Macaristan’da güvenilir kamuoyu yoklamaları 12 Nisan 2026’da yapılan genel seçimleri, on altı yıldır iktidarda olan Victor Orbán ve partisi Fidesz’in (Macar Yurttaş İttifakı) kaybedeceğine,neredeyse bir yıldan beri işaret ediyorlardı. Seçim sonuçları açıklandığında iktidar partisi ile muhalefet partisi Tisza (Saygı ve Özgürlük Partisi) arasındaki, muhalefet lehine olan on beş puanlık farkı da çoğu kamuoyu araştırması öngörmüştü. Önceden belli olmayan, bu farkın parlamentoda nasıl bir çoğunluk sağlayacağı,Orbán ve partisinin bu sonuç karşısında ne yapacağı idi.
Sonuçta muhalefet, partisi mecliste mutlak çoğunluğa sahip olsun diye Orbán hükümetinin kesip biçtiği 106 seçim bölgesinin 93’ünde muhalefet birinci geldi ve ülke çapında aldığı %52,4 oyla mecliste üçte iki çoğunluk elde etti. Nispi temsil yöntemiyle hesaplanan diğer bölümde Fidesz ve Tisza neredeyse aynı sayıda (43 ve 44) milletvekili elde ettiler. Orbán seçimin kesin sonuçları açıklanmadan çok önce, seçimi kaybettiğini ilan edip, rakibini tebrik etti. İlliberal demokrasinin mimarı, her türlü eşitsiz koşula ve iktidarın engellerine rağmen, kurduğu sistemde seçim yoluyla iktidar değişikliği kapısını tam olarak kapatmamıştı. Muhaliflerini tutuklatmak gibi yollara da başvurmamıştı. Belki Macaristan AB üyesi olduğu için, başka yakın dostlarının benimsediği bu yola başvurması zordu.

2022’de Fidesz ve müttefiki Hıristiyan-Demokrat Halk Partisi oyların %54’ünü, aşırı sağdan sola altı partiden oluşan muhalefet ittifakı ise %34’ünü kazanmış veOrbán hegemon partinin başkanı olarak tek adam rejimini daha uzun zaman sürdüreceği kanaatini pekiştirmişti. Dört yıl sonra durumun neredeyse tam tersine dönmesinin birçok nedeni var. Bunların arasında üçü özgünlükleri açısından öne çıkıyor.
Birleşik Krallık’a özgü, Türkiye’de büyükşehir belediye başkanlığı seçiminde uygulanan birinci gelenin tek turda seçildiği seçim sistemi, Macaristan’da parlamentonun %53’ünü belirliyor. Belediye başkanları da böyle seçiliyorlar. Bu sistemde hegemonik parti karşısında muhalefetin çoğunluğu alması için tek bir listede toplanıp seçime girmesi gerekiyor. Aksi takdirde muhalefet partileri nispi temsille hesaplanan kesimde iktidar partisi ile arasındaki farkı büyük ölçüde kapatsa da, bu durum dar bölge sisteminde dört beş parti arasında oyların bölünmesi nedeniyle ortaya çıkan açığı telafi etmiyor. Bu nedenle 2022’de Orbán’a karşı ittifak kuran altı partiden dördü 2026’da seçimlere hiç katılmama kararı alıp, seçmenlerini Tisza’ya ve onun adaylarına oy vermeye çağırdı. Geri kalan iki parti ise, seçmenlerinin Tisza’ya oy vermesini engelleyemediler. Demokratik Koalisyon %1, aşırı sağın eski ana partisi Jobbikise oyların %0,1’ini aldı. Dolayısıyla başta Sosyalist Parti olmak üzere Yeşiller ve diğer sol hareket ile partiler, Orbán’ın on altı yıllık otokratik iktidarını ve çevresinde oluşmuş geniş çıkar ve suç ağını sona erdirmek için mecliste hiç temsil edilmeme bedelini göze aldılar. Elbette Tisza’nın iki yıl içinde inanılmaz bir hızda yükselen popülerliği karşısında seçmen tabanlarının bir kısmını kaybetmiş olmalarının da bu kararın alınmasında payı vardı. Bu zor ama cesur kararı alarak sol ve Yeşil muhalefet, Orbán kliğinin iktidarı kaybetmesinde önemli bir pay sahibi oldu. Diğer taraftan, katılımın %80’e yaklaşmasının (otuz yıldan beri en yüksek oran) ve gençlerin dörtte üçünün Tisza’ya oy vermesinin, Fidesz’in yenilgisinde büyük payı var. Fidesz’in oy sayısı 2022’e göre 680.000 oy, yani %22 azaldı. Tisza ise 2026’da Fidesz’in 2022’de aldığı oydan biraz daha fazla aldı.
