Haftalık
Osman Özarslan
20 Şubat 2026 Cuma
Türkiye’deki rejim ve benim ‘büyük ünlü uyumu’ olarak adlandırdığım bu süreç üzerinden düşündüğümüzde buraya birkaç kod satırı daha eklemek gerekli: öncelikle, rejim süreçleri ve nesneleştirdiği özneleri belirli biçimlerde unutturup-hatırlatmakla birlikte, distopik-apokaliptik bir senaryoya yakışır şekilde, onları, günü geldiğinde kullanmak üzere günahlarından, kabahatlerinden yakalayıp, derin dondurucuya atıyor. Zombileşmiş rejimin şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarını karşılamak için, hatta tarihi bükmek için, bu kabahatleri implant, sıvı, doku, kan, cılk et deposu olarak görüyor ve yeri geldikçe kullanıyor.
Tanıl Bora
18 Şubat 2026 Çarşamba
Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024'teki tarihî konuşmasında, henüz-hâlâ "Teröristbaşı" diye andığı Abdullah Öcalan için, "'Umut Hakkı'nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın" çıkışını yapmıştı. Bu ay başındaki meclis grup konuşmasında, "Öcalan umuda..." çağrısını tekrarladı. Aynı günlerde MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis komisyonunda umut hakkı konusunda uzlaşıldığını söylemişti. Lakin bu hafta çıkacak olan "Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonu" raporunda umut hakkının anılmadığı söyleniyor.
Cuma Çiçek
3 Şubat 2026 Salı
8 Aralık 2024 tarihinde Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi, yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda ülkenin gelecekteki idari ve siyasi yapısının nasıl şekilleneceğine dair derin belirsizliklerin başladığı bir dönüm noktası oldu. Modern siyasi tarih ve çatışma çözümü literatürü, uzun süreli iç savaşların ardından toplumsal barışın inşasının son derece zorlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Çoğu zaman taraflar arasında sadece çatışmasızlık halinin korunması bile uluslararası toplum tarafından başarı sayılıyor. Yapısal sorunların çözülememesi durumunda savaşın nüksetmesi ise genelde beklenen bir senaryo.
Derviş Aydın Akkoç
1 Şubat 2026 Pazar
Yeni bir şehirle karşılaşma bahsinde Gaye Boralıoğlu’nun Her Şey Normalmiş Gibi adlı romanındaki Arda’da can sıkıntısının yanı sıra, daha başka ve yoğun duygular, buraya has politik ve kültürel pürüzler de devrededir. İstanbul’da kaybettiği Lora’yı Diyarbakır’da bulmak umuduyla yola çıkacaktır âşık Arda. Lora’nın iki kardeşi “dağda,” babası cezaevindedir; kendisi ise İstanbul’da –legal alanda- bir kent eylemcisidir ama başı siyaseten dara düşmüş, polis takibatından ötürü sırra kadem basmıştır. Kadın hat safhada, bazen sinir bozucu derecede politik, oğlansa eğitimli bir orta sınıf siliğidir. Bu iki farklı âlemin aşk düzleminde bir araya gelmesi...
Kenan Erçel
30 Ocak 2026 Cuma
Ahmet Altan’ın son romanı, “O Yıl”, 2025’in edebiyat sürprizlerindendi. Altan, 1997’de “Kılıç Yarası Gibi” ile başladığı nehir romanına, 2001’de “İsyan Günlerinde Aşk” ile devam etmiş ve uzun bir aradan sonra 2015 yılında seriye “Ölmek Kolaydır Sevmekten”i eklemişti. Son kitabın bol aksiyonlu ve açık uçlu finali bu anlatının devamının geleceğini hissettiriyordu. Nitekim 2017 yılında hapishanedeyken yabancı bir yayıneviyle yaptığı anlaşmada “Osmanlı Dörtlemesi (Quartet)” ifadesi geçiyordu. Ama gerek 4,5 senelik mahpusluğun yıpratıcılığından gerek Altan’ın o dönemde yazdığı hatıratı Türkiye’de yayımlayacak yayınevi bulunamadığından dördüncü kitabın gelmesi pek muhtemel görünmüyordu.
