Haftalık
Osman Özarslan
12 Ocak 2026 Pazartesi
Bu bakımdan ‘bir Amerikan gemisi bir diplomattır’ denilir ve bu diplomasinin bir ismi ve tarihi var: gunboat diplomacy. ABD ve İngiltere gibi süper güçlerin yeterince süper olmadıkları zamanlarda da donanmalarını yabancı limanlara göndererek sürdürdükleri askeri-diplomatik-ticari ilişkiler sarmalı. Mesela bütün Osmanlı ve Çin’i sömürgeleştiren East Indian isimli bir şirkettir ama arkasında İngiliz kraliyet donanması vardır. Dolayısıyla, büyük devletlere ait bir savaş gemisinin bir limana demirlemesinin anlamı çoğunlukla diplomatik bir nota şeklindedir.  Bu işin ustalarından birisi Roosevelt’ti ve hep şöyle söyledi “yumuşak konuş ama elinde büyük bir sopa taşı…”
Cuma Çiçek
8 Ocak 2026 Perşembe
Öcalan meseleyi siyaset yoluyla çözmeyi ilk olarak 1988 yılında Mehmet Ali Birand’a Milliyet gazetesi için verdiği demeçte dile getirdi. Yani örgütün 1984 yılındaki ilk eyleminden sadece 4 yıl sonra. 1990’lı yılların başında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın girişimleri sonrasında tek taraflı İlk ateşkes ise 1993 yılında ilan edildi. 1988 mülakatı göz ardı edilip 1993 yılındaki ilk ateşkes referans alınsa bile yaklaşık 9 yıllık çatışmaları sonlandırmak için inişli-çıkışlı, kesintili diyalog ve çözüm arayışları 32 yılı geride bırakmış durumda. Bu veri tek başına 1990’lı yıllardan bu yana yaşadığımız kıyametin irrasyonelliğini ortaya koyuyor ve her türlü barış girişiminin desteklenmesi gerektiğini gösteriyor.
Tanıl Bora
7 Ocak 2026 Çarşamba
Gaye Boralıoğlu, son romanlarında, Zamanımızın Bir Kahramanı'nın portrelerini çizmiyor mu? 2018'de yayımlanan Dünyadan Aşağı, Aksu Bora'nın lafı dolandırmayan özetiyle "dünyaya tutunmaya çalışan boktan bir herifi" resmediyordu. İsyan edememiş olmanın hıncıyla kavrulan, "korkak, tembel, rahatına düşkün" -ekleyelim: azamî talepkâr ve dünyadan hep alacaklı-, Hilmi Aydın'ın dünyaya tutunması, hamamböceksi (yoksa planaryen mi demeliydik?!) bir hayatta kalma azmiyle başarılmış bir tutunmaydı.
Aybars Yanık
6 Ocak 2026 Salı
Bütün bunlara bakınca ne görüyoruz? Sanki fazla beğeni, yorum almak veya nefret yaratmak için mizansen yapıp sosyal medyada paylaşan Tiktokçular, Youtuberlar, influencerlar yönetiyor ABD’yi. Absürtlüğü göstermek için mahsus abartayım: Sanki bu operasyon X’te çok beğeni kazanmak için şımarık bir asosyal veledin işi ve dünya bir iki gündür bu paylaşım ve editlerle eğleniyor, öfkeleniyor, kızıyor, huzursuz oluyor vs.
Işıl Kurnaz
4 Ocak 2026 Pazar
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, “operasyon” diyerek bir milli güvenlik sorununa indirgediği ve yerelleştirdiği bu ihlalin devamını getirerek, Maduro’nun adalete teslim edilmek ve ABD’de yargılanmak üzere New York’a getirildiğini söyledi. Ancak bu beyanın arkasında iki cevapsız soru vardı: Birincisi, hangi yargı yetkisine göre New York’ta yargılanacaktı, ikincisi ise uluslararası teamül hukuku ve Uluslararası Adalet Divanı’nın kabul ettiği devlet başkanının yargı bağışıklığı ve dokunulmazlığı sorunuydu.