İkinci ve başat etmen elbette seçimleri ezici bir zaferle kazanan Tizsa’nın başındaki Péter Magyar’ın son iki yıl zarfında yürüttüğü siyasal stratejide yatıyor. Uzun yıllar eşi Judit Varga ile Fidesz sisteminin sadık bir öğesi olan Péter Magyar, Şubat 2024’te cumhurbaşkanı Katalin Novák’ın ve ardından Adalet Bakanı olan eski eşi Judit Varga’nın istifa etmelerine yol açan bir skandaldan sonra Fidesz’e karşı kampanyaya başlamıştı. Varga ve Magyar Mart 2023’te boşandıklarını ilan etmişlerdi. Macaristan’ı ayağa kaldıran ve çiftin boşanmasında payı olan skandalın nedeni, Cumhurbaşkanı’nın Nisan 2023’te, iktidar çevresinden bir çocuk istismarcısının hapis cezasını affetmesiydi. Sonunda Orbán iktidarının iki kadın yöneticisi istifa etmek zorunda kalmıştı. Magyar, bu istifaları izleyen gün, “kadınların etekleri altına gizlenen gerçek suçluları” teşhir etmeye çağırarak, Orbán sistemine başkaldırdı. Bu çağrısının yer aldığı Youtube söyleşisini on milyon nüfuslu ülkede iki buçuk milyon kişi izledi. Eski eşinin bakanken gizlediği yolsuzluğu da teşhir etti. On altı yıldır evli ve üç çocukları olan Orban rejiminin model çifti, boşanmalarını takiben birbirlerine ağır suçlamalar dile getirdiler.
Magyar hızla, içerden ve çok yakından bildiği Orbán sisteminin tüm düzenbazlıklarını, yolsuzluklarını ortaya dökmeye başladı. Fidesz’in muhafazakâr temalarına karşı çıkmayan ama bu partinin kuruluş yılları olan 1990’ların başında savunduğu tek parti hükümranlığına karşı muhafazakâr-demokrat çizgiyi ve Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler kurmayı savundu. Hukuk devletinin ve yargının bağımsızlığının yeniden tesisini, iktidar partisinin medyada sahip olduğu tekel durumuna son verilmesini ve en önemlisi Macaristan’ın içinde bulunduğu ciddi ekonomik bunalımın sonuçlarından mustarip olanların endişelerini, sıkıntılarını dile getirerek, muhalefete geçtikten birkaç ay sonra yapılan Avrupa Parlamentosu ve yerel seçimlerde beklenmedik bir başarı gösterdi ve Fidesz’i geriletti. O tarihten itibaren Orbán’a karşı muhalefette yıllardır başarısız kalan partilerin yerine hızla Magyar ve partisi öne çıktı. Diğer taraftan Macaristan’ın büyük şehirlerinde sol partiler veya yeşiller,2019’da kazandıkları belediye başkanlıklarını korurken, birçok belediye meclisinde artık çoğunluk için Tisza’nın desteğine ihtiyaçları vardı.
Magyar, sağlam sağcı referansları olan koyu Katolik bir siyasetçi. Özellikle göçmenlerin yerleşmesine karşı Macaristan toplumunda çok yaygın biçimde paylaşılan hissiyatı dile getiriyor. Muhafazakâr bir AB yanlısı olan Magyar, diğer taraftan ulusal kimliğin savunulması gereğini sıklıkla dile getirmekten geri kalmıyor. Ama Orbán hükümetinin giderek daha açık ve yoğun biçimde yaptığı gibi, bu kimlik savunusunu toplumda aykırı görünenleri dışlayan, farklı düşünenleri iç düşman ilan eden bir söyleme dönüştürmüyor. Magyar, kasaba kasaba, köy köy dolaştığı seçim kampanyasında, hakkında iktidar medyasının, Rusya güdümlü trollerin yürüttükleri iftira, karalama kampanyalarına sakin biçimde yanıt verirken, sık sık Fidesz’in ilk zamanlarındaki politikayı uygulayacağını ama her şeyden önce yolsuzluk, kara propaganda ve benzeri uygulamalarla mücadele edeceğini dile getirdi.
