Haftalık
Barış Özkul
28 Şubat 2021 Pazar
Aşiyan’a kapanıp Amerikan koleji havasını soluması Tevfik Fikret’i Türk milletinin “öz değerleri”nden koparmıştır. Bu da şiirine bir yapaylık getirmiştir: “Nefret duygusu, gururu ve içe dönük mizacı dolayısıyla Türk halkının din, gelenek, örf ve adetlerinden kopan Fikret’in hayata bakış tarzında sun’î ve mücerret bir taraf görülmektedir.” Kaplan burada “halkı küçümseyen, halktan kopuk aydın” klişesine yaslanırken alttan alta Fikret’in okuduğu okullara ve sosyal statüsüne karşı hıncını da ifade etmektedir. Bir nevi AKP öncesi bir “Boğaziçi ve elitizm” kompleksidir bu.
Kemal Can
26 Şubat 2021 Cuma
Yerel seçimde pek çok büyükşehir belediyesinin el değiştirmesi, iktidarın gerilim siyasetinden uzak kalınmasına, karşı blok seçmenine dokunulabilmesine veya onlara alerjik gelmeyen bir kampanya yürütülmesine bağlandı. Alınan sonuçta bunların çok önemli etkisi olduğu elbette doğru. Ancak belirleyici olan, dengeyi değiştiren ve sonucu mümkün kılan, “sakınma” duygusu değil de “olabilirlik” hissiydi galiba. Yapanların da izleyenlerin de sonradan farkına vardıkları bir histi bu.
Tanıl Bora
24 Şubat 2021 Çarşamba
Cami yaptırma ve kaza-nahiye-köy dayanışma derneklerinin yanı sıra, “Kanarya Sevenler Derneği” adı mecazlaşmıştır. (Az evvel andığım derlemede Taklacı Güvercin Sevenler Derneği de bulunuyor.) Manasız dernek mecazı olarak kullanılır. Manasız; yani kamusal bir faydası olmayan, gayrı ciddi, biraz da fıttırık… Ben o fıttırıklıkta bir çeşit kamu yararı görürüm; sahiden taklalı güvercinlere takık olduğu için bir araya gelmiş, kendi merakını yemleyen, “sevgisini” paylaşan o insanlar (erkekler), toplaşmakla iyi yapıyor, güzel eyliyordur.
Murat Belge
23 Şubat 2021 Salı
Burada kapitalizmin kuruluşu çok daha sınırlı ve yavaş olmuş. Zaten kendi başına ele alınmaktan çok, “batılılaşma”nın bir parçası olarak görülmüştür. Batılılaşma olduğu kadar işçilerin ve bayağı kalabalık olan yoksulların (kırsal/tarımsal bir nüfus) rağbet gösterdiği bir ideoloji ve bir pratik miydi? Doğrusu, pek değildi. Daha çok zararını görmüş olan vardı. Ama zaten böyle konularda derinlemesine düşünce üretecek bir kültürel hazneleri olmamıştı. Batılılaşma, kapitalizm, bütün bunlar toplumun kendisinin ürettiği şeyler değil, dışarıdan gelip hayatın alışılmış akışını değiştiren şeylerdi.
Derviş Aydın Akkoç
21 Şubat 2021 Pazar
Dalgınlığın nedenleri bilinmiyordur, belki de hiçbir zaman bilinemeyecektir, özne hazırlıksız yakalanıyordur apansız gelen dalgınlık hücumlarına, ama nedenlerden ziyade dalma ediminin kendisi, bu ters akıştaki dereceler ve tefekkürü kışkırtan sorular çok daha önemlidir: “Beyaz mı, daha mı beyaz, o kadar çok mu beyaz.” Tüm bu sorular cevapsız kalacaktır, zira olası cevaplar hareketi dondurmak, sıkıntılı da olsa akışı sabitlemek üzere negatif işlevlerle yüklüdürler.
Sezen Ünlüönen
21 Şubat 2021 Pazar
Yarın bir gün sosyalist bir düzen kurulduğunda da, çocuklar okula gidecekler, tarım yapılacak, barınaklar inşa edilecek, hastalanıp şifa arayacağız. Böyle olunca da, o sosyalist düzen kurulmadan önceki, şu an içinde yaşadığımız hayat zarfında emekle başka türlü bir ilişki kurmaya çalışmak, hem kendi emeğimize hem başkalarının emeğine daha büyük bir saygı duyup ondan daha yüksek beklentiler içinde olmak beyhude bir çaba mı?
