Futbol sadece futbol olmadığı gibi, İspanya da bir zamandır sadece İspanya değil. İspanya futbol takımının 2026 FIFA Dünya Kupası'nı kazanması, hem futbol ortamında “güzel oyunun” namusunu kurtaran bir zafer olarak kutlandı... Hem de verdiği ufak tefek “siyasal mesajlar,” şu dünyanın şer güçlerinden sıtkı sıyrılanlara bir nefeslik can üfledi. Kutlama töreninde Trump’ı kibarca istiskal etmeleri sayesinde üflediler mesela o nefesi… Filistin bayrağı ‘teşhir eden’ Lamine Yamal gibi bazı futbolcularının, (Javier Bardem gibi) kimi popüler “taraftarlarının” açık tavırları üzerinden, Gazze’deki soykırıma karşı ve Filistinlilerin siyasal varlık hakkından yana olmanın bir nevi canlı pankartına dönüştüler ve bu, mazlumların gönlünü okşadı…
***
İspanya’nın şampiyonluğunun Gazze’de nasıl coşkuyla kutlandığını gösteren videoları görebilirsiniz.
Canıyla uğraşan, bir yüksek teknolojili soykırımın içinde yaşayan Filistinlilerin futbolla avunmasının, futbola iltica etmesinin başka örneklerini de biliyoruz.
Şu fotoğraf Batı Şeria’daki (Gazze değil, Filistin yönetiminin öteki parçası) Aida gençlik merkezinin minik stadyumunu gösteriyor.

Yaklaşık 700 kilometrelik Batı Şeria duvarının dibine sığınmış bu küçük stat, yüzlerce çocuk için bir soluk alanı. İsrailli futbol yazarı Itay Goder “bir normallik adası,” demiş. Sahiden ada gibi duruyor. Birkaç ay önce İsrail işgal otoritesi, “güvenlik gerekçesiyle” buranın yıkılacağını bildirmiş. Eric Cantona ve şöhretli bir Amerikalı pedagog youtuber’in büyük desteği ve imajına pek düşkün olan ve bölgede “barış için” 10 futbol sahası kurma projesi yürüten FIFA’nın da lütfedip baskı yapması sonucu, askıya alınmış.
İşte, daha tekinsiz bir “ada”… Şu fotoğraf, Gazze’deki Yarmouk Stadı'nı gösteriyor.

Bölgenin İsrail saldırılarının tarumar ettiği bir köşesinde, yıkıntılar arasında sun'i çimli bir saha. Çimi kadar sun’i bir varlık gibi, yabancı madde gibi, manâsız bir lüks gibi duruyor... Statların olağanüstü zamanlarda kötü bir ünü vardır. Yarmouk stadında da, evsiz kalanlar barınmış uzun süre. Şubat ayında, tam iki yıl sonra, Filistinliler bir küçük futbol turnuvası düzenlediler burada. Katılan futbolculardan biri, Emced Ebu Avda: “Mesajımız, yıkıma ve savaşa rağmen hayatın devam etmesi gerektiği,” demiş.
***
Filistinlilerin acı tarihi hakkında, yıkımlar, kayıplar ve hayal kırıklıklarıyla dolu hayatları hakkında, tıpkı yurtları, aileleri, arkadaşları gibi darmadağın olmuş bellekleri hakkında yazılmış güçlü bir romanda, Radvâ Âşûr’un Tantûralı Kadın’ında da,[1] futbol, statlar, okura üç yerde göz kırpar.
Bir yerde, Sayda'da okulda futbol oynayan bir çocuğun ağzından konuşur: “...oyuna dalıyorum. Oradan oraya yuvarlanan toptan başka bir şey düşünmüyorum. Oyuncuların ayakları arasında topu takip ediyorum, havalanırken peşinden gidip yakalamaya çalışıyorum, o uçunca ben de onun gibi uçuyorum. Top beni okulun bütün çocuklarıyla tanıştırdı. Hepsiyle arkadaş olduk.” - Hayat neşesinin ilticagâhı olarak futbol…
Bir yerde, 1982'de mülteci kamplarında ve Beyrut'ta yüzlerce kişinin öldürüldüğü kırım sırasında, gözaltına alınanların stadyumda tutulmalarını, stadyumdan kamyonlarla alınıp "dönmedikleri o bilinmeyen yere" götürülmelerini anlatır… - Statların bazen “normallik adası” değil tam tersine “olağanüstü hal toprağı” olduğunu hatırlarız.
Bir yerde de, “güvenlik içinde yaşamak isteyen… çocuklarını büyüten ve küçük bir keyif için çabalayan” insanların “güneşli bir sahilde tembelce geçirilen iki hafta veya bir futbol maçı” ile nasıl nefes aldıklarından bahseder. - Yine “normallik adası” ve yaşama sevincinin küçük bir güç kaynağı olarak futbol.
***
Futboldan –ve başka “küçük keyif”lerden bulunan teselli, boş bir avuntu mudur? Gökten kelimenin düz anlamıyla taş yağan bir zamanda, harabelerin arasında top oynamak, gaflet midir?
“Her-şeye-rağmen-hayat-devam-ediyor”culuk bir gündelik kaçış ideolojisi midir, sebatkârlığın ve gündelik küçük direnişin bir cephesi mi? Bozgunculuğun mu, yaşama sevincinin, hayat neşesinin mi fidesidir bunlar?
Gazzeli terziler enkazın içinden çıkan tül parçalarından duvak dikiyormuş. Her şeye rağmen…
Rainer Maria Rilke’nin neşe üzerine söylediklerine güvenmeyelim mi?
Neşe, anlatılmaz derecede fazladır mutluluktan.
Mutluluk insana çıkagelir, mutluluk kaderdir.
Neşenin çiçeğini ise kendi açtırır insan.
Neşe, kalpte hükmünü süren güzel mevsim.
Neşe, en büyük şey, insanın kudretinde olan.
Hani şu çalınamayan neşe…
[1] Radvâ Âşûr: Tantûralı Kadın. Çev. Nefise Zehra Kalkancı. Ketebe Yayınları, İstanbul 2025 (5. baskı). Bu romana dikkatimi çektiği için Elçin Aktoprak’a teşekkür.
