Haftalık
Murat Belge
18 Ekim 2021 Pazartesi
Bir epistemoloji, bir bilgi teorisi, gelecekte olabilecekler hakkında bize fikir verir. Her şeyi söyleyemeyiz. İnsan zihni bunu yapamamıştır ve yapamayacaktır. Bir füze gibi son derece sofistike bir makinanın ne yapacağını, nasıl davranacağını bilir (zaten kendisi yapmıştır); ama tarihin nasıl oluşacağını bilemez ve bilemeyecektir. Lenin kitabında kongreyi anlatır, kongrenin olgularını sıralar. Bunu yaptıktan sonra olayın diyalektikçesini anlatır: A ile B çelişmektedir, falan filan Bundistler bu diyalektiğin bilmemne kategorisindedirler. Dühring’in Marx’ı eleştirmek için söylediği gibi bütün olayı bir de böyle anlatır.
Derviş Aydın Akkoç
17 Ekim 2021 Pazar
Aralıklar, çatlaklar, yutkunmalar eşliğinde söz çatıldıkça zaman üzerindeki belirsizlikler de çekilir: Özsoy’un parçalarında şimdiye musallat olan bir yakın geçmiş çizgisi vardır; unutuşa hayıflanmanın, hatırlamaya katlanmanın zembereğini o kurar. Özne iki kuvvet, hatırlama ve unutma, geçmiş ve şimdi sarkacında salınım halindedir, bu kilitlenmede gelecekse neredeyse yoktur. Sözgelimi “Telefondaki Ses” öyküsünün Latif’i: çalkantılı ruhu bilinmez bir kâbusla cebelleşirken kulaklarında daima “geçmişin gürültüsünü” duyar.
Işıl Kurnaz
16 Ekim 2021 Cumartesi
Cezasızlık, bir hak ihlalinin bırakın cezalandırılmasının engellenmesini, henüz ilk adımda yani soruşturmaya izin verilmemesiyle ortaya çıkan sistematik bir siyaset. Suçun faillerinin bulunmasının, yargılanmasının söz konusu olmadığı bir politika biçimi. Artık adalet hakkından, adaleti aramaktan, bir hak ihlalinin esasından önce, çok daha şekli bir meseleyi konuşuyoruz bu yüzden: Korunan failleri, soruşturulmasına izin verilmeyen kamu görevlilerini. Devletin sorumluluğu bahsinin bizzat devlet tarafından nasıl sahipsiz bırakıldığı meselesi. Bu yüzden artık mağdurun adalete erişebilmesinin bir hak olmasından önce, cezasızlıkla nasıl mücadele edileceğini hesaba katıyoruz.
Emel Uzun
14 Ekim 2021 Perşembe
Bugün koşullar o günden çok farklı. Aynı araştırmayı bugün yapsak Türk milliyetçiliğinin büyük ötekisinin artık değişmekte olduğunu ya da en azından çoğullaştığını tespit etmek zor olmayacaktır. Siyasi iktidar düzeyinde odak hala aynı, ama sıradan insan açısından ön sıra artık net bir biçimde “Suriyeliler” ve “Afgan”lara ait. Artık namusu korunması gereken vatan toprağı, Suriyeliler ve Afgan’lar ile “dolmuş” iken, Kürtlere yönelmiş dikkat sıradan insan düzeyinde bir miktar dağılmış gibi görünüyor.
Erdoğan Özmen
13 Ekim 2021 Çarşamba
Düşünce tarihindeki büyük epistemolojik kopuşlara ne çok şey borçluyuz. Onlar sayesinde düşünme biçimlerimizde ortaya çıkan dönüşümler, o güne değin düşünülemez olana ilişkin edindiğimiz yeni keşif ve içgörüler, düşünme ve ifade etme kapasitemizdeki genişlemeler, insana ve dünyaya ilişkin kavrayışımızda ortaya çıkan yeni olanaklar, önümüzde açılan yeni yollar, yeni biçim ve nedensellik bağlarının icadı ve kurulması, kör karanlığın ve gölgeli alanların gerilemesi, ışığın ve aydınlığın artması, yeni arayışların belirmesi… insanlığımızı ve dünyamızı radikal biçimde değiştiren bu armağanların tümünü o kopuşlara borçlu değil miyiz?
