Haftalık
Derviş Aydın Akkoç
19 Ekim 2025 Pazar
Düşünce alanındaki bu genel ve günbegün derinleşen tahribattan muhafazakâr-dinsel özne de mustariptir. Temsil kudreti seyrelmiş, nesnesi bir yana kendisi yana düşmüş bir dil muhtelif bir hakikati açığa çıkaramayacak, taşıyıp nakledemeyecek kadar mecalsizdir. Derin düşünce, Kalın’a göre, “aklın ibadetidir,” ama bu ibadet de yara alınmıştır, sahih düşünce şükre, bozuk –kentli– düşünce ise durmaksızın küfre götürüyordur: Dil içeriden ve dışarıdan sarsılmış, akıl yolunu şaşırmış, hakikat tası tarağı toplamış vaziyettedir. Kalın’daki zihinsel gayret –varlık hakkındaki fikir emeği– ölümcül bir boşluğa çekilip hiçlik burgacına da tutulur ara sıra. Varlığa gelmek, açık alanda tezahür etmek, hakikat ve olay arasındaki bağları yakalamak, anlamı dilde görünür kılmak üzere sarf edilen yığınla cümle bazen kendi sessizlik bölgelerinde yağı tükenen bir kandil ışığı gibi ağır ağır söner.
Tanıl Bora
15 Ekim 2025 Çarşamba
13 Ekim, Ankara'nın başkent oluşunun yıldönümüydü. AKP iktidarı boyunca başkentlik ağırlığı biraz erimiş, Gökçek idaresi altında feci taşralaştırılmış olan, -şu ara, seçilmiş büyükşehir belediye başkanının, iktidarın tasallutuna hedef olduğu-, Ankara'nın zaten idarî taksimattaki statüsüne indirgenmesini istemem. Neresi olursa olsun; bir şehrin hikâyesini hamasete boğmak, şehrin imgesini kaplayan yaldızlar veya moda usulle adına yapıştırılan “marka,” oranın gerçekliğini bir kalıba döküp dondurur, onu gerçek bir anlamaya kapatır. Büyük Türk huysuzu Nahid Sırrı Örik, 1946'da Ankara üzerine bir yazısında bunu güzel anlatmış.
Cuma Çiçek
7 Ekim 2025 Salı
Yeni barış süreci bir yılı geride bıraktı. 41 yıllık çatışmaların geride bırakılması, Kürt meselesinin nihai çözümü sağlanamasa da doğrudan şiddetten arındırılması, siyaset ve hukuk zeminine çekilmesi büyük bir değişim. Konjonktürel dinamiklerden öteye daha uzun vadeli baktığımızda ve rejim formasyonuyla Kürt çatışması arasındaki yapısal ilişkiyi dikkate aldığımızda bu değişimin önemi ve etki potansiyeli daha net ortaya çıkıyor. Türkiye genelinde olduğu gibi sınır-aşan Kürt alanında da büyük bir değişimin arifesindeyiz. Bu değişim kendi içinde aynı zamanda belirsizlikler de içeriyor. Belirsizliğin yarattığı karanlığı dağıtmak ve yarına dair öngörülerde bulunmak için yürünen yollara ve yaşanan dönüşümlere yeniden ve yeniden bakmakta fayda var.
Ömer Laçiner
26 Eylül 2025 Cuma
İnsanlığın eriştiği ve hayatlarımızın hemen her alanında, özellikle de “iş”lerde, sağlık, haberleşme, yakınlaşma ve ortak davranışlarda bulunma ilişkilerinde ciddi içerik ve biçim değişimlerine yol açan bilimsel-teknolojik gelişmelerin, ezelden beri aşılmazlığı varsayılmış bir eşiği artık aşmış olduğunu gösteren gayet parlak bir ufuk ve gelecek manzarası görebiliyorken; toplumsal düzenler ve çoğunluk bireylerin düşünüş ve tutumlarında gördüğümüz atalet, acizlik ve karamsarlık arasındaki çelişkiye işaret etmiş idik. Ve bu tespitin uzanımında bir diğer çelişkinin de altı çizilmişti. Şöyle özetlemiştik bu çelişkiyi: Mademki insanlığın eriştiği ve çok daha ileriye gidebileceği belli olan bilimsel-teknolojik düzey ve dolayısıyla eylem ve ilişki kurma kudret ve kapasitesi, onun doğal belirlenimlerini ve sınırlılığını artık aşmış olduğunu açıkça gösteriyor; o halde insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlara hâlâ “doğa yasaları”ndan esinlenmiş düşünüş ve tavır kalıpları içinde çözümler araması apaçık bir uyumsuzluk, bir çelişki değil midir?