Ahmet İnsel
27 Ocak 2026 Salı
Sadece Türkiye’de değil, bugün dünyanın çok büyük bir bölümünde yürürlükte olan siyasal rejimin tanımlanması, daha doğrusu onu niteleyecek doğru kavramın, doğru sıfatın bulunması konusunda hararetli bir çaba var. Bu çaba yalnız diktatörlükle demokrasi karışımı ve sayıları hızla artan, neredeyse çoğunluğu oluşturan hibrit rejimleri adlandırmak için gösterilmiyor. Çin gibi komünist parti diktatörlüğü altında güdümlü bir kapitalist ekonomi uygulayan siyasal rejimin sürekliliğinin ya da bugün Donald Trump ve ekibinin muhafazakâr-milliyetçi ultra-liberal bir politika yürütmesini mümkün kılan ortamın tanımı, adlandırılması konusunda da rivayet muhtelif.
Aybars Yanık
6 Ocak 2026 Salı
Bütün bunlara bakınca ne görüyoruz? Sanki fazla beğeni, yorum almak veya nefret yaratmak için mizansen yapıp sosyal medyada paylaşan Tiktokçular, Youtuberlar, influencerlar yönetiyor ABD’yi. Absürtlüğü göstermek için mahsus abartayım: Sanki bu operasyon X’te çok beğeni kazanmak için şımarık bir asosyal veledin işi ve dünya bir iki gündür bu paylaşım ve editlerle eğleniyor, öfkeleniyor, kızıyor, huzursuz oluyor vs.
Işıl Kurnaz
4 Ocak 2026 Pazar
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, “operasyon” diyerek bir milli güvenlik sorununa indirgediği ve yerelleştirdiği bu ihlalin devamını getirerek, Maduro’nun adalete teslim edilmek ve ABD’de yargılanmak üzere New York’a getirildiğini söyledi. Ancak bu beyanın arkasında iki cevapsız soru vardı: Birincisi, hangi yargı yetkisine göre New York’ta yargılanacaktı, ikincisi ise uluslararası teamül hukuku ve Uluslararası Adalet Divanı’nın kabul ettiği devlet başkanının yargı bağışıklığı ve dokunulmazlığı sorunuydu.
Güncel
İran'da Bundan Sonra...
1 Mart 2026 Pazar
Beklenen oldu ve ABD-İsrail ikilisi İran’a saldırdı, İran da onlara karşılık veriyor. Son saldırıların en çarpıcı sonucu, savaşın ilk saatlerinde Tahran’a düzenlenen füze saldırılarında İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in de öldürülmüş olması. Bu elbette İran'ı belirsiz bir sürecin içine sokmuş görünüyor.  Bu sürecin asıl sorunlarından birisi, Hamaney’in yerine kimin geçeceğinin normal prosedürler içinde belirlenip belirlenemeyeceği. Çünkü savaşta İran lideri Hamaney’in yanısıra birçok üst düzey siyasetçi ve Devrim Muhafızları komutanı da öldürüldü.
Uçurumun Kıyısındaki Dünya
1 Mart 2026 Pazar
Bush gibi Trump da yalanlara dayanan bir kriz imal etti ve aslında kendisini fiilen köşeye sıkıştırdı. Geçen yıl İran’ın nükleer kapasitesini “yok ettiğine” dair asılsız iddiasıyla kendi yarattığı beklentilerin rehini haline geldi. Bush ve suç ortağı Tony Blair gibi Trump da tehdidi bilinçli biçimde büyütüyor. Yıllık Kongre konuşmasında, Tahran’ın balistik füzelerinin “yakında” ABD topraklarına ulaşabileceğine dair hiçbir kanıta dayanmayan iddiası, Saddam Hüseyin’in efsanevi kitle imha silahlarına ilişkin ABD ve Birleşik Krallık’ın meşhur yalanlarını hatırlatıyor. İsrail’in “önleyici” saldırılar düzenlediği iddiası da yanıltıcı. İran’ın saldırıya hazırlanmakta olduğuna dair açık ve somut hiçbir kanıt yok. Aksine, geçen hazirandaki yıkıcı ABD-İsrail saldırısından sonra İran, umutsuzca barışı korumaya çalışıyordu.
