Haftalık
Tanıl Bora
4 Şubat 2026 Çarşamba
Entegrasyon, şöyle böyle bir yıldır, revaçtaki ve kritik kelimelerden… Esasen, “Kürt meselesi” ile ilgili. Geçtiğimiz Mart ayında, Suriye’de Esad sonrası yeni statüko inşasında Şam hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşmanın adı, Entegrasyon Anlaşması. Geçtiğimiz haftaların ihtilâflarında, çatışmalarında da hep “entegrasyon sürecine” atıfta bulunuldu. Kürt tarafı, entegrasyona riayet etmemekle itham edilerek tasalluta uğradı. Sonrasında, haftasonunda, "kademeli entegrasyon"da uzlaşıldığı haberleri çıktı.
Cuma Çiçek
3 Şubat 2026 Salı
8 Aralık 2024 tarihinde Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi, yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda ülkenin gelecekteki idari ve siyasi yapısının nasıl şekilleneceğine dair derin belirsizliklerin başladığı bir dönüm noktası oldu. Modern siyasi tarih ve çatışma çözümü literatürü, uzun süreli iç savaşların ardından toplumsal barışın inşasının son derece zorlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Çoğu zaman taraflar arasında sadece çatışmasızlık halinin korunması bile uluslararası toplum tarafından başarı sayılıyor. Yapısal sorunların çözülememesi durumunda savaşın nüksetmesi ise genelde beklenen bir senaryo.
Derviş Aydın Akkoç
1 Şubat 2026 Pazar
Yeni bir şehirle karşılaşma bahsinde Gaye Boralıoğlu’nun Her Şey Normalmiş Gibi adlı romanındaki Arda’da can sıkıntısının yanı sıra, daha başka ve yoğun duygular, buraya has politik ve kültürel pürüzler de devrededir. İstanbul’da kaybettiği Lora’yı Diyarbakır’da bulmak umuduyla yola çıkacaktır âşık Arda. Lora’nın iki kardeşi “dağda,” babası cezaevindedir; kendisi ise İstanbul’da –legal alanda- bir kent eylemcisidir ama başı siyaseten dara düşmüş, polis takibatından ötürü sırra kadem basmıştır. Kadın hat safhada, bazen sinir bozucu derecede politik, oğlansa eğitimli bir orta sınıf siliğidir. Bu iki farklı âlemin aşk düzleminde bir araya gelmesi...
Kenan Erçel
30 Ocak 2026 Cuma
Ahmet Altan’ın son romanı, “O Yıl”, 2025’in edebiyat sürprizlerindendi. Altan, 1997’de “Kılıç Yarası Gibi” ile başladığı nehir romanına, 2001’de “İsyan Günlerinde Aşk” ile devam etmiş ve uzun bir aradan sonra 2015 yılında seriye “Ölmek Kolaydır Sevmekten”i eklemişti. Son kitabın bol aksiyonlu ve açık uçlu finali bu anlatının devamının geleceğini hissettiriyordu. Nitekim 2017 yılında hapishanedeyken yabancı bir yayıneviyle yaptığı anlaşmada “Osmanlı Dörtlemesi (Quartet)” ifadesi geçiyordu. Ama gerek 4,5 senelik mahpusluğun yıpratıcılığından gerek Altan’ın o dönemde yazdığı hatıratı Türkiye’de yayımlayacak yayınevi bulunamadığından dördüncü kitabın gelmesi pek muhtemel görünmüyordu.
Ahmet İnsel
27 Ocak 2026 Salı
Sadece Türkiye’de değil, bugün dünyanın çok büyük bir bölümünde yürürlükte olan siyasal rejimin tanımlanması, daha doğrusu onu niteleyecek doğru kavramın, doğru sıfatın bulunması konusunda hararetli bir çaba var. Bu çaba yalnız diktatörlükle demokrasi karışımı ve sayıları hızla artan, neredeyse çoğunluğu oluşturan hibrit rejimleri adlandırmak için gösterilmiyor. Çin gibi komünist parti diktatörlüğü altında güdümlü bir kapitalist ekonomi uygulayan siyasal rejimin sürekliliğinin ya da bugün Donald Trump ve ekibinin muhafazakâr-milliyetçi ultra-liberal bir politika yürütmesini mümkün kılan ortamın tanımı, adlandırılması konusunda da rivayet muhtelif.
