Haftalık
Murat Belge
23 Temmuz 2021 Cuma
Yirminci yüzyılın büyük kısmı “sosyalizm/kapitalizm” kavgasıyla geçerken sosyalizmin bilimselliği de öteki cepheden çeşitli saldırılara uğradı. Örneğin Marx’ın sosyalizmi gelişkin kapitalist ülkelerden yayılacak bir rejim olarak görmesi “bilimsel olmadığının” kanıtı olarak sunuldu. Sosyalizmin gerçek tarih içinde seyri de Marx’ın nasıl yanıldığının örneği olabilir. Konuya “bilimsellik” açısında baktığımızda, “bilim” denen şeyin “müneccimlik” demek olmadığını vurgulamak isterim. Bilimsel bir öneri, yapıldığı zaman insan bilgilerini veri olarak alan ve sentezleyen bir öneridir. O aşamada “insan bilgisi” çerçevesi dışında kalan şeyleri kapsaması mümkün değildir, beklenemez.
Erdoğan Özmen
21 Temmuz 2021 Çarşamba
Kendi hayatlarında habire yığınak yapmanın, güç, zenginlik ve iktidar biriktirmenin derdindeyken etrafa sabır, şükür, tevekkül öğütlemeleri nasıl çirkin ve mide bulandırıcı. İktidara ve iktidarın nimetlerine sahip olmak gözlerini öylesine kamaştırmış, kalplerini mühürlemiş halde ki apaçık zulümleri bile görmüyorlar artık. Genellikle erkekler. Hakla, hukukla, işini hakkıyla yapmakla hiçbir ilişkileri yokmuş, kalmamış gibi davranıyorlar. “Öyle işte, yapıyorum çünkü yapabiliyorum, bir de hesap mı vereceğim” demek ister gibiler sanki, ifadesiz bir sırıtışla suratlarında hep.
Barış Özkul
15 Temmuz 2021 Perşembe
Ekonomi Sanayi Devrimi çağından bu yana görülmemiş bir hızla dijitalleşirken, yapay zekâ bir tür ikame teknoloji olarak birçok iş kolunda sadece kol emeğini değil zihinsel emeğe dayalı işgücünü de lüzumsuzlaştırıyor. Eski dünyanın kolektif temsil kurumları aşınırken üretimin yapılış tarzı da tümüyle bireyselleşiyor ve işbölümü büyük oranda gereksizleşiyor. Üretici güçlerin ulaştığı gelişim düzeyi mekânda bir araya gelme ve “işyerinde üretim” zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. On yıl önce “evden çalışma” ve “parça başı iş” kapitalizm içinde bir güvencesizleşme ve anomali olarak görülürken bugün “ev” bir üretim mekânı olarak “kural”a dönüşüyor.
Tanıl Bora
14 Temmuz 2021 Çarşamba
“Pislik heriftir ama bizim pislik herifimizdir” ruhsatı vermek, verebilmek, bir güç makamında bulunmanın işareti. Pislik adamlara sahip olmak, bir pislikler kadrosunu tasarrufu altında bulundurmak, bir ‘imkân,’ bir güç... Bir hikmet-i devlet vardır burada: İstenmeyen, el kirletecek, pis işlerin yine de yapılması gereği sineye çekilecek; bu işler, münhasıran o pisliğe vakıf, o pisliğe alışık, o pisliğe bulaşık olanlara gördürülecek, yani pis iş ‘outsource’ edilecek, taşerona verilecek, böylece pislik tecrit ve enterne edilecek, başka yere bulaşmayacaktır. Zehir-panzehir dengesi…
Polat S. Alpman
13 Temmuz 2021 Salı
Bir yandan üniversiter alan üzerine yeniden düşünmenin olanaklarını aramak, diğer yandan mevcut koşullar altında olup biteni anlamlandırmak ve bütün bunları tarihsel ve sosyopolitik bir bağlam içinde konumlandırmak için öğrencilerden Dayanışma Akademileri’ne, akademisyenlerden üniversitelere kadar bir dizi meseleyi kamusal alanda tartışmayı hedefledik. Bu çabayı “totaliter bir erk kullanma aşklarının dışavurumu” olarak değil de Türkiye’deki yükseköğretimin demokratikleşme mücadelesine bir katkı olarak yorumlamak daha gerçekçi ve insaflı olacaktır.
