Haftalık
Tanıl Bora
21 Nisan 2021 Çarşamba
Tek taraflı beyana değil etkileşime dayanan, kendisine hesap verilenin hesap sorma hakkını ‘aktif biçimde’ tanıyan hesap verebilirlik. İnsanın varoluşunun diyalojik niteliğiyle ilgili etik bir ilke olarak düşünmeli hesap verebilirliği; insanın hayatı, dünyayı paylaştığı diğer insanlar nezdinde eylemlerinin sorumluluğunu alması olarak düşünmeli. İnsanın, öteki insanlarla insan olmasıyla, birbirinden sorumlu olmasıyla ilgili...
Derviş Aydın Akkoç
18 Nisan 2021 Pazar
İnsanın çocukluktaki zavallılıklarının, çaresizliklerinin dinsel duygulanımların da kaynağı olduğunu öne sürer Freud, zira ona göre, dünyada “babanın korumasına duyulan gereksinime benzer güçte bir başka çocukluk gereksinimi daha yoktur.” Sıcaklık, besin, sevgi gereksinimlerinin yanı sıra, hayatta kalma gereksinimini karşılayan korunma, güvenlik ihtiyacı: Yazgının güçleri karşısında duyulan kozmik bir endişen neşet ederek Tanrı fikrine, dinsel tonlarıyla devlet ve iktidar oluşumlarına değin yol alan çizgilerle korunma arzusu...
Erdoğan Özmen
14 Nisan 2021 Çarşamba
“Baba sorunsalı”nı düşüneceğimiz çerçevedir bu. İç dünyalarımızda sağlam ve güçlü bir baba figürü yerleştikten, böylece başlangıçtaki o güven ve emniyet duygusuna nihai anlamını veren jest  tamamına erdikten sonradır ki kendimizden emin bir biçimde babadan da kopmayı, babayla çatışmayı göze alabilir, buna girişebiliriz. Bana öyle geliyor ki, günümüzde baba ihtiyacı/arayışı/hasreti olarak adlandırdığımız, çeşitli düzeylerde ve biçimlerde etkileri/sonuçları olan fenomen  daha derinde yatan ve daha kapsamlı bir şeyin  semptomu sanki. Bunun için önce sorunun içimizdeki köklerine bakalım.
Murat Belge
13 Nisan 2021 Salı
Birçok alanda kendini istenmedik koşullarda bulan iktidar, ne zaman geleceği belli olmayan “önümüzdeki seçim”de propagandasını dayandıracağı elverişli konular arıyor. Böyle bir bildiri bu çerçevede kullanışlı olabilirdi. Geçmişteki kabarık sayıda darbeler (başarılı olanları da, olmayanları da) Erdoğan’ın sık sık kazıp çıkarma gereğini duyduğu konular; demek ki hâlâ bir etkileri var. Bunlara bir yeni girişimin eklenmesinin herhalde bir zararı olmaz. Bu gibi olaylar Tayyip Erdoğan ve AKP açısından yalnızca bir propaganda aracı olarak fayda sağlamıyor. Temmuz’daki darbe girişimini düşünün. Bu olayın olmuş—ve durdurulmuş—olması Erdoğan iktidarına ne kadar somut iş yapma imkanı verdi! Konum, işlev değiştiren kurumlar, kitlesel tasfiyeler, çeşit çeşit “zapturapt” fırsatları.
Sezen Ünlüönen
12 Nisan 2021 Pazartesi
Son yıllarda edebiyat uzmanları arasında süregiden “yöntem” kavgaları da bu belirsizliğin bir uzantısı tabii: edebiyat uzmanı tam olarak “neyin” uzmanıdır, çalıştığı “şey” nedir, hangi yöntemleri kullanır türü sorular neredeyse son yirmi yıldır farklı taraflar arasında ateşli kavgalara yol açmakta. Bu tartışmalar alanın dışındaki insanlara “bir toplu iğnenin başı üzerinde kaç melek durabilir” nev’inden bir meşgale gibi görünse de geri planda yerleşmiş edebi kanonların soldan gelen eleştirilerle dağılması, beşeri ilimlerin mühendislik ve teknoloji gibi alanlar karşısında her daim kendini savunma pozisyonunda bulunması, akademinin prekarlaşması gibi eğilimlerden besleniyor esasen.
