Haftalık
Tanıl Bora
26 Ocak 2022 Çarşamba
Sadece sonuçlarıyla bir rıza üretim yöntemi olarak iş görmekle (“bak, toplumun % şu kadarı ‘hadi ordan’ diyor”) kalmaz anketler; ihtimaliyatı verili şıklara kıstırmalarıyla da rıza üretimine katkıda bulunur. Siyasal çözüm ufkunu iktidarın veya kurumsal siyasetin seçtiği seçeneklere daraltmak, siyasal katılımı önüne konan hap soruya evet ya da hayır demeye indirgemek, üstelik bunu aktif ve doğrudan katılımın şampiyonluğuna soyunarak yapmak (“millete/halka soralım!”), plebisiter siyasetin usulüdür.
Işıl Kurnaz
22 Ocak 2022 Cumartesi
Kolektif belleğin içinde hukukun ve davaların ne yeri olduğunu sorgularken, aslında cevabı başından belli bir soruyu sorduğumun da farkındayım. Geçmiş, yüklü ve taşınan bir eylemdir. Hukukun kudretli gücünün, aslında güçsüzlüğünün ve sınırlarının farkında olmayan bir öfori halinden geldiğini gösterir size Hrant Dink davası. Hukuk, kararını verdiğinde, hikâyenin biteceğini, yaranın kapanacağını, kendinden hoşnut ve kesin hüküm denilen o büyük yargının, olayı nihayete erdirdiğini ve adaleti sağlama gücünün salt kendisinde olduğuna inanır.
Sezen Ünlüönen
21 Ocak 2022 Cuma
Bu yoksunluğun en önemli nedeni de, tabii o cihette bir düşünsel yatırımın Cem Yılmaz’ın kafasındaki "halk" fikriyle, zıpçıktı zeki oğlan, "hayat okulu"nda tahsil görmüşlükle bağdaşmaması. “Halk,” Yeşilçam’ın yoksul ama onurlu karakterleri mi, Sivas’ta insan yakıp ritim tutanlar mı, Nasreddin Hoca bilgeliğini senelerdir sahneye taşımaya çalışan Cem Yılmaz mı? “Elitler” marina sahipleri mi, Avrupa’ya gidip Türk gördük diye üzülenler mi, yoksa oyuncularla arkadaşlık eden, Bodrum’da havuzlu yazlığını istediği gibi kullanamayan, yat sahibi Cem Yılmaz mı?
Emel Uzun
20 Ocak 2022 Perşembe
İki şey gösteriliyordu televizyonda. Eğlence içeriği olarak çok süslü, parlak, gösterişli bir ünlüler, güçlüler ve zenginler dünyası. “Büyüyoruz” diyen ekonomi haberleri. Sürekli GAP haberi izlemekten içimde garip bir gurur duygusu büyümeye başlamıştı. Müthiş büyük proje diye diye saatlerce baraj ve kanal inşaatlarındaki iş makinalarına baktığımı, “Gide Gide GAP” diye bir program izlediğimi hatırlıyorum. Gümrük Birliği telaşı da öyle. Her gün en önemli gündem o idi. Sürekli izliyor, ne demek istediklerini anlamıyordum. Ama içime bir umut doluyordu.
Erdoğan Özmen
19 Ocak 2022 Çarşamba
Bir yerimiz olsun isteriz hayatta. Yerleşmek ve tutunmak için. Varoluşumuzun ağırlığından, mütemadiyen varlığımızın farkında olarak yaşıyor olmanın yükünden biraz kurtulmak, hafiflemiş hissetmek için. Sözümüzün bir değeri ve karşılığı olsun isteriz. Sesimiz ulaşsın muhataplarına. “Duyuyorum seni, söylediklerini can kulağı ile dinliyorum” diyen ötekiler olsun çevremizde. Böylece tanınmış, görülmüş, kucaklanmış, tutulmuş hissetmek isteriz, çaresiz ve terk edilmiş hissetmemek.
