Birikim'de bu yıl yayımlanan dört yazıda aynı soruyu farklı ölçeklerde sormuştum: iklimi kim, hangi kararla değiştiriyor ve bu değiştirme nasıl adlandırılıyor?[1] Dördü de Antalya'yı işaret etti, ama hiçbiri Türkiye'nin ev sahipliğine ve bu ev sahipliğinin örttüğü imzalara girmedi. Ya Fosil Düzen Ya Devrim'in[2] (bundan sonra Fosil Düzen) yayımlanmasından birkaç hafta sonra, COP31'in açılışına günler kala, bu yazı o eksiği kapatmayı deniyor. Soru basit: Türkiye bu zirveye giderken ne imzaladı ve bu imzalar neden konuşulmuyor?
Örtünün yeni adı: ev sahipliği
Türkiye'de iklim anlaşmaları, fosil dönüşümün örtüsü olarak çalıştı. 2004'te BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne taraf olunduğu yılın ertesinde rödovans yoluyla kömür üretimi modeline geçildi. 2009'da Kyoto'ya taraf olundu ve 2012 "kömür yılı" ilan edildi. 2021'de Paris Anlaşması TBMM'den, arkasına eklenen iki nükleer anlaşmayla yedi dakika arayla geçti.[3] Her eşikte uluslararası bir taahhüt, yurtiçinde bir fosil hamlesiyle birlikte anıldı.
2026'da örüntü biçim değiştirdi: bu kez örtüyü taşıyan anlaşma, ev sahipliği anlaşmasının kendisi. 449. sayıdaki yazıda anlattığım gibi, COP31'in maliyetine ilişkin anlaşma TBMM'den yalnızca beş ret oyuyla geçti. Taraf olmak bir örtüydü. Zirveye ev sahipliği yapmak ise örtünün en geniş biçimi. Ev sahibi, gündemi belirler, ana temayı seçer (Sıfır Atık), elektrifikasyon taahhüdü gibi bir başlık atar ve ülkenin aynı yıl içinde imzaladığı her şeyi bu başlığın gölgesine çeker.
Bunun bedeli, "Türkiye’de iklimi değiştirme siyasetinin adlandırılması" başlıklı yazımın açılışında söz ettiğim üçlünün (siyasetsizleştirme, özensizleştirme, fiilsizleştirme) bir çöküşe varmasıdır. Çöküş derken eleştirinin nesnesini kaybetmesini kastediyorum. Fail ve fiil ortadan kalkınca eleştirilecek bir karar kalmaz, yalnızca bir hedefin ne kadar tutturulduğu ölçülür. Siyasi tartışmanın yerini bir not cetveli alır.
Zirveye giden yolda on sekiz fosil, beş nükleer imza
Eylül 2025'ten Kasım 2026'ya, yani ev sahipliği pazarlığının sürdüğü aylardan zirvenin eşiğine kadar, Türkiye'nin imzaladığı fosil yakıt anlaşmalarını listeleyince[4] COP31'in adlandırma siyasetindeki rolü ortaya çıktı: iklim değişikliğini hızlandırmayı maskelemek. Sürekli güncellediğim bu listede dönem içinde kalanların sayısı şimdilik en az on sekiz; bu sayı kesin bir toplam değil, bir gösterge. Bunlar uzun vadeli LNG alım sözleşmeleri (Mercuria, SEFE, ENI), esnek LNG paketleri (Shell, BP), boru hattı gazı (SOCAR, Absheron), TPAO'nun arama ve üretim ortaklıkları (ExxonMobil, Chevron, TotalEnergies), yurtdışı sahalar (Kerkük, Suriye, Libya, Pakistan) ve Sakarya sahasının deniz altı altyapısı. Neyin "anlaşma" sayıldığını dipnotta açıklıyorum. Mutabakat zaptlarını da dahil ettim, çünkü siyasi iradenin ilk yazılı hali onlar. Ama bu anlaşmalar ne muhalefetin ne de iklim örgütlerinin gündemine girdi. Bu kadar yoğun bir fosil-nükleer-maden anlaşması trafiği, ülkedeki kontrollü karşı alanın rolünü bize anımsatıyor; bu kavrama aşağıda döneceğim.