Kemal Can
11 Nisan 2021 Pazar
Amirallerin “iktidara parmak sallama” olarak yorumlanan çıkışındaki asıl sorun, ileriye matuf tehlike değildi aslında. Aksine “potansiyel tehlike”, iktidarın üzerinde tepineceği fırsat olarak çok verimli görülmüş olabilir. Zaten meseleyi CHP’ye yıkarak devam ettirilen bu yönü çok tanıdık. Fakat “parmak sallamanın” asıl sorun yaratan kısmı, sallanan bir parmak olması. Bahçeli’nin çok erken bir aşamada “amirallerin apoletlerini sökün, maaşlarını kesin” sertliğindeki tepkisinin sebebi de, kendi tuttuğu alanda ciddi bir “savunma” boşluğu yaratması. Güvenlikleştirilebilmiş alanlardaki yekpare görüntünün veya en azından sessiz onayın bozulması. Belki de birilerinin bunu gösterebilme veya ima  cüreti.
Aksu Bora
9 Nisan 2021 Cuma
Basitçe, her kuşağın anne babalık pratiklerinden söz ediyorum. Hani şu “bizimkiler çok disiplinliydi, biz de o sebeple fazla mı şımarttık bunları?” hikâyesinden. Her bir ailenin kendi tarihi, dinamikleri vardır elbette de, bir yanda da böyle bir kuşak bilgisi var: bizimkiler çok disiplinliydi. Sembolik babalar, popülizm, otoriter liderler hakkında konuşup duruyoruz; Selim Aydın’lar hakkında söyleyecek bir şeyimiz yok mu peki? Toplumların “baba” ihtiyacı içinde olabildiklerine ikna oluyoruz da erkeklerin babalarından kurtulma arzuları bizi neden bu kadar az ilgilendiriyor, bu arzuyu bireysel bir mesele mi sanıyoruz? “Oğulluktan sessizce çekilmeyi bilmek” üzerine düşünmek için şair mi olmak lazım?
Barış Özkul
4 Nisan 2021 Pazar
Yıllarca süren kafes hayatından ötürü avluda gördüğü koyunu canavar zannedecek duruma düşen Osmanlı şehzadelerinin acizliği; Abdülhamid’i Abdülhamid yapan evhamların gerisindeki hadiselerin ağırlığı; ölüm korkusuyla paranoyaklaşıp zalimleşen, evhamlı halleriyle her şeyden şüphelenen ve cebinde daima bir panzehir taşıyan padişahın dramı katille maktulü aynılaştıran Osmanlı hapishanesinin görünümleri. Veba günlerindeki Minger adası Osmanlı hapishanesinin bir replikası: Vali Sami Paşa, Ramiz, Doktor Nuri, otel odasından ya hiç çıkmayan ya da çıktığında zırhlı landosuyla dolaşmak zorunda kalan Pakize Sultan hep bir hapis hayatı yaşıyorlar.
Menderes Çınar
26 Mart 2021 Cuma
AKP’nin sicilinden süzülen bu olasılıklar bir an için spekülasyon olarak kabul edilse bile, Erdoğan’ın Anayasa konusunda söylemediklerinden yola çıkarak bir değerlendirme yapılabilir. Erdoğan nasıl bir anayasa istediklerini anlatırken bir kere bile “demokratik” bir anayasa veya evrensel anayasal normlarla, insan haklarıyla uyumlu bir anayasa demedi. AKP’nin millet mahreçli, yerli ve milli olduğunu iddia ettiği eserlerinin ve pratiklerinin bir toplumu medeni kılan birçok değer ve normu Batı kökenli olduğu gerekçesiyle reddetmeyi bir erdem saydığını biliyoruz.
Ömer Laçiner
25 Mart 2021 Perşembe
İktidar cenahının kalıcı bir gerçekleştirme imkânı gördüğü için değil, sırf 2023 Ekim’inde konumunu koruyabilmek için son/yegane çare diye sarıldıkları seferberlik havasını kışkırtmak için  başlatacakları bu “idealimizi nihayet gerçekleştiriyoruz” sloganlı hamlenin ağır tahribattan başka bir sonucu olamaz. Bu tahribatın en yazıklanacak kısmı da  bu ülke ve toplumun, bütün örseleme ve hoyratlıklara rağmen hâlâ azımsanmayacak olan yapıcı enerjisinde, kültürel zenginliğinde/çeşitliliğinde ve bunların bileşiminde oluşan uygarlaşma edinimlerimizdeki kayıplardır.
