Haftalık
Tanıl Bora
12 Ağustos 2020 Çarşamba
İstanbul Sözleşmesi, İstanbul Protokolü. İstanbul’un, yani Türkiye’nin, mızıkalı söyleşişiyle “Bu Ülke”nin, “bu topraklar”ın adını taşıyan iki uluslararası belge. (Adını Türkiye’den alan başka uluslararası belge var mı bilmiyorum.) İkisi de insan hakları ihlâlleriyle, insan onurunun çiğnenmesiyle, zulümle ilgili. Bunları önleme çabasıyla ilgili. Her ikisinde de, şu veya bu oranda, Türkiye’den hak savunucularının müstesna bir katkısı var.
Kemal Can
11 Ağustos 2020 Salı
daha önce İYİ Parti’yi Cumhur İttifakı’na dahil etme dedikoduları, Bahçeli’ye rağmen işleme konulan hatta MHP’ye alternatif arayışından kaynaklandığı iddialarına dayanıyordu. Bahçeli’nin yaptığı bazı “ters çıkışların” da, “sakın ha aklınıza bile getirmeyin” demek olduğu ileri sürülmüştü. “Masa” meselesindeki sert çıkış da böyle okunmuştu. Ve elbette ciddi bir başka yenilik, Bahçeli’nin Akşener’i muhatap alması. Çünkü daha önce –Koray Aydın’da olduğu gibi- doğrudan adrese teslim çok daha açık davetler söz konusu olmuş ama Akşener için böyle bir açık kapı hiç gündeme getirilmemişti. Partinin adı gibi Akşener’in ismi de pek anılmamıştı. Partiler arasında bayramlaşmalar dahi kesilmişti.
Murat Belge
10 Ağustos 2020 Pazartesi
Kaç yılın “yetmez ama evet” kavgası. Ergülen, “Bunu söyleyenler özür dilesin, bu konu da kapansın” demeye getiriyor ve “Ben kendi hesabıma özür diliyorum” diyor. Ben o seçim ve referandumda oy kullanmamıştım. Seçim öncesi burada oluşan siyasi atmosferden çok sıkıldığım için yurt dışına gitmiştim. Ancak burada olsam “evet” oyu verirdim. Bundan ötürü “özür dilemek” gereği duymuyorum. Konunun bu şekilde tartışılması son derece yanlış. Ama konu kendisi önemli. Onun için bu aşamada birkaç saptama yapma gereğini duyuyorum.
Barış Özkul
9 Ağustos 2020 Pazar
Fukaralıkla zenginliğin kitabi meseleler olmaktan çok insanların davranış kodlarında silinmez izler bırakan varoluş biçimleri olduğunu; zengin çocukları her türlü insani ilişkide kadim bir dengeyi tutturup medeni bir seviyede, doğru bir mesafede durabilirken fakir çocuklarının elini kolunu nereye koyacağını kestiremeyip her an her şeyin olabileceği kaygısıyla kazık gibi durduklarını Murat Uyurkulak çok iyi biliyor. Bu insanlık hallerinin yakıcılığını; Delibo olmanın ezici ağırlığını solcuların bir türlü anlayamaması Yusuf Kavala’nın öfkesini iyice derinleştiriyor.
Erdoğan Özmen
7 Ağustos 2020 Cuma
Dahası ötekilerin kusur ve başarısızlıkları, yetersizlik ve zaaflarıyla özdeşim kurarak onlar adına utanmayı mümkün kılan yüce gönüllülük de aynı utanç kapasitesi sayesinde değil midir? Utanç kapasitesi aynı zamanda güçlü bir haysiyet talebidir. En zor zamanlarda güçsüz ve zayıfların, zulmedilen ve şiddet görenlerin, sesi kısılan ve görmezden gelinenlerin “Vardık, Varız, Varolacağız”  diyerek birbirine karışma, çoğalma ve dayanışmaları bu yüzdendir.
Sezen Ünlüönen
3 Ağustos 2020 Pazartesi
Kültürel coğrafya uzmanı Mike Crang, “Jane Austen’ı Yerleştirmek, İngiltere’yi Yerinden Etmek: Kitap, Tarih ve Ulus arasında Gezinti” adlı makalesinde Jane Austen uyarlamalarına düşkünlüğün bir tür muhafazakarlığı içinde barındırabileceğinden bahseder. Jane Austen’ın üstsınıf dünyası, İngiltere kırsalındaki zengin evleri, çay partileri ve balolarına duyulan ilgi kimi durumlarda aynı zamanda İngiltere’nin esasında hiçbir zaman sahip olmadığı bir geçmişe, İngiltere’nin eski debdebesine, ırki saflığına, herkesin konumunu bildiği hiyerarşik bir düzene duyulan bir özlemi de perdeliyor olabilir.
