Haftalık
Ömer Laçiner
30 Ekim 2026 Cuma
Burada bu hale gelmenin hukuk devleti kurumlarının çökertilmesi ve çürütülmesi ile demokrasinin eciş bücüş bir şekilciliğe indirgenmiş oluşuyla bağlantısını göstermek gibi sakız olmuş bir açıklama kalıbına girmeyeceğiz. Üzerinde duracağımız nokta, bu rezaletleri ve onlarla eşdeğer kategorideki muktedir davranışları giderek “normal”leştiren zihniyet dönüşümünün mahiyetidir. Çünkü eğer bütün bunlar olabiliyor ve ülke çoğunluğu bunların başrolündekileri defalarca baş tacı edebiliyor ise; ortada büyük ölçüde paylaşılan bir kabuller dünyası, bir zihniyet iklimi vardır.
Osman Özarslan
28 Ekim 2026 Çarşamba
Dolayısıyla mesele “Danimarkalı istedi, Türk çıktı” başlığının ima ettiği gibi bir ulusal kimlik sürprizinden ibaret değil. Asıl mesele, biyolojik kökenin satın alınabilir bir özellikler paketine dönüştürülmesi; beyazlık ve belirli fenotiplerin tercih edilebilirlik ölçütü olarak sunulması; üreme hizmetlerinin sınır aşan piyasalarda dolaşıma girmesi ve çocukların bu piyasanın vaatleriyle damgalanmasıdır. Biyo-kapital, bedeni yalnızca emek gücü olarak değil, hücreleri, dokuları, genetik verileri ve üreme kapasitesiyle değer üreten bir kaynak olarak kurar. Öjenizmle kesiştiği yer de tam burada, yani hangi özelliklerin seçilmeye değer olduğuna karar verildiği noktadadır.
Barış Özkul
23 Ekim 2026 Cuma
Yuval Abraham ve Rachel Szor, İsrail’in üç senedir Gazze’de sürdürdüğü soykırımı içeriden tanıklıklarla belgeledikleri NAZA’da yirmi dört İsrailli asker ve istihbarat görevlisini Tel Aviv’in çatılarında konuşturuyorlar. Kimlikleri gizlenen bu insanların arkasında şehrin ışıkları var. Kamera zaman zaman çevredeki evlere dönüyor; televizyon seyreden, kitap okuyan, egzersiz yapan İsraillileri görüyoruz. Gazze’deki yıkımın yanı başında –60 kilometre kuzeyinde– Tel Aviv’deki hayatın “normal seyri”nde devam etmesi, anlatılanların ağırlığını daha da artırıyor.
Tanıl Bora
21 Ekim 2026 Çarşamba
Özel olarak “meseleyi mesele etmeme” gayretine gerek olmadan da… mesele, mesele olarak durduğu yerde de… yani bir sorunu, bir olayı, bir problemi mesele olarak tanımladığınızda da, konu “mesele olmaktan çıkma” yokuşundan aşağı yuvarlanıyor olmasın? Süreğenleşiyor, sünüyor olmasın; içeriğini deşmekten, çözüm düşünmekten alıkoyan bir kanıksama söylemine dönüşüyor olmasın? Başa dönersek… Fon meselesini, “mesele” diye tekerlemek, tam olarak neler döndüğünü, vurgun çarkını kimlerin nasıl çevirdiğini anlama icabına ve çabasına köstek vurmasın…
Cuma Çiçek
13 Ekim 2026 Salı
DEM Parti kongresi vesilesiyle yeni Kürt siyasetini tartıştığım bir önceki yazıda, özetle, Kürt siyasetinin geleceğinin formasyonunda üç kritik meselenin altını çizdim: geçmişin eleştirel ve cesur bir muhasebesini yapmak; Kürt sokağında yeni bir hareketlilik yaratacak, geniş kesimleri motive edecek yeni bir siyasi ufku bu muhasebeye dayalı olarak inşa etmek ve son olarak bu çoklu hareketliliği bir politik öznelliğe dönüştürecek kapsayıcı, çoğulcu ve özgürlükçü yeni bir siyasi örgütlenme alanı geliştirmek.