Aybars Yanık
18 Mart 2021 Perşembe
Demokrasi, uğruna mücadele verilmesi gereken dinamik ve şekillendirilebilir bir süreç mi, yoksa toplumsal mücadeleleri ve politik çatışmayı teminat altına alan (alacak), “orada bir yerde” bulunan bir özgürlükler sahnesi mi? Başka türlü de sorulabilir: Demokrasi, iktisaden rasyonel ve konsensüse dayalı tercihlerle toplumun her kesiminin taleplerinin doyurulabileceği bir “genel idare” tekniği mi, yoksa toplumsal sınıfların sabitliğine değil, ilişkiselliğine dayalı, dolayımlanan bir mücadeleler pratiği mi?
Mete Çubukçu
16 Mart 2021 Salı
10 yıl boyunca tam anlamıyla kurtlar sofrasına dönen, bu kanlı iç savaşın kazananı yok. Esad savaşı kazandı diye düşünülebilir ama barışı kazanması zor görünüyor. Üstelik ortada ülkeden geriye kalan pek bir şey de kalmamış gibi. İdlib ve Fırat’ın doğusu dışında birçok noktada bundan sonra büyük çatışmaların olması beklenmiyor. Özellikle İdlib’deki radikal İslamcıları Rusya’nın rahat bırakmayacağı biliniyor. Ama bu yapıların ne olacağı da belirsiz. Fırat’ın doğusu ise nasıl bir pazarlığa sahne olacak, göreceğiz.
Güncel
Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Ne Ola?
23 Nisan 2021 Cuma
Özellikle çalışma boyunca bahsedildiği üzere bu sistemin en başat özelliği, ''hükümet istikrarını'' garanti altına alacak olması. Peki bu sistem bu gayesini nasıl gerçekleştirecek? Bu sorunun cevabı, 288 sayfalık kitabın son beş sayfasında, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem İçin Yol Haritası” başlığında tartışılıyor. Kitabın geri kalanı, bu son beş sayfaya alıştıra alıştıra giriş yapıyor denilebilir.
Futbol Meselesi: CD Palestino
21 Nisan 2021 Çarşamba
Gergin siyasi ortam ve yaşanan olaylardan sonra “ikinci kuşak” Filistinliler dünyanın çeşitli yerlerine göç etmek durumunda kalınca dünya yeni bir göç dalgasına şahit oldu. En yoğun göç, geçmiş aile bağlarının köklendiği ve artık bir düzene girdiği Şili’ye yapıldı. İşte bu noktada CD Palestino, artık Filistinli göçmenlerin Şili’deki hayata tutunmasını ve toplumda kabul görmelerinden çok “davalarını” duyurmanın aracı haline geldi.
Bir Oligarşik Proje: Avrupa Süper Ligi
20 Nisan 2021 Salı
Avrupa Süper Ligi yüksek gelirli bir prodüksiyon, bir Hollywood filmi gibiyse de, futbolseverlerin kendi takımlarının maçları bir varoluş şekli olmaya devam edecek. Önümüzdeki yıllarda ASL’nin yalnızca Avrupa dışındaki ülkelere hitap eden, hatta maçlarının büyük bölümünü Doha’da, Abudabi’de, Pekin’de oynayan ucube bir oluşum haline geleceğini düşünen birçok sporsever var. UEFA şu anki tavrında ısrar ederse ne olacağını hep beraber göreceğiz.
Ralph ve Şu Adına “Hayvan” Dediklerimiz
19 Nisan 2021 Pazartesi
Eşref-i mahlûkata kalırsa “cevap” veremeyen mahlûkat sırf bu yüzden ehliyetsiz ya da eksik, evet, ancak “insan” tam mı? Acı çeken, daha doğrusu acıya maruz kalan “insan” tam mı? Cevap hayır belli ki. E öyleyse, tam değilsek, madem hiçbirimiz acı karşısında umarsızsak öylece Ralph gibi, Ralph nasıl oluyor da eksiklikle malul bir başka canlının, “insanın” hizmetine/deneyine sunulabiliyor?
Tahkikat Komisyonu ve Demokrat Parti Faşizmine Doğru
19 Nisan 2021 Pazartesi
Türkiye’nin (yıldızlı!) faşizme temayül ettiği dönemlerin (1945-1949; 1957-1960; 2015+) aynı zamanda muhalefetin de güçlendiği dönemler olduğunu belirtmek gerekiyor. Nitekim CHP’nin iktidarda olduğu ilk faşizm denemesi 1946’da başlayan ve 1950’de iktidara gelecek DP muhalefeti tarafından; DP’nin iktidarda olduğu ikinci faşizm denemesi de yine 1957’den sonra toplumsal muhalefeti bir şekilde kendi etrafında toplamayı başarabilen CHP muhalefeti tarafından dengelenmişti.
