Bir kenti anlamak, ona karışarak, sokaklarında kaybolarak mümkündür. Şehirlerin ruhu, plazaların lobilerinde, AVM’lerin koridorlarında ya da güvenlikli sitelerin otoparklarında değil; sokaklarında yankılanan seslerde, kaldırımlara sinmiş ayak izlerinde, havaya karışan kokularda saklıdır. Zaman, mekânda kendini en çok duyusal bellek yoluyla kentte hissettirir; geçmiş deneyimlerin gündelik yaşamın kültürel ritmine işlenmesi, bireyin hafızasında kolektif bir topluluk kimliği ve aidiyet duygusu oluşturur. Oysa modern kentler, insanı yürüyüşten uzaklaştırarak bu duyusal hafızayı yok etmiş; geniş yollar ve hızın kutsandığı kent tasarımları, şehri çabuk tüketilen bir fon haline getirmiştir.
Beyin çürümesi demişken, önemsiz içerikleri kaydırarak izlemenin beyne ödettiği diyet ne mi oluyor? İşte somut bir örnek: 2024 yılının en çok dinlenilen şarkısı “Cıstak” olmuş. Haber bültenleri böyle diyor. Şarkıdan iki dörtlük şöyle: “Aldım marka, bakmıyo'm faturasına/ Adı Katarina, verdim tam arasına/Dedi, 'Lütfen tekrar gel ara sıra'/Güzel mi güzel, onun arabası var (var)” (…) “Hadi, cıstak, cıstak, cıstak/ Manitalar ıslak, ıslak, ıslak, uf/ Hadi cıstak, cıstak, cıstak/ Manitalar ıslak, ıslak, ıslak.” ‘İsyankâr rap’in en fakfon alaşımlı, pek ödipal, çok efsunkâr bilinçaltının en iç gıcıklayıcı numunelerinden biri hakikaten. Gerisini varın siz tahmin edin.
Komikli vidyoyu komik kılan işte bu senkron bozukluğu, “kültür şoku”, eşzamanlı olmayanların eşzamanlılığıdır. Peki ama bu durum neden komiktir? Zira, ilk olarak, nasıl ki şaşırtıcı olan her şey komik değilse, senkron bozukluğunun da güldürmesi için herhangi bir gereklilik yok. İkinci olarak ise, tarih boyunca, her ulus senkron bozukluğuna gülmüş değildir (ki “ulus-devlet” demek senkronizasyon demektir).
Terry Eagleton’ın Kültür adlı kitabı, modern birey için kaçınılmaz sorulardan biri olan “Kültür nedir?” etrafında, sosyolojik bir zaviyeye tabi yazılmış. Kendisi, esasen İngiliz edebiyatı ve kültür kuramcısı olan Eagleton’ın birey merkezliliğin egemenliğinden rahatsız olduğu kesin. Düşünür, aşırı bir narsisizmin hat safhada olduğu şu günlerde kültür kavramının kendisini dogmatik kabuğundan çıkarıp yeniden toplumsal hale getiriyor.
Ağa Camii’nin önüne doğru ilerleyen Necdet Yaşar gördüğü manzara karşısında büyük bir şaşkınlık içindedir. Çünkü ipek, kadife vb. en nadide kumaşlar sokaklara, caddelere savrulmuştur. Kumaşların üzerinden yürüyerek geçen genç tanburi, zihninden hiç çıkaramaz bu manzarayı. Sonra birden ninesinin anlattıklarını hatırlar. Ninesinin Ermeni kuyumcu bir komşusu varmış.
Birçok tarih felsefesi metinleri veya siyaset kuramları, toplumsal, siyasal dönüşümleri, devrimleri ya da karşı-devrimleri kalabalıklara mal etmezler. Bu kitapların yazarı mütefekkirler, dönüştüren icraatları genelde kapalı bir topluluk, bir klik, inanmış bir zümre, dirençli militanlar, eylemciler veya gizli örgütlere atfederler. Sonra iş işten geçtikten sonra egemenler, halka, kitleye dönüp, “her şeyi siz yaptınız” derler.
Öyle ki, Laz yemeklerinin isimleri bile yemeğin içeriğini ve yapılışını kısaca özetleyen kelimelerden oluşur, yani Laz yemeklerinde öyle hanımgöbeği, dilberdudağı, kadınbudu gibi toplumsal cinsiyetçi metaforlara ya da analı kızlı, vezir parmağı gibi sosyolojik, ironik birtakım göndermelere hiç rastlanmaz. Bilakis Laz yemek isimleri oldukça sadedir; sizi öze en kısa ve dolaysız biçimde ulaştırır.