Kırmızı Hapın Türkçe Prospektüsü

Yıl muhtemelen 2016. ODTÜ kampüsündeyiz, kütüphanenin önündeki banklarda oturuyoruz. Yanımdaki arkadaşım bana utana sıkıla bir şey söylemeye çalışıyor, ne söylediğini duyduğumda anlıyorum ki muhtemelen mansplaining yapıyorsun suçlamasından çekiniyor. "Aslında sizlerin çalışmadığı bir konu var" diyor, "bence çalışılması lazım". Sizler dediği de ODTÜ kampüsünün verdiği özgürlük hissiyle her erkeğe rahatça haddini bildirebilen, ama gerçek dünyada her erkeğe haddini bildiremeyeceğini iş hayatına girince öğrenecek olan sivri dilli feministler. Arkadaşım bana "red pill" hareketinden bahsediyor, internette kısa süre önce başlamış olan, onun gözüne ilişen, genelde forumlarda, Reddit'te bahsi geçen bir hareket. Çok fazla kadın düşmanı konuşmaların yer aldığı, hatta erkeklerin artık kadınlarla ilişkiyi reddetmesine sebep olacak kadar nefret içerikli paylaşımların yapıldığı bir yer olarak tanımlıyor. O zaman aklımda bir başlık olarak kalıyor bu ama hiç üstüne düşmüyorum.

Yıl 2026 oluyor. Reddit, Ekşi Sözlük yazıları, hatta Instagram yorumları bile aynı argümanları sıralayan kadın düşmanı söylemlerle doluyor. Bakıyorum, X'te birden hiç tanımadığım Zendaya'yı savunmak için tartışmalara giriyorum, bir arkadaşım bir reels'in altında regl hakkında konuşmanın ne kadar doğal olduğuna dair aynı anda üç kişiyle tartışıyor, başka bir arkadaşım DEHB kadınların iş hayatında nasıl ayrımcılığa uğradığına dair paragraflarca süren bir kavgaya girmiş, ben Reddit'te genelde yazılımcıların olduğu bir grupta kadın düşmanı bir söylemin altına yazdığım eleştiriden dolayı beş erkek tarafından cevap bombardımanına tutuluyorum. Mücadele alanının artık büyük ölçüde çevrimiçi olmasının yanında, tüm tartıştıklarımız da bir şekilde konuyu kadınların cinselliğe erişiminin kolay olduğuna, erkekleri kandırdıklarına ve her taciz şikayetinin aslında şirketlerde yükselmek için kadınlar tarafından uydurulduğuna getiriyor.

Gözüme en çok şu mesele çarpıyor. İnternetteki tüm bu tartışmalar, tacizci etiketi yapıştırılan erkeklerin, cinselliğe ulaşamadığı için bunu öğrenemeyen, sevdiği kız onu kandırdığı için veya kadınlar hep belli tip erkekleri seçtiği için de duygusal hiçbir deneyimi olamayan genç erkeklerin mağduriyetine geliyor. Konu ne olursa olsun tartışma sürekli erkeklerin nasıl mağdur olduğuyla noktalanıyor.

Sonra bana yıllar önce önerilen bu konuya eğilmek geliyor aklıma. Reddit'teki başlık artık sadece eski linkler aracılığıyla erişilebiliyor, buna karantinaya alınmak deniyor, ama elimizde bu konunun en doğru sahası yerli Reddit olarak duruyor: Ekşi Sözlük.

Hatırlarsınız, Matrix filminde Morpheus iki hap uzatır. Mavisini yutarsan yatağında uyanırsın, kırmızısını yutarsan tavşan deliğinin dibine inersin. Filmdeki kırmızı hap seni sömüren sisteme karşı bir uyanış. İnternetteki kırmızı hap ise kadınların bir nevi kullanma kılavuzunu satıyor, üstelik bedava olduğunu söyleyerek. Birikim bu araziyi bir kez, 2019'da kuşbakışı gördü. Bana kuşbakışı yetmiyor, o yüzden sahaya iniyorum.