Sigaranın Edebiyatı, Edebiyatın Sigarası: Başlangıç Notları (I)
18 Nisan 2021 Pazar
Yakışmaz mı: “Pis koku, sararmış dişler, canlılığını yitirmiş buruşuk cilt, avam, varoş, ikinci sınıf” şeklinde giden silsiledeki sinik saldırıya başkaldırı: Meşrebine göre derbeder, müptezel, paçoz, bohem… “Fosur fosur”a karşı “pofur pofur” gibi. Korkarım kıymetli Ulus Baker’i ağırlamanın sırasıdır: Pejmürde bohemliği, radikal çelebiliği, kılık-kıyafet ve “hijyen” kayıtsızlığı, sökük hırkasından tutalım da kırık gözlüğüne, çolak kolundan çürük dişine varıncaya dek, hatta pantolonu ve ipten kemeri ile vodkası ve emzirir gibi tükettiği Samsun 216’sına kadar.
Varoluşçular Kahvesi, Kayısı Kokteyli ve Felsefenin Krizi
17 Nisan 2021 Cumartesi
Kendisi de bir varoluşçu olan Bakewell'in bu kitabı yazmadaki amacı, kendi ifadesiyle, gerçekliği dönüştürebilecek bir düşünme biçimi olarak varoluşçuluğu diriltmek ve yeniden incelemektir. Bakewell, Varoluşçuluğun “Nasıl yaşamalı? Nasıl özgür olunur? Nasıl ‘otantik’ bir insan olunur?“ türündeki sorularının, onu daha soyut felsefelerden ayıran bir yaşam biçimi/ruh hali oluşuna yönelik niteliklerinin, bugünün kaotik, yönsüz ve amaçsız ortamında yeni bir enerji yaratabileceğine inanıyor.
Feminist Odalar (XII): Hay gin Dergisiyle Hayganuş Mark’ın Yolculuğu
16 Nisan 2021 Cuma
Hayganuş Mark’ın yaşamının erken yıllarından itibaren bilinçli ve iradi kararlarıyla ortaya koyduğu mücadelesi ve fikirleri, onun sloganı olan “iğne, kepçe ve kalem”le kamusal alanın kadınlar tarafından aktif bir biçimde kullanılmasını temsil eder. Hay gin ve Hayganuş Mark bu bağlamda birini anlatırken diğerini es geçemeyeceğimiz bir ikilidir. Hay gin’in Ermeni feminizmini, Ermeni edebiyatını ve mücadelesini bu kadar canlı temsil edebilmiş olması, Hayganuş Mark’ın bugünün feminizmine bir katkısı olarak yorumlanabilir.
Saçma: Deli ve Gerçek
15 Nisan 2021 Perşembe
Fizik kütle çekiminden bahseder ve belli bir düzende sapmadan çalışan makine parçaları olduğumuzu düşünüp rahata erer kimimiz. İslâm her şeyin Allah'ın kelamı olduğunu söyler, kendi varlığımızdan daha büyük bir şeye ait olmanın vecdini yaşar kimimiz ise. Varlıkla olan ilişkilerimizi düzenleyebilme gücü varlığı anlamlandırmamıza yaptığı katkılarından gelir, kimi oruç tutar, kimi kendisine doğrultulmuş tüfeklerin namlusunun içine gül bırakır, kimi bu hareketi yapanı “liberal” olduğu için tekmeler.
Dostluk ve Etik
14 Nisan 2021 Çarşamba
Bugün hakimiyeti de dostluk çerçevesinde yeniden düşündüğümüzde dostluk sevgisine dayanmayan bir dayanışmanın kurulamayacağı aşikârdır. Çünkü sevgi, ahlâkı geçersiz ve gereksiz kılar. Ahlâkın amacı zaten seviyormuş gibi davranmaktır, yani sevgiyi esas kılmak... Sevgi var olduğunda geriye ne etik ve ne de yasaya ihtiyaç kalır. Sevgi ve dostluğu hedeflemeyen her türlü eğitim ve politikanın geçersiz kılınması dostluk etiğinin ve politikasının en ayrımcı yanıdır.