Barış Özkul
10 Ekim 2021 Pazar
Abdulrazak Gurnah, düne kadar tanınmış ya da çok okunan bir yazar değildi. Örneğin Nobel ödülü açıklandıktan sonra Almanya’da Gurnah romanlarının 2010’dan beri yeni baskılarının yapılmadığı ortaya çıktı. Neredeyse kırk yıldır yazan Gurnah’ın ismini ben de ilk kez 2013’te Murat Belge’den işitmiştim. Murat Belge, daha o zamanlar, Gurnah’ın parlak bir yazar olduğunu söylüyordu – bir dersinde onu okuttuğunu da kendisinden dinlemiştim. Dolayısıyla beklenmedik bir gelişme olarak Nobel Edebiyat Ödülü’nün Gurnah’a verilmesi çok kişiyi şaşırtsa da onun yazdıklarını eskiden beri ilgiyle takip eden eleştirmenler vardı.
Kenan Erçel
8 Ekim 2021 Cuma
Şensoy’a dair hatırladığım ilk tartışma konusu onun Akbank reklamlarında oynamasıydı. Ve belli ki oynamakla kalmamış, metin yazarlığını da yapmıştı. Kendisinin yanısıra o zamanki eşi Derya Baykal, çocukları ve Ortaoyuncular’dan sahne arkadaşları da yer almıştı o reklamlarda. 90’lı yıllar nostaljisi yapmaya gerek yok ama o zamanlar bir tiyatro sanatçısının, yazarın reklamlarda boy göstermesi yadırganmıştı. Hele Şensoy gibi muhalif kimliğiyle bilinen bir şahsın reklamla, üstelik bir banka reklamıyla tezatlığı garipsenmişti. “Evler oturanlardır!”dan “Ev bankacılığı”na…
Tanıl Bora
6 Ekim 2021 Çarşamba
Beri yandan, seçim etütlerinden alıştığımız “kararsızlar partilere dağıtıldığında” ifadesi, kararsızların , -en azından aralarından bazılarının-, büsbütün de kararsız olmadığını, bir tarafa meylettiklerini düşündürür bize. Hatta kimi siyaset bilimciler ve kamuoyu araştırma uzmanları, kararsızların bir hayalet kategori olduğu kanısındalar. Onlara bakılırsa, kararsızların büyük bir bölümünün aslında niyeti bellidir de, son bir nazlanma aşamasındadır, küçük bir dürtük bekliyordur. Ve tabii, kararsızlar pastası dediğinizin kreması var, pandispanyası var, harcı, kabuğu var...
Sezen Ünlüönen
17 Eylül 2021 Cuma
Ama bence diziyi böyle okumak, ’68 kuşağını çiçek tarhlarını tarumar eden çocuklar olarak görmek, kilise reformunu sonradan görmelik saymakla eşdeğer; muhafazakarlığı sağduyu sanmak yani. Nitekim hikayeyi “tatlış ve karizmatik öğretmen; saldırgan, cahil ama ‘duyar kasan’ öğrencilere karşı” diye anlamak, bence dizinin (belki de istemeden) gözler önüne serdiği esas mevzuyu kaçırmak demek. O mevzu da şu: çokça konuşulan beşeri ilimler krizi, üniversitenin ticarileşmesi, akademinin prekarlaşması, bilginin araçsallaştırılması kadar öğretmenlerin öğrencilere bir şey öğretebilmek otoritesini hızla yitirmesiyle de alakalı.
Aksu Bora
16 Eylül 2021 Perşembe
Darbeyle ilgili tanıklıkların, anıların, siyasal analizlerin ve hatta edebiyatın bile uzağından dolaştığı bir boşluk bu. Hiçbir derli toplu, bütünlüklü hikâyenin dile getiremeyeceği türden, çok parçalı bir gerçeklik - gerçekliğin ancak anlatıldığında varolduğunu kim söylemiş ki, işte, anlatılmadığında da orada. Büyük bir çukur olarak. Hikâyenin bütünlüklü olmayışı “herkesin 12 Eylül’ü kendine” demek değil, tersine, herkesin 12 Eylül’ünün hikâyesini birbirine bağlayarak, ancak öylelikle yeniden başlayabiliriz demek. Bu bağları örerek hafızayı yeniden kurabiliriz demek.
Aybars Yanık
2 Eylül 2021 Perşembe
Evet, adaletsizliği görsek tanırız ama bazen sol gözümüzü kapatır tanırız, bazen de sağ gözümüzü kapatır tanırız. Adaletsizlik, somutluğuyla orada bir yerde durur ama onun anlamlandırılması, içeriklendirilmesi ve demokratik bir talebe evrilmesi siyasete bağımlıdır. Talep siyasileşmiş bir arayıştır; dolayısıyla soldan bir eklemlemeye de, sağdan bir eklemlemeye de açıktır.