Giriş

The red pill başlığının ilk entry'si (“girdi” anlamında) 2014 tarihli, öğreti orada henüz fanatiklerine kapılmadan da uğranabilecek hoş bir Reddit köşesi diye tanıtılıyor, mahalleye yeni açılan kafeyi öven bir site sakini tonuyla, aradan geçen on bir yılda başlık yüz sayfayı aşmış ve o kafenin yerinde artık bir tarikat dergahı kurulmuş. Saha da tek bir başlıktan ibaret değil, mesele başlıktan başlığa yönlendirmelerle dallanıyor, the red pill'den mgtow'a (“men going their own way/kendi yolunda ilerleyen erkekler” anlamına geliyor), solipsizm'e, “hipergami vs poligami”ye uzanan birden fazla bağlantıdan oluşan bir sözlük bu. Tek bir yazarın tek bir entry'de kendi yazdığı on başlığa verdiği bağla büyüyor, aynı birkaç sözlük yazarı birbirini alıntılaya alıntılaya arşivi kapalı bir atıf ağına çeviriyor. İşin cilvesi, bu taşıyıcıların kendini hastalık değil panzehir sanmasında. Bujalka ile arkadaşlarının çalışmasında aktardığı bir yorumda, biri red pill'i kültürel Marksizm dediği salgına karşı vücudun ürettiği bir antikor gibi anlatıyor, yani kendini iyileştiren taraf sayıyor. Oysa panzehir diye yuttuğu hap hastalığın ta kendisi, o taşıdıkça virüs daha da yayılıyor.

İddia da buradan çıkıyor. Erkek yalnızlığı gerçek bir ağrı, ama manosferin (erkküre de deniliyor bu dijital topluluklara) sattığı şey ağrının ilacı gibi durup aslında ağrı sürdükçe gelir getiren bir abonelik, iyileştirdiği an müşterisini kaybedeceği için hastalığı hiç iyileştirmemek üzere kurulmuş. Akademik adı da var, protection racket, yani koruma haracı. Bujalka ile arkadaşları manosferi baştan sona bir haraç çevrimi olarak okuyor; önce güvensizlik kışkırtılıyor, sonra o güvensizliğin panzehri satılıyor, müşteriden para ve itibar toplanıyor, toplanan da yeniden korku üretmeye yatırılıyor; böylece ilaç sattığı hastalığı durmadan kendisi imal ediyor.[1] Bu, manosfere özgü bir kurnazlık da değil, kapitalizmde ilaç sektörünün en çok kazandıran hastası zaten iyileşen değil ömür boyu reçeteye bağlı kalan hastadır. Red pill de aynı modeli erkeklik piyasasına taşıyor, şifa diye idame, tedavi diye abonelik satıyor. Aslında manosferin yaptığı, kolektif ve yapısal bir yarayı, yani yalnızlığı ve toplumsal yeniden üretimin çöküşünü özelleştirip bireysel bir piyasa ürününe çevirmek, çareyi de tam bu yüzden sistemde değil kadında göstermek.

Endikasyon

Her ilaç bir şikâyete satılır, o yüzden önce şikâyeti ciddiye almak gerekiyor. Erkekler arasındaki arkadaşlığın çöktüğü doğru, Amerika'da 1990'da erkeklerin yarısından fazlasının altı ya da daha çok yakın arkadaşı varken bugün bu oran dörtte bire inmiş, hiç yakın arkadaşı olmayanların oranı ise beş katına çıkmış, rakam gerçek olduğu için ağrı da gerçek. Aynı rakamı iki ayrı ses okuyor; biri yalnızlığı topyekûn bir erkeklik krizi ilan edip faturayı feminizme kesiyor, öteki yalnızlığın esasen sınıfsal olduğunu, güvencesizlikten, durgun ücretlerden, insanı eve kapatıp ekrana bağlayan bir düzenden geldiğini söylüyor ve kadınların erkeklerin sorununun faili sayılamayacağını ekliyor. Red pill tam bu ikinci okumanın üstünü örtüyor, sistemin açtığı yarayı alıp faturasını kadına yıkıyor. Mirowski'nin tarif ettiği hile bu, neoliberalizm bozulduğunda çare diye hep daha fazla neoliberalizm yazılır, yani insanı yalnızlaştıran piyasa, yalnızlığın ilacı olarak yine kendini sunar; kendini geliştir, kendini pazarla, rekabette öne geç, der.

Ağrının kendi sesini duymak için arşive dönmek yetiyor. Allahverdi ile Çeçen'in bir Türk red pill YouTube kanalında okuduğu iki bin dört yüz yetmiş yorumdan birinde, on sekiz yaşında, kısa ve çirkin olduğunu, hiç sevgilisi olmadığını, tek dileğinin sevilmek olduğunu yazıyor, aynı yığının içinde tek çözüm diye intiharı ananlar bile var. Bunları çaresizliğin kanıtı olarak okumak gerekiyor, teşhir malzemesi olarak değil.

