Suçluyorum!
Suçladığım kişilere gelince, onları tanımıyorum, hiç görmedim ve onlara karşı ne kin ne de nefret besliyorum. Benim için onlar sadece birer varlık, topluma zarar veren kişiler. Aldığım önlem, gerçeğin ve adaletin patlamasını hızlandırmak için atılmış radikal bir adımdan başka bir şey değil. Tek bir tutkum var, o da çok acı çekmiş ve mutluluğu hak eden insanlık adına ışığı aramak. Ateşli protestom, ruhumun ta içinden gelen bir feryattır.
Zola
Ozan Güven’e yönelik protesto olayı üzerine X platformunda büyük çoğunluğu erkek yorumcular olmak üzere pek çok tanınmış hukukçu akademisyen olayı linç veya ihkakı hak olarak niteleyip kınadılar. Bir kısım feminist aktivist, akademisyen ve hak savunucusu ise protesto eylemine hak verdi. Pek çoğu, yorum yapmanın zorluğunu hissederek tartışmayı sessizce izlemekle yetindi. Feminist “ceza adaleti” eleştirisiyle linç arasındaki çizginin bu kadar ince çekilmesi, konunun daha fazla tartışmayı hak ettiğini gösterir.
Öncelikle ortada ünlü bir erkek var; şiddet faili bir erkek; birlikte olduğu kadına fiziksel şiddet uyguladığına dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı var. Diğer tarafta, ezilen, ayrımcılığa ve yüz yıllardır devam eden şiddete maruz kalan sessizleştirilmiş kadınları temsil ettiğini iddia eden bir protesto/tepki var. Öte yandan dikkatlerimize sunulan medeniyetin en olumlanan özelliklerinden biri olarak ihkakı hak yasağı var. Bu yasağın meali, cezalandırma yetkisinin üçüncü ve üstün taraf olarak devlete bırakılmasıdır ki bu işlev modern devletin temeli sayılır. İşte bu nedenledir ki protesto gösterisi, bir ihkakı hak, hatta kimilerince linç ve dolayısıyla medeniyet kaybı olarak görüldü. Bu değerlendirmeyi yapanların temel dayanağı, protestoya maruz kalan Güven’in halihazırda bu eylemi nedeniyle yargılandığı ve cezalandırıldığı, dolayısıyla bir nevi adaletin tecelli ettiğiydi. Bundan daha fazlasını talep etmek, onu toplum önünde aşağılamak, kamusal alandan dışlamak, moda deyimle sivil ölüme mahkum etmek olayı artık linç sınırına taşımaktaydı.
Protesto mu linç mi tartışmasından önce, ceza adaletine dair bazı sorularla başlanabilir. Yatarı bile olmayan hapis cezasının verilmiş olması, olayın böylece kapanıp gitmesi ve toplumda tanınan ünlü bir oyuncu olarak şiddet failinin, değil özür dilemek eylemini adeta haklılaştıracak söylemlerle sosyal yaşamına aynen devam etmesi karşısında Özkan Ağtaş’ın sorusuyla, “nasıl oluyor da ceza yoluyla adaletin yerine geldiğini düşünebiliyoruz?”
Birilerinin çıkıp adaletin gerçekten tecelli etmediğini ileri sürmesi ne anlama gelir? Adaletin devletin tekelindeki ceza mekanizmasıyla ölçülemeyebileceği, bu mekanizmanın, özellikle tabi olanlar, ezilenler bakımından adalet üretmediğinin kabulü, adaletin tecellisi için her şeyden önce taraflar arasında asgari bir eşitliğin sağlanması, bu eşit dengede hakikatin ortaya çıkarılması, failin bu hakikatle yüzleşmesi, özür dilemesi ve bu eylemin bir daha yapılmayacağı yönünde bir kanaat oluşturması talepleri gündelik dildeki anlamıyla çok mu afaki kalmaktadır?