Aksu Bora
19 Şubat 2021 Cuma
Tuncay Birkan’ın geçtiğimiz ay yayımlanan kitabı, Sol: Evin Reddi’ni de (Metis Yayınları) böyle okumaya çalıştım. Yani metaforu, “ev”i düz anlamıyla düşünmeye. Kitaptaki yazıların hemen hepsini daha önce okumuş, üzerlerine düşünmüştüm. Tuncay Birkan yazılarını okumayı severim. Hem dert ettiklerini yakın bulurum, hem okura nefes alma, düşünme imkânı verecek şekilde, gevşekçe dokunmuş olmaları hoşuma gider - bence yazarın okuruna (ve tabii kendine de) güvenini gösterir bu. Susmayı, hafif kenara çekilmeyi, duraksamayı göze alabildiğini.
Erdoğan Özmen
17 Şubat 2021 Çarşamba
Belki de hiçbir zaman dile gelmeyecek, kendi anlam dünyamıza hiçbir zaman eklemleyemeyeceğimiz bir yerden, bir karanlıktan başlarız hayata. Bir biçim yokluğundan, yığından. Bedensel duyum, izlenim ve algıların bulanık ve yaygın çokluğundan ve kaosundan. Bedenin derinliğine ve karanlığına gömülü bir varoluştan çıkarak/başlayarak kendini kültürün/dilin/toplumun öznesi yapmaya uzanan olağanüstü bir serüvendir insanınki. Demek verili her şeyin anlamının yeniden yazıldığı, her şeyin  tamamlanmamış ve ucu açık oluşla işaretlendiği, aşikar olanın mütemadiyen dönüştürülerek yeni imkan ve olasılıkların yaratıldığı ve üstlenildiği bir keşif, icat ve inşa yolculuğudur bu.
Menderes Çınar
11 Şubat 2021 Perşembe
Türkiye’nin herhangi bir meselesinin AKP liderliği nezdinde ancak bir kullanım değeri olduğu, dolayısıyla AKP liderliğinin bir meseleyi sürdürme, sündürme veya “çözme” tercihlerini ve “çözüm” biçimlerini belirleyen temel, hatta tek hususun elde edeceği siyasi fayda olduğu artık tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde kesinleşmiş durumda. Kamu, kamu yararı, kamusal alan gibi kamuyla alakalı hemen her kavram ve değerin anlamından boşalması, bu aşırı faydacı siyasal aklın hâkimiyetinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Ömer Laçiner
8 Şubat 2021 Pazartesi
Yukarıda işaret edilen trend dikkate alınırsa, Erdoğan’ın bu “el yükseltmesi” bir adım daha atmak yerine bir sıçrama yapmaya niyetli, hatta kararlı olduğu anlamına gelir. Amacı ve muhtemel gerekçelerini daha sonraya bırakarak şunu peşinen söyleyelim ki; geldiğimiz eşikte  o “sıçrama” herhalde Anayasa metnine “Türkiye devletinin dini İslâm’dır’ ibaresinin bir biçimde sokulması ile yapılabilir. Erdoğan açısından  böylesi bir girişimin gerekçeleri, amacından daha önemli, daha ön planda gözüküyor olmalıdır. Bir diğer ifadeyle bu girişimini sonucuna vardırmaktan çok onun tartışılmasıyla oluşacak gayet gerilimli havaya, körükleyeceği keskin kutuplaştırmaya  ihtiyacı var.
Kenan Erçel
28 Ocak 2021 Perşembe
Bu ayrımcı zihniyet ve ayrımcılıktan alınan hazza karşı olgular üzerinden mücadele vermek güç. Örneğin, hangi etnisiteden olursa olsun 4-5 milyon kişilik bir grubun istatistiki bir kaçınılmazlık olarak belirli sayıda hırsızı, katili, tecavüzcüyü bünyesinde barındıracağı gerçeğinin pek alıcısı yok. Ya da Suriyeli yetişkin erkekleri ülkelerinde kalıp savaşmadıkları için korkaklıkla itham edenlere, ortada bir iç savaş falan yokken dahi Türkiye’deki gençlerin büyük çoğunluğunun geleceğe dair en büyük arzusunun yurtdışına kapağı atmak olduğunu hatırlatmak beyhude.
