"Dünya'nın Feryadı"
Bruno Latour ile Söyleşi

Bruno Latour bir filozof, sosyolog ve antropolog; halihazırda Sciences Po'da profesör olarak ders vermeye devam ediyor.[1] Çalışmaları otuz kadar dile çevrildi ve bu onu dünyada en çok okunan modern Fransız yazarlardan biri yaptı.

Latour’un iklim krizi üzerine çalışmaları, onu ekoloji konusunda küresel bir isim haline getirdi. Geçen yıl haftalık yayımlanan L’Obs dergisinin kapağında “gezegene ilham veren düşünür” olarak adlandırıldı.[2] Latour, Latin Mahallesi’nin merkezinde, Odeon yakınlarında yaşıyor. Görüşmemiz sırasında kendisine sorduğum soruları, yaklaşık elli yıllık araştırma, öğretme, yazma ve adanmışlığa dayanan, önemli meselelerle ilgilenmenin getirdiği köklü bir umutla yanıtladı. Hayatın son demlerindeki, samimi bir bakıştı.

***

Makale veya konferanslarınızda Laudato Si’'nin [Şükürler Olsun Sana] kehanetini birçok kez övdünüz. Papa Francis’in bu metni nasıl oldu da araştırmanızda böylesine önem kazandı?

Laudato Si' metninden okur okumaz ziyadesiyle etkilendim. Metin, kitabım Face à Gaïa [Gaia ile Yüzleşme] ile aynı yıl yayımlandı,[3] dolayısıyla onu dikkate almam için artık çok geçti. Kendi açımdan “kozmolojik mutasyon” diye adlandırdığım şeyi kavramaya çalışıyordum, ki bu aynı zamanda maddiyat, maneviyat ve politika arasındaki ilişkilerde bir mutasyon demektir. Dünya yararına “dünya” ve “doğa” kavramlarındaki değişimi sorgulayan her şeye ilişkindir. Laudato Si’'yi okuduğumda, yeni durumun kehanet ve eskalotojik boyutunun böylesine güzel ve eksiksiz bir şekilde açıklanışını Papa’nın metninde görmek beni şaşırttı. Aynı dönemin COP’21’inden çok da farklı olmayan tarihsel beyanlar ihtiva ediyordu.  

Beni asıl etkileyen, Katoliklerin ilgi göstermeleri hususunda umutsuzluğa kapıldığım konulara kehanet ve eskalotojik yönünden açık olmasıydı. Daha pek çok konuyu içeren metin, teoloji ve iletişimin bazı çok önemli konularının daha iyi anlaşılmasını sağlamak için beklenmedik bir fırsat sundu. O âna kadar, son üç yüzyıl boyunca doğa üzerine yapılan düşünme faaliyeti, yeni ekolojik durumun ihtiyaç duyduğu Hıristiyan maneviyatının sezgilerini görmezden geliyordu. Bana cazip gelen buydu. Metin, belki de on yedinci yüzyıldan beri imkânsız hale gelen bir diyaloğu açıkça açacak bir biçimde, sözde “doğa bilimleri” savunucuları ekolojik arkadaşlarımı da ilgilendiriyor.

Metinde yeni kozmolojik durumun ortaya çıkışına ilişkin anlayış nedir?

Teknik olarak kilit nokta, yaşamın neyden ibaret olduğuna dair yeni anlayış. Papa Dünya’nın feryadı ile yoksulun feryadı arasında bağlantı kurarak ekoloji ile adaletsizliği ilişkilendiriyor. Ve ayrıca Dünya’nın bir şekilde hararetlendiği, harekete geçebileceği ve acı çekebileceği gerçeğini de ifade ediyor: “Gerçek bir ekolojik yaklaşım daima sosyal bir yaklaşım haline gelir; çevreye dair tartışmalar adalet meseleleriyle bütünleştirilmelidir, ancak bu şekilde hem Dünya’nın hem de yoksulun feryadını duyabiliriz” (LS, s. 49).

Metin, Katolik Kilisesi’nin içinde ve dışında, bir Hıristiyanın bakış açısından, şimdiye dek ahlâki bir düzeyde ele alınmış olan temalara kozmolojik boyut kazandırmayı başarıyor. Modern teolojide kosmosun tamamıyla yokluğu beni her zaman şaşırtmıştır. Genel itibarıyla, kozmolojik bir boyut yoktu. Ekolojik krizle birlikte kozmos, aniden, diğer herkese olduğu gibi Hıristiyanlara da kendini olağanüstü bir yoğunlukla dayattı. 