Benzer diğer örneklere ve hukuksal tartışmalara bakıldığında, hem sanat dünyasında hem akademide hem de yargı süreçlerinde bu soruların giderek daha fazla tartışıldığı görülür. Me-too hareketi, özellikle sanat ve film endüstrisinde güçlü erkeklerin nasıl korunduğunu, mevcut iktidar ilişkileri ve hukuk sistemi içerisinde ciddi bir cezasızlık kültürü olduğunu, bu nedenle susturulmuş cinsin en ünlü üyelerinin bile yaşadıkları şiddet, taciz vs karşısında susmaya devam ettiklerini hepimize gösterdi. Protesto eylemini yapan kadının Ozan Güven’in yanına çok yaklaşması rahatsız edici olabilir; ancak bu mesafe dışındaki protesto gösterisi aslında bir tartışmanın başlatılması, bir özre çağrı ve suskun mağdurun sesinin bir yankısı olarak görülemez mi?
Daha geçen hafta, ünlü Alman yönetmen Wim Wenders’in, o dönemde 13 yaşında olan bir çocuk oyuncunun üstsüz göründüğü bir sahne nedeniyle 1975 yapımı Yanlış Hamle filmini gösterimden kaldırma kararı almasının arkasında, şu anda 65 yaşında olan oyuncu Nastassja Kinski'nin geçen ay Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği röportajda, Wenders'ı filmi değiştirmeye ikna etmek için 15 yıldır başarısız bir şekilde uğraştığını söylemesinin ve sinema dünyasında kadınların sesini yükseltmesinin etkili olduğu açık.
1977'de 13 yaşında bir kıza tecavüz suçlamasıyla tutuklanan ve suçunu kabul eden, yüksek bir ceza alacağını öğrenince ABD’den kaçan, hakkındaki cinsel istismar suçlamalarıyla ilgili olarak bir film festivaline giderken gözaltına alınan yönetmen Roman Polanski'yi destekleyenler arasında yer alan Wenders’in de imza attığı dilekçede, bu durumun film festivallerinin eserlerin "özgürce ve güvenli bir şekilde" gösterilebileceği bir yer olma geleneğini baltalayacağını ve tarafsız ülkelere seyahat eden film yapımcılarının tutuklanmasının "etkilerini kimsenin bilemeyeceği eylemlere" kapı açabileceği savunulmuştu.
Şubat 2020'de Fransa'nın 2020 Cesar Ödülleri'nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan Polanski ödülü almaya gitmemiş, reddettiği tecavüz suçlamaları nedeniyle "kamuoyu önünde linç edilmeye" maruz kalmayacağını söylemişti.
Polanski’ye yönelik, aralarında çok sayıda ünlü kadın oyuncu ve yönetmenin de olduğu protestocuların eylemlerini protestodan ve bir çeşit adalet talebinden çıkarıp linç olarak değerlendirmek mümkün müdür? Linç ile protestonun sınırı nerede çekilir?
Protesto ile linç arasındaki fark, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında bulanık görünür. İkisi de öfke içerir, ikisi de kamusal baskı yaratır, ikisi de güçlü kişileri hedef alabilir. Ama aralarında temel bir fark vardır: Protesto, haksızlığın giderilmesini ister; linç, kişinin yok edilmesini; protesto hesap verme, özür, telafi, yaptırım ve değişim arar; linç ise çoğu zaman geri dönüşsüz sosyal/sivil ölüm ister. Protestonun somut hedefi, özellikle seyirci gözünde faili utandırmaktır. Utandırma, shaming sadece feminist hukuk tartışmalarında değil, uluslararası insan hakları hukukunda da cezasızlığa karşı bir araç olarak kullanılmaktadır. "İsim vererek ve utandırarak" insan hakları ihlalcilerinin kimliklerini ve davranışlarını kamuoyuna açıklayarak, itibarlarına veya otoritelerine zarar vererek onlardan hesap sorma yöntemi olarak tanımlanmaktadır. Amaç, kişinin gelecekteki davranışlarını değiştirmesini sağlamak ve diğer insanları gelecekte benzer davranışlardan caydırmaktır. Böylelikle mağdurun sesi duyulabilir ve kurumsal, toplumsal sessizlik kırılabilir; elbette yargısız infaza, linçe, fail merkezli sansasyona dönüşmeden. Zira “utandırma”, bir aktörün otoritesini veya itibarını, aktörün artık utandırılmaktan rahatsız olmayacağı bir seviyeye kadar düşürdüğünde, ters etki bile yaratabilir. Hatta eylem, mağdurun yeniden zarar görmesine dönüşebilir.