İlacın en güçlü savunmasına da hakkını vermeli, çünkü erkeklik her zaman taçlı bir imtiyaz değil. Connell'in ataerkil kâr payı dediği o erkeklik primi bütün erkeklere eşit düşmüyor, erkekler kendi aralarında da bir hiyerarşiye diziliyor ve en dipte, o primden hiç pay alamayan yığınla erkek kalıyor. Serpil Sancar da bunun Türkiye'deki halini yıllar önce göstermişti. Yara gerçekten yapısal, bunu görmeyen bir feminizm hata yapmış olur, ancak aynı yaraya iki ayrı reçete yazılıyor; biri hastayı kışlaya çağırıyor, öteki de söze.

Etken Madde

İlacın içinde ne olduğunu görmek için en çok beğeni alan entry'lerden birine, 2017'de "mgtow" başlığına yazılıp kendini kadınların kullanma kılavuzu ilan eden o katekizme bakmak yetiyor. Katekizm diyorum çünkü metin bir ilmihal gibi kurulmuş, inanç maddelerini numaralandırıp ezberlenip tekrarlanmak üzere diziyor, okuru tartışmaya değil imana çağırıyor. İçinde kadınların yüzde sekseninin erkeklerin yüzde yirmisini istediğini söyleyen pareto yasası, kadının hep kendinden üst statüde erkek aradığını söyleyen hipergami ve Yale'in fosil çalışmasından Oxford'un fotoğraf deneyine kadar bir yığın uydurma araştırma var.

Etken madde tam burada, gerçek ve tarihsel bir yalnızlık alınıp doğanın değişmez kanunu diye paketleniyor. Barthes'ın mit dediği işlem bu, tarihin doğaya çevrilmesi. Doğaya çevirmenin taşıyıcısı da, avcı-toplayıcı atadan miras kaldığı iddia edilen üreme stratejisi, ebeveyn yatırımı, cinsel seçilim gibi evrimsel psikoloji sözlüğü, tarihsel ve toplumsal bir düzenlemeyi türün sabit kodu gibi göstermek için ödünç alınıyor. Yaptığının inceliği de uydurmayı gerçekle harmanlamasında, aynı entry sahte Yale araştırmasının yanına Washington Post'tan gerçek bir link iliştirip otoriteyi böyle imal ediyor, kendine "yumuşak bilim" diyor ve bilim olmadığını bolca tekrarlayarak bilime en çok muhtaç söylem olduğunu ele veriyor. Aklama tekniği eski kalıyor, yalnızca yerli kılığı taze.

Bir yazar da the red pill başlığında Galileo ile Kopernik'e sarılıyor, ikisi de ilk konuştuğunda hakaret işitmiş ama zaman onları haklı çıkarmış, "biz de öyleyiz" diyor, susturulan hakikatin şehidi pozunu takınarak.

Dozaj

İlacın nasıl dağıtıldığı da bir o kadar önemli. Dublin'deki bir merkez on altı yaşında sahte erkek çocuk hesapları açtığında sosyal medya algoritması yirmi üç dakika içinde aşırı maskülen içerikler önermeye başlamış ve kapı çoğu zaman spor salonundan, vücut geliştirmeden açılmış. Türkiye'deki dağıtım kanalları da haritalanmış durumda, Öztürk hegemonik erkekliğin dijital seferberliğini sayarken Red Pill Türkiye'den PUA cemiyetlerine, koçluk eğitimlerine kadar uzanan bir ağ çıkarıyor.

Dağıtımın en derini ise öğretinin kaynağını bütünüyle sildiği yerde oluyor. Başta girdiğim o tartışmalarda karşıma çıkan cümlelerin çoğunu yazanlar, onları bir öğretiden aldıklarını çoğu zaman bilmiyordu bile; hipergami, pareto, kadınların hepsi aynıdır gibi söylemler kaynağı unutulmuş bir sağduyu gibi ağızdan ağıza dolaşıyor. İnsanlar, kadın düşmanlığını gerekçelendirebilecek akla yatkın görünen bir cümle ararken bu öğreti elinin altında hazır bekliyor, mantıklı göründüğü için de kolayca benimseniyor, işte tam da bu yüzden hızla yayılıyor.