Orhan Koçak
30 Eylül 2026 Çarşamba
Geçmişle Gelecek Arasında kitabını oluşturan makalelerin hepsi, bu kabullenilmiş “referans çerçevesinin” –ki Arendt için de Gramsci için de “otorite” ve “gelenek” kavramlarıyla birdir– bütün bir modernlik süreci boyunca kültürel, dinsel ve siyasal alanlarda geçirdiği zayıflama ve hükümsüzleşmenin görünümlerine ayrılmıştır. (Burada biri gidince öbür ikisi de tutunamayan bir üçlüyü tanımlar Arendt: otorite-din-gelenek. O telaffuz etmiyor ama bunlar bir Borromeo düğümü oluşturmaktadır: iç içe geçmiş üç halka ki birini çıkarınca öbürleri de birbirinden ayrılıyor.) Öyleyse otoritenin bu uzun sürmüş aşınması mı yol açmıştır tarihteki (ve kronolojik zamandaki) bu kesintiye, bu aralığa, bu kopmaya?
Kenan Erçel
21 Eylül 2026 Pazartesi
Malum, aylardır maden işçileri haklarını alabilmek için canla başla mücadele veriyor, polis ve işveren şiddetine çıplak vücudlarıyla göğüs geriyor, kâh yer altında kâh yer üstünde eylem yapıyor. Bu satırlar yazılırken Başaran Aksu hapiste açlık grevine devam ediyordu. Onyıllardır süregiden erozyona ilaveten son zamanlarda Mutlak Butlan, yeni Kürt açılımı, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki mütecaviz icraatı derken iyice gündemden düşmüş olan emek eksenli hareket 2026 başında market, depo ve kurye işçilerinin grevleriyle biraz kıpırdanır gibi olmuştu. Şimdi de Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın başını çektiği birkaç ildeki direnişle tekrar gündeme geldi.
Derviş Aydın Akkoç
13 Eylül 2026 Pazar
Kızılırmak’ta katı besinler değil, sıvılar ağırlıktadır: bilhassa kafein ve elbette bolca nikotin. Su zaten hesap dışıdır. Rüyayı hakkını vererek hatırlamaktan ziyade mühim parçalarını unutmak çok daha hayatidir, imgeler ve hisler arasındaki kopukluklara, olayların akışındaki anlam eksikliklerine dolgular yapılır. Günün parlak ışığı değil, gecenin karanlığı tercih edilir. Düzensiz uyku, yarı-aç mide, nikotin ve kafein fazlası; ve düşük kan şekeri: “bayılacak gibi oluyorum yazdıklarımı okurken.” Fakat yazma eylemi de pek farklı değildir: yazan-beden de yaprak gibi titriyordur.
Güncel
Gastronomi Şehirleri Trendi ve Geleneksel Mutfağın Dönüşümü
31 Ekim 2026 Cumartesi
Dünyanın farklı yerlerindeki deneyimler, göçmenlerin taşıdığı yeni tatların ve aromaların başlangıçta yabancı ya da sıra dışı bulunsa da zamanla yerel halk ve aşçılar tarafından benimsendiğini, kent mutfağının doğal bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Göçmen restoranları ve pazar tezgâhları, kentlerin gıda çeşitliliğini artırarak hem kent sakinlerine hem de turistlere yeni tatlar sunuyor; gıda hizmetleri sektörünü de canlandırıyor. Öte yandan gastronomi, farklı toplulukların bir araya geldiği en güçlü kültürlerarası diyalog ve uyum alanlarından biri olarak işlev görüyor.