***

Üçüncü etmen, Orbán’ın beş altı yıldır esas enerjisini uluslararası ilişkilere hasretmiş olmasında yatıyor.Son seçim kampanyasında çok aktif olmayan Orbán, gene “kapımızdaki savaş” temasını ve diğer uluslararası sorunları dile getirdi. Rakibini Kiev’in ve Brüksel’in kuklası olmakla suçladı. J. D. Vance’ın seçim öncesi ziyareti ve dindar barok konuşması, Trump’ın, Netanyahu’nun açık, Putin’in örtük ama bir o kadar yoğun desteği, bazı gözlemcilere göre bu kez geri tepti. Orbán “dış güçlerin adamı” konumuna düştü. Üstelik Trump’ın desteği, Avrupa’daki aşırı sağ hareketler açısından ciddi bir ayak bağı olarak görülmeye başladığı, bu hareketlerin de hızla onunla aralarına mesafe koymaya çalıştığı bir dönemde gelmişti.
Magyar ise dış basına konuşmak yerine, muhalefetin yıllardır öne çıkarmaya çalıştığı somut ekonomik ve sosyal sorunları, sağlık ve eğitim sisteminin çöküşünü, demokratik kurumların kırıma maruz bırakılmalarını, özellikle gıda fiyatlarında 2019’dan beri gözlemlenen yüksek enflasyonu ve bunun yanında Orbán’ın akrabaları ve yakın arkadaşlarının kamu ihalelerini paylaşıp aşırı zenginleşmelerini, ayan beyan çalışan ahbap-çavuş kapitalizmini her yerde dile getirdi. Fidesz’in içinden geldiği için Orbán sistemini çok iyi bilen Magyar, 12 Nisan gecesi seçim zaferi sonrası yaptığı uzun basın toplantısında, hükümeti kurduktan sonra yapacağı ilk işlerden birinin OLAF’a (Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi) üyelik için başvurmak olacağını ilan etti. AB fonlarına bu çevrenin nasıl çöktüğünün kalın dosyası, yıllardır bu kurumda hazır bekliyor. AB fonlarında yolsuzluğun takriben üç milyar Euro olduğu şimdilik tahmin ediliyor. Diğer taraftan Orbán çevresindeki on iki iş insanının son on beş yılda edindikleri servetin ülkenin gayrisafimilli hasılasının beşte birine denk olduğunu da New York Times iddia etti. Financial Times ise son on altı yılda kamu ihalelerinin kimlerin tekeline ve ne oranda bırakıldığını ortaya koyan veriler yayımladı.
Afrika’da kamu ihalelerindeki yolsuzluğu ve gereksiz yatırımları ifade etmek için “çöl ortasında katedral” tabiri kullanılırdı. Benzerleri Macaristan’da AB fonlarıyla gerçekleştirilmişti. Magyar bütün bunları sakin ama kararlı bir dille teşhir etti. Diğer taraftan, iktidar medyasının kendisine yönelik başlattığı saldırılar, yalan haberler, boşandığı eşinin evlilikleri sırasında şiddet uyguladığı iddiaları seçmen nezdinde etkili olmadı. Eşinden boşandıktan sonra birlikte olduğu kadının dağıttığı mahrem videoyu, kendisinin “45 yaşında bekâr ve cinsel olarak sağlıklı bir erkek” olduğunu söyleyip, “Fidesz ajanı olduğu ortaya çıkan bir kişinin” marifetleri olarak tanımladı.
Orbán’ın 2021’de mecliste onaylattığı LGBT karşıtı yasaya dayanarak 2025’te Budapeşte’de Onur Yürüyüşü’nün yasaklanmasına dindar bir Katolik olan Magyar, muhafazakâr Katolik seçmen tabanını kollayarak sessiz kaldı. Bu yasağa karşı çıkmayı Budapeşte’nin çevreci ve solcu belediye başkanı Gergely Karácsony’e bıraktı. Diğer taraftan, Magyar başbakan olarak ilk yurtdışı seyahatini Varşova’ya yapacağını ilan etti. İlk olarak Brüksel, Berlin veya Paris’e değil, Polonya’ya gitmesinin anlamı, Orta Avrupa’nın (Visegard grubu) AB içinde yeniden yapıcı bir rol oynayacağının sinyalini vermek olacak. AB’nin Ukrayna’ya yapacağı mali desteği bloke etmekten vazgeçerken, Ukrayna’ya doğrudan silah yardımı yapmayacaklarını söyleyen Magyar, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin daha uzun bir zaman mümkün olmayacağını ısrarla vurguluyor. Göçmen karşıtlığı konusunda ise Orbán ve Magyar arasındaki yegâne fark, Magyar’ın bunu saldırgan ve aşağılayıcı bir dille ifade etmiyor olması.
