Haftalık
Tanıl Bora
22 Eylül 2021 Çarşamba
Zamanın kelimelerinin hepsi gibi, “noktasında”nın kullanımı da milliyetçi-muhafazakâr ortamla sınırlı kalmıyor, yayılıyor, sızıyor. Akademide, mesela,  “tarih yazımı noktasında,” “Bourdieu noktasında simgesel şiddetin ne olduğu…,”  “Bellah, Amerikan İç Savaşı’nın sivil din noktasında çok büyük bir önemi olduğunu ifade etmektedir,” falan diye yazabiliyorlar. 2020 Şubatı Antalya’da CHP kadın kolları başkanı Nilüfer Deveci, “Antalya’nın kadın noktasında çok fazla sorunu olduğunu “ söylemiş. Haberci “kadınlar”ı duyunca otomatikman “kadın noktasında” diye aktarmış da olabilir. Bir hekim, internet sayfasında “burun estetiği noktasında kendisini kanıtlamış plastik cerrahlara” başvurulması gerektiğini salık veriyor.
Murat Belge
20 Eylül 2021 Pazartesi
Bugün, “globalizasyon var elimizde. Varlığının başlıca kanıtı da yukarıda anlattığım hikâye: ucuz emek! Bu bize, sosyalizmin sorularına kapitalizmin verdiği cevapların niteliğini gösteriyor. Al sana “Enternasyonal”! Sermayenin ve sermayedarların dünyasında “kazanç” dışında kavramların ve olguların uzun boylu bir önemi yok. Marx’ın ve ona yakın düşünenlerin insanlığın birliği, barışı, dayanışması için mutlaka gerekli gördükleri şey onların gözünde bir kazanç kapısı. Kazandırıyorsa tamam, bu kadarı yeter.
Derviş Aydın Akkoç
19 Eylül 2021 Pazar
Kapitalist toplumun ilkeleri yaşama gücünün yanı sıra, bireyin elindeki son kaynak olarak ölme gücünü de sömürgeleştirmek, ilaç-terapi-reklam sarmalıyla gasp etmek üzere işliyordur. İnsan akıl ve delilik, normal ve anormal arasındaki bir “tutuk araf”a kapatılmıştır. Sona ilişkin vurguda bu tutukluğun çözülmesi, bertaraf edilmesi de istenir. Nitekim Erdoğan’ın ölüm etrafında ördüğü söyleminde, intihar anlatılarında kapitalizmin işleyişine karşı haklı bir itiraz yükselir, yaşamının denetimini ve değerini yitirmiş bir öznenin elinde hiç değilse olası yaşam biçimlerini ters açılardan bile olsa duyuracak kimi ölüm imgeleri olmalıdır.
Işıl Kurnaz
18 Eylül 2021 Cumartesi
Harro ve Libertas, Nazi iktidarına karşı mücadele eden iki aşık. Schulze-Boysen-Harnack Direniş Örgütü diye bilinen, daha sonra Kızıl Orkestra diye adlandırılacak bir direniş grubunun kurucusu, birbirlerinin eşi ve aşığı, yol arkadaşı ve suç ortağı. Anti-faşist mücadeleye destek için istihbarat toplayan, direnişi herkesin olduğu geniş zeminlere yaymaya çalışan, hayatı tehlikede olanlara yardım eden, esneyen, hatta bazen kendilerine “gevşeyen bir grup” diyen bir örgüt. Anti-faşizmin suç olduğu yerde Harro ve Libertas, suç ortaklığı ve yol arkadaşlığı yaparken, Harro kurumların içinden uzun yürüyüş dediği bir yolu seçiyor, yani legalleşerek devletin içine sızmayı tercih ediyor.
Sezen Ünlüönen
17 Eylül 2021 Cuma
Ama bence diziyi böyle okumak, ’68 kuşağını çiçek tarhlarını tarumar eden çocuklar olarak görmek, kilise reformunu sonradan görmelik saymakla eşdeğer; muhafazakarlığı sağduyu sanmak yani. Nitekim hikayeyi “tatlış ve karizmatik öğretmen; saldırgan, cahil ama ‘duyar kasan’ öğrencilere karşı” diye anlamak, bence dizinin (belki de istemeden) gözler önüne serdiği esas mevzuyu kaçırmak demek. O mevzu da şu: çokça konuşulan beşeri ilimler krizi, üniversitenin ticarileşmesi, akademinin prekarlaşması, bilginin araçsallaştırılması kadar öğretmenlerin öğrencilere bir şey öğretebilmek otoritesini hızla yitirmesiyle de alakalı.