Hacmi açıklanan gaz sözleşmelerinin toplamı yaklaşık 128,5 milyar metreküp. Bunun yalnızca yanmasından yaklaşık 242 milyon ton karbondioksit çıkar.[5] Bu, Türkiye'nin 2024'teki toplam sera gazı salımının yaklaşık beşte ikisine denk. Mercuria sözleşmesi tek başına 2045'e kadar uzanıyor, yani "2053 net sıfır" hedefine sekiz yıl kalana kadar. Bu imzalar bir geçişi değil, en az yirmi yıllık bir fosil kilidini belgeliyor.
Listenin en öğretici kısmı tarihlerde. COP30, COP31'i Antalya'ya, müzakere başkanlığını Avustralya'ya veren uzlaşmayla 22 Kasım 2025'te Belém'de kapandı. Kapanışı izleyen altı hafta içinde beş imza atıldı: 2 Aralık'ta TPAO'nun Pakistan'daki beş imtiyaz sözleşmesi, 3 Aralık'ta SEFE ve ENI ile on yıllık LNG sözleşmeleri, 28 Aralık'ta Woodside ile uzun vadeli LNG sözleşmesi ve 31 Aralık'ta Sakarya sahasının üçüncü aşaması için Saipem sözleşmesi.[6] Woodside, Avustralya'da North West Shelf LNG tesisinin kırk yıllık ömür uzatmasını alan şirket. Avustralya yazısında anlattığım "onay paradoksu"nun sahibi o.[7] BOTAŞ ile ön anlaşmayı Eylül'de imzalamışlardı. Sözleşme, Antalya'nın ev sahipliği ve Avustralya'nın müzakere başkanlığı kesinleştikten sonra bağlayıcı hale geldi. Zirvenin ev sahibi ile müzakere başkanının ülkesi, zirveden önce aynı şirketin defterinde buluştu.
Fosil anlaşmalar yolunu bulunca peşini yeni nükleer imzalar takip etti. Kasım 2025'te KEPCO ile Sinop için bir işbirliği mutabakatı, Mart 2026'da CANDU teknolojisi için fizibilite mutabakatı ve 22 Ekim 2026'da Kanada ile nükleer maddeleri de içeren bakanlar ortak bildirisi imzalandı. 3 Kasım 2026'da, zirveden altı gün önce, Seul'de Kore İhracat-İthalat Bankası ile nükleer finansman mutabakatı ve bir enerji işbirliği mutabakatı imzalandı.[8] Sinop için konuşulan rakam dört ünite ve yaklaşık 30 milyar dolar.
Nükleerin bu yazıya girmesinin nedeni, nükleer santrallerin emisyonu değil, nükleerin adlandırmadaki işlevi. Avustralya'da Peter Dutton'ın yedi reaktör planı, reaktörleri beklerken kömür santrallerinin ömrünü uzatma hamlesiydi. Türkiye'de "köprü yakıt" ve Akkuyu adlandırmaları aynı işlevi görüyor: on yıl sonra gelecek bir "temiz" kapasitenin vaadi, bugün imzalanan yirmi yıllık gaz sözleşmelerini bir geçiş döneminin parçası gibi gösteriyor.
İklim değişikliği ithalatı cenneti
Fosil Düzen'in üçüncü bölümü bir soruyla açılıyor: İklim değişikliği ithal edilebilir mi? Evet, edebilir; ediyor da. Bu on sekiz anlaşma, daha çok fosil yakıtın ithal edileceğini ve mevcut fosil düzende Otomobil Cumhuriyeti, Beton Cumhuriyeti ve İthal Kömür Cumhuriyeti'nin de güçleneceğini gösteriyor. Türkiye, kömürünü, gazını ve petrolünü ithal ederken o yakıtların üretim zincirini, altyapısını ve kilitlenme süresini de ithal ediyor. Gaz Louisiana'dan, Hazar'dan, Woodside'ın portföyünden gelir, ama yanma Türkiye'nin envanterine yazılır. Sözleşmeyi ise bir başkası değil, BOTAŞ imzalar.
Bu ilişki yeni değil. Kitabın ikinci bölümünde anlattığım gibi, Marshall Planı yıllarında Türkiye'nin karbonizasyonu dışarıdan finanse edilen bir kalkınma projesi olarak kuruldu. Marshall Planı aslında Kıta Avrupası'nı el değmemiş Orta Doğu petrolüne bağımlı kılmayı hedeflerken, Türkiye'yi de bu sepete koyarak fosil emperyalizmine bağımlı yapacaktı. Bugün finansman biçimi değişti ama yön aynı: ülke fosil düzene ithalatçı olarak bağlanıyor ve bunu "arz güvenliği" ya da "enerji merkezi" olarak adlandırıyor.