Finans Sistemi Geleceği Nasıl Çalıyor? Berlin’deki Konut Mücadelesi ve Anaakım Siyasetin Sınırları
30 Ekim 2026 Cuma
Şu an Almanya'da die Linke etrafında koparılan yaygaraya geri döneyim. Bu bahsettiğim kağıtların değerinin (yani gelecekteki gelirlerin) politik bir kararla azaltılması ihtimali dahi o partinin sistem-dışı, radikal, fanatik vs. olarak yaftalanmasına yetebiliyor. Oysa bu şirketler çoğu durumda fayda getiren, sosyal yaşamı güçlendiren bir yatırım dahi yapmıyorlar. En büyük yatırımları hâlihazırda var olan evleri (Altbau deniyor, 100 yıllık eski evleri) satın alıp göstermelik rötuşlarla önceki fiyatının çok üstüne elden çıkarıyorlar yahut kiraya veriyorlar. Dolayısıyla bu şirketlerin servetinin önemli bir kısmı yeni bir kullanım değeri yaratmaktan değil, hâlihazırda var olan konut stokunun kira gelirlerinden ve gelecekteki fiyat artışının bugünkü fiyatlara yansıtılmasından geliyor.
Bir Ziya Baba Vardı: Adadaki Vakur Sosyal Demokrat
27 Ekim 2026 Salı
27 Ekim 1994’te yaşamını yitiren Ziya Rızkı, bu yıl ölümünün 32. yıl dönümünde yeniden anılacak. Her ekim ayında Girne’de şehrin merkezindeki büstünün önünde ve mezarı başında yapılan anmalar, bir alışkanlığın, ritüelin sürdürülmesi gibi görünebilir. Aslında aradan otuz yılı aşkın süre geçtikten sonra, Kıbrıslı Türklerin siyasal yaşamının önde gelen isimlerinden birinin eski makamlarıyla değil "Ziya Baba" hitabıyla hatırlanıyor olması, üzerine düşünmeyi hak eden bir durumdur.
Bir Derneği Anla(t)mak
26 Ekim 2026 Pazartesi
Halkların Köprüsü bir sivil toplum kuruluşudur. Fakat bu tanım, derneğin siyasetini ve kimliğini açıklamaya yetmez. Çünkü derneğin siyasal pratiği yalnızca siyasi partiler, seçimler ya da devlet kurumları çevresinde kurulan bir siyaset anlayışına dayanmaz. Siyaset, farklı geçmişlerden ve mesleklerden insanların mültecilerle ve birbirleriyle gündelik hayat içinde kurdukları ilişkilerde ortaya çıkar. Birlikte karar almakta, ortak iş yapmakta, birbirinin dilini duymaya çalışmakta, yetkiyi paylaşmakta ve eşitlikçi bir kamusal alan kurmakta biçimlenir.
Liselilerin Açtığı Yol: Sokakların ve Fransa Siyasetinin İzinde
22 Ekim 2026 Perşembe
Fransa’da öğrencilerin de sendikal örgütlenmeleri mevcut, ancak öğretim üyeleri ve öğrenciler için örgütlenme sendikalar ve derneklerle sınırlı değil, sık sık toplantılar düzenleyerek sorunların tespiti ve çözüm arayışı konusunda tartıştıkları daha esnek örgütlenme biçimleri de var. Sık sık bir araya gelip “biz bu noktaya nasıl geldik” ve “ne yapabiliriz” sorularını masaya yatırıyorlar. Bu toplantılara sadece sosyal bilimlerden değil, tüm bilim dallarından katılımlar gerçekleşiyor. Örneğin akademik özgürlükler meselesi son yılların en fazla üzerine sempozyumlar ve konferanslar düzenlenen konuları arasında.
Kent, Algoritmalar ve İtiraz Hakkı
22 Ekim 2026 Perşembe
Özel bir gayrimenkul geliştiricisinin, yatırım ve arazi geliştirme kararlarını desteklemek amacıyla özel bir teknoloji şirketinin yapay zekâ altyapısından yararlanmak istemesi şaşırtıcı değil. Bu haberi benim için dikkat çekici kılan, önümüzdeki dönemde yapay zekanın şehir planlama ve kentsel tasarım kararlarına giderek daha çok dahil olacağına dair verdiği sinyal. Çünkü kamu kurumları, yeni teknolojileri benimseme konusunda daha temkinli ilerlese de çoğu zaman ticari ortamlarda test edilen teknolojiler daha sonra kamu sektörünün işlevlerine uyarlanabilir hâle gelebiliyor.