Elbette Tisza’nın çoğu Fidesz kökenli, önemli bir kısmı teknokrat olan meclis grubundan, büyük sosyal ve iktisadi değişimler beklemek nafile olacaktır. Buna karşılık parti devleti yapısını içerden ve gayet iyi bilen bu kadro, dayandığı büyük meclis çoğunluğunu istismar etme yoluna gitmezse, Orbán sisteminin yapıbozumunu büyük ölçüde gerçekleştirme imkânına sahip olacak. Dört yılda bunun ne kadarı başarılır, şimdiden söylemek zor. Bu başarıda Tisza’nın genç seçmen tabanının demokratik değerleri Magyar’dan çok daha güçlü biçimde benimsemeleri ve yüzlerinin çevrecilere ve sola dönük olması önemli bir rol oynayacak. Magyar ilk elde Orbán’ın kuklası olan cumhurbaşkanının, Sayıştay Başkanı’nın, Başsavcı’nın istifalarını istedi. İstifa etmemeleri durumunda ne yapacağı şimdilik meçhul ama büyük olasılıkla yolsuzluk soruşturmalarına hız verecek. Diğer taraftan başbakanın iki dönemden fazla göreve gelmesini yasaklanması fikrini ortaya attı. Amaç elbette beş dönem başbakanlık yapmış olan Orbán’ın bir daha bu göreve gelmemesini sağlamak.
Mahkemelerin bütünüyle iktidarın emrine verildiği, kamu medyasının iktidar partisinin çığırtkan bir sözcüsüne dönüştüğü, özel medya kuruluşlarının Orbán kliğinin mülkiyetine geçirildiği, üniversitelerin Fidesz’ e yakın olanların görevlendirildiği vakıflara devredilerek iktidarın denetimi altına alındığı, LGBT haklarının fütursuzca ihlal edildiği, STK’ların devletin çok sıkı takibi altına alındıkları tek adam rejimine hızla son vermek ne kadar mümkün olacak? Magyar anayasanın hemen “tamir edileceğini” ve “Macaristan’ın yaralarının hızla tedavi” edileceğini ilan etti. Bu yaralar arasında Macaristan halkının önemli bir bölümünde yaygın olan antirom, antisemit ve yakın zamanda boy veren İslâmofobi karışımı ırkçı ayrımcılık da var. 1920’de imzalanan Trianon anlaşmasıyla Macaristan’ın topraklarının üçte ikisini kaybetmesinin siyasal alanda bıraktığı büyük iz ve endişe var. Orbán ve Macar milliyetçi düşüncesi bunu “Macaristan 20. yüzyılda en büyük kaybeden oldu, bu 21. yüzyılda tekrarlanmayacak” diyerek ifade ediyor. Magyar bu muhafazakâr milliyetçi dünyadan esas olarak içerik itibarıyla değil, uslûp ve devlet anlayışı açılarından ayrılıyor. Sendikaların somut taleplerine şimdilik yanıt vermezken, halkın iktisadi ve sosyal sorunlarıyla yakından ilgileneceklerini belirtip, önceliğinin Macaristan’da hukuk devletinin hızla yeniden tesisi olduğunu hem seçimden önce hem sonra birçok kez dile getirdi.
Macaristan’da hükümetin birkaç hafta içinde kurulup göreve başlamasının ardından solun, büyük kentlerin yerel yönetimlerindeki varlığından destek alarak, güçlü ve yapıcı bir parlamento dışı siyaset stratejisini başarması gerekiyor. Bunun için solun kendi içinde bir dönüşüm gerçekleştirmesi, neoliberal politikalara geçmişte verdiği desteği terk etmesi ve emekçi sınıflarla yeniden yakın bir ilişki kurmayı başarması gerekiyor. Macaristan’da “illiberal demokrasi”nin yerleşip güçlenmesini sağlayan etmenlerin başında iktidardaki merkez sol partilerin emekçi halk kesiminin maruz kaldığı maddi güvenlik erozyonu, kültürel statü kaybı ve siyasal seslerinin duyulmaz olmasına yanıt verememeleri geldi. Şimdi Macaristan’da sol, otokratik iktidarın seçim yoluyla değişmesi için son derece sorumlu davranabildiğini gösterdi ve bu sonucun alınmasında önemli bir pay sahibi oldu. Bundan sonra demokratik hukuk devleti yeniden tesis edilirken,bu sürecinözgürlükçü, eşitlikçi, dayanışmacı içeriğinin unutulmaması, bu hedeflerin bir kez daha kenarda kalmaması için verilecek mücadeleyi solun başarıyla verebilmesini umuyoruz.