Güven’in “ben şık bir kurbandım” derken ima ettiği parlak genç oyuncu imajı, tam da utandırmanın amacına elverişli bir fail profili olarak değerlendirilebilir. Bunun daha nobran dile getirilişi, sosyal medyada “gücünüz yetiyorsa İbrahim Tatlıses’i protesto edin” paylaşımlarıydı. Gabriele Taylor'a göre, utanç duygusu izleyici kitlesi fikriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Ona göre, bir kişinin utanç duygusu, izleyici kitlesinin o kişiyi (onlara göre) nasıl gördüğü veya göreceği ve o kişinin o izleyici kitlesiyle nasıl ilişki kurduğuyla ilgilidir. Bu yüzden eylemin kamuoyu önünde alenen yapılması, “utandırma” için elzemdir. Olayın Kadıköy’de bir kafede cereyan etmesi, Güven’in kendi izleyici kitlesi karşısında ve toplumdaki itibarı nedeniyle utandırılması ile ilişkilendirilebilir. Güven’in yanındaki bir başka ünlü oyuncu Mehmet Aslantuğ, arkadaşına yönelik tepkileri kınarken, olayın zaten mahkemeye intikal ettiğini ve Güven’in yargılanarak ceza aldığını savunusuna yönelik eleştiriler, tekrarın önlenmesi için failin sosyal sermayesini sorgulamak olarak görülebilir. Burada mesele sadece verilen cezanın süresi, yatarı olup olmaması değil. Şiddete karşı mücadelede polis, savcılık ve hapishane merkezli çözümlerin çoğu zaman mağdurları da daha kırılgan hale getirdiği, feminist kriminoloji literatüründe uzun süredir tartışılmakta. Leigh Goodmark’ın Decriminalizing Domestic Violence ve Imperfect Victims kitaplarında bu tartışma ayrıntılı biçimde ele alınır.
Judith Herman’ın işaret ettiği gibi, kadına yönelik şiddet vakalarında mağdurlar çoğu zaman yalnızca failin cezalandırılmasını değil, hakikatin tanınmasını, toplumun kendilerine inanılmasını, çevrenin sorumluluk almasını ve onarım ister. Adalet, sadece fail-mağdur karşılaşması değil; failin çevresindeki “bilen, susan, koruyan, yararlanan” kişilerin de sorumluluğu olarak düşünülür. Çünkü şiddet mağdurları ile yapılan psikolojik çalışmalarda, travma yaşayan insanlarda gerçek bir iyileşme için adaletin ne denli önemli olduğu vurgulanır. Eğer travma gerçekten toplumsal bir sorunsa —ki öyledir— o zaman iyileşme yalnızca özel, bireysel bir mesele olamaz. Travmanın yaraları yalnızca şiddet ve sömürü faillerinin açtığı yaralardan ibaret değildir; istismara ortak olanların, istismarı bilmemeyi tercih edenlerin ya da mağdurları suçlayan seyircilerin eylemleri ya da eylemsizlikleri de çoğu zaman çok daha derin yaralar açar. Bu yaralar, şiddetin toplumsal ekolojisinin bir parçasıdır. Bu ekolojide, bağımlı kılınmış ve marjinalleştirilmiş insanlara karşı işlenen suçlar akla uygun gösterilir, hoş görülür ya da görünmez kılınır. Eğer travma temel bir adaletsizlikten doğuyorsa, tam bir iyileşme de daha geniş toplumdan gelecek belli ölçüde bir adalet aracılığıyla onarım gerektirir.