Osman Özarslan
19 Eylül 2025 Cuma
Ku-Klux Klan’ın katran tüylü, alevli haçlı, püriten linç ayinleri epey geride kalmıştır ama gene de siyahlar düzenli olarak işkence ve kötü muameleye tabi tutulmakta, linç edilerek ya da başka biçimlerde öldürülmektedirler. Bir de tabii KaraPanterler, dirileri murdar, ölüleri leş. Panter değil kurbağa, kükreme değil vıraklama.  Kurbağadan daha da kötüsü, daha esfel-i safilin olanı kendisini panter sanan kurbağa… Tekrar edip tamamlayalım, sonradan edinilmediği için toplumsal olmayan; doğuştan geldiği için doğal, kaçınılmaz, ıslahı mümkün olmayan mutlak kötü ötekiye ilişkin mono-mitik klişeler, tıpkı platin saçlı profesör hanımefendinin paylaşımında olduğu gibi, püriten arzuyu büyütür, mutlak kötü ötekinin ıslahını değil itlafını talep eder.
Barış Özkul
14 Eylül 2025 Pazar
Komünizmin eşitlik ve özgürlük idealinin 1970’ler ve 80’lerde itibar kaybetmesiyle mevzi kazanan neoliberalizmin alternatif vaadi, devletin ve planlı ekonominin geri çekilmesiyle “piyasa”nın kendi kendine en iyi sonucu üreteceğiydi. Ama bugünün dünya düzenine baktığımızda, bireyleri sürekli yarış içinde tutan, eşitsizlikleri olağanlaştıran, toplumsal sorunların çözümünü piyasa dinamiklerine havale eden neoliberal ideolojinin ürete ürete Charlie Kirk ve Trump gibi faşistleri ürettiğini görüyoruz. Üstelik neoliberal düzende “sözün” değeri yine piyasa mantığıyla, dolaşım ve mübadele değeriyle belirlenir hale geldiği için Trump ve Kirk’lerin dünyasında hakikatin değil, en çok alıntılanan, en çok tıklanan, en çok provoke eden sözün geçerliliği oluyor.
Işıl Kurnaz
25 Ağustos 2025 Pazartesi
Kadınların sınandıkları ideolojik sınavların bir haritası çıkarılsaydı eğer, galiba dünyanın fiziki haritası kadar siyasi haritası da kat edilmesi imkânsız engebeleri, tehlikeleri, çıkmaz sokakları gösteriyor olurdu. Ama bu haritayı, bir ucundan diğer ucuna çekiştire çekiştire yaşanabilir kılan şey yine de kadın mücadelesiydi tabii. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu siyasi haritayı inşa ederken kadınların kazanılmış haklarını inkar etmeyi meşrulaştırması, galiba bu yüzden tesadüf değil. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 90 binin üzerinde camide okuttuğu son hutbe bir şey söylüyor. Söylediğinden daha çok şeyi gerçekleştirme potansiyelini bildiği halde bunu yapıyor üstelik. İnsan haklarını kul hakkıyla, eşitliği ilahi adaletle açıklamanın kendisi bir ideoloji, bu doğru. Ama öte taraftan, çarpıtılmış bir tarihsel anlatı da var.