Barış Özkul
18 Ocak 2022 Salı
Hikmetten felsefeye geçişi olanaksız kılan "muayyen hadlerle" çevrili bu eksik modernleşmenin, pusulasız ve dümensiz fikrî akışın edebiyattaki seçimleri nasıl belirlediği gösterilirken Tanzimat yazarlarının Batı edebiyatıyla ilişkisinin rastlantısallığına özellikle dikkat çekilir. Osmanlı edebiyatına Batı'dan yapılmış ilk kurmaca nesir tercümesi olan Fenelon'un Télémaque'ı Batı'da roman türünün bilinen örneklerinden biri değildir. Bu devirde Batı edebiyatlarından sürekli çeviriler yapılmakla birlikte ne Cervantes, ne Balzac ne de Dickens Türkçeye nakledilmiştir. Tek bir yazarın eserleri arasında yapılan seçimler de henüz olgunlaşmamış edebi zevkleri ele verir.
Murat Belge
17 Ocak 2022 Pazartesi
“Dün dündür” gibi bir açıklama yapmak zorunda kalanların halinde tavrında “mahcubiyet” gibi bir şeye de rastlanırdı. Oysa yeni dönemde bu gündelik gerçeklik haline geldi. Tayyip Erdoğan, örneğin, ne söylediyse tersini de söyledi. Kimi zaman bu yön değişikliğini bir “kandırılma” sonucu olmuş bir şey olarak sundu bizlere. Kimi zaman (ve çoğunlukla) böyle bir şeye de gerek duyulmadı. Sonuç olarak, “gerçeklik” diye bellediğimiz şeyin oldukça değişken ve keyfi olduğu bir dünyada yaşamaya başladık. Yavaş yavaş alışıyoruz.
Orhan Koçak
11 Ocak 2022 Salı
Ya direnç, o bitti mi? İkinci Yeni'nin karşılaştığı ilk direnç (50’ler ve 60’lar boyunca) bu şairlerin “soyut ve anlaşılmaz” bulunması kadar, “yerli ve milli” bir tavrı reddederek “kozmopolit” olmalarıyla ilgiliydi (ya da zaten tam bu yüzden “soyut ve anlaşılmaz” sayılıyorlardı). Üstelik bu kozmopolitliğe itiraz edenler içinde, sadece Mehmet Kaplan ve Attila İlhan gibi sağcılar ve kripto-sağcılar değil, Asım Bezirci gibi solcular da vardı. Türk-İslam milliyetçiliği tarafından örtülmek, silinmek istenen bütün bir Türk-İslam dışı hayat, İkinci Yeni'de bu milli örtüyü yırtan inatçı kalıntılar halinde yeniden görünür olmaya başlamıştı.
Ömer Laçiner
5 Ocak 2022 Çarşamba
Sol sıfatlı partilerin işçi ve yoksullar nezdinde destek kayıplarını iktidar performanslarına, kurdukları rejimlerin çökme nedenlerine bağladığımızda neden aynı sonucun sağ parti ve rejimler için pek de geçerli olmayışı üzerinde kafa yormuyoruz? Nitekim, bütün dünyada ve Türkiye’de iktidarı bırakın başarısızlığı, rezalet sahneleri ile sona ermiş sağ partiler, dağılıp gitse hatta iktidarı bir sol partiye bıraksa bile çok geçmeden yerini bir diğer sağ parti alabiliyor ve bu kez o iktidara gelebiliyor.
Aksu Bora
27 Aralık 2021 Pazartesi
Kendine saygısı olan bir roman kahramanının on altı yaşındaki birine söyledikleriyle diyelim otuz yaşındakine söyledikleri aynı değildir. Genç olana “seyreltilmiş” versiyonu uygun görmüyorum, anlatmaya çalıştığım o değil. Tıpkı çocukken ya da gençken hayatın daha kolay olmadığı gibi, roman kahramanları da çocuklara ve gençlere daha basit hikâyeler anlatmazlar. Ama insanın dikkat kesildiği şeyler, yaşadıkça değişir- hepimizde aynı biçimde değil muhtemelen (öyle olsa ne sıkıcı olurdu); zamanla kimimiz kahramanları daha az dinleriz, kimimiz söylediklerinden çok söylemediklerine kulak veririz...