Bütün bu açıklamalardan sonra, protesto ile linç arasındaki çizgiyi nasıl çekeceğimiz, ceza adaleti dışında bir adalet talebinin ne düzeyde başarılı olduğu, utandırmanın işe yarayıp yaramadığını protesto eyleminden sonra neler olduğuna bakarak kısaca değerlendirebiliriz.
Eylemin en çarpıcı etkilerinden biri, kuşkusuz eylemin aktörü olan kadın avukatın sosyal medyada hedef haline getirilmesi, kimliğinin ifşası, geçmişinin sorgulanarak terör destekçisi olarak saldırıya uğramasıydı. Bu tepkileri sadece eyleminin ölçüsü ile değerlendirmek eksik olur. İşin esasında, sesini yükselten bir kadının, marjinalleştirilerek onun nezdinde bundan sonraki kamusal tepkilerin susturulması vardır. Güven’in açıklaması ile Aslantuğ’un açıklamasına bakıldığında, yapılan eylemin tam anlamıyla amacına ulaştığını söyleyemeyiz. Güven, ilk kez kendi eylemi üzerine konuşmaya başlamış ve konuşmasında çok utandığını ifade etmiş olsa da psikolog Kıvılcım Kıran’ın X hesabında söylediği gibi bu utanç, şiddet eyleminin yanlışlığı, zarar verdim utancı değil, ifşa olmanın utancıdır. Mağdura değil, kendisine verdiği zarar nedeniyle utanmaktadır. Canilerle aynı kefeye konulmaktan utanmaktadır. Bu utanç, yukarıda sözü edilen utandırma hedefine uzak olsa bile yine de bir başlangıç olarak görülebilir. Sonuçta Güven konuşmaya başladı, gerçek bir sorumluluk üstlenme ve mağdurdan özür dileme noktasına gelmese bile içine şüphe düşürdüğü, hayal kırıklığına uğrattığı hayranlarından özür diledi. Kendi kendisine hareket yetisi olmayan bir eşyadan, abajur darbesinden, arbededen üstü örtük biçimde söz etti. Arkasından bazı gösterileri iptal edildi.
Bundan sonra, kendisinden beklenen, sorumluluğunu tam olarak üstlenmesi, mağdurdan gerçek anlamda özür dilemesi, yaptığı yanlışın farkındalığını göstermesidir. Bunu yaptığında, travmanın etkisini ömrü boyunca taşıyacak olan mağdurun iyileşmesine yönelik her çabası kendisini de iyileştirecektir. Amaç, hiçbir şekilde failin insanlıktan çıkarılması değil, adli, sosyal, toplumsal dokunulmazlığının kırılmasıdır. Kamusal alandan kovulma var diye bu eylemi hemen linç olarak etiketlemek linçin ne olduğunu tam olarak kavramadığımızı gösterir. Burada “linç” değil; sürekli eylemini inkar eden, ayrılmak istediğim için başıma bu geldi diye eylemine bahane uyduran, mağduru suçlayan, başı sıkışınca “ana” edebiyatı yapan, ünlü ve yakışıklı, dolayısıyla geniş bir genç kadın hayran kitlesi olan bir aktöre yönelik bir hesap verme, sorumluluk ve özre çağrı daha ağır basmaktadır. Elbette, bundan daha fazlasını talep etmek, Tanıl Bora’nın “linç rejimi” kavramını tanımlarken belirttiği üzere, cezalandırıcı, dışlayıcı ve imhacı bir mekanizmaya dönüşebilir. Bu nedenle, Güven’in, hâlâ kendisini faili olduğu eylemin kurbanı olarak sunmaya devam etmesi, yanı sıra failden çok eylemcinin suçlanması, terörist olarak yaftalanmasına bakıldığında olayı, Bora’nın linç eleştirisinde son derece etkili biçimde anlattığı, “kalabalığın cezalandırma yetkisini üstlenmesi”ne karşı bir uyarı” olarak okumanın tüm taraflar için yararlı olduğunu düşündürmektedir.