Osman Özarslan
19 Ocak 2026 Pazartesi
Sürekli üzerimize doğru göçen, memleket ve dünya gündemi hızla bir hafriyata dönüşüyor, pek çok şey bu hafriyatın cürufunun altında kalıyor. Venezuella, İran, Suriye ile açılan yeni yıl sahnesi ve balya balya adliyeye taşınan ünlüler, gündemin zirvesini bırakmıyor. Öte yandan, havuz medyasının erot-assub yıbaşı programları bilhassa İbo Show’un yılbaşı programı, en azından CEHAPE zihniyetinin Ar Kolları tarafından Erzurum’da opera kisvesiyle müsamere edilen ve Erzurum’a Arz-ı Rum zamanları da dahil en büyük mezalimi yaşatan gece kadar dikkati şayan bir gece. Üstelik tasallutun sathı, Arz-ı Rum’da bir müsamere salonu değil, Türkiye’de ve dünyada ekranın olduğu her mekân.
Aybars Yanık
6 Ocak 2026 Salı
Bütün bunlara bakınca ne görüyoruz? Sanki fazla beğeni, yorum almak veya nefret yaratmak için mizansen yapıp sosyal medyada paylaşan Tiktokçular, Youtuberlar, influencerlar yönetiyor ABD’yi. Absürtlüğü göstermek için mahsus abartayım: Sanki bu operasyon X’te çok beğeni kazanmak için şımarık bir asosyal veledin işi ve dünya bir iki gündür bu paylaşım ve editlerle eğleniyor, öfkeleniyor, kızıyor, huzursuz oluyor vs.
Işıl Kurnaz
4 Ocak 2026 Pazar
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, “operasyon” diyerek bir milli güvenlik sorununa indirgediği ve yerelleştirdiği bu ihlalin devamını getirerek, Maduro’nun adalete teslim edilmek ve ABD’de yargılanmak üzere New York’a getirildiğini söyledi. Ancak bu beyanın arkasında iki cevapsız soru vardı: Birincisi, hangi yargı yetkisine göre New York’ta yargılanacaktı, ikincisi ise uluslararası teamül hukuku ve Uluslararası Adalet Divanı’nın kabul ettiği devlet başkanının yargı bağışıklığı ve dokunulmazlığı sorunuydu.
Barış Özkul
8 Aralık 2025 Pazartesi
Cumhuriyet ideolojisinin güçlü yanlarından biri “okuyarak” sınıf atlanabileceği fikrini aşılamasıydı. Köy Enstitüleri’nden üniversitelere, sivil bürokrasiden askerîyeye geniş bir alanda liyakat ve eğitim, en azından bir dönem için, sınıfsal hareketliliğin meşru araçları olarak kabul gördü. Nepotizmin, kayırmacılığın ve siyasallaşmış bürokrasinin gölgesi hiçbir zaman tamamen kalkmasa da, toplumun geniş kesimleri “çocuğumu okuturum, benden daha iyi bir yere gelir,” duygusunu gerçek bir ihtimal olarak yaşayabildi. Bugün ise bu meritokratik vaat ortadan kalkmış durumda: Yüksek öğrenimin toplumsal getirisi hızla erirken, kamu pozisyonları bütünüyle sadakat ağlarına teslim edildi ve mesleki ilerleme doğrudan siyasal aidiyete bağlandı.
Güncel
Kuraklık: Bir Sonraki Pandemi  - İklim, Su ve Geciken Siyasetin Ortak Krizi
4 Şubat 2026 Çarşamba
Ankara, kuraklığın “geleceğe ait” bir risk olmadığını gösteren çarpıcı bir kentsel laboratuvar. Son elli yılın sıcaklık ve yağış verileri, kentin 1990’lardan itibaren belirgin bir ısınma ve kuraklaşma eğilimine girdiğini ortaya koyuyor. Özellikle 2000 sonrası dönemde sıcaklık anomalileri kalıcı hale gelirken, yağış miktarından çok yağışın zamanlaması ve mekânsal dağılımı bozuluyor. Bu iklimsel baskı, hızlı nüfus artışı, geçirimsiz yüzeylerin çoğalması ve yeraltı suyu beslenmesini kesen kentsel altyapı tercihleriyle birleştiğinde, Ankara’yı yüksek bir kırılganlık eşiğine taşıyor. Meteorolojik kayıtlar, kentte sel, sıcak dalgası ve kuraklık gibi afetlerin sıklığının arttığını gösteriyor. Kuraklık burada yalnızca bir doğa olayı değil; kentleşme biçimi ve yönetim tercihlerinin iç içe geçerek derinleştirdiği yapısal bir risk olarak karşımıza çıkıyor.