"Cennet" sözcüğünü vergi cenneti anlamında kullanıyorum. Vergi cennetinde sermaye, kendi ülkesinde ödemesi gereken bedeli ödemeden kayıt yaptırır. İklim değişikliği ithalatı cennetinde fosil sermaye, satış sözleşmesini imzalar, emisyonun hesabını alıcı ülkeye bırakır ve aynı yıl o ülkenin ev sahipliği yaptığı zirveye ortak olarak katılır. Antalya'daki masanın şekli bunu açıkça gösteriyor: ihracatçı Avustralya müzakerelerin başında, ithalatçı Türkiye ev sahibi koltuğunda. Fosil düzenin iki ucu aynı masada, ama masada fosil yok.
Ama Türkiye bu düzende yalnızca alıcı değil. On sekiz anlaşmanın üçte birinden fazlası ithalat değil, TPAO'nun yurtdışında çıkarıcı olarak genişlemesi: Kerkük'te BP'nin şirketindeki pay, Suriye'de kara ve deniz blokları, Libya'da Bingazi açıkları, Pakistan'da beş imtiyaz, ExxonMobil, Chevron ve TotalEnergies ile arama ortaklıkları. Climate Action Tracker'ın Eylül değerlendirmesi de Türkiye'nin kendini bölgesel bir petrol ve gaz ihracat merkezi olarak kurma planlarına dikkat çekiyor. Birikim'deki Venezuela ve İran yazılarımda karbon emperyalizmi dediğim düzende Türkiye, hem faturayı ödeyen ithalatçı hem de sahaları paylaşan küçük ortak. Masada fosil yok, ama Türkiye masanın iki tarafında birden oturuyor.
Yok saymak, yetersiz bulmak, takdir etmek
Bu kadar açık bir tablo nasıl görünmez kalıyor? Bunun üç yolu var.
Birincisi yok saymak. "Türkiye'nin iklim politikası yok" söyleminin, aktif ve kurumsallaşmış bir iklimi değiştirme politikasını nasıl perdelediğini Eylül'de yazdım.[9] Burada "yok saymak" sözcüğünü başka bir anlamda kullanmam gerekiyor: o yazıda yok sayılan politikaydı, bu yazıda yok sayılan anlaşmalar.
İkincisi yetersiz bulmak. Bu yazının asıl iddiası şu: "yetersiz" bir sıfat değil, bir adlandırma kararıdır. Bir şeyin yetersiz olduğunu söylemek için bir ölçek gerekir ve burada ölçek azaltımdır. 2035 için konan 643 milyon tonluk hedef, bugünkünden daha çok sera gazı salmak, yani iklimi daha çok değiştirmek anlamına gelir ve buna "yetersiz" demek suçu normalleştirmektir. Yetersiz olan, bugüne göre yüzde 20 ya da yüzde 50'lik bir azaltımdır. Artırmak yetersiz midir? Bu dil bu kadar meşrulaştırıcı biçimde kullanılabilir mi?
Bu zincirin üç halkası var. Devlet bir artışı "azaltım" olarak adlandırır. Uluslararası endeksler bu azaltımı derecelendirir. Climate Action Tracker'ın Eylül 2026 değerlendirmesinde Türkiye'nin genel notu "kritik derecede yetersiz", politika ve eylem notu "çok yetersiz". CAT, Türkiye'nin petrol ve gaz aramasına büyük yatırım yaptığını da yazıyor; sorun analizde değil, hükmün dilinde.[10] Sivil kuruluşlar da bu notu alır ve "COP31 bir fırsat, siyasi irade samimiyse…" diye ekler. Her halka bir öncekini sorgulamadan devralır. Sonuçta iklimi değiştirme kararı, bir derece farkına dönüşür.