Kadınların amacı, mağdurların hikâyelerini kamusal alanda anlatmaya cesaret edebilmeleri, hakikatlerinin toplum tarafından tanınmasını talep etmeleridir. Bu çağrı susturulduğunda, ruhumuzun ta içinden gelen feryadı işaret eden ateşli protestomuz görmezden gelindiğinde dönüp geleceğimiz nokta, Ağtaş’ın işaret ettiği bir “suskunluk ahdi, yani cezaya dair bütün o geveze söylemler tarafından örtbas edilmek istenen şey” olur.
Online Kaynakça
https://jean-max-guieu.facultysite.georgetown.edu/other-interests/english-translation-of-emile-zolas-jaccuse
https://www.haberturk.com/ozan-guven-e-buyuk-tepki-mekandan-cikarildi-3888166-magazin
https://kisadalga.net/haber/gundem/ozan-guvene-kadina-siddetten-verilen-ceza-onandi-45-gun-cezaevinde-kalacak-134170
https://bianet.org/haber/tanil-bora-linc-en-asikar-medeniyet-kaybidir-182318 https://www.metiskitap.com/catalog/book/5738
https://dissentmagazine.org/article/collective-power-of-me-too-organizing-justice-patriarchy-class/
https://www.theguardian.com/film/2026/jun/03/wim-wenders-withdraws-1975-film-featuring-13-year-old-nastassja-kinski-topless ; https://variety.com/2026/film/news/wim-wenders-withdraws-wrong-move-nastassja-kinski-topless-age-13-1236765974/
https://www.thewrap.com/petition-release-roman-polanski-7901/ ;
https://www.theguardian.com/film/2009/sep/29/roman-polanski-petition https://www.theguardian.com/film/2020/feb/27/roman-polanski-pulls-out-of-cesar-awards-an-officer-and-a-spy ;
https://www.theguardian.com/film/2020/feb/28/french-minister-enters-cesars-row-over-roman-polanski-nominations
https://www.cambridge.org/core/journals/ethics-and-international-affairs/article/ geopolitics-of-shaming-when-human-rights-pressure-worksand-when-it-backfires-by-rochelle-terman-princeton-nj-princeton-university-press-2023-216-pp-cloth-99-paperback-2995-ebook-2995/F3871A95E8BE30F0149595D8C1B25E08
https://www.haberturk.com/ozan-guven-eski-sevgilisi-deniz-bulutsuz-ile-yasadiklarini-anlatti-magazin-haberleri-3889853-magazin
https://global.oup.com/academic/product/pride-shame-and-guilt-9780198246206 https://www.cumhuriyet.com.tr/magazin/ozan-guven-ile-mekandan-cikarilan-mehmet-aslantug-dan-cok-konusulacak-aciklama-linc-kulturu-2508145
https://www.ucpress.edu/books/decriminalizing-domestic-violence/paper
https://www.ucpress.edu/book/9780520391123/imperfect-victims
https://www.basicbooks.com/titles/judith-lewis-herman-md/truth-and-repair/ 9781541600546/ ;
https://www.wbur.org/hereandnow/2023/05/16/judith-herman-abuse-survivors
https://www.newyorker.com/books/page-turner/a-trailblazer-of-trauma-studies-asks-what-victims-really-want
https://x.com/kivilcimgen/status/2063431250669371417? s=48&t=1afN1fTmAsiILSPDNE7tZw
https://www.haberturk.com/ozan-guven-in-oyunlarini-iptal-oldu-3889782-magazin
https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/failler-disari-sloganiyla-protesto-edilmisti-ozan-guven-
in-oyunlari-iptal-edildi-2509848 ; https://www.sozcu.com.tr/ozan-guven-in-oyunlari-tek-tek-iptal-edildi-p325723
https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-249-ocak-2010/2427/linc-acilimi/3504