Ömer Laçiner
30 Ağustos 2021 Pazartesi
Resmî muhalefet (CHP-İYİ Parti bloku) bu fırsatı sonuna kadar kullanmaya niyetli gözüküyor. AKP-MHP’yi şimdiye kadar tepe tepe kullandıkları “yerli-milli” argümanı ile vurma imkânını yakaladığını düşünen resmî muhalefetin bu konuyu sürekli gündeme getireceği anlaşılıyor. Her şeyden önce bu yabancı düşmanlığı  bahsinde başı çekmeye koşullu MHP’nin AKP’den uzaklaşmaya yönelme ihtimali var burada. CHP ve İYİ Parti bu ihtimal güçlendiği takdirde Türk milliyetçiliği/yabancı düşmanlığı paydasında kesiştikleri MHP’ye kucak açmaya hazırdır zaten.
Mete Çubukçu
20 Ağustos 2021 Cuma
ABD çekilirken ülkeyi Taliban’a terk etti. Zaten ortada ne bir hükümet ne de Taliban’ı durdurabilecek bir ordu vardı. Oysa daha önce Afgan ordusu için harcanan finansman, verilen eğitimin Taliban’ı durdurabilecek nitelikte olduğunu başta Biden olmak üzere, askeri yetkililer arasında söyleyenler çoğunlukta iken ortaya çıkan manzara çok farklı oldu. Amerikan askeri raporlarında yer almasa bile, 2010 sonrası birçok gazetecinin yerinde gözlemi ve röportajları tersini söylüyordu. Afganistan’ın sosyolojik yapısı olduğu gibi askeri yapısını da etnik, mezhebi, yerel ayrımlar oluşturuyor. Ortak bir Afgan kimliğinin olmaması da ordunun çok kolay biçimde yer değiştirebilme nedenlerinden.
Güncel
Görmezden Gelinmek ile Görünür Olmak Arasında: Suriyeli Mültecilerin İkilemi
18 Ekim 2021 Pazartesi
Görüldüğü üzere, mülteci meselesi iktidarından muhalefetine insan hakları temelli bir yaklaşımla ele alınmak yerine, siyasal manipülasyon aracı olarak kullanılıyor. İktidar mültecileri, dış politikada siyasal baskı aracı olarak kullanırken, muhalefet de Suriyeliler meselesini iktidara tıpkı iktidarın kendisi gibi popülistçe yüklenmenin ucuz bir yoluna dönüştürüyor.
Özel ve Meslekî Hayat
15 Ekim 2021 Cuma
Hayata şerh düşen bu sesli düşünme yazısında kendimden utanmamak için ifade etmem ge-rekir ki kadınları bu konularda daha acımasız eleştiriyoruz. Bir hekim ya da başka bir meslek mensubu kişi erkek olduğu zaman sosyal medyadan gösterilen kaslar ya da “baklava dilimle-ri” hemen hiçbirimizi o kadar rahatsız etmiyor. Ama gelin görün ki bir kadın bu tür gösterileri yapmaya kalkıştığı anda tırnaklarımızı ona geçirmek için -bir kaplan misali- hızla çıkarıyoruz.
Bir “Yetmez Ama Evet”çinin İtirafları
13 Ekim 2021 Çarşamba
Bir anayasa değişikliği, öncekinden daha demokratik hükümler içeriyorsa, başka bir deyişle anayasanın eski haline göre daha iyiyse, şahsen tercihim bu değişikliklere “evet” demektir. Örneğin Anayasa Mahkemesi’ne ya da Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na dair değişiklikler eskiye nazaran daha demokratiktir. Kürsü hâkimlerine oy hakkı ya da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanınmış olması demokrasi mücadelesi yapanları neden rahatsız eder, çok anlaşılır bir hal değil gerçekten.
70’lerin Anarşizminden Terörist Kebapçılara: “Muhalif” Algısı Üzerine
11 Ekim 2021 Pazartesi
Geldiğimiz son noktada Barış Akademisyenleri, HDP’yi destekleyen sanatçılar, yurt bulamadığı için banklarda yatan gençler, fiyatları artıran esnaf… en son olarak da kebapçılar terörist ilan edildiler. Rejimin (ve elbette mütemmim cüzü Türkiye sağının) “muhalifi” gayrimeşru ve zararlı olarak tanımlamasına vesile olan hegemonyayı inşa ederken seçtiği kavramlar değişse de “anarşi-eşkıya-terörist” düzleminde değişmeyip baki kalan kimi hoş sadâlar olduğunu da hatırla(t)mak gerekiyor.