Güncel
Bir Ekolojik Dayanışma Geleneği: Manda Festivali üzerine Dört Ayaklı Şehir Derneği’nden Nazım Çapkın’la Söyleşi
19 Ekim 2025 Pazar
Manda Festivali, İstanbul’un kuzeyinde yer alan sulak alan ekosistemlerinde yaşamını sürdüren su mandalarının ve onlarla birlikte var olan kırsal toplulukların ekolojik, kültürel ve toplumsal önemini görünür kılmayı amaçlayan bir buluşmadır. Bir etkinlik olmanın yanı sıra, kent ile doğa arasındaki kopuk bağları onarmaya yönelik bir kamusal karşılaşma alanı olarak düşünülmüştür. Festival, bölgedeki üreticiler, çevre savunucuları ve kültür aktörlerinin bir araya gelmesiyle doğdu. Her yılın Eylül ayında, İstanbul’un kuzeyinde kalan son meraların ve göletlerin çevresinde düzenleniyor. Bu yıl itibarıyla dördüncü kez gerçekleştirilen festival, zaman içinde bir ekolojik dayanışma geleneğine de dönüştü. Mandalar, festivalin merkezinde yalnızca bir tür olarak değil; suyun, toprağın ve ortak yaşamın sürekliliğini temsil eden bir canlı olarak yer alıyor. Dolayısıyla festival, türler arası bir dayanışma çağrısı yapıyor: mandalarla, köylülerle, kuşlarla, sazlıklarla, insanlarla ortak bir yaşamın imkânını merkezine alıyor.
Barış Süreçlerinde Riskler ve Fırsatlar: Çözüm Süreci Müzakereleri Üzerine Bir Değerlendirme
18 Ekim 2025 Cumartesi
Öte yandan iktidar şu anki maksimalist pozisyonu olan SDG’nin Suriye’de silah bırakması isteğinden vazgeçse bile, PKK’nın, Türkiye’nin Suriye’ye askeri bir operasyon yapmayacağına dair bir garanti almadan silahlarını gerçek anlamda bırakacağını düşünmüyorum. Bu da klasik bir taahhüt sorununu gündeme getiriyor. Dünyadaki örneklerde bu tip sorunlar genelde üçüncü tarafların arabuluculuğuyla ve garantörlüğüyle aşılıyor. Ancak bugün böyle bir üçüncü taraf rolü üstlenebilecek bir güç görünmüyor. ABD’nin bu rolü üstlenmesi teorik olarak mümkün olsa da, Washington’un bölgedeki önceliklerinin değişmesi ABD'nin gelecekte SDG'ye desteğinin devam edeceğine dair bir garanti olmaması -ki Kürtlerin ABD tarafından yüzüstü bırakılmaların uzunca bir tarihi var- ve ABD’nin Türkiye’deki iktidarın politikalarını ciddi anlamda etkileyebileceğinin şüpheli olması, hem Türkiye’nin hem SDG’nin ABD’nin garantörlüğünü samimi olarak kabul etme ihtimalini zayıflatıyor.
Nobel’in Hatırlattığı Şey: Bilimde Nitelik ve Bilgelik
17 Ekim 2025 Cuma
Nobel ödülleri açıklandı. Bu yıl yine değerli bilim insanları ödüle layık görüldü. Ancak her zamanki gibi, ödüllerle birlikte tartışmalar da alevlendi. Barıştan bilime, siyasetten temsile uzanan bir yelpazede Nobel’in kendisi bir kez daha ‘nitelik’ ile ‘gösteri’ arasındaki çizgiyi sorgulatıyor. Bu yılki Barış Ödülü, örneğin, bir kez daha politik manipülasyonların gölgesinde kaldı. Venezüellalı siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilen ödül, Trump’tan Netanyahu’ya uzanan bir güç hattında, barışın bile siyasetin aracı olabileceğini gösterdi. Aynı zamanda yabancı basında da şu soru vardı: “Barış ödülünün anlamı ne zaman yitirildi? Bu tartışmalar, bilimin alanına da ayna tutuyor. Çünkü Nobel artık yalnızca başarıyı değil, görünürlüğü de ödüllendiriyor. Oysa bilimde nitelik, ödül komitelerinin takdirinden önce gelen bir şey; istatistiklerden, sıralamalardan ya da kamuoyunun heyecanından bağımsız bir kavram.