Aksu Bora
16 Eylül 2021 Perşembe
Darbeyle ilgili tanıklıkların, anıların, siyasal analizlerin ve hatta edebiyatın bile uzağından dolaştığı bir boşluk bu. Hiçbir derli toplu, bütünlüklü hikâyenin dile getiremeyeceği türden, çok parçalı bir gerçeklik - gerçekliğin ancak anlatıldığında varolduğunu kim söylemiş ki, işte, anlatılmadığında da orada. Büyük bir çukur olarak. Hikâyenin bütünlüklü olmayışı “herkesin 12 Eylül’ü kendine” demek değil, tersine, herkesin 12 Eylül’ünün hikâyesini birbirine bağlayarak, ancak öylelikle yeniden başlayabiliriz demek. Bu bağları örerek hafızayı yeniden kurabiliriz demek.
Erdoğan Özmen
15 Eylül 2021 Çarşamba
Benliğe yayılan haz ve neşe için illa ki kendinden çıkmanın, ötekine açılmanın, uzanmanın gerekmesi, bu ileri geri salınımın, ortaklaşa yaratılan ritmin, bu harikulade dansın ancak sözcüklerin yatağında mümkün olması ne güzeldir. Bu genişleme ve çoğalmanın tınısı… Onun bir de bedene kaydolması… Demek dürtüyle karşılaşmanın yol açtığı gerilim artışını eksiltmenin, törpülemenin yoludur sözcükler, hikayeler. Yine de geride bir artık, tam kapanmayacak bir aralık, bir yarık kalacaktır ama.
Emel Uzun
13 Eylül 2021 Pazartesi
Terzilik deyince Yaprak Öz’ün polisiye roman dizisinden tanıdığımız, 70’li yıllardan başlayarak Zonguldak Kozlu’da işlenen üç karmaşık cinayeti ustalıkla çözen amatör terzi-dedektifi Yıldız Alatan’dan bahsetmemek olmaz. “Polisiye romanlara düşkün, usta bir terzi, dört dörtlük bir ev kadını, tatlı bir komşu, iyi bir dost ve eğlenceli bir anneanne” olan Yıldız Alatan, başlarda boş zaman uğraşı olarak yaptığı dikiş işlerini, tek kızını büyütüp, İstanbul’a kendi hayatına uğurladıktan sonra ilerletir ve “yıldız bir terzi” olarak nam salar.
Barış Özkul
5 Eylül 2021 Pazar
Ancak kültürel süreklilik ve liyakat bahsinde devr-i Hamid ile devr-i Erdoğan arasında ciddi bir uçurum var. Abdülhamid, açtığı askeri ve sivil mekteplerde modern ve kaliteli bir eğitim verilmesini öylesine önemsemişti ki lakaplarından biri “Maarifperver”di. Kendi altını oymak pahasına askeriyeye zadegândan olmayan halk çocuklarının alınmasının önünü açmış; bunların “sadık kullar”dan ziyade modern askerler olarak yetişmesine imkân tanıyan bir eğitim sisteminin kurulmasına önayak olmuştu (Mustafa Kemal ve akranları bu düzenlemeyle subay olabilmiştir.) Darülfünun’u açan da odur. Bunlar bugünün imam-hatipleri ya da üniversiteleriyle nitelikçe kıyaslanacak mektepler değildir.
Aybars Yanık
2 Eylül 2021 Perşembe
Evet, adaletsizliği görsek tanırız ama bazen sol gözümüzü kapatır tanırız, bazen de sağ gözümüzü kapatır tanırız. Adaletsizlik, somutluğuyla orada bir yerde durur ama onun anlamlandırılması, içeriklendirilmesi ve demokratik bir talebe evrilmesi siyasete bağımlıdır. Talep siyasileşmiş bir arayıştır; dolayısıyla soldan bir eklemlemeye de, sağdan bir eklemlemeye de açıktır.