Reçetenin kendini yasladığı felsefe de baştan bellidir: Stoacılık. Sabah rutini, soğuk duş, keşiş modu, "elinde olmayanı dert etme" düsturu, hepsi Marcus Aurelius'un mirasçısı gibi pazarlanıyor. Oysa içi boşaltılmış bir Stoacılık bu, antik ahlakın erdemini, ölçüsünü ve başkasına yükümlülüğünü söküp geriye yalnızca bir öz-denetim zırhını bırakıyor. Asıl incelik ise dozun hiç bitmemesinde, çünkü öz-gelişim vaat eden bu söylem aslında öz-yargıyı ortadan kaldırıyor. Allahverdi ile Çeçen'in en çarpıcı bulgusu Youtube’ta yorum yazanların ne yapmaları gerektiğini tanımadıkları bir kalabalığa sorması, yani kendi kararını verecek adaleyi köreltmesi, böylece kişi kendi başına iyileşemez hale geldikçe ilaç daha çok satıyor. İlacın müşterisini bağımlı kılması bir yan etki değil, tam da onun işleyiş biçimi olduğu görülüyor.

Yan Etkiler

Reçetenin en uzun kısmı hep yan etkilerdir, buradaki en ağırı da faturanın nereye çıktığında görünüyor. İlk elde fatura öldürülen kadına çıkıyor. Katekizm, hibristofili başlığı altında gerçek kadın cinayetleri haberlerini, "kadınlar katilleri sever" tezine kanıt diye kullanıyor. Manne'nin faile duyulan otomatik şefkat dediği himpati kavramı burada en çıplak halini alıyor ve Dondurucu ile Ekinci'nin katılımcı sözlüklerde tek tek belgelediği gibi bir kadın cinayeti bir nefret gösterisine çevriliyor, o kadınları vaka olarak değil maktul olarak anmak gerekiyor.

Faturanın ikinci kısmı ise ilacı yutan erkeğe çıkıyor, çünkü söylem eninde sonunda kendi müşterisini de ayıklıyor, kadına yaranmaya çalışan erkek "meriç" (meşhur Umut Sarıkaya karikatüründen alıntı tabir) diye teşhir edilip alay konusu ediliyor. Red pill'in vaat ettiği Stoacı öz-gelişim Sevindi ile Akalın'ın gösterdiği gibi kolayca incel, yani “istemsiz bekar” hıncına, aşağılanmaya ve intikama kayıyor, ilişkinin dili bir denetim diline dönüşüyor, ilaç en çok da onu en çok yutana zarar veriyor.

Etkileşimler

Her reçetede birlikte alınmaması gereken maddeler de yazılır, bu ilaç da kuraldan muaf değil. Red pill müritlerinin en büyük düşmanı ise o başta bahsettiğim sivri dilli feministler, en düşman olduğu düşünce biçimi ise “woke” kültürü. Erkeklerin “mansplaining” yaptığı da dahil olmak üzere, flört şiddeti külliyatında geçen tüm terimlerin varlığından rahatsızlar, kendini feministlerin bu tip suçlamalarından dolayı geri çeken erkekler ise ya beta erkek ya da sırf kadın ilgisi için kendi erkekliğini kenara atan “meriç” oluyor (uluslararası alanda bu erkekliğe “simp” deniyor).

Yani anlaşılıyor ki bireysel bilinçlenmeden tutun politika değişimlerine kadar olan tüm feminist kazanımlar, kişiselden kamusala kadar karşılaşılan ve yıkılan her tahakküm mekanizması, red pill öğretisi için zararlı görülüyor. Bunlardan dolayı alanı biraz da olsa daralmış ve genelde reddedilmenin verdiği öfkeyle bu öğretilere yönelen erkekler de kendi deyimleriyle mağdur oluyorlar.

Öğreti sadece erkekler tarafından da benimsenmiyor tabii ki, batıda yayılan “pro-women” hareketi de (belki bizdeki “eşitlik değil adalet” söylemini benimseyenlerle bağdaştırılabilir) red pill’i veya purple pill’i savunuyor. Burada gözümüze çarpan da söylemlerin yaygınlaşmasının sağın yükselişi ile olan bağlantısı olabilir, bu da Birikim’de yukarıda bahsettiğim gibi daha önce yazıldı.