Iskarta: Bir Talanın Hikâyesi (ya da Özgür Filistin)
15 Ekim 2025 Çarşamba
Seymen’in “MisPrintCe” işi, Belçika Kralı 2. Albert’ın çocukluğunun görsellerinin yer aldığı biri hatalı olan pullardan meydana gelmektedir. Sanatçı “MisPrintCe” işinin felaketle kurduğu birkaç ilişkisi olduğuna değinir. Bunlardan biri sömürgeciliktir; Belçika’nın Kongo’ya uyguladığı dehşet verici şiddettir. Bir diğeri 2. Albert’ın durumudur. Sömürgecilikle elde edilmiş bir servetin ve hanedanın veliahtı olmanın hareket alanını sınırlaması sanatçıya göre insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir. Üçüncü olarak Seymen hatalı kopyaya değinir. Hatalı kopya, matbaa dünyasının felaketidir. Ancak ıskartaya çıkması gereken bu hatalı kopya, akıl almaz fiyatlara satılan bir metaya dönüşür. Sanatçı, “MisPrintCe” işinin hemen önünde yer alan “Iskarta” işiyle böylece diyaloğa girdiğini belirtir. “MisPrintCe” işinde hatalı olanın değerlenmesi “Iskarta” işinde ise değerli olarak kabul edilenin değersizleşmesi söz konusudur.
M.Ö. 4004’ten Derin Zamana: Bilimin Dönüştürdüğü Kutsal Dünya Görüşü
14 Ekim 2025 Salı
Batı düşünce tarihi genellikle büyük kırılmalarla anılır: Kopernik, Newton, Darwin. Ancak bu devrimlerin her biri, yüzyıllar süren ve geleneksel inanç sistemleriyle bilimin bulgularını uzlaştırma çabalarının ürünüydü. Darwin’in evrim kuramından önceki dönem, bir “bilgisizlik çağı” olmaktan ziyade, kutsal metinlerin literal yorumlarıyla doğa gözlemlerini bağdaştırmanın giderek zorlaştığı, derin bir entelektüel gerilim dönemiydi. Carolus Linnaeus gibi dönemin önde gelen doğabilimcileri, kutsal metinlerle doğa gözlemlerini uzlaştırmaya çalışırken, türlerin başlangıçta ekvatora yakın konumdaki tek bir dağ üzerinde yaratıldığı varsayımına dayanıyordu. Bu varsayıma göre, tüm türler "Paradiscal Dağı" (Cennet Dağı) olarak adlandırılan bu kutsal merkezden dünyaya yayılmışlardı. Linnaeus ayrıca bu kutsal merkezi, Nuh'un Gemisi'nin indiği yer olduğuna inanılan Ağrı Dağı ile ilişkilendirmişti.
Saf Aptallığın Eleştirisi – İkinci Trump Devrini Anlamak
12 Ekim 2025 Pazar
Toplumsal ölçekteki aptallık, artık bireylerin zihinsel kapasite eksikliğine indirgenemeyecek bir olguysa, o hâlde mutlaka iyileştirilebilir de olmalıydı. Arendt, hem aydınların hem de “halkın”, muhakeme yetilerini kullanmayı bırakıp, ezberlenmiş sözleri tekrarlamayı ya da sadece emirlere uymayı tercih ettiğini düşünüyordu. Ama bu eğilimi normalleştiren sosyal ve siyasal koşullar nelerdi? Arendt’e göre bunun temel nedeni, insanların düşünmek için dışarıdan bir talimat beklediği bir toplum modeliydi – ki bu, totaliterliğin ayırt edici özelliklerinden biriydi. Aptallığın bu toplumsal modeli –yani Orwellvari biçimde beyni yıkanmış, itaat etmeye programlanmış bireyler imgesi– çağdaş otoriterliğin bir betimlemesi olarak yüzeysel bir ikna gücüne sahip olabilir. Ama bu, 20. yüzyılın sonlarında biçimlenen liberal toplumların temel bir boyutunu gözden kaçırır. Zira burada muhakeme yetisi doğrudan diktatörlükle değil, kişisel olmayan ve “aşırı zeki” veri toplama ve analiz sistemlerine havale edilerek devre dışı bırakılmıştır.
