Haftalık
Aybars Yanık
23 Mayıs 2024 Perşembe
Benim akranlarımın (87’liyim) izlediği ve görebildiği en iyi 10 numaralardan olan Djalminha (pekbilinmez Deportivolu) futbol izlemeye tahammül edemediğini, sıkıntıdan patladığını açıklamıştı birkaç yıl önce. İşi gereği yorumculuk yapmasa, asla izlemeyeceğini söylüyordu. Neymar’ın Avrupa futbolundaki o astronomik piyasa değerini çalım kıtlığının cazipleştirdiği adam eksiltme becerisine bağlamıştı. İlk okuduğumda yadırgamıştım fakat bugün tamamen hak verdiğimi söyleyebilirim.
Erdoğan Özmen
22 Mayıs 2024 Çarşamba
Obsesif-kompulsif nevrozun söz konusu kayıp ve ayrılığı aşma, “geçersiz kılma” biçimi, onlarla baş etme stratejisi esas olarak nesne ilavesiyle eski/kaybedilmiş tamlık, birlik ve bütünlüğünü yeniden kurma, geri getirme girişiminden ibarettir. Daha doğrusu, kaybı ve ayrılığı tam da bu aşma girişimi esnasında, bu iptal etme hamlesi vesilesiyle kaydetme, başlangıçtaki tamlık ve bütünlüğü kendi kaybının kaydı aracılığıyla var etme, koyutlama kipidir obsesyon. Obsesif kendini, fantazisinde nesneye sahip olduğunu varsayarak ve böylece herhangi bir yokluk/eksiklikle malül olduğunu kabullenmeyi redderek konumlandırır.
Orhan Koçak
20 Mayıs 2024 Pazartesi
Kendilerinin de tümüyle inanmadıkları bir şeyi insanlara satma çabası daha Hitler zamanında bile görülebiliyordu. Ve bu dalgalanma, bir yanda aşırı heyecan ve çabadan bitkin düşmüş bir milliyetçilikle öte yanda bu milliyetçilik hakkında duyulan şüphe arasındaki bu ikirciklenme, ki insanın hem kendini hem de başkalarını ikna edebilmesi için gizlemesi gerekir, daha o zamanlarda bile gözlenebiliyordu.
Cuma Çiçek
16 Mayıs 2024 Perşembe
Bu şehirlerde fen işleri biriminin yapacağı binalar, parklar, yollar ya da kaldırımlar; kültür biriminin organize edeceği kültürel ve sanatsal etkinlikler; sosyal işler biriminin dezavantajlı gruplara yönelik ürettiği hizmetler; sağlık biriminin yürüttüğü koruyucu sağlık hizmetlerinin kapsamı; zabıtanın denetlediği gıda üretim ve tüketim alanları; ulaşım biriminin düzenlediği toplu taşıma hatları ve saatleri farklılaşacaktır. Daha da önemlisi kadınların yönettiği bu belediyeler kız çocuklarına, genç kadınlara yeni yollar açacaktır.
Tanıl Bora
15 Mayıs 2024 Çarşamba
Müphemlik, afakîlik (“bir kaynağa dayanmayan, hayalî” anlamında), zaten irfan mefhumunun sahiplendiği bir nitelik. Hayat tecrübesinden ve asırlarca hayat tecrübelerinden süzülmüşlüğe, sezgiselliğe, bilgeliğe dayanan bir bilme biçimini anlatıyor. “Katı” bilimselliğin kavrayamayacağı bir bilme biçimi. İrfan kelimesinin etimolojisindeki “arf” kökü, “kokusuna erişme, yanağına dokunma” anlamlarına açılıyor. Duygularla da alışverişli bu sezgisel bilme biçiminin tanımlanması, tanım icabı, zor.
Işıl Kurnaz
14 Mayıs 2024 Salı
İnsan hakları çalışmalarını ve sivil toplum savunuculuğunu ceza hukukunun çalışma alanına sokarak kriminalize etme çabası yeni değil. İran’da, Avustralya’da bu yasalar çıktı, çıkmaya devam ediyor. İlginç bir örneği, Bahreyn’dendir. Yasa savcıya, terörle bağlantılı sivil toplum kuruluşları üyelerini 6 aya kadar herhangi bir ceza olmadan gözaltında tutma yetkisi verir. Peki Türkiye, bütün bu tablonun neresinde duruyor?