Poggioli’de Avangard: Hareket, Kopuş ve Dil
1 Şubat 2026 Pazar
Renato Poggioli, Avangard Sanat Teorisi adlı eserinde avangardı bir üslup, teknik ya da biçim birikimi olmaktan ziyade, tutum biçimi olarak ele alır. Avangard onun için, modernitenin krizlerine verilen estetik bir yanıt mıdır, dünyaya karşı geliştirilen etik bir duruş mudur, bunun cevabını çalışmasında bizimle paylaşmaktadır. Merkezinde “eylemcilik”in (activism) yer aldığını anladığımız ve başından beri bir duruş olarak bize sunulan avangardda sanatçı, üretimini sessiz ve içe dönük bir faaliyet olarak göstermez. Poggioli’ye göre o, ürettiği her ne ise zamana ve mevcut düzene yönelik bir müdahale içindedir. Manifestolar, polemikler ve provokatif yaklaşımlar, bu “eylemci” yönelimin görünür şekilleridir. Poggioli için “hareket”in ilerleme düşüncesinin doğal bir sonucu olmasından çok mevcut duruma katlanamamanın ifadesi olarak ortaya çıktığını, bundan mütevellit sanatçının ilerlemek istemesinin ötesinde bulunduğu yerde kalamadığı fikriyle “hareket” ettiğini kavrarız.
Yalnız "Dişi"lerin İdrak Edebileceği Bir Hikâye: Aslı Tohumcu’nun Öylesine Bir Sevgili Romanı Üzerine
30 Ocak 2026 Cuma
Aslı Tohumcu’ nun Öylesine Bir Sevgili adlı romanının hikâyesi, kendini“ Öylesine bir sevgiliyim ben. Böyle seslen bana sen de lütfen. Öylesine bir sevgili…” cümleleriyle duyurur okuruna. Bu seslenişten, metnin kendi içinde bir vasiyet tonu taşıdığı duygusuna kapılıyoruz ilkin. “öylesine” diye küçültülen ama aslında bütün bir hayatı devreden bir teslimiyet bu. İsimden feragat, benliğin tek anlatı altında erimesi, sevgiyi mülkiyet değil emanet olarak kuruyor. Bu başlangıçta sevgi, edilgen bir vazgeçiş ya da sessiz bir feragat olarak değil; bilinçli bir yer açma ve yük devretme hamlesi olarak kurulur. Anlatıcı, kulübe, yetenek ve isim gibi imgeler aracılığıyla yalnızca sahip olduklarını değil, bir ilişki içinde nasıl var olunacağını da karşı tarafa bırakır.
Victor Wallis'le söyleşi - "Kapitalizm Varoldukça Devrim Gündemde Kalacaktır"
27 Ocak 2026 Salı
Sınıf mücadelesinin önemini ekolojik mücadeleninkiyle karşılaştırmak mümkün değildir. İkisi el ele gider. Ekolojik mücadele tür olarak hayatta kalmamız için gereklidir. Bu, sınıfı ne olursa olsun, tüm insanların ortak çıkarınadır. Ancak ekolojik mücadele başarılı olmayacaktır; ta ki insanın çevreyle etkileşimi, sonsuz genişleme, tahakküm ve savaş buyurganlıklarını dayatan sermaye zorunluluklarından kurtulana kadar. Bu itici güçler, sermayenin geçmişte toplumsal hareketlere karşı verdiği tavizleri –ister kamusal hizmetlerin iyileştirilmesi ister yıkıcı iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybını sınırlamaya yönelik önlemler olsun– geri almaya yönelmesiyle birlikte günümüzde doruk noktasına ulaşmaktadır.
Onat Kutlar’ın Öykülerinde Huzursuzluk Biçimleri Ya da Duyguların Dolaşıklığı
25 Ocak 2026 Pazar
Onat Kutlar’ın öyküleri kırılgan sınırlarda, başka kapılara açılan eşiklerde, dışarısı ile içerinin sınır boylarında, ihlallerin mümkünlerinde ve bunların her an birbirine akabilme, karışabilme ya da birbirini yıkabilme ihtimallerinde dolanıyor. Zira Kutlar kendine, yerine yerleşememiş, yerleşmesi engellenmişlerin huzursuzluğunu yaşayanları, alışılageldik bakış ve algı tarafından tuhaf, tekinsiz olarak etiketlenenleri konu ediyor. Bu kişileri ıstırap çeken, buna kapanan, bunda kaybolan özneler/öznellikler olarak kurgulamıyor. Aksine kimi zaman sinir bozan neşeyle kimi zaman kendine dönen şiddetle kimi zamansa düş-gerçek arasındaki müphemlikle bu kişilerin yaygın, yerleşik, tanıdık ve otoriter gerçeğin, nizamın bünyesindeki problemleri ortaya çıkarmasını sağlıyor.
Cevat Çapan ile F. R. Leavis ve Eleştirinin "Büyük Geleneği" Üzerine Söyleşi
24 Ocak 2026 Cumartesi
Leavis’i okumanın en büyük kazancı, metinle teması sıkılaştırmasıdır. Bugün herkes hızlı hüküm veriyor. Leavis ise hızı sevmez. Cümlenin içine girer, kelimenin ağırlığını tartar, sesin ritmini duyar. Bir romanı ya da şiiri konusuyla değil, diliyle, yapısıyla, iç gerilimleriyle kavramaya çalışır. Bu, bazen didaktik görünebilir ama eleştiriyi ciddiye alan biri için, kıymetli bir çabadır. Genç bir okura şunu derdim: Leavis ile kavga edin, itiraz edin, eksiklerini gösterin ama onu okumamazlık etmeyin. Çünkü eleştirinin omurga meselesi olduğunu, bir standardın, bir dikkat terbiyesinin gerektiğini, metnin kolay lokma olmadığını Leavis çok güçlü biçimde öğretir.