Türkiye Dağıtımı

Mağduriyet aboneliği Türkiye şubesinde metafor olmaktan çıkıp harfiyen kasaya dönüşüyor; erkekadam.org'da bir Patreon linki, adminle sanal görüşme, Shopier'de kitap setleri ve indirimlerle dolu kategori sayaçları duruyor, Udemy'de Türkçe red pill kursu satılıyor, yani yara sözlükte açılıyor ve tedavi Shopier'de fiyatlanıyor. Bu liste de ithal tabii ki. Red pill'in Amerikalı vaizlerinden Rollo Tomassi videolarının altına Amazon linkleri iliştiriyor, Richard Cooper “The 1 Percent” diye abonelikle girilen bir topluluk işletiyor, Elliot Hulse dokuz yüz doksan yedi dolarlık bir dönüşüm programı satıyor. Yerli şube de bu orijinalin çevirisinden ibaret aslında, sadece söylemlerinde araya nafaka, velayet, 6284 ve İstanbul Sözleşmesi gibi yerel kelimeler giriyor.

İthal ilacın tutması için yerli bir yüze de ihtiyacı var. Müşterinin portresi arşivde hazır; sabah beşte kalkan, soğuk duş alan, içkiyi bırakmış, keşiş modundaki genç adam. Öyle bir klişe ki bir kullanıcı bu portreyi bizzat hicvediyor: "eskiden kadınları insan sanırdım, red pill sağolsun hepsinin birer hipergami makinesi olduğunu öğretti, artık daha güçlüyüm ve soğuk duş alıyorum" diyor. Söylem yerli kutsallara da demir atıyor, Allahverdi ile Çeçen'in yorumcuları Polat Alemdar alfa erkek mi diye tartışıyor, Neşet Ertaş'tan “alpha fucks beta pays” durumuna nasıl gelindiğine hayıflanıyor, biri Atatürk'e saygı duyduğu an tüylerinin diken diken olduğunu yazıyor. Atatürk buraya tesadüfen düşmüyor; disiplinli, akılcı, emreden, kendi kaderini kuran erkeğin yerli şablonu o. Ekşi Sözlük’te birinin dediğine göre, tam da “textbook” erkeklik. Nihayetinde ithal bir söylem ancak tanıdık bir kutsalın gölgesinde tutunabiliyor.

İkinci Okuma

İlk okumamda arşivi baştan sona bir nefret edebiyatı diye etiketlemiştim, feminist refleksin en kestirme hali olarak. Doğrusunu söylemek gerekirse arşiv beni tam olarak doğrulamadı, çünkü kendi eleştirmenini de içinde taşıyor. Bir yazar mesela bir ayrılık üzerinden dört hapı sıralıyor; mavi hap yalvarır, mor hap oyun oynar, siyah hap bütün kadınlara nefret kusar, kırmızı hap kabullenip yoluna bakar. Aynı yazar o siyah hapı, az bilgi çok nefret diyerek, en sevmediği grup ilan ediyor. Mavi hapı da soyut bırakmıyor, örnek diye kendi arkadaşını veriyor: kız arkadaşının bütün ödemelerini yapan, ona bağımlıydım diyen, kız gidince bir buçuk yıl paramparça kalan adam, teori bir anda bir surat kazanıyor. Başka bir yazar da kendini geliştirmeyip yalnızca nefrete kilitlenen mühtediyi hicvediyor.

Nefret bu arşivde ortak zemin sayılmaz, topluluğun bir kısmının bizzat reddettiği bir sapma. Asıl ortak zemin çaresizlik. O yüzden tezi şöyle revize ediyorum: bu arşivde nefret üründür, çaresizlik ham maddedir ve satılan da ikisinin arasındaki dönüşümdür.

Söylemin kendini koruyan bir bağışıklığı da var. Red pill eleştirisinin tamamını peşinen yaftalama ilan ediyor; mizojen, öfkeli, kalbi kırık, gülün geçin diyor. Hatta bu yazıyı da baştan görüp bir etikete bağlamaya hazır, bunun da farkındayım. Ancak bu söylemin kolayca savuşturamayacağı tek ses var; Amia Srinivasan'ınki, kimsenin kimseye seks borcu olmadığını ama arzunun da masum ve apolitik olmadığını söyleyerek tartışmayı dışarıdan değil arzunun kendi zemininde karşılıyor.