Aybars Yanık
28 Ocak 2021 Perşembe
Erdoğan defalarca aksini açıklamasına rağmen ve bunu ispatlayacak adımlar atmasına rağmen (bürokrasideki atamalar, siyasi dilinde milliyetçi tonun yoğunlaşması, kendini meşrulaştırma tarzındaki değişimler) Cumhur İttifakı’na gönüllü değil de rehinse ve rotasını kendi tercihi nedeniyle değil de bu rehin pozisyonundan ötürü kırdıysa, dolayısıyla ittifaka mecbursa, neden ittifakı dağıtıp veya bu ittifaka hiç girmeden çok daha güçlü destek görebileceği alternatiflere kapıyı en baştan kapattı?
Mete Çubukçu
29 Aralık 2020 Salı
On yıl önce Mısır ve Tunus’ta diktatörler devrilirken Suriye, Libya ve Yemen’de sonuç hüsran oldu; bu ülkeler iç savaş batağına saplandı. O dönem bölgede gerek legal gerekse illegal düzeyde en güçlü kesim İslamî hareket yani Müslüman Kardeşler’di. Mısır’da seçimle işbaşına gelen Mursi’nin darbeyle devrilmesi ve Müslüman Kardeşler’in bölgede “düşman ilan edilmesi” ayaklanmaların yönünü değiştirdi. Çünkü Batı önceleri, Müslüman Kardeşleri “ılımlı” kategorisinde, seçimle gelip gidebilecek, ekonomik olarak batı ile uyumlu, yeni kurulacak düzeni “ekmek ve demokrasi” dengesinde yürütebilecek bir partner olarak görmüştü.
Güncel
Sahibinden Satılık Tarih
28 Mart 2021 Pazar
Hafızayı satabilir miyiz gerçekten? Dünyasını kendi inanışına göre kuran insanların dua evlerini satabilir miyiz? Peki, kültür ve hafıza mekânları ikinci el sitelere düşmeden önce önlem alınabilir mi? Halbuki kendisine bu toprağın kültür koruyucusu sıfatını yakıştıran her türlü otoritenin, büyük kudreti ile -tıpkı yüzyıllar önce yaptığı gibi- bu yapıları onarıp yeniden topluma katması gayet olasıydı.
Makbul Akademisyen Olmayı Reddetmek Üzerine
26 Şubat 2021 Cuma
Özgürlük ve hak mücadelesi veren bir akademisyenin gerçek yok oluşu üretmeyi, yazmayı ve aslen düşünmeyi bırakmasıyla gerçekleşebileceğinden ihraç edilse de, yurtdışına sürülse de, işsiz bırakılsa da, sivil ölüme terk edilse de, sürgün olsa da kararlılıkları ve direnişleriyle bulundukları yerlerde hâlâ yazmaya, üretmeye, paylaşmaya, hatta yoktan var etmeye devam ediyorlar.
Yeni Anayasa Tartışmaları: Araçsallaşma, Önlem ve Çoğunlukçuluk
25 Şubat 2021 Perşembe
Erdoğan, tıpkı 2017’deki değişikliği bir “yönetim reformu” olarak andığı gibi, şimdi de “herkesin katkı sunduğu bir anayasa” vaadi ile mevcut rejimdeki bozuklukları bir çoğulculuk illüzyonunun ardına gizlemeye çalışıyor. Bunun için, bir yandan henüz ikame edilememiş “normlarda” gömülü olan referandum ve parlamento gibi süjeleri bu illüzyonun kaynakları olarak ortaya atarken, diğer yandan da iktidar blokunun alelade bir refleks haline getirdiği “önlem” mekanizmalarını ve ürettiği hegemonik söylemleri devreye sokuyor.
Uzaya Çıkmanın Alametifarikası
24 Şubat 2021 Çarşamba
Yuri Gagarin’in kahraman ilan edildiği Sovyet Rusya’sında da siyasi koşullar iç karartıcıydı. Sovyet Başbakanı Kruşçev’in sözde siyasi baskıları ve sansürü azalttığı -daha barışçıl politikalar izlendiği Kruşçev çözülmesi adını da alan- bu dönemde entelektüeller ve inanç üzerinde kurulan hakimiyet, siyasi muhaliflerin idamı, gıda krizi gibi mevzular vardı. Halkın kafası epey karışıktı ve tahmin edilebilir ki, kendi iç meselelerinde, refaha ulaştıracak bir çıkış yolu aramakla meşguldüler.