Derviş Aydın Akkoç
11 Temmuz 2021 Pazar
Seçmek, önünde sonunda bir karar vermek; karar vermekse aksiyon için gereken ilk adımı atmak, bu adımı mümkün kılacak cesareti göstermekle bağlantılıdır. Seçme edimine damgasını vuran faktörse sanılanın aksine arzu değil, korkudur: karardan önceki tereddütler, ürpertili bekleyişler, ya da “akıl defterini” karıştırıp kurcalayıp da aynı yerlerde çakılıp kalmalar, çoğun korkudandır... Dostoyevski’nin Raskolnikov’u mesela, başlangıçta nasıl da kendinden emindir, “özgür irade” düşüncesine inanıp da eyleme kalkışmak isterken; fakat daha derme çatma odasından çıkıp da borca battığı ev sahibesine yakalanmamak için merdivenlerde ecel terleri döker, basamaklardan bir gölge gibi sıvışırken iradesi parça parça sökülür.
Sezen Ünlüönen
6 Temmuz 2021 Salı
Bu toplumsal düzlemden daha küçük ölçekli, bireyler arasındaki ilişkilere, bu yazıyı açtığım görsel medyadaki aşk üçgenlerine döndüğümüzde, Ahmed’in toplumsal düzeyde ırkçılık ve milliyetçilikle ilgili söylediklerinin ikili ilişkilerin temsilinde de bir karşılık bulduğunu görebiliriz bence. Esas oğlanla esas kız arasındaki “hain engel,” bu tür geleneksel ilişki biçimlerinin çoğunlukla beklenen “değer”i yaratamayacağını, herkesin toplumsal cinsiyet rollerinin içinde sıkı sıkıya oturduğu “romantik” ilişkilerin aranan o iyi hayatı kurmaya kabil olmayacağını teslim etmekten kaçınmayı mümkün kılar.
Ahmet İnsel
29 Haziran 2021 Salı
Anayasa Mahkemesi denetimine tabi olan kararnameler yerine Cumhurbaşkanlığı kararlarına ağırlık veriliyor. Bu kararlar kâğıt üzerinde Danıştay denetimine tabi olması gerekirken, Cumhurbaşkanlığı hukukçuları bu kararların Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemler olarak yargı denetimi dışında olduğunu iddia ediyorlar. Böylece 2017 anayasa değişikliği ile tek karar alıcı olan Cumhurbaşkanı’nın kararlarının hepsi hükümet tasarrufu olarak değerlendirilip, ne TBMM’nin ne de hiçbir yargı merciinin denetleme yetkisinin olmadığı iddia edilen çok geniş bir karar alanı yaratılıyor. Böylece aktif biçimde parti başkanı olan bir cumhurbaşkanının siyasi ve hukuki sorumluğu fiilen ortadan kaldırılıyor.
Aksu Bora
27 Haziran 2021 Pazar
On beşinde evden kaçmamış olmak gibi, yirmilerinde kitaplardan sarhoş olmamış olmak da sonradan telafi edilemez herhalde. Hatırladım ki, o yoğunluğu veren, okuduğum her şeyi ete kemiğe büründürüp hayatımın bir parçası kılan, onları paylaşmaktı. Kitapları değil, anlattıklarını bile değil hatta, kitaplarla yaşadığım şeyi. Beni büyüledi mi, şaşırdım, öfkelendim, sinir mi oldum, neşelendim mi. Bunları birbirimize “bulaştırarak” başka, daha yoğun bir şeye dönüştürüyorduk. Sanki daha maddi bir şeye. Kitaplar üzerine konuşmaktan başka, kendimiz, hayatımız, hayatlarımız hakkında bir şeydi sanki yaptığımız.
Ömer Laçiner
25 Haziran 2021 Cuma
AKP-MHP seçimle iktidarı kaybetme riskini göze alsa dahi öyle görünüyor ki geride bırakacakları Türkiye herhangi bir hükümet programıyla değil ancak ve sadece –yeniden-kurucu– bir toplumsal seferberlikle kendini toparlayabilecek bir Türkiye olacaktır. Eğer “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek” veya “yoksulluğu ve yolsuzluğu önlemek” gibi şekli ve popülist vaatler temelinde muhalefet eden partiler bu halleriyle iş başına gelebilseler dahi; bir kurucu toplumsal seferberlik buna eşlik etmezse felakete gidiyoruz demektir. Çünkü AKP-MHP iktidarı, özellikle şu son birkaç yıldır “yerlilik ve millilik” adına yürüttüğü icraatla Türkiye’nin uygar bir devlet ve toplum olma niteliğinin zaten az gelişmiş temellerini kararlı biçimde tahrip ederek bu ülkeyi bir devlet ve toplum enkazı haline getirmişlerdir.