Murat Belge
13 Mayıs 2024 Pazartesi
Bu türden bazı jestler yapabilir mi? Yapabilir. Ama demokratikleşme yolunda mesafe almak için değil, iktidarını devam ettirmek için yapar. Ettirmekte başarılı olduğu ölçüde demokrasinin de, demokrasi için çalışanların da kuyusunu kazacaktır. Bu perspektifte Kemal Kılıçdaroğlu haklı: sonuçta Erdoğan’la girişilecek ilişki bir “mücadele” ilişkisidir. Ama Özgür Özel de doğru bir şey söylüyor: normalleşme hedefi konmalı ve korunmalı.
Aksu Bora
4 Mayıs 2024 Cumartesi
Türkiye haritasının kırmızıya boyanmasına sevinmemizin bir sebebi de herhalde AKP’nin gerilemesi ile bu dip dalganın yükselmesi arasındaki bağı sezmemiz. Muhalif politikanın “konum alma” ve “duruş” eylemsizliğine sıkıştırıldığı bir zamanda feminist hareket, politikanın imkânlarını yokladı, bunları genişletmeye çalıştı. Şimdi gördüğümüz, bu çabanın sonuçları. Yersiz bir iyimserliğe kapılmaya gerek yok ama yani, sevinmeyelim mi?
Ömer Laçiner
22 Nisan 2024 Pazartesi
CHP’nin bu “zafer”i, ülkenin tarihinde bir “dönüm noktası” olabilir, sayılabilir mi? Eğer dönüm noktası terimine sadece çeyrek asır kesintisiz devam etmiş bir iktidarın sona erişinin güçlü işaretlerinden ibaret bir anlam yüklüyorsak; evet. Ama 31 Mart’taki sonucu Cumhuriyet’ten, hatta 20. yüzyıl başından beri yaşadığımız siyasal tarih bağlamında ele aldığımızda ise; henüz evet diyemeyeceğimizi, buna mukabil 31 Mart’ın, özellikle CHP’ye verilen destek üzerinden bu bağlamda da bir dönüm noktası olabilme potansiyelini büyük ölçüde taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ahmet İnsel
21 Nisan 2024 Pazar
Tartışma açmaya yönelik ender girişimler ne yerel ne de ulusal planda seslerini duyurabildi. Halbuki siyaset, sorunları tespih taneleri gibi dizmekten öteye, bunları belirli bir önem sırası içinde, birbirleriyle etkileşimlerini dikkate alarak çözme önerilerinin tartışılıp, değerlendirildiği bir alandır. Türkiye’de siyaset bu niteliğini epeydir giderek kaybetmeye başlamıştı. Otokratik başkanlık sisteminin uygulanmaya başlamasıyla neredeyse bütünüyle kaybetti. Yerel seçim, büyük ölçüde, başkanı destekleme veya ona karşı çıkma seçimine dönüştü.
Polat S. Alpman
18 Nisan 2024 Perşembe
Bu yazıya vesile olan şey, AK Parti’nin TBMM’deki Grup Toplantısı’nda konuşan Erdoğan’ın “bu hareketin kökleri çok derinde ve ufku çok geniş bir hareket olduğunu kavrayamamışlar. Beyler, bayanlar, şunu herkes görsün ve bilsin. Biz bitti demeden hiçbir şey bitmez, bitmeyecektir” demiş olması. “Biz” diye işaret ettiği, muhayyel ya da farazi bir tip değil, bizatihi kendisi olsa gerek ki, buna da hakkı var. Kelimenin gerçek anlamıyla Erdoğan “bitti” demeden hiçbir şeyin sona ermeyeceği bir ülke Türkiye.