Siyasi Parti Programı Olarak Anayasa Kemirmek
23 Şubat 2021 Salı
Belki de mesele, sahiden bu anayasal gündemin muhatabı dahi olmayı reddetmek, AKP’nin anayasa tasavvuru ile gerçekte anayasanın ne olduğu arasındaki o geniş açıyı göstermek, anayasayı bir stratejik belgeden ibaret görmeye karşı politik bir hamle ile onu kaynağına geri yerleştirmek, eski düzene dönüş anlamında değil belki ama anayasanın, iktidarın suiistimal edilmemesi için onun sınırlanması gerektiği fikriyle meşrulaştığını hatırlayarak…
Anadil ve Anadil Hakkı
22 Şubat 2021 Pazartesi
Kendi diline karşı gittikçe daha fazla hoyratlaşan ve yabancılaşan bir toplumun hem bir yabancı dile hem de kendi coğrafyasında yaygın olarak konuşulan farklı anadillere karşı tavrı da hoyratlaşıyor. Kendi anadilimize uzaklaştıkça, anadilde eğitim tartışmalarına da uzaklaşıyoruz belki de. Velhasıl, anadilde eğitim tartışmasının bir Kürtçe tartışması değil, her şeyden önce bir Türkçe tartışması olduğunu da unutmamamız gerekiyor.
Âşıklar Bayramı: Baba Dediğin Tamamlanmamış Bir Kelimedir
21 Şubat 2021 Pazar
Baba figürünün oğul ile ilişkisinin anlatı motifi olarak yerleştirildiği Âşıklar Bayramı romanında, yazarın yer yer romantik, bazen de realist ifade projelerine uygun olarak anlatısını gerçekleştirdiğini gözlemleyebiliyoruz. Varol’un metinsel dokuyu oluştururken iç odaklanmada pürüz-pürüzsüzlük, süreklilik ve kesinti, hız ve yavaşlama, parçalılık ve bütünsellik arasındaki dengeyi ustalıkla kullandığını ve kurguladığını, buna ilişkin ifade edişte son derece lirik, şiirsel, açık ve sağlam bir anlatı düzeyi yakaladığını söyleyebiliriz.
Elli Beş Yıl Sonra “Cahiers pour l’Analyse” (I): Marx! Mao! Bachelard?
19 Şubat 2021 Cuma
İlginç bir şekilde ne zaman yapısalcılık üzerine ana akım bir historiyografik çalışma yapılsa, hikâyenin üzerine vurgu yapılan parçası hep Claude-Lévi Strauss ve onun göstergebilimle akıbeti olmuştur. Bu noktaya hiç değinmemenin yanlış olacağı kesin. Ama bu ne kadar yanlışsa, içinde yapısalcılığın en verimli, hatta en safi biçiminin icra edildiği ve tam da yukarıda saydığımız isimlerin başlattığı geleneği kendi bağlamında bir adım öteye taşıyan Cahiers pour l’Analyse ve onun hikâyesinden de bahsetmemek bir o kadar yanlış olacaktır.
Feminist Odalar (XI): Feminist Edebiyatta Kadınların Akıl Sağlığı - Küçük Bir Çığlık “HA-HA”
18 Şubat 2021 Perşembe
Zincir şakırtıları, vahşi çığlıklar ya da histerik inlemelerle anlatılan kadınların kapatılma hikâyelerinin dönüşümü açısından, “canavar/deli kadın” imgesinin “akıllı kadın” imgesiyle yer değiştirdiği önemli örneklerden biri, Jennifer Dawson’ın HA-HA adlı romanında karşımıza çıkar. Romanın yayımlanması İngiltere’de Akıl Sağlığı Yasası’nın (1959) kabul edilişinden bir yıl sonrasına denk gelir.
Bulu’nun Yastığı
16 Şubat 2021 Salı
Güçsüz olan, elindeki son çare olarak güçlü olanın vicdanına seslenir. Egemenliği kayıtsız şartsız avucuna almış muktedir karşısında kendini her gün daha kırılgan, daha zayıf, daha çıplak hissederken, elindeki son manevi kalkan “insafa çağrı”dır. Egemenin nihai darbeyi indirmeye hazırlanırken gözüne tutulan ışıktır bu -huzmeler zorbayı yolundan döndüremez belki, fakat kaynağı bulunamayan bir su sızıntısı gibi “içinde bir yerlere” işleyiverir.