Ömer Laçiner
30 Ağustos 2021 Pazartesi
Resmî muhalefet (CHP-İYİ Parti bloku) bu fırsatı sonuna kadar kullanmaya niyetli gözüküyor. AKP-MHP’yi şimdiye kadar tepe tepe kullandıkları “yerli-milli” argümanı ile vurma imkânını yakaladığını düşünen resmî muhalefetin bu konuyu sürekli gündeme getireceği anlaşılıyor. Her şeyden önce bu yabancı düşmanlığı  bahsinde başı çekmeye koşullu MHP’nin AKP’den uzaklaşmaya yönelme ihtimali var burada. CHP ve İYİ Parti bu ihtimal güçlendiği takdirde Türk milliyetçiliği/yabancı düşmanlığı paydasında kesiştikleri MHP’ye kucak açmaya hazırdır zaten.
Mete Çubukçu
20 Ağustos 2021 Cuma
ABD çekilirken ülkeyi Taliban’a terk etti. Zaten ortada ne bir hükümet ne de Taliban’ı durdurabilecek bir ordu vardı. Oysa daha önce Afgan ordusu için harcanan finansman, verilen eğitimin Taliban’ı durdurabilecek nitelikte olduğunu başta Biden olmak üzere, askeri yetkililer arasında söyleyenler çoğunlukta iken ortaya çıkan manzara çok farklı oldu. Amerikan askeri raporlarında yer almasa bile, 2010 sonrası birçok gazetecinin yerinde gözlemi ve röportajları tersini söylüyordu. Afganistan’ın sosyolojik yapısı olduğu gibi askeri yapısını da etnik, mezhebi, yerel ayrımlar oluşturuyor. Ortak bir Afgan kimliğinin olmaması da ordunun çok kolay biçimde yer değiştirebilme nedenlerinden.
Polat S. Alpman
29 Temmuz 2021 Perşembe
Göçmenlerle ilgili aşırı sağın çizdiği çerçevenin dışında düşünenler de vicdanlı, merhametli ve saf olmak zorunda değil. Siyasal, sosyal ve ekonomik gerçekliğin gerektirdiği bazı seçenekler göçmenlerin hakkını savunmanın toplumun hakkını savunmak anlamına geldiğini gösterebilir. Göçmenlerin haklarını savunmak, onların ayrımcılığa ve eşitsizliğe uğramalarının önüne geçmek için mücadele etmek, toplumdaki herkesin hakkını savunmak anlamına da gelebilir.
Güncel
Dostluk, Kendilik ve Yaratı
24 Eylül 2021 Cuma
Müzikte de hiçbir ses diğeri üzerinde hâkimiyet kurmaz. Bütün sesler, ne kadar karışık da olsa âdeta birbirlerinin daha iyi duyulmasını ister gibidirler. Dostlar nasıl ki birbirlerinden çok farklı olsa da birbirlerinin yeteneklerini açığa vurmak için fırsat kollarlarsa müzik de o ahengin sesli halini resimler. Kendi ile dost olan veya olma yolunda olanlar müziği duyduklarında kendilerinden geçerler.
Tenin Sınırlarının Ötesinde Bedenin Taşıdığı İmkânlar Üzerine
19 Eylül 2021 Pazar
Sermaye bir kez daha girdiği krizden çıkmak için en yıkıcı haline bürünerek insan doğasının sınırlarını parçalamaya, bedeni gayri maddileştirmeye girişmiştir. Şu anki hayatlarımızda da bunun adımlarının atıldığını görmek mümkündür; fiziksel dokunuşun yerine görüntü yerleştirilmiş, toplumsal hayat insan karşılaşmalarını en aza indirgeyecek şekilde düzenlenmiş, cep telefonları ve tabletlerle yalıtılmış bir birey inşa edilmiştir.
Miraç’ın Sesini ve Hayaletleri Duyuyorum!
15 Eylül 2021 Çarşamba
Bazen de tam burnumuzun dibine sesleniriz. Hatta çığlıklar atarız, partırtı, gürültü kopartır, yeri göğü ve içimizi inim inim inletiriz, fakat yine de bir türlü sesimiz/sesim “muhatabı”na ulaşmaz. Ulaşamayız, ulşamazsınız. Zira sizi, seni, beni, onu, Miraç’ı, Miraç’ın babasını aramıyorlardır, aramadıkları içinde bir türlü duymuyorlardır.