Kenan Erçel
5 Nisan 2024 Cuma
Toplumda bu denli kötülük ve şiddet varken kolluk kuvvetlerinin, hapishanelerin asayiş açısından kaçınılmaz olduğu; suçun, onunla başetmeye yönelik kurumları gerekli kıldığı çok yaygın bir kanıdır. Sol fikriyat bu ezberi bozmaya, suç ile güvenlik aygıtları arasındaki tek yönlü nedensellik varsayımını sorgulatmaya çalışagelmistir. Zira güvenlik kurumları kendi bekaları için gereken suçu ve suçluyu üretmeye muktedirdirler. Hatta bu tespiti en uç noktasına götürürsek, suçlular olduğu için hapishaneler değil, hapishaneler olduğu için suçlular vardır denilebilir.
Güncel
“Hem yaşam alanlarına kâbus gibi çök, hem de yeni ve zararlı bir canlı türü bulmuşsun gibi ad tak, sokak hayvanı de…”
26 Mayıs 2024 Pazar
Kanun çıkaracaklarmış. Kanun, görülen işi kanuni yapar, haklı yapmaz. Katliama kanun çıkarınca katledenlere hak mı doğuyor yani? Katliamın adını kibarlaştırıp "uyutma" yapınca katliam katliam olmuyor mu? Hitler kanun çıkarsaydı meselâ, "Ama hakkıyla kanun çıkarmış adamcağız canım, altı milyon Yahudi'yi götürüp kimseciklerin görmediği bi’ yerde mis gibi uyutmuş, daha naapsın!" mı diyecektik?
Türkiye’nin Geleceği Üzerine Tezler (I):  31 Mart Seçimleri ve Geleceği “Aralamak"
24 Mayıs 2024 Cuma
Siyaset bilimcilerin işi elbette kehanette bulunmak değildir, ama durumu yorumlama çabamızın, onu dönüştürme ya da muhafaza etme gayretinden ayrı düşünülemeyeceği de ortada. Dolayısıyla, eğer Türkiye’nin demokratik toplumsal güçleri, 2028’e iyi hazırlanmak istiyorsa, seçimlerde ana muhalefetin birinci parti olarak çıkmasının, CHP’nin büyükşehir belediyelerinin çoğunluğunu almasının ve AKP’nin önemli bir oy kaybına uğramasının yarattığı siyasal, toplumsal ve psikolojik etkileri iyi tahlil etmek ve geleceğe uzun dönemli bir strateji etrafında hazırlanmak zorunda.
Yeni Müfredat: Bitmeyen “Maarif Davası”
15 Mayıs 2024 Çarşamba
Model’in felsefesini oluşturanlar, bilimsel şüphecilik içermeyen medeniyetçi önkabullerle hareket ediyorlar. Dünyayı ve tarihi, “insanın fıtri özellikleri”, “milli şahsiyet”, “medeniyetimizin manevi değerleri” gibi özcü kavramlarla okuyorlar. Geçmişin ruhunu canlandırıp, insanlığın sorunlarına çare olacak bir medeniyet kurmayı hedefliyorlar. Bunu da felsefelerini kamusal müzakereye açmadan, kapalı devre entelektüel sistemlerle gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
“Onaylı” Sağlık Sistemi
14 Mayıs 2024 Salı
Türkiye, mevcut üç sorunundan üçüncüsü olan “pahalı” maliyeti, hastanelere çok ama çok düşük ücretler ödeyerek aşmaya çalışmaktadır. “Onaylı Randevu Sistemi” ise uzun randevu süreleri için icat ettiği, sorunu çözmeyen ancak şiddetini kısmen azaltacak bir uygulamadır. Gereksiz tetkik ve aşırı tanı sorunları ise hastane temelli bu sistemin hayati önemi haiz olup halen gündeme gelemeyen, bugün itibarıyla kısıtlı bir hekim grubunun dert etmeye çalıştığı başka bir sorunudur.
Ölüler, Ölüm Sözleri
12 Mayıs 2024 Pazar
Türklerin İslâm dinini kabul edip höyük geleneğini yavaş yavaş terk etmelerinden sonra "toprağı bol olsun" deyimi Müslüman olmayan ölüler hakkında kullanılır olmuş. Demek ki, Türkler bu çok eski deyimin İslâm öncesi hayatlarına özgü olduğunu görünce, yeni dinlerine inananlar hakkında kullanmak istememişler, ama deyimi saklayıp başka dinlere inananların ölüleri hakkında kullanarak yaşatmışlar. Bu sözün ölen kişi hakkındaki iyi dilek ifadesi olduğu açıktır.