Bu dil COP31 öncesinde nasıl çalıştı? Kasım 2025'te, ev sahipliği kesinleştiğinde, zirve bir "siyasi irade için samimiyet sınavı" olarak karşılandı.[11] 2012'de kurulan ve daha sonra yeniden kurularak dönemin kontrollü karşı alan biçimine uygun hale getirilen İklim Ağı,[12] Haziran 2026'da Türkiye'den COP31'e fosil yakıtlardan sadece kömürden çıkış takvimiyle gitmesini ve "liderlik etmeye yönelik samimiyetini" göstermesini istedi.[13] Aynı ay Greenpeace Türkiye direktörü, hükümetin COP31 hedefleri için "önümüze iyi bir vizyon getiriyor" diye yazdı, elektrifikasyon hamlesini "kesinlikle destekliyoruz" dedi ve Türkiye'den "dürüst arabulucu" olmasını bekledi.[14] 3 Kasım 2026'da, on yedi örgütü bir araya getiren İklim Ağı, elektrifikasyon taahhüdünü "önemli bir adım" olarak değerlendirdi ve adil geçiş taslağının "yeterli yanıt" vermediğini söyledi.[15]
Bu metinlerin hiçbiri kötü niyetle yazılmadı. Ama örnekler üçüncü yolu da gösteriyor: takdir etmek. "İyi bir vizyon", "kesinlikle destekliyoruz", "önemli bir adım" artık bir derece farkını değil, yönün kendisini onaylıyor. Yetersiz bulmak ölçeği kabul eder, takdir etmek o ölçeği alkışlar. Temel sorun, ideolojik olarak bu çerçeveye ikna olmaktan ya da iknaya çok yakın olmaktan geçiyor. Bu yüzden bu metinler üç fosil yakıtı değil, yalnızca kömürü konuşuyor; kömür için bir çıkış tarihi istiyor, oysa bu tarih o güne kadar kömürü meşru kılarak süreyi uzatıyor; fosil altyapıya dair ise hiç cümle kurmuyor. Böyle olunca bu metinlerde LNG, BOTAŞ, TPAO ve bu on sekiz anlaşmadan hiçbiri geçmiyor. Nükleer yalnızca yeşil taksonomi tartışmasında bir kez anılıyor. Bütün metinlerin ortak talebi kömürden çıkış. Kömür, fosil düzenin en görünür ve siyasi olarak en ucuz hedefi. Gaz ise "temiz" sayılıyor, ya da hiç sayılmıyor.
İşte Fosil Düzen'de kontrollü karşı alan dediğim şey bu: iklimi değiştirme cephesinin görünürde rakibi olmak ama o cepheyi asla tehdit etmemek. Egemen siyaset itiraza yer açar, ama itirazın nesnesini önceden belirler. Kömür santrali, sıfır atık, adil geçiş taslağı ve elektrifikasyon itirazın konusu olabilir. Yirmi yıllık LNG sözleşmeleri, TPAO'nun Kerkük'teki payı ya da Sinop'un finansmanı ise bu alanın dışında kalır. İtiraz vardır, ses yüksektir, hatta sert görünür. Ama bir derece tartışmasının içinde kalır. "Yetersiz" sözcüğü bu alanın sınır taşıdır: onu söyleyen, ölçeği kabul etmiş olur.
COP31 neyin zirvesi?
Bu yüzden şunu sormak gerekiyor: COP31'e "iklim değişikliği zirvesi" demek doğru mu? Ağustosta söyleşi veren bir milletvekili "COP31 bir fuar değil" diyordu.[16] Bakanın Ekim sonunda 1,5 milyon ziyaretçi beklediklerini söylemesi ise tam tersini düşündürüyor.[17] Zaten ne ev sahibinin, ne katılımcıların ne de muhaliflerin üç fosil yakıtı ve iki fosil altyapıyı (asfaltı ve betonu) konuşmayacağı bir zirve nasıl bir iklim zirvesi olabilir ki? Ana teması Sıfır Atık olan, ortakları arasında fosil yakıt şirketleri bulunan,[18] ev sahibinin zirveye giden on dört ayda en az on sekiz fosil anlaşması imzaladığı bir zirve, fosil altyapının ve fosil yakıtın gündemde olmadığı bir zirvedir. Ona iklim zirvesi diyerek propagandanın elini rahatlatmamalıyız.
Fosil yakıtın gündemde olmadığı bir zirveyi meşrulaştırmamanın yolu boykot çağrısı değil, adlandırmadır. Zirveyi "fırsat" ya da "samimiyet sınavı" olarak değil, ev sahibinin ve müzakere başkanının fosil sözleşmelerinin vitrini olarak adlandırmak, tartışmanın nesnesini geri getirir.