Kontrendikasyon

Katekizmi baştan sona okuyacaktım ama bir süre sonra sinirlenip atlaya atlaya bitirdim. Kendimi de resmin dışına koyamıyorum, çünkü öfkelendiğim içeriği açıp okumak beni platformda tutuyor, o metriği besliyor ve bu yazı da yayımlandığı an aynı dolaşıma giriyor. İlacı satan devşirmecinin bir entry'yi bitirirken verdiği söz kulağımda kalıyor: "önce pazarlık edersin, sonra öfkelenirsin, o gün gelecek ve geldiğinde yardım için ben burada olacağım, erkek sözü". İşte koruma haracının bütün duygusal özü bu tek cümlede, yarayı önceden bekleyen bir satıcı. Reçete ikna edici çünkü teşhisi kısmen doğru, kalıcı çünkü şifayı değil idameyi satıyor, faturanın en büyük kısmını da hiç ilaç almayana çıkarıyor.

Filmde Morpheus'un kırmızı hapı hayatı zorlaştıran, seni sömüren sisteme karşı savaşa çağıran bir uyanıştı, buradaki hap ise tam tersini yapıyor, merdiveni kimin yukarı çektiğine bakmanı engelliyor ve müşteriyi uyuşturuyor. Red Pill’in ünlü olmuş öncüleri kendilerini erkekleri rahatlatıcı yalanlardan söküp çıkaran adamlar diye pazarlarken fişten çekmeyi harfiyen satıyor, oysa gerçeklerle yüzleştiğini sanan adam kafasında kurduğu fantezinin daha da dibine iniyor.

Sonunda da anlaşılıyor ki etiketi kırmızı olabilir ama hapın kendisi aslında mavi.


Kaynakça

Kırmızısakal, K. "Online Kültür Savaşları ve Alt-Right'ın Yükselişi", Birikim, 2019.

Eva Bujalka, Ben Rich, Stuart Bender, "The Manosphere as an Online Protection Racket: How the Red Pill Monetizes Male Need for Security in Modern Society", Fast Capitalism 19(1), 2022, s. 9-10, Şekil 1.

Daniel A. Cox, "The State of American Friendship: Change, Challenges, and Loss", Survey Center on American Life, AEI, 2021.

Isaac Bledsoe, Ben Smith, "Male Loneliness and Isolation: What the Data Shows", American Institute for Boys and Men, 20 Ağustos 2025.

Philip Mirowski, "Never Let a Serious Crisis Go to Waste: How Neoliberalism Survived the Financial Meltdown", Verso, 2014.

Raewyn Connell, "Masculinities", University of California Press, 1995.

Serpil Sancar, "Erkeklik: İmkânsız İktidar, Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler", Metis, 2009.

Zehra Allahverdi, Ahmet Faruk Çeçen, "Red Pill Discourse in Türkiye: Identity, Dualism, and the Pursuit of Passion Without Intimacy", OPUS Journal of Society Research 23, 2026, s. 11-13.

Roland Barthes, "Çağdaş Söylenler" (Mythologies, 1957), çev. Tahsin Yücel, Metis.

Catherine Baker, Debbie Ging, Maja Brandt Andreasen, "Recommending Toxicity: The Role of Algorithmic Recommender Functions on YouTube Shorts and TikTok in Promoting Male Supremacist Influencers", DCU Anti-Bullying Centre, Dublin City University, Nisan 2024.

Fatma Esra Öztürk, "İnternet Alt Kültürü Bağlamında Hegemonik Erkeklik Söyleminin Dijital Dönüşümü: #erkekyerinibilsin Hashtag Örneği", Global Media Journal TR 11(22), 2021, s. 111-114.

Kate Manne, "Down Girl: The Logic of Misogyny", Oxford University Press, 2017.

Zeynep Dondurucu, Deniz Ekinci, "Kadın Cinayetleri Bağlamında Cinsiyet Temelli Nefret Söyleminin Katılımcı Sözlüklerde İnşası: Pınar Gültekin Cinayeti Örneği", 2022.

Meltem İşler Sevindi, Atilla Akalın, "Netflix Dizisi Adolescence (2025) Bağlamında Incel ve Red Pill Akımlarının Kurgusal Temsili", Selçuk İletişim 18(2), 2025, s. 593-596.

Amia Srinivasan, "The Right to Sex: Feminism in the Twenty-First Century", Bloomsbury, 2021.


[1] Bu teşhisi yazarken aslında Türkiye’nin ana muhalefetinin son on üç yılını anlatıyormuşum gibi hissettim.