Huricihan İslamoğlu ile Afganistan üzerine söyleşi (II): "Taliban temsilcileri toplumdan hep “onlar” diye bahsediyorlar"
12 Eylül 2021 Pazar
Afganistan’dan şimdi gelecek göç dalgası Taliban karabasanından kaçmak isteyen çok sayıda eğitimli genci, gazeteci, mühendis, sanatçı ve akademisyeni içeriyor. Onları anlamsız bir “biz Afganları istemeyiz” nakaratıyla kaçırmasak iyi olur diye düşünüyorum. Biz isteyelim, istemeyelim Afganlar gelecekler; duvarlar, çitler onları engelleyemeyecek.
Düşün-ce
10 Eylül 2021 Cuma
Öteki ile, ötekinin varlığı ile dil de katmanlaşır ve karmaşıklaşır. Öteki ile her karşılaşma, dilde yeni bir katman demek. İnsan türü söz konusu olduğunda ve toplumsallaşma tarihi ile bu sürecin uzunluğu göz önüne alındığında, İnsan'ın artık Dünya ile Gerçek ile doğrudan, dolayımsız ilişki kurabilmesi çok zor...
Huricihan İslamoğlu ile Afganistan üzerine söyleşi (I)
9 Eylül 2021 Perşembe
2001’de Afganistan’ın Amerikan ordusu tarafından işgalini (bugün yapıldığı gibi) sadece bir Usame veya “terörist” avına indirgemek pek anlamlı değil. Öncelikle bu işgali, 2000’li yılların başlarında dünyanın farklı bölgelerinin küresel ticaret ve yatırımlara açılma süreçleri ve bu bağlamdaki güvenlik kaygıları çerçevesinde değerlendirmek gerek.
HDP Kapatılma Davası, Alternatif Planlar ve Bir D(emokrasi) Planı
6 Eylül 2021 Pazartesi
Bu alternatif, Cumhurbaşkanı'nın Millet İttifakı’ndan seçilmesine karşın, Millet İttifakı’nın anayasa reformları yapabilecek parlamento gücüne erişmemesi durumudur. Böylesi bir durumda Erdoğan iktidardan uzaklaşsa da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi modelinin devam edeceği, parlamenter sisteme dönüşün zor, sancılı, belki de uzun bir süre imkânsız olacağı yeni bir döneme kapı aralayacaktır.
Yağsız Süt Gerçek bir İhtiyaç mıdır?
4 Eylül 2021 Cumartesi
Bu mekanizma romanda da tam olarak böyle çalışmıştır. Doppler her ne kadar geyiği görmezden gelse, yokmuş gibi davransa da annesinin ölümüne şahit olan bu yavru kaçıp gitmez, sabahları çadırın önünde dolanır. Bu da yetmezmiş gibi gözünü dikip Doppler’i işerken seyreder. Doppler peşinden ayrılmayan bu geyikle -suçluluk duygusu ya da vicdanının sesine dayanamadığı için- bir bağ kurar. Yavruya karşı sevgi ve sorumluluk duymaya başlar.
Feminist Odalar-13 - Yaralı Erkeklikler
1 Eylül 2021 Çarşamba
Erkeklik üzerine düşünürken [makbul, hegemonik, yaralı, kırılgan erkeklikler vb.] aile, din, sünnet, askerlik, darbeler, duygulanımlar gibi başka pek çok başlığa da yönelim gerçekleşiyor. Tek tip kadınlık/erkeklik ya da yekpare cinsiyetler sistemi gibi bir bakışımız yoksa toplumsal cinsiyet eşitliği kavram seti ve bağlamları üzerine düşünmek, eleştirel erkeklik çalışmaları, feminizm ve queer kuram açısından da önemli bir yerde duruyor.
Afgan Kadınının "Yüz"ü, Dünyanın "Yüz"süzlüğü
28 Ağustos 2021 Cumartesi
Kendi yüzümüzü, yansımasını değil, bizzat yüzümüzü, yine bizzat kendi gözlerimizle göremezken ötekinin yüzü bize nasıl da kuvvetlice dahil olur. Ve işte o “yüz”ün sahibi hiç ölmemiş gibi yaşayabilir miyim ben artık, o cinayet hiç işlenmemiş gibi? Hem de bana, yüzüme karşı seslenirken Öteki, Afgan ya da değil...