Propagandayı sorgulamak
Bu yazının önerisi küçük ve somut. Antalya'da sorulacak soru "ne kadar azaltacaksınız?" değil, "kaç anlaşma imzaladınız, kaç ton yakacaksınız?" olmalı. Sürekli güncellenen ve bugün en az on sekiz satıra ulaşan bir liste, on iki günlük bir müzakere metninden daha fazla şey söyler. Meclis oylamalarına karne çıkarıyoruz. İklimi değiştiren anlaşmalara da karne çıkarabiliriz.
Eylül'deki yazıyı şu cümleyle bitirmiştim: siyasetin asıl sahası BM masaları değil. Antalya'daki masa da bu sahanın dışında. Saha, BOTAŞ'ın imza masası, TPAO'nun ortaklık protokolü ve Sinop'un finansman mutabakatı. Zirveyi propaganda olarak sorgulamak, onu yaymamak ve egemen politikayı kendi imzalarıyla eleştirmek, iklim mücadelesinin bu iki haftadan sonra da sürecek işidir.
[1] Önder Algedik, "İklim meselesinde faili gizleyen söylemler ve adlandırma siyaseti," Birikim, sayı 445, 2026; "Avustralya Karbon İmparatorluğunun İklimi Değiştirme Mücadelesi: Yirmi yıllık söylem çatışmasının yapısal cephesi ve COP31'in tarihsel yükü," Birikim (web), 2026, https://birikimdergisi.com/guncel/12507/avustralya-karbon-imparatorlugunun-iklimi-degistirme-mucadelesi-yirmi-yillik-soylem-catismasinin-yapisal-cephesi-ve-cop31-in-tarihsel-yuku; "Türkiye'de iklimi değiştirme siyasetinin adlandırılması," Birikim, sayı 448, 2026; "Sera gazı envanteri ve söylem rejimlerinin sınıfsal sınaması (1990-2024): Türkiye'nin iklim politikası var, sorun da bu!," Birikim, sayı 449, 2026.
[2] Önder Algedik, Ya Fosil Düzen Ya Devrim, İstanbul: İletişim Yayınları, 2026, https://iletisim.com.tr/kitap/ya-fosil-duzen-ya-devrim/10998
[3] Önder Algedik, İklim Meselesi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2025, s. 136.
[4] Önder Algedik, "Turkey's Fossil Fuel Extraction, Exploration Partnerships, and Supply Agreements (Eylül 2025–Kasım 2026)," çalışma listesi, güncelleme 4.11.2026. Liste; uzun vadeli alım sözleşmeleri, esnek tedarik paketleri, boru hattı sözleşmeleri, arama-üretim lisansları, hisse alımları, altyapı sözleşmeleri ve mutabakat zaptlarından oluşuyor. Nükleer ve madencilik anlaşmaları ayrı tutuldu. 9-10 Eylül 2025'te Gastech Milano'da imzalanan kısa vadeli tedarik paketleri (Hartree, Cheniere, SEFE, JERA, Equinor), EPİAŞ–Argent LNG anlaşması, PetroChina ve Umman ile işbirliği anlaşmaları ve Saipem'in 1,5 milyar dolarlık ana boru hattı sözleşmesi de eklendiğinde sayı daha da yükseliyor. Liste sürekli güncelleniyor; metindeki sayı kesin bir toplam değil, bir göstergedir. Bu uzayan liste ülkede hiç gündem olmadı.
[5] Hacmi açıklanan sözleşmeler: Mercuria 70, Absheron (SOCAR, TotalEnergies, ADNOC) 33, BP-Shell-ENI esnek paketleri 8,7, SEFE 6, Woodside 5,8, ENI 5 milyar m³; toplam 128,5 milyar m³. SEFE (yaklaşık 5 milyon ton LNG) ve ENI (yılda 0,4 milyon ton) için BOTAŞ'ın milyar m³ karşılıkları kullanıldı. Yanma emisyonu, IPCC'nin doğalgaz için varsayılan emisyon faktörü (56,1 tCO₂/TJ) ve 33,6 MJ/m³ alt ısıl değer ile hesaplandı (≈1,885 tCO₂/bin m³). Metan kaçağı ve sıvılaştırma-taşıma emisyonları dahil değil. Gastech'teki kısa vadeli paketler (5,7 milyar m³) eklendiğinde toplam yaklaşık 134 milyar m³, yanma emisyonu yaklaşık 253 milyon ton olur. 2024 toplam salımı için: TÜİK, Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanteri 1990-2024, Ankara, 2026.
