı
Bir yandan üniversiter alan üzerine yeniden düşünmenin olanaklarını aramak, diğer yandan mevcut koşullar altında olup biteni anlamlandırmak ve bütün bunları tarihsel ve sosyopolitik bir bağlam içinde konumlandırmak için öğrencilerden Dayanışma Akademileri’ne, akademisyenlerden üniversitelere kadar bir dizi meseleyi kamusal alanda tartışmayı hedefledik. Bu çabayı “totaliter bir erk kullanma aşklarının dışavurumu” olarak değil de Türkiye’deki yükseköğretimin demokratikleşme mücadelesine bir katkı olarak yorumlamak daha gerçekçi ve insaflı olacaktır.
Tanıl Bora
14 Temmuz 2021 Çarşamba
“Pislik heriftir ama bizim pislik herifimizdir” ruhsatı vermek, verebilmek, bir güç makamında bulunmanın işareti. Pislik adamlara sahip olmak, bir pislikler kadrosunu tasarrufu altında bulundurmak, bir ‘imkân,’ bir güç... Bir hikmet-i devlet vardır burada: İstenmeyen, el kirletecek, pis işlerin yine de yapılması gereği sineye çekilecek; bu işler, münhasıran o pisliğe vakıf, o pisliğe alışık, o pisliğe bulaşık olanlara gördürülecek, yani pis iş ‘outsource’ edilecek, taşerona verilecek, böylece pislik tecrit ve enterne edilecek, başka yere bulaşmayacaktır. Zehir-panzehir dengesi…
Murat Belge
12 Temmuz 2021 Pazartesi
Demek ki “devrimci” sınıf, hayat koşulları rahatlayınca, tüketim toplumu içinde kendi görece mütevazı imkânlarıyla yaşamayı tercih edebiliyordu. Aynı zamanda “yabancı işçi” düşmanı olabiliyorlardı. En sağ politikalara destek verebiliyorlardı. Toplumun, çocuğunu, karısını dövmek gibi en geri, en mide bulandırıcı gelenekleri onların arasında en yaygın şeklini alabiliyorlardı. Bu arada yeni bir iş peydahlandı. Daha doğrusu teknoloji büyük bir atılım daha yapmayı başardı. Bilgisayar falan derken “robot” üretimine geçildi. Bazı alametler belirmişti ne zamandır. Üretimde “beyaz yakalı” katkısı “mavi yakalı” kesimi sayıca geride bırakmaya başlamıştı.
Derviş Aydın Akkoç
11 Temmuz 2021 Pazar
Seçmek, önünde sonunda bir karar vermek; karar vermekse aksiyon için gereken ilk adımı atmak, bu adımı mümkün kılacak cesareti göstermekle bağlantılıdır. Seçme edimine damgasını vuran faktörse sanılanın aksine arzu değil, korkudur: karardan önceki tereddütler, ürpertili bekleyişler, ya da “akıl defterini” karıştırıp kurcalayıp da aynı yerlerde çakılıp kalmalar, çoğun korkudandır... Dostoyevski’nin Raskolnikov’u mesela, başlangıçta nasıl da kendinden emindir, “özgür irade” düşüncesine inanıp da eyleme kalkışmak isterken; fakat daha derme çatma odasından çıkıp da borca battığı ev sahibesine yakalanmamak için merdivenlerde ecel terleri döker, basamaklardan bir gölge gibi sıvışırken iradesi parça parça sökülür.
Erdoğan Özmen
7 Temmuz 2021 Çarşamba
Demek bugünkü acılarımızı, açmazlarımızı, engellenmelerimizi, yoksunluklarımızı anlamlandırmak için bakıyoruz geçmişe. Ama öte yandan da, o geçmiş bizim şimdiki bakışımız sayesinde, şimdiden geçmişe doğru oluşturduğumuz anlamlandırıcı çerçeveler sayesinde varoluyor, mütemadiyen geri dönüşlü biçimde inşa ediliyor. İnsanın hikayesinde düz bir gelişim çizgisinin, çizgisel bir mantığın geçerli olmaması demektir bu. Ruhsal ıstırap/semptomlar anlamları geçmişin derinliklerinden bulup çıkartılacak, keşfedilecek işaretler olarak değil, geri dönüşlü biçimde inşa edilen, deyim yerindeyse icat edilen izler olarak kavranmalıdır.