Aksu Bora
2 Ağustos 2020 Pazar
Türkçe edebiyat eleştirisinin mükemmel örneklerinden biri, nihayet yeniden yayınlanıyormuş. Zeynep Ergun’un Erkeğin Yittiği Yerde’si. Alt başlığı Yirmi Birinci Yüzyılda Türk Romanında Toplumsal ve Siyasal Arayışlar 2000-2006 olan bu kitap, 2009’da, Everest Yayınları tarafından yayınlanmıştı. Sonra ortadan kayboldu, sahafta filan da bulunamadı. Neyse ki Notos Kitap çok hayırlı bir iş yapmış, bugünlerde ikinci baskı kitapçılarda olacakmış.
Derviş Aydın Akkoç
28 Temmuz 2020 Salı
“Nerde kaldı” diye sitem edilen, hatta tepki gösterilen bu ses, belki de öznenin kendi kayıp sesidir: Doğumla gelen o ilk terk edilişe, ilk yalnızlığa, savunmasızlığa karşı çıkarılan çocuksu bir serzeniş, beyhude bir protesto, daimi hale gelecek bir sızlanma ya da keskin bir çığlık olarak insanın kendi sesi. Kişinin bu dünyadaki varoluşu, yaşadığı ve daha da yaşayacağı deneyimlerin amacı kendi yitik sesini arama meşguliyetinden ibaret galiba... Edip Cansever’in “kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan” dizesindeki o imkânsız “yer” pekâlâ “ses” düzlemine de kaydırılabilir:
Aybars Yanık
25 Temmuz 2020 Cumartesi
Popüler kültürde “temsil” olunan yoksulluğun dışındaki temsillere yöneticilerin, yöneticiler gibi düşünenlerin tahammülü yoktur. Yaşar Usta, her şey bir yana, iyi kalplidir be! Yoksuldur ama aza kanaat edebilir, “çok”u istemez; patronuyla konuşur, vuruşmaz; örgütlemez, örgütlenmez; faziletlidir, oyuna gelmez; öbür dünyada rahat edecektir, fani dünyada hırslanmaz.
Ahmet İnsel
4 Temmuz 2020 Cumartesi
Erdoğanizmin yarışmacı otoritarizmi aşan, onu tam anlamıyla bir istibdat rejimine dönüştüren niteliği, keyfilik rejimi olmasıdır. Söz konusu olan pratik, mutlak dikey iktidarın zirvesindeki şahsın uygulattığı kararların keyfiliği ile sınırlı olmayan, “yasallığını” ve gücünü doğrudan bu şahıstan alan diğer güç makamlarının da keyfi davranabilme yetkisine sahip olduğu, iktidar hiyerarşisinde yukardan aşağıya doğru keyfiliğin yayıldığı bir genel yönetim anlayışıdır. Bu keyfilik konusu üzerinde biraz durmakta yarar var.
Sema Aslan
2 Temmuz 2020 Perşembe
Tek başına düşüncelere dalmak; çapraşık imgelere dolanmadan bu budur, şu da şudur demek, iyice imkânsızlaştı sanki. Belki evin rutini etkiliyordur? “Sanayi tipi ev yapmışlar, ne çamaşır bitiyor ne yüzey temizliği ne yemek,” dedim (yüzey temizliği, havalı bir laf –toz almak ya da tozları almaktı onun adı), “son zamanlarda duyduğum en iyi espiri,” dendi. Oysa bu bizim gerçeğimiz. Su, temizlik malzemesi ve sağlıklı gıdaya ulaşabiliyor olmanın mahcubiyeti bir yanda, Allah kerim yeri bellediğimiz balkonda kuluçkaya yatan karga çiftine bakarak haftalar geçirdim. Hemen hemen karantinaya girdiğimiz dönem yaptılar yuvalarını, daha hâlâ uçmadı yavrular!
Güncel
Kadın Bedeni
12 Ağustos 2020 Çarşamba
Yaşamı ve ölümü birbirinden ayıran bakış Antik Yunan’dan mirastır insanlığa. O nedenle Platon’un Devlet’inde şiir ve dans yasaktır. Aşk yoktur. Beden lanetlidir. Tıpkı Aristoteles’in kadın bedenini pasif, teferruat ve “soğuk” sayması gibi. Oysa Aristophanes’in anlattığı gibi o “soğuk” beden, Peloponez Savaşları’nı sona erdirerek barışı sağlayabilecek kudrettedir.
Lübnan’da Ölümcül Patlama: Yozlaşma Katliama Yol Açtı
10 Ağustos 2020 Pazartesi
Lübnan siyasetinin ileri gelenleri büyük olasılıkla insanların onlara karşı öfkesinin çok büyük olduğunu bildiklerinden olsa gerek, ortalarda yoklardı. Fakat aynı insanlar yerel televizyon kanallarında kendilerini haklı çıkartmak ve tartışma programlarında boş vaatlerde bulunmak için yarışırken ekranlardaydılar.