İzmir’in Suyu Kime Ait? Güzelhisar Barajı’nda Su Tahsis Rejimi ve Müştereklerin Çitlenmesi
28 Şubat 2026 Cumartesi
İzmir’de, 2025 yaz ve sonbahar aylarında, kuraklığın derinleşmesiyle beraber, şehirde su ihtiyacını karşılayan barajlardaki su miktarı ciddi oranda düşmüştür. Ağustos ayında Gördes ve Balçova barajlarında doluluk seviyesi sıfırı gösterirken, şehrin içme suyunu sağlayan ve kapasitesi en yüksek olan Tahtalı Barajı’nda bu oran %1’e, Çeşme gibi turist nüfusu yoğun bir bölgenin içme suyunu karşılayan Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı %0,01’e ve Ürkmez Barajı’nda bu oran yine tek hanelere düşmüştür. Bu dönemde dikkat çeken önemli bir baraj ise, İzmir’in kuzeyinde, şehrin hacim olarak kapasitesi Tahtalı Barajı’ndan sonra ikinci büyük barajı olan Güzelhisar Barajı olmuştur.
Amedspor: Kürt Sorununun Kendisi ve Temsili Arasındaki Eşik Üzerine
28 Şubat 2026 Cumartesi
Amedspor’un Kürtlerin ve kimlik taleplerinin, yani Kürt sorununun bir yansıması olarak fonksiyonel olduğu bir gerçek. Tribünler kitleler için kültürel ve politik taleplerin dile getirilebildiği sokak meydanlarından daha güvenli bir zemin sunar. Sokaklardan farklıdır. Kitleler meşru bir karşılaşma için toplanmışlardır. Her seyirci birer sandalyeye ve bilete sahiptir ve teknik anlamda da tüketicidir. Bu karşılaşma sahadaki on bir oyuncuyla temsil edilir. Tüm süreç ekonomi-piyasa işlevine uygundur, belki de bundan dolayıdır ki tribüne gaz-job-plastik mermi gibi araçlarla polisiye müdahale yapmak mümkün değildir. Öyleyse sonucu beklemek gerekir. Tribündeki kitleye müdahale etmenin tek yolu moral/psikolojik yöntemdir, bu da ancak sahadaki ‘savaşı’ kazanmakla mümkündür.
Ölümünün Altıncı Yılında Muzaffer İlhan Erdost'u Anarken
26 Şubat 2026 Perşembe
Gelenekle modernin, doğuyla batının, kentliyle köylünün, dindarla sekülerin bazen kıyasıya çatıştığı, bazen de ahenkle uzlaştığı mahzun memleketimizin velut ve devrimci kalemlerindendir Muzaffer Bey. Bununla birlikte ideolojik bir taassupla, kendinden taraf olmayan herkesi hunharca eleştiren yıkıcı bir devrimci değildir. Körü körüne bir partiye ya da radikal bir fraksiyona bağlılığı yoktur. İçinde yaşadığı toplumu aydınlatmak, hayata bir değer katmak maksadıyla ağırlıkla “Sol” üzerine kitaplar yazmıştır. Sadece yazmakla da kalmayıp, topluma daha büyük fayda sağlamak düşüncesiyle kurduğu yayınevinde bilimsel sosyalizm üzerine kaleme alınmış klasik eserleri titizlikle Türkçeye kazandırmıştır. Solu ve solculuğu konuşmanın bile büyük cesaret gerektirdiği bu topraklarda…
Ketum ve Gürültücü: Ayarsız Seslerin Siyaseti
25 Şubat 2026 Çarşamba
Mladen Dolar, Slavoj Žižek’in en bilinen üyesi olduğu ve Slovenya Okulu olarak adlandırılan bir topluluğun müşterek ilgisini paylaşıyor. Jacques Lacan’ın yapıtını yorumlarken bir yandan da onun eksik bıraktığı kısımları tamamlamaya çalışıyor. Lacan, benzer bir tasvir noksanlığını bakış nesnesi için de gösterir. Dolar, etkileyici çalışması Sahibinin Sesi’nde (Metis, 2023) Lacan’ın objet petit a’nın çeşitlerinden birisi gibi sınıflandırdığı “ses nesnesi” veya “nesne ses”in neye benzediğini betimlemeye çalışıyor. Dolar bu girişimini şöyle açıklıyor:
Bu Zamanda Çevirmen Olmak
22 Şubat 2026 Pazar
Çeviri, hele edebiyat çevirisi, takdir edersiniz ki, son derece zor ve son derece anlamlı bir iştir. Hasan Âli Yücel, Tercüme Dergisi’nin ilk sayısında (1940) ve daha sonra yayınlattığı her klasik eserin Önsöz’ünde tekrarlanan ünlü yazısında, “Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zeka ve anlama kudretini o eserler nispetinde arttırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır.