AYM’nin “Hukuk”u, Suruç’un “İz”i, Hayaletlerin “Adalet”i
10 Ekim 2021 Pazar
Suruç’ta hayatını kaybedenlerden ve elbette altı yıl evvel 10 Ekim’de, Ankara’da hayatını kaybedenlerden çok şey öğrendik, azımsanacak gibi değil; daha iyi değil de daha “adilce” bir yaşamı öğrendik, öğreniyoruz. Gerekirse hiç tanımadığı, uzak ve de yakında duran çocukların oyuncağı var mı yok mu diye tasalananlardan, barış isteyenlerden, cümle adalet isteyenlerden çok şey öğrendik, öğreniyoruz. Adaletin peşinden koşmayı öğrendik, öğreniyoruz.
En Uzak Sahiller…
9 Ekim 2021 Cumartesi
Tüm konularda her şeyi en iyi bilen kendileridir. Hiçbir kitap, kendi yazacakları dışında başarılı değildir. Paris’in siyasi çalkantılarının kasabaya yansıması, onların milletvekili olma tutkularını ateşler; ama sözde kalan cesaretlerini eyleme dökemezler. Her şeyden tiksinmeye başlarlar. Dünyanın taa öbür ucuna, belki de vahşiler arasına gitmeyi kararlaştırırlar. Ama ataletten olacak, ellerinin altındakiler ile yeni deneylere girişirler. Aşk maceraları, spor, hidroterapi, spiritizmacılık…
Gaia ve Gaita Kültürleri
8 Ekim 2021 Cuma
Gaia’nın açtığı yeni ve ferah açıklıklar olmadığında Gaita kültürünün karamsar tablosu içerisinde sıkışırız. Distopik filmler, kitaplar, komplo teorileri ilgimizi daha fazla çeker. Cioran gibi, Gaia’nın sonsuza kadar kaybolduğunu bize duyuran karamsar yazarlardan ilham alırız. Sanatın, tarihin, edebiyatın, siyasetin son bulduğunu biraz da kibirle belirleyen, final sözü söylemeye düşkün metinleri beğeniriz. Gaia’nın yeşertmediği, şenlendirmediği, havadar iklimler açmadığı bir ortamda duyar, duygulanır, düşünür ve deviniriz.
“Yurt Bulamayan Öğrenciler Bahanesiyle”
6 Ekim 2021 Çarşamba
Yurtsuzların bir araya getirdiği “hane dışı” uzamda iktidarın kestiremediği bir başka husus daha var: ittifak, yani asamblaj. Bahse konu örgüt potporisine eklenen “LGBTİ” küçük bir detay gibi görünse de aslında rahatsız edici ittifaklardan duyulan endişenin açık bir ifadesi. Öğrenciler ve barınma hakkı söz konusu olduğunda her türlü zorbalığa maruz bırakılan lubunyaların bir araya gelişi toplumsal, siyasal ve ekonomik adalet için mücadelede yeni bir öbekleşmenin habercisi belki de.
Barınamayanlara/Yersizyurtsuzlara Şarkım
5 Ekim 2021 Salı
İlk bakışta iş hayatımızda karşımıza çıkan güvencesizleştirme, istikrarsızlaştırma bugün hayatımızın her alanına tesir ediyor. Elimizde ne işimizi, ne evimizi, ne de refah içinde bir yaşam sürmek bir tarafa, yaşam sürmeye dair şeylerimizi bile tutamıyoruz, tutturmuyorlar. Her an mülteci, kayıtsız/kâğıtsız olabilir veyahut her an kendi ülkemizde evsiz kalabiliriz. İşsizlik, sosyal güvencesizlik zaten ezber edildi, ettirildi.
“Kürtler Aslında…” Sanki Yoktular
1 Ekim 2021 Cuma
Türk sağının provokasyona ezeli yatkınlığına “Kürtler Aslında…” sayfalarında dolaşırken tanıklık etmek (cami bombalayan komünist Kürtçüler, lisede Türk bayrağı yırtan Kürtçüler, depremde yıkılan evlerden çıkan roketatarlar ve hatta “tank”…) kaçınılmaz. Bu komünizmle mücadele yöntemlerinin bütün sağa derece farklarıyla tesir ettiği rahatlıkla söylenebilir.