10 Şubat 2026 Salı
Bu noktada “mesele etmemiz” gereken, sözün Demirel tarafından gerçekten söylenip söylenmediği de değildir. Günün birinde kenarda köşede kalmış bir gazete küpüründe, unutulmuş bir hatıratta ya da kaybolmuş bir televizyon kaydında bu sözün kaynağına rastlanırsa, bundan herhalde en çok Tanıl Bora memnun olacaktır. Esas “mesele etmemiz” gereken, Demirel’i az çok hatırlayan, yani onun 1950’lerden 2010’lara uzanan siyasal kariyerine tanıklık etmiş, farklı kuşaklardan insanların bu sözü ona yakıştırabilmesindedir. Çünkü Demirel, Türkiye’nin siyasi hafızasında esprili, pragmatik ve çoğu zaman düşündürücü ifadeleriyle yer etmiş bir şahsiyet olarak bilinir. Hatta onu daha iyi hatırlayanlar, iğneleyici karikatürlerin ve acımasız eleştirilerin de hedefinde olmuş olduğu ve bu eleştirileri kimi zaman “mesele etmeyen,” kimi zamansa onlara kendine özgü mizahi ve alaycı üslubuyla karşılık veren bir siyasal figür olduğunu bilir. Bu anlamda, Bora’nın Demirel’i Türkiye’nin kamusal hafızada yerleşik, özgün ve süreklilik taşıyan bir “Demirel söylemi” (veya Bora’nın tabiri ile “Demirel’in ‘kelamı’, sözcesi”) olarak adlandırabilecek bir olguyu analiz eder.