Ölümün Teolojisi: IŞİD’in Anatomisini Anlamak Üzerine Bir Tartışma
20 Şubat 2026 Cuma
İslam düşüncesine bakınca birinci olarak ictihad (yeniden düşünme), sonra kıyas (akıl yürütme) ve maslahat vardır (toplumsal fayda). IŞİD’in iman ideolojisinde ise bunların hiçbiri yok. Talal Asad’ın da belirttiği gibi, modern radikal İslamcı hareketler dini bir gelenek olarak değil, disipliner bir iktidar tekniği olarak kurar. Kutsal metin, ahlaki rehber olmaktan çıkar, ceza makinesine dönüşür. Üstelik bu din anlayışı apokaliptiktir. Yaşam değil, ölüm merkezlidir. Kıyamet arzusu, siyasetin yerini alır. Olivier Roy’un ifadesiyle bu durum en kaba tabiriyle İslamlaşmış radikalizmdir; yani radikal bir öfkenin, dini bir dille ifade edilmesidir. IŞİD’in asıl gücü, silahlarında değil; psikolojik vaatlerinde yatar.
Bad Bunny ve Tanınmanın Coşkusu
18 Şubat 2026 Çarşamba
Geçici bir süreliğine Brooklyn’in Bushwick semtinde yaşıyoruz. Burası uzun zamandır yaşadığımız Berlin-Kreuzberg gibi bir göçmen semti. Farklı olan göçmen nüfusunun kökeni ve yoğunluğu. Kreuzberg’deki Türkiyeli nüfusundan çok daha baskın bir Latin nüfusu var burda. Öyle ki ana dil İspanyolca. Bakkalda, marketle kasiyerle anlaşamamak rutin bir deneyim. Yolda belde karşılaştığın insanlarla konuşamamak da öyle. Yazın Berlin’den gelip burda yedi ay kalacağımız eve yerleştiğimiz günlerde mahalle tam bir festival havasındaydı. Önce gerçekten bir festival, bayram falan var sandık. Sonradan anladık ki mahallenin rutini bu. Evlerin önünde yakılan mangallar, yüksek sesli müzik, dans (buralarda blok partisi dedikleri), her yerde Ekvador, Dominik Cumhuriyeti, Porto Riko, Meksika bayrakları. Sanki görülmeyen, görünmez kılınan bir topluluk var gücüyle kendini göstermeye çalışıyordu bizim mahallede.
Travmanın İnsandışı Anlatısı: Clara Dupont-Monod’un Taşların Anlattığı Romanı Üzerine
16 Şubat 2026 Pazartesi
Clara Dupont-Monod, çağdaş Fransız edebiyatında özgün bir üslup ve yapı ustası olarak anılır. Romanlarında tarihsel anlatı ile içsel deneyimi, belgesel bir titizlik ve şiirsel yoğunlukla birleştiren bir sanatçı olarak konumlanır. Akademik formasyonu ve eleştirel arka planı, romanlarında açık bir “teori dili” biçiminde değil; anlatısal ve etik bir bilinç olarak belirir. Dupont, S’adapter'de (Taşların Anlattığı) içe dönük ama aynı ölçüde radikal bir deneyimi zorlamış görünüyor. Bu romanda, yazarın anlatı ekonomisini en uç noktaya kadar sadeleştirdiğini; dili, bakışı ve anlatıcıyı minimumda tutarak maksimum etik etki yaratmayı hedeflediğini görebiliyoruz.