Barış Özkul
8 Aralık 2025 Pazartesi
Cumhuriyet ideolojisinin güçlü yanlarından biri “okuyarak” sınıf atlanabileceği fikrini aşılamasıydı. Köy Enstitüleri’nden üniversitelere, sivil bürokrasiden askerîyeye geniş bir alanda liyakat ve eğitim, en azından bir dönem için, sınıfsal hareketliliğin meşru araçları olarak kabul gördü. Nepotizmin, kayırmacılığın ve siyasallaşmış bürokrasinin gölgesi hiçbir zaman tamamen kalkmasa da, toplumun geniş kesimleri “çocuğumu okuturum, benden daha iyi bir yere gelir,” duygusunu gerçek bir ihtimal olarak yaşayabildi. Bugün ise bu meritokratik vaat ortadan kalkmış durumda: Yüksek öğrenimin toplumsal getirisi hızla erirken, kamu pozisyonları bütünüyle sadakat ağlarına teslim edildi ve mesleki ilerleme doğrudan siyasal aidiyete bağlandı.
Erdoğan Özmen
3 Aralık 2025 Çarşamba
Dünyayı, mümkün olan her şeyi içime çekiyorum; bu yüzden belki de. Başından beri başka her şeyi, başkalarının bana sunduklarını, onların bakışlarını, sözcüklerini, imgelerini, şefkatini, sevgisini, merhametini içime ala ala, kendim kıla kıla, içime yansıta yansıta, hepsiyle özdeşleşe özdeşleşe bir iç yaratıyorum kendime. Bir ben. Başka her şeyle bağlanarak, başka her şeyle birleşerek, başka her şeye uzanarak kendim oluyorum. Kanserle mücadele denen şey bu belki de: onun habire çoğalan kara boşluğunu aşındıra aşındıra kendi içimi tekrar tekrar yaratmak, çoğaltmak, genişletmek.
Kenan Erçel
2 Aralık 2025 Salı
NIMBY’nin açılımı, “benim arka bahçemde olmaz” anlamına gelen “Not In My Backyard”. Konut ya da altyapı projelerini kendi muhitlerinde istemeyen şahısların tutumlarını özetleyen bir deyiş. Nüfus artışı, trafik yoğunluğu, emlak fiyatlarında düşüş, ekolojik tahribat gibi etkileri yüzünden bu tür imar ve iskan işlerini tasvip etmeyenler “NIMBYs” ya da “NIMBYies” diye yaftalanıyor, ABD’de. Ama bu yafta, ilkesel gerekçelerle söz konusu çalışmalara (örn. nükleer santral) topyekûn muhaliflerden ziyade onlarla özünde bir derdi olmayıp bu projeleri sadece kendi çöplüğünde, mıntıkasında istemeyenler için kullanılıyor.
Derviş Aydın Akkoç
30 Kasım 2025 Pazar
Bazı “değerli anlarla” karşılaştığında “teşekkür etmeyi beceremeyen” bir karakteri; bu karakterin sarsaklıklarını ve heveslerini, ama daha da önemlisi yer yer boğazına oturan sessizlikleri işleyecektir Nejat İşler Miras’ta. Teşekkür –karşılaşmalara duyulan şükran– tam o sıra, yani olay kişinin başına geldiği anda fiiliyata dökülemiyordur, aslında dökülmemelidir de, zira hem şükranın zarif bir minnettarlığa dönüşmesi hem de hafızanın geriye doğru yalnızca olay anını değil, mekânları ve harici failleri de yeniden anımsaması için teşekkürün bazen ıskalanması gerekir. Herhangi bir ânı değerli kılacak yegâne tavır, söz konusu anın geçişine –hatta unutulmasına– müsaade etmek, Goethe’nin Faust’unun “geçme dur, öyle güzelsin ki,” diyerek içine düştüğü an tutulmasına kapılmamaktır.