Sema Aslan
24 Haziran 2021 Perşembe
Yürek soğutanlar insanda, vicdanda, ahlakta değil de hayatın çok dışındaki harici bir şeyde buluşuyor; cümledeki yürek, içleri soğuyanların bizatihi kendilerinin bile içlerinde yer almıyormuş gibi. Yürek soğutmak, çamaşırı sermek sanki. Yapılması gereken ve zaten de ezbere yapılan, önü arkası bilinen bir “iş” işte.  Yüreği soğutanlar varsa, yüreği yananlar da olmalı. Büyük bir felakete uğramışlar, acı çekenler. Buradaki yürek, tam manasıyla onlara ait, o insanlara, acı çekenlere. Harici bir şey değil. Hepsinin içi yanıyor. İçleri öyle çok yanıyor ki, başkalarının da içleri yanmasın istiyorlar.
Kemal Can
27 Mayıs 2021 Perşembe
Mesleğim olmasına, çok uzun bir süredir yapmaktan çok mutlu olduğum bir iş olmasına rağmen, yüksek gazetecilik iddialarına, ayrıcalıklı bir paye verilmesine (istenmesine) oldum olası alerjim var. Gazeteciliğin, diğer bütün mesleklerden çok farklı, özel yetenekler ve hasletleri kendiliğinden (fıtratında) barındıran veya mutlaka bunları taşıması gereken bir iş olduğuna hiç inanmadım. Mangal gibi yürekleri olan, herkesten daha zeki, en kulağı delik ve en uyanık insanlar değil gazeteciler, olmaları da gerekmiyor zaten.
Güncel
Dostluk ve Üretim
19 Temmuz 2021 Pazartesi
Aslında büyüme zorunluluğunu ortadan kaldırdığımızda yeni zenginlik kendiliğinden devreye girecek gibidir. Çünkü hayatta kalmak için rekabetçi sömürü sürecine boyun eğen zihin kendisine kapitalist büyüme zorlantısını dayanak gösteriyordu. Bu zorlantı boşa çıkartıldığında maddi birikim büyümese de, zamanın ve keyif anlarının büyüdüğü fark edilecektir.
Yeni Sağ Hükümet Politikaları ve Küresel Feminizm Çağrısı
15 Temmuz 2021 Perşembe
Hayatların değersizleştirilip fıtrata bağlandığı o yerde, hayır diyebilme kabiliyetlerimizle, feminist bir yaşamda birlikte yaşayabilme umudunu yeşertmeliyiz. Dünyayla, her türle ve canlı-cansız her varlıkla akraba olmanın büyüsüne kapılıp, kutsallaştırılmaya çalışılan aileyi sıkıştığı yerden de böylece çekip alabiliriz. Pandemide de gördük ki dünyanın bambaşka yerlerinde adını hiç bilmediklerimizle ortaklaşa bir mücadele vermek zorundayız. Feminist mücadelemiz de tam bu noktada bugün.
Biz Olmadan Asla: Ekranda Azınlıkların Temsiliyeti
12 Temmuz 2021 Pazartesi
Kendi kimliğini ekranda görememek önemsiz, değersiz, yok hükmünde olduğunu hissettirir insana. Bu kimliklerin her daim negatif veya bir karikatür gibi tasvir edilmesiyse daha derinden acıtır. Televizyonu her açtığınızda kendinizi kötü adam rolünde gördüğünüzü düşünün. Her dizinin şerefsizi siz olsanız? Konuşmanız, davranışlarınız hep bir şaka unsuru olsa? Üstelik şakalar da komik olmasa? Peki sizi canlandıranlar sizle alakası olmayan insanlar olsa? Ne hissedersiniz?
Peker’in "Hakikat" Performansı Toplumsal Dönüşümü Tetikleyebilir mi?
