Estetizme yönelik eleştiri etrafında şekillenen, öncü anlamını karşılayan avangard; modernizm ve romantizmle kültürel tutumları bakımından farklı yönlere açılsa da aynı tarihsel momentin parçasıdır. Kendi başına bir alt tür olarak okunmasından öte avangard, modern estetik düşünce içinde neredeyse istisnasız biçimde hareket kavramı etrafında ele alınır. Yerinde duramayan, mevcut biçimlerle yetinmeyen, sanatın sınırlarını sürekli zorlayan bu estetik yönelimi; ilerleme, kopuş, yenilik ve müdahale imgeleriyle birlikte okumak mümkün.
“Hareket” kavramı, avangard çerçevesinde tek anlamlı değildir. Farklı okumalarda aynı kavramın birden fazla kuramsal düzlemde bambaşka (belki de zıtlaşan) işlevler üstlendiği görülebilir. Yalnız burada Poggioli’deki “hareket”in bir zorunluluk olarak ortaya çıktığının vurgusundayız.
Renato Poggioli, Avangard Sanat Teorisi adlı eserinde avangardı bir üslup, teknik ya da biçim birikimi olmaktan ziyade, tutum biçimi olarak ele alır. Avangard onun için, modernitenin krizlerine verilen estetik bir yanıt mıdır, dünyaya karşı geliştirilen etik bir duruş mudur, bunun cevabını çalışmasında bizimle paylaşmaktadır. Merkezinde “eylemcilik”in (activism) yer aldığını anladığımız ve başından beri bir duruş olarak bize sunulan avangardda sanatçı, üretimini sessiz ve içe dönük bir faaliyet olarak göstermez. Poggioli’ye göre o, ürettiği her ne ise zamana ve mevcut düzene yönelik bir müdahale içindedir. Manifestolar, polemikler ve provokatif yaklaşımlar, bu “eylemci” yönelimin görünür şekilleridir. Poggioli için “hareket”in ilerleme düşüncesinin doğal bir sonucu olmasından çok mevcut duruma katlanamamanın ifadesi olarak ortaya çıktığını, bundan mütevellit sanatçının ilerlemek istemesinin ötesinde bulunduğu yerde kalamadığı fikriyle “hareket” ettiğini kavrarız.
Bu eylemci yönelim, Poggioli’de “uzlaşmazlık” (antagonism) kavramıyla tamamlanır ki Avangard Sanat Teorisi’nde, “Hareket Kavramı” bölümünde hem “eylemcilik” hem de “uzlaşmazlık” için başlıklar genişletilmiştir.
Avangardın kendini daima bir karşıtlık ilişkisi içinde kurduğu; gelenekle, akademiyle, yerleşik beğeniyle, burjuva kültürüyle ve sanatın kurumsal yapılarıyla çatışma içine olduğu fikri, sanırım, bu kavrama aşina olan kimsenin bizatihi aklına gelen şeydir. Şu da bilinmelidir ki bahsini ettiğimiz çatışma sahasındaki avangard sanatçı için kabul görmek ikincil hatta kuşkulu bir durumdur. Zira reddedilme ve dışlanma bu tutumun göze alınmış sonuçlarıdır. Bu hususta, Renato Poggioli’nin altını çizdiği önemli nokta: Avangard özne, başarısızlığı ve anlaşılmamayı bilinçli biçimde üstlenir. Bu nedenledir ki Poggioli’de avangard, trajik bir etik pozisyonun figürü olarak belirir; ilerlemeci bir başarı anlatısının figürü olarak değil.
Bu etik duruşun erken ve örnek bir temsilcisi olarak Poggioli, bizler için tanıdık bir isme, Baudelaire’e, gönderme yapar. Baudelaire, henüz örgütlü avangard hareketler ortaya çıkmadan önce, “eylemcilik” ve “uzlaşmazlık”ı tekil bir özne olarak taşıyan etkili bir figürdür. Onun gerek şiiri gerekse sanat eleştirisi, estetik bir üretimin izini taşımaktan başka, modern yaşamın değerlerine yönelik kamusal bir müdahale niteliği de taşır.
Baudelaire’in bir okul ya da hareket kurmadığını Poggioli’nin çizdiği ayrım haritasını takip ederken sezeriz. O manifestolar etrafında da örgütlenmez. Bu yönüyle, avangardın kurumsal biçimini temsil etmez; ahlaki-psikolojik ethosunu temsil eder. Poggioli açısından durumun avangardın önce bireysel bir tutum olarak ortaya çıktığını, hareket biçimini ise daha sonra kazandığını gösterir, bizlere.