[6] The News, "Pakistan, Turkish oil, gas firm to ink five contracts today," 2.12.2025; SEFE, "SEFE to supply Türkiye's BOTAŞ with LNG for ten years," basın bülteni, 3.12.2025; Pipeline & Gas Journal, "Eni signs 10-year LNG supply deal with Türkiye's BOTAŞ starting 2028," 3.12.2025; Hürriyet Daily News, "BOTAŞ inks 20-year LNG deal with Mercuria, pre-agreement with Woodside," 24.9.2025; Business Wire, "Woodside and BOTAŞ finalise long-term LNG supply agreement," 28.12.2025; Saipem, "New offshore contract for Sakarya gas field development worth approximately 425 million USD," basın bülteni, 31.12.2025.
[7] Algedik, "Avustralya Karbon İmparatorluğunun İklimi Değiştirme Mücadelesi."
[8] Natural Resources Canada, Kanada ve Türkiye enerji bakanlarının işbirliğine ilişkin ortak bildiri, 22.10.2026; Al-Monitor/Reuters, "Canada, Turkey agree during Carney visit to deepen defence and energy ties," Ekim 2026; Euronews, "South Korea and Turkey sign financing pact as Seoul seeks role in planned nuclear power plant," 3.11.2026; Korea JoongAng Daily, "Korea, Turkey advance Sinop nuclear power plant financing at Seoul summit," Kasım 2026.
[9] Algedik, "Türkiye'nin iklim politikası var, sorun da bu!," Birikim, sayı 449, 2026.
[10] Climate Action Tracker, "Türkiye country assessment," 16.9.2026, https://climateactiontracker.org/countries/turkey/2026-09-16/
[11] bianet, "#COP31 Türkiye'de: Siyasi irade için samimiyet sınavı," 24.11.2025, https://bianet.org/haber/cop31-turkiyede-siyasi-irade-icin-samimiyet-sinavi-313822
[12] Kuruluş için: WWF-Türkiye, "İklim Ağı kuruldu," 2012, https://www.wwf.org.tr/?1464/iklimagikuruldu; yeniden yapılanma için: Yeşil Ekonomi, "İklim Ağı yeniden kuruldu," https://yesilekonomi.com/iklim-agi-yeniden-kuruldu/
[13] bianet, "İklim Ağı: Türkiye COP31'e kömürden çıkış takvimiyle gitmeli," 3.6.2026, https://bianet.org/haber/iklim-agi-turkiye-cop31e-komurden-cikis-takvimiyle-gitmeli-320165
[14] Berkan Özyer, "Türkiye'nin COP31 iklim zirvesi vizyonunda gerçek faturayı kim ödüyor?," Greenpeace Türkiye, 15.6.2026, https://www.greenpeace.org/turkey/blog/turkiyenin-cop31-iklim-zirvesi-vizyonunda-gercek-faturayi-kim-oduyor/
[15] "İklim Ağı'ndan COP31 öncesi Türkiye'ye eleştiri: İklim politikalarında somut adım çağrısı," Karar / ANKA, 3.11.2026, https://www.karar.com/guncel-haberler/iklim-agindan-cop31-oncesi-turkiyeye-elestiri-iklim-politikalarinda-2082185
[16] İbrahim Akın ile söyleşi, "COP31 bir fuar değil, iklim krizine siyasi çözüm zemini olmalı," Seferi Keçi, 7.8.2026, https://www.seferikeci.org/2026/08/07/cop31-fuar-degil-iklim-krizine-cozum/
[17] Bloomberg HT, "Bakan Kurum: COP31'e 1,5 milyon ziyaretçi bekliyoruz," 23.10.2026, https://www.bloomberght.com/bakan-kurum-cop31-e-1-5-milyon-ziyaretci-bekliyoruz-3792443
[18] "İklim Ağı'ndan COP31 öncesi Türkiye'ye eleştiri," Karar / ANKA, 3.11.2026.