Fransa'da Öğrenci Eylemleri - Servet Büyürken Gelecek Küçülüyor
21 Ekim 2026 Çarşamba
Hükümet, oldukça büyük bir samimiyetsizlikle, yükseköğrenimin nominal bütçesinin 2017 ile 2026 yılları arasında 13,3 milyar avrodan 15,5 milyar avroya çıktığını (+%17) zaman zaman seslendiriyor. Bu doğru, ancak aynı dönemde enflasyon %22 olduğu için bütçe reel olarak %5 azalmış demektir. Buna ek olarak, yükseköğrenimde öğrenci sayısı 2,6 milyondan 3 milyonun üzerine çıkmış, yani %15 artış göstermiştir. Sonuç olarak, ekonomist ve Küresel Eşitsizlikler Laboratuvarı eş direktörü Lucas Chancel’in çevrimiçi olarak paylaştığı verilerin de açıkça gösterdiği gibi, yükseköğrenim bütçesi öğrenci başına yaklaşık %20 oranında düşmüştür.
Devlet Aklı, Devlet Raconu
20 Ekim 2026 Salı
Bu kavram merkezi devlet otoritesinin güçlenmesi, mutlakiyetçi monarşilerin kurulması sürecinde işlevsel olmuş. Ama aynı zamanda siyasi gücü ele geçirme ve terk etmeme amacının etik değerlerin önüne geçtiği bir siyaset anlayışının yaygınlaşmasına da katkıda bulunmuş; devletin çıkarlarını koruma gerekçesiyle yasaları ve ahlak kurallarını ihlal eden tasarrufların meşrulaştırılması amacıyla kullanılmış. Devlet Aklı kavramının evrimi ve kullanımı ile ilgili son derece kapsamlı bir eser kaleme almış olan Friedrich Meinecke, kitabını devlet aklının içlerinde tanrı ile şeytanın birbirine geçtiği düşüncelerin başta geleni olduğunu söyleyerek bitiriyor.
Esra Kahya’nın “Bir İntihar Çok Ölüm” Romanı Üzerine: Bu Kambur Kimin?
19 Ekim 2026 Pazartesi
Bu dört kadın arasında onları birbirine bağlayan şey yalnızca aile ilişkileri değildir. Bir anlamda hepsinin sırtında bir “kambur” vardır. Acibe’nin kamburu bedenseldir ve herkes tarafından görülebilir. Müsemma’nınki bencilliktir. Nazenin’inki korku, kaçış ve sorumluluk almamaktır. Ayrıca Meskür’ünki kendi acısına kapanmak ve alkolün arkasına saklanmaktır. Turan’ınki sorumsuzluk, suç ve sürekli kaçış halidir. Tijen’in kamburu ise geçmişte yeterince direnememiş olmanın ve kızından ayrılmanın yüküdür.
Yağmur Değişirken Şehirler Neden Değişmiyor? - İstanbul Sellerinden COP31'e: Antroposen'de Kentlerin Kırılganlığı
16 Ekim 2026 Cuma
Yollar su altında kalmış, alt geçitler dolmuş, araçlar sürüklenmiş, insanlar evlerinde ve iş yerlerinde mahsur kalmıştı. İstanbul'da bir gün içinde binlerce acil yardım ihbarı yapılmıştı. Ertesi gün gelen haberlerde can kayıpları ve kayıp insanların olduğu bildiriliyordu. Bir şehir, yağmur karşısında nasıl bu kadar savunmasız hale gelebilir? İlk yanıtımız genellikle yağışın olağanüstü olduğu yönünde. Bu doğru olabilir. Ne var ki yalnızca yağmurun ne kadar şiddetli olduğuna bakmak, yaşanan felaketin nedenlerini anlamaya yetmiyor. Çünkü yağmurun nereye düştüğü kadar, düştükten sonra nereye gidebildiği de önemli.