Kafka ve Hukukun Açık Kapısında Bekleyen Josef K.’lar
9 Ağustos 2020 Pazar
Taşradan, bir hukuk kapısı (simgesel) önüne çağırılıp gelen bir kişi, görünüşte hiçbir engel olmadığı, kapı açık olduğu ve kapıcı kendisine fiziksel bir tehditte bulunmadığı halde içeriye giremez. Kapıcı onu, girmemesi konusunda sadece uyarır ve ona seslenerek “Sana bu kadar çekici geliyorsa, yasağıma karşın girmeyi bir dene. Ancak şunu bil ki, ben güçlüyüm. Ve ben sadece en alt derecedeki kapı bekçisiyim,” der.
Virüs ‘’Biz’’den Değildir
7 Ağustos 2020 Cuma
Dikkat edilirse, virüsten bahsedildiği hallerde kapsam geniş, sonuç belirsizdir. Dinleyici yahut okuyucunun kafasındaki virüs imgesi, kaotik bir haldedir. Hatta yanındaki insanı bir süre sonra virüs olarak algılaması da muhtemeldir. Muhtemel olmayan, virüsün insan sağlığı için tehdit oluşturmayacak hale getirilmesidir. Şu halde, insan tabiatında bir güvensizlik ve iktidarsızlık cereyan etmesi kaçınılmazdır.
Covid-19 Stratejisi
6 Ağustos 2020 Perşembe
Açlıktan nefesi kokan ve çalışmak zorunda kalan insanların derdinin maske olamayacağını görmeyi hiç istemedi ki… Dardanel’de, Vestel’de hasta hasta çalışmaya mahkûm edilenlerden yana hiç olmadı ki… Pandemi boyunca durmaksızın her bir kanaldan anlattığı olmayan başarı hikâyelerinin toplum üzerindeki etkisinin boş vermişlik olacağını zerrece umursamadı ki… Öyle ya, onun için önemli olan bekasıydı.
Kum Ar: Deli ve Dil
3 Ağustos 2020 Pazartesi
Konuşulamayan hakkında susmalı, doğrudur, zira aksi tamamen saçma olacaktır, bu da doğrudur. Ne var ki deli konuşulamayanı konuşandır. Kişisel olarak merak ettiğim ve faydalı bir merak olarak tavsiye edebileceğim şey, öyleyse delinin bir öncü olup olmadığıdır. Zira deli ya bir öncüdür ve dili ve kavram dünyası bilinmeyeni işaret etmektedir, ya da herkesçe maruf ve tabulaştırılmış bir gerçeği farkında olmadan ve ısrarla açık etmeye, tabuyu çiğnemeye çalışmaktadır.
“Sıkıntı Var” Üzerine Notlar: Sıkıntının Uğultusu
1 Ağustos 2020 Cumartesi
Durup dinlemeden hareket ederek, tüketerek, talan ederek değil, bekleyerek, durup düşünerek, es vererek, yaşam karşısında esneyerek, dikkat ekonomisine karşı sıkılmanın ve zihni gevşetmenin tadına vararak anlamak ve kodlamak gerekiyor belki de sıkıntıyı. “Sıkıntı var” bende biraz da bu imkânı sağladı diyebilirim.
İslâmcı Zihinsel Tıkanmanın Kültürel Kökenleri Üzerine Bir Deneme
31 Temmuz 2020 Cuma
Sözlü kültürde bilgi önemsiz değil, aksine çok önemli ve değerlidir. Ancak bilgi tutucu şekilde korunur ve çözümleyici olmaktan ziyade eklemelidir. İslâmi camiada bilgi ile kurulan ilişki bir kültürel sermaye üretimi değildir. Burada bilgi dinamik bir şekilde tekrar piyasaya sürülmez, stoklanır. Bilgi biriktirilir. Handiyse bilgiyle kurulan alaka merkantilist bir kültürlenme biçimidir.
Medyada Bilim ve Bilim İnsanının İki Yüzü
29 Temmuz 2020 Çarşamba
Neticede medyada kendinden başka bir şey söylemeyen parçalı bilginin özerkliğine yüksek perdeden bir vurgu ya da toplumun yaygın değerlerini ihmal etmeyen veya sadece o değerler için var olan bir bilim ile karşılaşırız. Bu nedenle “cehalet övgüsü” ile “halk düşmanlığı” medyada aynı anda görünür olur.
Yerel Seçimler Sonrası Bir Galibiyet Placebosu Olarak Ayasofya
27 Temmuz 2020 Pazartesi
Tarihî mekânlar, geleceğe taşınma umudunu saklı tutan, unutulmaya karşı direnen mekânlarken; hafıza mekânları unutulmuş olanı hatırlatmayı amaçlar. Bir kilise, bir cami ve bir müze olarak Ayasofya da kimin nasıl hatırlamak ve neyi unutmak istediğine dair tabelası değişen hem tarihî bir mekân hem de bir hafıza mekânıdır. Dahası Ayasofya, bir galibiyetin ardından o galibiyeti ve arkasında yatan anlamı somut bir gösterene dönüştüren sembol mekândır.