Derviş Aydın Akkoç
19 Aralık 2021 Pazar
Nietzsche’ye göre, insanı “mutluluk ideası”na ya da “ahlak ideası”na yönlendirebilecek her amaç kavramı kuruntudan ibarettir; “kişi zorunludur, felaketin bir parçasıdır ve bütüne aittir.” Dolayısıyla onu yargılayabilecek, ölçebilecek, mahkûm edebilecek hiçbir şey yoktur. Büyük özgürleşmenin ilk adımı oluşun masumiyetini yeniden kazanmak için “ilk günah” da dahil tüm “ilk neden” söylemlerini kapı dışarı etmek, daha da önemlisi suç ve ceza kavramlarını külliyen varoluştan uzak tutmaktır. Aksi halde kalpazanların, sürüsüne bereket modern rahiplerin kulu kölesi olmak kaçınılmazdır…
Aybars Yanık
28 Kasım 2021 Pazar
İnsanlar zaman zaman gerçek hayatta kaybettiklerini, popüler kültürde arıyorlar. Kurgu murgu dinlemeden, aslında oralarda oldukları gibi değil, olmak istedikleri gibi var olmak istiyorlar. Bayramda en şık kıyafetleri giydirilen çocuklar gibi çıkmak istiyorlar izleyicinin/diğerlerinin karşısına. Onca pisliğin içinde parlamak, kötü adamın kendilerinden değil, başkalarından; mazlumun başkalarından değil, kendilerinden olmasını istiyorlar.
Güncel
"Neyin Fırsat Penceresi?"
26 Ocak 2022 Çarşamba
Gerçekçi bir değişim formülü konusunda benim kafam oldukça karışık. Bunun bir nedeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yarattığı değişikliklerdir. Bu sistem gerçekten bütün devlet kurumlarını öyle bir değiştirdi ki bu kurumların istenen daha demokratik bir modele yeniden yerleştirilmeleri bence neredeyse imkânsız. Burada, önümüzdeki dönemde iktidara gelecek olanların “kurucu” bir perspektif sahibi olmaları ve ülkeyi sanki yeniden kuruyormuşçasına davranmaları gerekiyor.
Feminist Odalar (XV): Şiirden Bir Ülke Bahçesi - Gülten Akın Sempozyumu
24 Ocak 2022 Pazartesi
Fatma Aliye ile Virginia Woolf, Gülten Akın ile Louise Glück, Şirin Tekeli ile Gayatri Chakravorty Spivak sempozyumlarda tanışsalar ve arkadaş olsalardı, yaşadığımız dünya kesinlikle bugünden daha eşitlikçi bir dünya olurdu. Yalnızca feminist edebiyat eleştirisi ve feminist eleştiri açısından değil, kadınların sorunlarının tüm insanlığın sorunu olduğunu anlamak ve bugün üstlendiğimiz mücadele yükleri yerine daha neşeli ve umutlu bir dünyada yaşamak gerçekten mümkün olabilirdi.
Tahsin Yücel’in “Gökdelen” Ufkunda Neler Vardı?
23 Ocak 2022 Pazar
Yazımızın başlığı içinde geçen soruya gelirsek; soru şudur: Tahsin Yücel, 2000’li yılların başında yazdığı söz konusu romanında, gerçekte bilgisine sahip olamayacağımız 2070’li yıllar için bir düzen hayal etse de bunlar, 2023’ün eşiğinde olduğumuz bugünler için ne anlam taşır, bugünün hangi gerçekliklerine isabet eder? Bu yönüyle Gökdelen isabetli, başarılı öngörüler sunan bir distopik roman mı, yoksa dikkatli ve ayrıntılı realist gözlemlerle günceli iyi analiz etmiş bir roman mıdır?