10 Temmuz 2021 Cumartesi
Peker’in açıklamalarında baskın olan bu noktalar üzerinden düşünürsek, bu tür ifşaat performanslarına vereceğimiz tepkide bu tür söylemleri tersyüz etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ve bence yapılacakların en başında Türkiye’de mağdur yakınlarının, insan hakları örgütlerinin ya da muhalif gazeteci veya siyasetçilerin usanmadan yıllardır dile getirdiği suçların bir failin kamusal onayına ihtiyaç duyulmadan soruşturulmasını sağlamak geliyor.
Kıbrıs’ta Kapalı Maraş Açılımı
8 Temmuz 2021 Perşembe
Olası uluslararası yaptırımlar veya benzeri tutumlar Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına ağır bir yük bindirebilir. Bu, bir anlamda 1974 yılında yaşanan ambargoları hatırlatıyor. Konuyu takip edenler bilir, 1974 yılında afyon üretimi konusunda Türkiye’nin maruz kaldığı ambargolar ile Kıbrıs’a yapılan müdahalenin tarihleri denk gelmiş, yıllarca afyon konusunda yapılan ambargolar halkın dilinde Kıbrıs çıkarmasının bir sonucu olarak anlaşılmıştı.
Dostluk ve Umut
6 Temmuz 2021 Salı
Umut, dostların varlığını geleceğe de bağlama girişimidir. Bu sayede sonsuzluğa uzanmış olurlar. Bu nedenle dostluk, daima bağ kurma, ilmik atma girişimidir. Dostlar, kötümserliğin hükümranlığına teslim olmamak için bunu yaparlar. Umuda uzanmadıklarında kötülük teslim alır dostları. Varlığın serpilip gelişmesine neden olması kadar dostlar da birbirinin gelecek veya varlık umududur.
Özgür Üniversite Mümkün mü?
3 Temmuz 2021 Cumartesi
“Özgür üniversite mümkün mü?” sorusunu, “ancak toplum özgür olduğunda” şeklinde cevaplamak, fikrimce isabetli olacaktır. Üniversitelerin özgürlükleri/özerklikleri, toplumların üzerindeki baskının şiddeti ile doğru orantılıdır. Dolayısı ile burada yanıt aranan mesele, toplumsal özgürlük mücadelelerinde, devlet ideolojisi ile güdümlü kurumsal yapıların ne derece sorgulanacağıdır.
Gerekli Görülen Bütün Kişisel Veriler...
1 Temmuz 2021 Perşembe
Sadece, temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir alanı düzenlediği için değil, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu orada duruyorken ve Anayasa’da açıkça, kanunun düzenlediği konularda CBK çıkarılamayacağı söylenmişken, “gerekli gördüğü takdirde” kapısını açmak, Anayasa’yı işlevsizleştirmektir öte yandan. Belki de artık Anayasa Hükmünde Kararname’den de öte, Anayasa-üstü yeni bir blok olarak cumhurbaşkanının gerek görmesi hattı örülüyordur.
“Aklını Yitirmiş” Bir Kuşağın Meydan Okuyuşu: Halksız Demokrasiye Doğru
30 Haziran 2021 Çarşamba
Demokrasi, büyük oranda özel çıkara dayalı otoriter, şahsileşmiş iktidarlara karşı yürütülen mücadelelerle şekillendi. Bu anlamda günümüzde halkın genel çıkarını dikkate almayan “süper çocuklar”ın seçimine indirgenmiş seçimlere katılımın halkın çoğunluğu tarafından reddedilmesi, aynı mantık gereği son derece demokratik bir jest olarak değerlendirilebilir. Çok da derin düşüncelere dalmaya gerek yok. Cumhuriyet Fransa’da artık halkın halk için halk tarafından egemenliği değildir.
Hannah Arendt’in İzinde (II): Zamanı Adlandırmak ve Kayıtsızlık Sorunu
27 Haziran 2021 Pazar
Genel olarak insanlar kendilerini ideolojik ve eylemsel olarak iktidardan ve iktidarın uzantılarından ayırdıkları ölçüde hem iktidarın kötülüklerine karşı vicdani bir rahatlık hissederler hem de değişim için kamusal alanda görünüp seslerini duyururlar. Ancak kayıtsızlık hali ile sarmalanmış gruplar ve bireyler, muhalif bile olsalar yeni yönetim aygıtının gizli ortakları olarak iş görürler. Böyle bir durumda farklı gruplar arasındaki fark, sadece duruma verilen nihilist tepkinin içeriğindedir.