Poggioli’nin analizinde avangard hareketin bir diğer önemli boyutu da “dilsel hermetizm”dir. Özellikle sembolizmle birlikte belirginleşen bu özellik, dilin saydamlığını ve ortak anlam uzlaşısını bilinçli biçimde reddetme merkezindedir. Hermetizm, burada, bir iletişim eksikliğinin ötesine geçerek estetik ve toplumsal bir tercihe dönüşme biçimi olarak okunabilir. Avangarda dönecek olursak, onun kitle beğenisine ve hızlı tüketime karşı, seçici ve kapalı bir anlam rejimi kurduğunu görürüz ki bu rejim tam olarak hermetizme göz kırpar.
Renato Poggioli, romantik hareketi kuran Friedrich ve August Wilhelm Schlegel kardeşlerin ve Novalis’in öncülüğünde yayımlanan Athenäum dergisinin ilk avangard dergi olduğu görüşündedir. Bu dergi ve aynı çizgide yayım hayatını sürdüren dergiler, hermetik yapının kurucu mekânlarıdır. Belirli bir beğeni rejiminin, estetik yönelimin ve dünya görüşünün birlikte inşa edildiği alanlardır. Poggioli’ye göre bu süreli yayınlar, avangardın hareket olmasını sağlayan başlıca aygıtlardan biridir.
Avangard hareketi “okul” kavramından özellikle ayırır Poggioli. Zira ona göre okul, estetik ilkeleri stabilize eder, öğretilebilir ve aktarılabilir biçim repertuvarları üretir. Hareketler ise bu tür bir istikrarı baştan reddetmiş vaziyettedir. Onların varlık koşulu: geçicilik ve çatışma. Avangard hareket, kendi estetik programını bile nihai bir ilke olarak görmez. Üstelik hemen hemen her programın kısa sürede aşılması ve daha da ötesinde terk edilmesi gerektiği bilinciyle işler. Fark ederiz ki hareketin ürettiği şey, “kesinti”dir.
Gelgelelim Poggioli’nin avangard anlayışında yeri olan dergi ve bilumum süreli yayınlar bu kesintili hareketin içinde “taşıyıcı” görevini üstlenir. Kimi metinleri içeri alırken kimilerini dışarıda bırakmasıyla, avangardın “uzlaşmazlık”ının dilsel karşılığıdır onlar. Geçmişten bugüne, bugünden yarına, avangard sanatın var olacağı inancı da buna bağlıdır. O “kesinti”, esasında her çağın “kendi” avangardını yaratması anlamına gelir.
Poggioli’nin hareket anlayışı, kendi içinde bir gerilim taşır. Avangardın enerjisi süreklilik kazanamaz bir yapıdadır. Hareket, başarıya ulaştığı anda –yani yeni olan kabul edilip norm hâline dönüştüğünde– avangard niteliğini yitirmektedir. Böylece “hareket”, kendi sonunun hazırlayıcısıdır, yargısı peyda olur. Poggioli’ye kalırsa “hareket” tarihsel olarak kısa ömürlüdür zaten. Ciddi bir hızla ortaya çıkar ve yine aynı hızla tükenen bir şeydir. Kurumsallaştığında etkisizleşir hatta marjinalleştiğinde de sönümlenir. Bu nedenledir ki Poggioli, hareketi, üretken olduğu kadar yıpratıcı bir süreç olarak değerlendirir. İşte bu noktada avangard ya kendi yok oluşunu reddeder ya da kendini gelecekteki “hareket”ler adına bilinçli bir fedaya dönüştürür. Onun nasıl anlaşılması gerektiği sorusu Poggioli’nin yorumlayıcı bakışı içinde derinleşir, diyebiliriz. Avangardın hareketi; modernitenin yarattığı hız, yabancılaşma ve değer çözülmesi karşısında geliştirilen bir savunma ya da uyum mekanizması mı yoksa bu koşullarla uzlaşmayı reddeden bir karşı duruş mu? Bir edebiyat eleştirmeni olan Poggioli’nin bu soruya verdiği yanıt ikincisidir.
Nihayetinde ise “dilsel hermetizm”, bu bağlamda, Poggioli’nin avangard üzerine olan analizinde anlamı gizleme ya da kapalı bir estetik oyun kurma isteğinden çok, ortak dil uzlaşısını bilinçli biçimde askıya alma pratiği olarak okunmalıdır. Avangard sanat, kitle kültürünün hızla dolaşıma soktuğu saydam anlamlara karşı, eleştiri ve yenilenme ile yavaşlatıcı, zorlayıcı ve seçici bir dil kurar. Bu dil, herkese seslenemez, seslenmez de. Bu kapanma, mevcut koşullarla uzlaşmayı reddeden bir karşı duruştur; avangard öznenin duygulanım yapısında da karşılığını bulur.