Orhan Koçak
17 Kasım 2025 Pazartesi
Bugünden dönüp baktığımda, Türkiye’nin Millet Meclisi’nden hayat lehinde 48 oyun bile çıkabilmesidir bana asıl inanılmaz gelen. Zamanla (darbelerle) edinilmiş bir “külyutmazlık” değildi benimkisi: eski TİP içinde sağıyla soluyla rejimin kana susamışlığından kuşkusu olmayan çok arkadaşım vardı. Bunun biraz kitabî ya da a priori bilgi olduğu söylenebilir, ama “tecrübeyle sabit” olduğu da eklenmelidir. Öyleyse 2017’de mecliste HDP’lilerin dokunulmazlıkları CHP’nin onayı ile kaldırıldığında, hayal kırıklığının ağrısı yerine “doğrulanmış nefretin” kaşıntısını hissetmek daha mı iyi geliyordu bize? Bilmiyorum. Babası sadece kızını sevdiği için mi “basmıştır imzayı”? Eyüboğlu’nun birkaç sayfa sonra verdiği bir bilgi, burada başka etmenlerin de rol oynamış olabileceğini düşündürüyor.
Güncel
Komünal Devlet Mümkün mü?: Venezuela Komünlerinin Yükselişi ve Düşüşü
17 Ocak 2026 Cumartesi
3 Ocak 2026 gecesi ABD’nin Caracas’a dönük saldırısı ve Nicolas Maduro ile Cilia Flores’in ABD’ye kaçırılması, Venezuela krizini “yaptırım–ambargo” çizgisinden çıkarıp doğrudan egemenlik ve rejim değişikliği tartışmasının merkezine yerleştirdi. Bu olayın asıl sarsıcı tarafı, hamlenin gözü kara cüreti kadar, Venezuela’nın bir zamanlar “Komün ya da hiçbir şey!” sloganıyla dalga dalga yükselen komünal ufkundan bu kırılma anına, beklenen ölçekte bir taban seferberliği doğurmadan gelmiş olmasıdır. 2002’deki darbe girişimi sırasında, emekçi sınıfların sokağa inip Chavez’i geri getiren toplumsal refleksinin 2026’da aynı yoğunlukla tekrarlanamaması, yalnızca yoksullaşmaya, politik yorgunluğa, göçe bağlanamayacak kadar derin bir siyasal boşluk hissi yarattı.
“Sağın Kasveti” Üzerine Notlar
15 Ocak 2026 Perşembe
Kimbilir, belki de lider demokrasileri, ana akım partilerin içinden çıkan ve yaptıkları marjinal müdahalelerle geleneksel siyasi repertuvarı ıskartaya çıkaran, muhalif karizmatik liderlerin hiç alışılmadık bir biçimde sergileyeceği demokratik performansla aşılır. New York Belediye Başkanı olarak seçilen Zohran Mamdani’nin seçim kampanyası performansı ve Türkiye’deki çeşitli muhalif belediyelerin takip ettiği politikalar, merkezî devletlerin uzun süredir sırt çevirdiği eski bir reçetenin, yerel yönetimler düzeyinde güçlü bir karşılık bulduğuna işaret ediyor.
Fahrenheit 98.6: Üniversite Nasıl Çözülür?
13 Ocak 2026 Salı
Akademiyi ayakta tutanlar, çoğu zaman sessizdir. İşini iyi yapanlar, hakkı gözetenler, karar süreçlerini kolektif hafızaya dayandıranlar, yetkiyi değil, sorumluluğu önceleyenler, hız yerine anlamı, nicelik yerine niteliği, metin sayısı yerine metnin içeriğini, konfor yerine etik yükü seçenler… Ancak üniversitenin çöküşü de sessizlerin karşısında yine sessizce olur.
10. Yılında Barış için Akademisyenler Davası
10 Ocak 2026 Cumartesi
Üniversite rektörleri, örneğin 2017 yılında isimlerimizi ihraç listelerine iletirken, 2025 yılında katılacağımız bir eylemi, bir etkinliği ya da yapacağımız bir sosyal medya paylaşımını öngörmüş olabilir mi? Kuşkusuz hayır. İhraç işleminin tek sebebi Barış Bildirisini desteklememizdi. Buna rağmen, dava konusuyla ilgisi bulunmayan her türlü bilginin değerlendirme dışı bırakılması gerekirken, bugün bu unsurların mahkeme kararlarında yer aldığını ve dava esasıyla ilgisiz olmasına karşın ret kararının sebebi olarak yer aldığını görüyoruz.