Bir Unutturmama Davası: 10 Ekim Ankara Katliamı
10 Ekim 2025 Cuma
18 Mayıs 2015’te HDP Adana ve Mersin il binalarına bombalı saldırı ile ilk startını veren, 5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır mitingi, 20 Temmuz 2015’te Suruç, 10 Ekim 2015 Ankara, 20 Ağustos 2016 Antep düğün katliamları, IŞİD’ in Antep-Adıyaman hücrelerinin bu işle görevlendirilmiş üyelerinin Türkiye’deki işbirliği mekanizmaları ile gerçekleştirdiği katliamlardır. Sanıklar arasındaki bağlantıları gösteren kayıtlara, sanıklardaki ortaklaşmaya rağmen, soruşturma ve kovuşturma makamları, emniyet ve istihbaratın çizdiği sınırları aşmadı ve her bir katliam bağımsız bir olay gibi değerlendirildi. Gerekçeli kararlarda da buna özen gösterildi. Yargının bu tutumu, katliamlar arası bağlantıların işaret ettiği işbirlikçilik, suça iştirak hallerinin siyasi tabloyu dahi değiştirecek güçte olabileceğine dair şüpheleri arttırdı.
Barış Ayrıcalığı ve 10 Ekim Anıt Ağaçları (II)
9 Ekim 2025 Perşembe
2021 boyunca Ankara Büyükşehir Belediyesi ile meslek örgütleri ve 10 Ekim Ailesi proje detaylarını görüşmeye devam etti. Projenin uygulanabilmesi için gerekli planlama, teknik raporlar ve kurullara başvurular hazırlandı ve süreç görece olumlu seyretti. Katliamın 6. yılına kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin UKOME ve Koruma Kurulu’ndan alacağı idari izin süreci devam ederken, projede yer alan 103 Mabet Ağacı’nı temin etti. Katliamın 6’ncı yıldönümü 50’ye yakın Mabet Ağacının Ankara Garı önüne saksılar içerisinde getirilecek ve proje tamamlanana kadar 8 ağaç burada kalacaktı ancak 9 Ekim’i 10’una bağlayan gece saatlerinde fidanlar Ankara Valiliği tarafından “izinsiz olduğu” gerekçesiyle kaldırıldı. 10 Ekim’in 6. yıldönümü anması öncesinde ağaçların gece vakti kaldırılmasına/“gözaltına alınmasına” dair Valilikle yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği’nin Gazze’ye İlişkin Kararı
7 Ekim 2025 Salı
Holokost ve Soykırım Çalışmaları ile Uluslararası Hukuk alanlarında çalışan çok sayıda İsrailli, Filistinli, Yahudi ve diğer akademisyen de İsrail’in devlet ve ordu düzeyindeki eylemlerinin soykırım teşkil ettiğini belirtmiştir. Uluslararası sivil toplumun, devletleri Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri için teşvik etme ve bu sürece destek olma yoluyla, soykırımı önleme sorumluluğu bulunmaktadır. Tarihte birçok örnekte olduğu gibi, bu durumda da “güvenlik önlemi” adı altında yapılan uygulamaların, bir gruba yönelik kitlesel katliam ve soykırımı meşrulaştırma amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenle, Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği, İsrail’in Gazze’deki politika ve uygulamalarının, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nin II. maddesinde tanımlanan soykırım suçu kapsamına girdiğini ilan eder. Bu eylem ve politikaların, uluslararası insancıl hukuk ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü uyarınca savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar oluşturduğunu ilan eder.
Üçüncü Mekânların Politik Hafızası: Kahvehane, Birahane, Meyhane
4 Ekim 2025 Cumartesi
ODTÜ’den bir arkadaşımın davetiyle yola çıkmak üzere olduğum Münih’teki Oktoberfest, bu satırları yazmama vesile oldu. Münih çoğu kişinin zihninde Nazi mitinglerinin yapıldığı bira salonlarıyla özdeştir. Gerçekten de uzun yıllar faşistlerin simge sahnesiydi. Ama aynı şehir, 1918 Kasım Devrimi ve 1919’daki kısa ömürlü Bavyera Sovyet Cumhuriyeti’yle, bir dönem sosyalist hayallerin de başkentiydi. Beni en çok düşündüren şey, bu iki karşıt kutbun aynı mekânlarda —bira salonlarında— nefes alması oldu. Bir gün Hitler’in yandaşları, ertesi gün işçi konseyleri aynı duvarlar arasında toplanıyordu. Bu çarpıcı kesişmeden yola çıkarak, Avrupa ve Anadolu coğrafyasındaki kahvehane, birahane ve meyhane kültürünün politik sosyalleşmedeki önemini ve kolektif hafızamızdaki izlerini anlatmaya çalıştım.