Öfke Tuzağı, Troller ve Başkalaşan Sosyallik
23 Ocak 2026 Cuma
Bu ve bunun gibi olaylar da bize gösteriyor ki, sosyal medyadaki öfke iklimi; bize yan mahallelerimizi önceden planlanmış bir formatta sunarken aslında bir yankı odasına da hapsetmiş olur. "Düşmanlarımızı“ görebilmemizle kendimize korunaklı bir köşe seçeriz; bu köşe, öfkenin yol göstericiliğinde idealize edilmiş konforlu bir köşedir. Burada istediğimiz gibi olabilir, istediğimiz kadar özgür ve rahat şekilde hükümler verebiliriz – ve işte gerçeklik de bu köşede bulanır. Nicel ve nitel verinin istismar edilerek yansıtıldığı bir sanal meydan kavgasında kendilerine yeni bir anne karnı inşa eden bireyler; mecburen gerçek dengelerin hüküm sürdüğü reel toplumsal alanlarda bulunduklarında sağlıklı kalabilecekler midir? Tabii ciddi toplumsal kutuplaşma ve nefretin yaşamlarımıza sinmesi, yalnızca dijital platformların mevcudiyetiyle açıklanamaz.
Nazi Teorisyeni Carl Schmitt'in Fikirlerinin Yeni Sözcüsü Donald Trump mı?
19 Ocak 2026 Pazartesi
Son yıllarda Schmitt’in fikirleri yeni destekçiler buldu ve özellikle Batı’ya “meydan okuyan” devletlerde –başta Rusya olmak üzere– yeniden gündeme getirildi. Batı evrenselciliğine karşı çıkışı ve dış müdahaleden azade “büyük mekânlar” anlayışı, Moskova ve Pekin’de kolayca alıcı buldu. Örneğin, Putin üzerinde büyük etkisi olan, Ukrayna’ya yönelik saldırının entelektüel mimarlarından ve ünlü Avrasyacı ideolog Aleksandr Dugin, Schmittçi düşüncelerin hararetli bir savunucusudur. O da, tıpkı Schmitt gibi, Rusya’nın muhafazakâr ve Ortodoks Hıristiyan ilkelerini komşu ülkelere yaymasını ve Batı etkisini –özellikle de Anglo-Saksonları– “mekânsal olarak yabancı” sayarak dışlamasını savunuyor.
Komünal Devlet Mümkün mü?: Venezuela Komünlerinin Yükselişi ve Düşüşü
17 Ocak 2026 Cumartesi
3 Ocak 2026 gecesi ABD’nin Caracas’a dönük saldırısı ve Nicolas Maduro ile Cilia Flores’in ABD’ye kaçırılması, Venezuela krizini “yaptırım–ambargo” çizgisinden çıkarıp doğrudan egemenlik ve rejim değişikliği tartışmasının merkezine yerleştirdi. Bu olayın asıl sarsıcı tarafı, hamlenin gözü kara cüreti kadar, Venezuela’nın bir zamanlar “Komün ya da hiçbir şey!” sloganıyla dalga dalga yükselen komünal ufkundan bu kırılma anına, beklenen ölçekte bir taban seferberliği doğurmadan gelmiş olmasıdır. 2002’deki darbe girişimi sırasında, emekçi sınıfların sokağa inip Chavez’i geri getiren toplumsal refleksinin 2026’da aynı yoğunlukla tekrarlanamaması, yalnızca yoksullaşmaya, politik yorgunluğa, göçe bağlanamayacak kadar derin bir siyasal boşluk hissi yarattı.
“Sağın Kasveti” Üzerine Notlar
15 Ocak 2026 Perşembe
Kimbilir, belki de lider demokrasileri, ana akım partilerin içinden çıkan ve yaptıkları marjinal müdahalelerle geleneksel siyasi repertuvarı ıskartaya çıkaran, muhalif karizmatik liderlerin hiç alışılmadık bir biçimde sergileyeceği demokratik performansla aşılır. New York Belediye Başkanı olarak seçilen Zohran Mamdani’nin seçim kampanyası performansı ve Türkiye’deki çeşitli muhalif belediyelerin takip ettiği politikalar, merkezî devletlerin uzun süredir sırt çevirdiği eski bir reçetenin, yerel yönetimler düzeyinde güçlü bir karşılık bulduğuna işaret ediyor.