“Suça Konu Bildiri”nin 10 Yılı
10 Ocak 2026 Cumartesi
On yıla yayılan baskı mekanizmaları, bireysel yürüyen hukuki, idari süreçler, belirsizlik, yıllara yayılan kararlar, yalnızlaştırma üzerine kurulu sistemin sonucu. Bu sistemin oldukça başarılı olduğunu teslim etmek lazım. Buna karşı verilecek en büyük yanıt hiçbir şeyi değiştirmese de sesini duyduğunu yanındakine hissettirmek sanırım. Umarım her söz karşılığını bulur. Yalnız değiliz ve buradan devam edebiliriz.
Metazori Normalleşme
9 Ocak 2026 Cuma
Siyaset, seçmenlerin ve tabanın gözünde sıklıkla etik kaygıları gözeten bir mekanizma olsa da siyasi partileri yönetenler etik kaygılara mebni bir romantizmin tesirinde kalmaksızın rasyonel şekilde karar almalıdırlar. Tabii bu, etiği yok sayıp çöpe atar bir bakış açısı değil; bana göre bireyler, metalik bir çıkar hesabıyla siyasi yapılarla empati kurarak etik kaygıları hiçbir zaman terk etmemelidir ve sistemin sigortası da budur.
Serbest Ticaret, Egemen Eşitlik, Trump ve Venezuela Petrolü
8 Ocak 2026 Perşembe
Irak’ın işgali, Irak’ın petrolüne “el koymaktan” ziyade onu ABD’nin çıkarları doğrultusunda uluslararasılaştırmakla ilgiliydi. Tıpkı bugün Venezuela örneğinde olduğu gibi. Bu bağlamda Trump’ın Venezuela’ya yaptığı saldırının en temelinde sermayenin uluslararasılaşması sürecinin, yani emperyalizmin önündeki tüm engelleri yıkmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Maduro’nun otoriter rejiminde soldan geriye ne kaldığı tartışmalı olsa da Bolivarcı iktidar ABD’nin çıkarlarına meydan okumaya devam ediyordu.
Venezuela Meselesi İklim Meselesi mi?
6 Ocak 2026 Salı
3 Ocak’ın ilk saatlerinde Venezuela’nın başkentine ABD ordusunun askeri saldırısı ve beraberinde devlet başkanının kaçırılmasına tanık olduk. O gece yaşananlar ve sonrasındaki gelen haberler uluslararası hukuku, emperyalizmi, Amerikan zorbalığını, enerji savaşları gibi pek çok şeyi tartışmayı gerektiriyor. Bu tartışmaların biri de iklim meselesi. Tartışmanın öznesinin eksik ve yanlış “iklim değişikliği” meselesi mi yoksa öznesi genelde belli ve bu olayda bağlantıların nicelikleştirilmesini gerektiren “iklimi değiştirme politikaları” mı olacağı burada önemli.
“15 Dakikalık Kent”in Eşitsiz Coğrafyası: Kuzeyde Hak, Güneyde Lüks mü?
4 Ocak 2026 Pazar
15 dakikalık kent savunusu romantik bir yürüyüş hayalinin ötesinde tüketimi ve gündelik yaşamı yeniden mekânsal adalet ekseninde örgütleme teklifidir. Temel iddiası, kentleri hem çevresel hem toplumsal açıdan daha sürdürülebilir kılmaktır. Ancak bu vizyon, “yakın” olma vaadini herkes için erişilebilir kılabildiği ölçüde anlamlıdır -özellikle de kent yoksulları için.
Stockholm Sendromu, Çifte Bilinç ve Kürtler
2 Ocak 2026 Cuma
Avrupa’da 90’lı yıllarda kurulmaya başlayan Dersim Dernekleri Dersim katliamını uzun bir süreden beri yüzleşilmesi, hesaplaşılması gereken bir mesele olarak gündemlerinde tutuyor, konuyla ilgili film, belgesel gösterimi, müzik dinletisi ve anmalar düzenliyorlardı. Katliamın gerçekleşmesinde tek parti rejiminin rolüne ilişkin hiçbir şüphe duymamakla beraber içlerinden bazıları o dönem yeni açılan Sabiha Gökçen Havalimanı’na uçarken kendilerini kötü hissettiklerini ifade etmekteydiler.