Kendi Başına Var ve Kendi Kendinin Sebebi: Sezai Karakoç ve İkinci Yeni
21 Ocak 2022 Cuma
Ölümünün ardından konuşulanlar arasında onun antisemitist içerik barındıran yazıları, sola ve sağa yönelik kaba tasnifleri de bulunuyordu. Hem edebiyatı hem de politik görüşleri bakımından ilgi çekici olan Karakoç’un İkinci Yeni hareketine mensup bir şair olması ve İkinci Yeni şairlerinin genelinin dünya görüşü olarak Karakoç’a oldukça uzak olmaları ilgi çekici.
“Yeraltı İnsanı Hep Bizimle Birlikte Yaşıyor”
20 Ocak 2022 Perşembe
Yeraltı İnsanı’nın bir vakti var mı bilemiyorum? İnsanın kendiyle problem yaşaması ne zaman biter, o zaman geçersizleşir belki. Kapitalizmin kendine ve her şeye kadir varlıkları için yeraltı insanı olmak fuzuli, gereksiz gelebilir. Bu kıvranmalar her şeyi apaçık bilen, gören, duyan dört başı mamur kapitalist öznelliğe pek bir kaotik, belirsiz, çirkin gelebilir.
Hollywoodvari Bir Yüzleş(eme)me Hikâyesi: Kulüp
18 Ocak 2022 Salı
Tüm Hollywoodvari örneklerinde olduğu gibi, Yahudi Matilda, Raşel ve Rum Tasula’nın kurtarıcıları, Müslüman Türkler oluyorlar ve dizi sonunda, sanki onlar da bu kıyımın tarihsel suç ortakları değillermiş gibi, örneğin hem Çelebi, hem de Hacı, gözümüzde aziz mertebesine ulaşıyorlar.
COVID-19 ve Bagajda Mal
17 Ocak 2022 Pazartesi
“Aşı var, olsalardı yaşarlardı,” deyip geçemezsiniz. Beş ayı geçen bir zamanda her gün yüzün üstünde, haftada binin üstünde insanın ölmesine boş veremezsiniz. Herkesin bildiği sır olarak ölüm verilerinin üzerini örtemezsiniz. Omicron dalgasının tüm gücüyle estiği yeni yılda olabilecek azami halk sağlığı önlemlerini almak yerine, “herkes kendi riskini kendisi görsün ve ona göre kendisini korusun” demek gafletinde bulunamazsınız.
Marx’ın Maliye Konusunda Yazdıklarını Okumak Lazım
16 Ocak 2022 Pazar
Faiz ve sermaye olarak para getiren sermaye birikimi, hükümetler sayesinde kurumsal ve siyasal çok güçlü bir tabana yerleştirildi. O kadar ki, kriz dönemlerinde, hükümetler, bankaları ve yatırım fonlarını mutlaka kurtarmak zorunda kaldılar. Hiçbir hükümet ve bu gelişmeden zarar gören yurttaşlar da bu zorunluluktan kaçınamazdı. Şimdi, paradan oluşan sermaye birikimi ile gerçek anlamda sermaye birikimini ayırt etmemiz gerekir.
İşçi Göçünün 60. Yılı
15 Ocak 2022 Cumartesi
Türkiye ile Almanya arasındaki altmış yıllık işgücü anlaşmasının başarı tablosu vesilesine dönüşeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. Benim için Almanya'nın ne ölçüde bir göç ülkesi olduğu, onun, göç tarihiyle ne kadar incelikli ve özeleştirel başa çıktığında saklı. Böyle bir yıldönümü bağlamında bence bu daha ziyade ebeveynlerimizde teşhis edilen misafir işçi hastalıkları üzerine konuşmayı da içeriyor.
Kısa Bir Değini: “Türkçe Tıp” Garabeti Üzerine
14 Ocak 2022 Cuma
Arkaik ve anakronik bir can çekişmeden farksız olan, tıp veya hekimlik dilinin Türkçeleştirilmesi girişimlerindeki koyu cehaleti, o bildik tözcülüğüyle “Öztürkçe” ideolojisini, Türkçülüğün Esasları’nın ikinci bölümünde öngörülen program kapsamında ve “ıstılah ve ıslah” yolundaki pedagojik türküyü ne kadar eleştirsek az. Bu meseleyi politika sularına demirlemeden ele almak da, bir o kadar olanaksız.