İnkâr Edilmiş Etnisite Olan Irk Üzerine Notlar
9 Mayıs 2024 Perşembe
Irk kendini yüksek sesle “ben kültürel değilim” diye ilan eden (ki bu tarihsel ve keyfiyim anlamına gelir) bir kültürel üyelik biçimidir ve bunun etkileri gerçektir -bu etkilerden biri ırk iddiasının ayırt edici kavramda somutlaştırılması, diğeri ise tahakkümün doğallaştırıldığı ölçüde mümkün hale gelmesidir. Kısacası, ırk inkar edilmiş etnisitedir, kendisini doğa kisvesine bürüyen ve kendi tarihsel kökünü tam da bu simülasyonla ortaya koyan bir etnisite biçimidir.
The Old Oak: Hürmet, Tekrar, İhlal
8 Mayıs 2024 Çarşamba
Birçok filminde olduğu gibi The Old Oak´ta da, hakim olduğu toplumun içinden gri alanlarda yarattığı kusurlu karakterler aracılığıyla meselesini anlatıyor Ken Loach. Görüntüye abanmayan bir görüntü estetiğiyle direkt bir anlatıyı dolaşımda tutuyor. Belki de bir anlamda vasiyet filmi olduğu için onun filmlerinde pek alışık olmadığımız sembolleri ve eski filmlerinden izleri görüyoruz filmde.
Bir Olgunluk Dönemi Portresi: Kuru Otlar Üstüne
7 Mayıs 2024 Salı
Ceylan’ın geçlik emareleri ya da en başta ifade edilen o “sanatsal uyumsuzluk”; geleneksel yapıyı onaylayan genel eğilimi zaman zaman (bilinçli) ihlal etmesiyle ve(ya) mecralar arası dolaştığı bir anda filmin konvansiyonel yapısına sadık kalışıyla rahatlıkla görülüyor. İhlaller kendine kapanan bir gelenekle çakışıyor. Ceylan’ın erken dönem (ilk) filmi Koza’daki fotoğrafik öykücülüğü, olgunluk dönemi başlangıcı diyebileceğimiz Kuru Otlar Üstüne filminde maddi bir eleştiri ve ihlal edici bir unsura dönüşüyor.
Nereden Başlamalı?
3 Mayıs 2024 Cuma
Felsefinin temelinde dogmalardan uzak, doğruyu ve güzeli bulmayı amaçlayan (arayan) bir spekülasyon vardır. Platon için bilmek bir hatırlama sürecidir, bu açıdan bakarsak bildiklerimiz büyük ölçüde hatırladıklarımızdır. Hatırlama sürecinin kökeninde illa idealar dünyasının olması gerekmez, tam aksine içine doğduğumuz dünyada duyduklarımızı, okuduklarımızı, izlediklerimizi vb. hatırladığımız ölçüde bildiğimizi sanırız. Felsefi bir bakış kazanabilmek, doğruyu ve güzeli arayan bir spekülasyona girişebilmek, daha doğrusu aramaya başlayabilmek için ilk yapmamız gereken bildiklerimizi (hatırladıklarımızı) unutmaktır.
Yeni CHP: Post-siyasa ya da Siyasetsiz Siyaset
30 Nisan 2024 Salı
Bilinmezlik perdesinin gölgesi sadece kamusal alana değil, siyasetsiz alan olarak refere edilen özel alana da sirayet eder. “Herkesi kucaklayan’’ yönetici-lider, örneğin, ekonomik durumu kötü olduğu için omzunda Kürtçe ağlayan bir teyzenin ne dediğini anlamasa da üzüntüsünü hissettiğini söyler ve epistemolojik anlaşılmazlık durumunu “hislenerek’’ geçiştirir, ötekini günlük hayatta bu anlaşılmazlığın içine hapseder.