Aynı zamanda bir hayli olağandışı ikinci bir devrime tanıklık ettik. Papa, kozmolojik boyutun yeniden temellüküyle bağlantılı olarak, “toplumsal sorunlar” olarak anılan yoksulluk gibi meseleleri yeniden formüle etti. Böyle bir bağlantının “resmî metafizikte” daha önce herhangi bir örneği yoktu. Zira resmî metafizikte Dünya feryat eden bir şey değildir; keza, hallerinden yakınan fakirlerin bu “feryat eden Dünya” ile de hiçbir bağı yoktur.

İşte beklenmedik şey burada: benim için kozmolojiyi, yani dünya görüşümüzü değiştirme anlamına gelen bir dönüşüme yönelik cesur bir hamle var.

Siz bir “Şeyler Meclisi” çağrısında bulunuyorsunuz. Ben bunu yoksulun feryadı ile bağlantılandırıyorum, ki bu aynı zamanda Dünya’nın feryadı. Onlar Dünya’nın sözcüleri. “İşte bu nedenle, yük altında ezilen ve harap olan yeryüzü, yoksullarımız arasında en çok terk edilen ve kötü muamele görenlerden biridir; ‘doğum sancısı içinde inlemektedir' (Romalılara Mektup, 8:22)” (LS, s. 2).

Yeniden bir kozmoloji inşa etmek, bilimlere yönelik bir ilgiyi yeniden ortaya çıkarıyor ve Kilise’nin üç yüz yıldır katlandığı o dikeni, yani doğa bilimleriyle nasıl bir ilişki kuracağını hiçbir zaman kesin olarak bilememe sıkıntısını bertaraf ediyor. Bu bana yeryüzü bilimleri için en yenilikçi olabilecek kısım gibi görünüyor. Bu yeni disiplinlerin etkisi birçok şeyi değiştiriyor, bir dizi olanak açıyor. Bilimlerin artık, maddi bir çerçeveyi tanımlayan İngilizcedeki ifadesiyle o “the view from nowhere/hiçbir yerden bakış” denen şeyden gelmediği gerçeği hakkında konuşmayı mümkün kılıyor; öyleyse, bilimlere, gerekirse manevi, ahlâki ve estetik unsurlar eklenebilir demektir bu. Maddilik kavramı birdenbire değişti ve bu yeni rezonanslara izin veriyor. Papa, gizemli bir şekilde, kendisinin, yoksulların feryadı ile Dünya’nın feryadının bağlantılı olduğunu görmemizi sağlayan bu farklı kozmolojiye taşınmasına izin verdi.

Birçok Katolik Dünya’nın nasıl feryad edebileceğini anlamakta zorlanıyor gibi görünüyor?

Bu etkili bir metafordur; ama kurucu değildir, ontolojik değildir. Fakat benim “ikinci bilimsel devrim” dediğim perspektiften bakınca, birçok anlam ortaya çıkıyor. Bunun nedeni, Dünya’yı oluşturan varlıkların her birinin kendi eylem gücüne sahip olmalarıdır; şu anlamda ki, onlar, tüm canlıların ikamet ettiği gezegenin kırılgan yüzeyini kasıtsız etkileriyle yarattılar. Bu faaliyet milyarlarca yıla yayılıyor (biz bunu şimdi birdenbire anlayıverdik) ve çok kısa bir süre içinde, insan faaliyetlerimiz üzerinde acımasız tepkilere neden oluyor. Dünya’nın uzun tarihi ve insan toplumlarının kısa tarihi çatışma içinde karşılaşıyor. Dünya’nın bu tepkisi kozmolojik çerçevede bir değişimi beraberinde getiriyor; söz konusu kozmolojim çerçeve ise, bilim tarihindeki tüm devrimlere rağmen, 17. yüzyıldan beri kapalı durumdaydı. Bu yüzden, bu metin bir aydınlanma. Metafizik değil ama yeni bir karşılıklı bağımlılık durumu sırasında geliyor: Kendimizi içinde bulduğumuz, varlıkların azar azar oluşturduğu, geçici olarak yaşanabilir dünya. Bu, kehanet.  

Bu, Dünya’yı anne olarak hatırlamamızı sağlıyor. “Laudato si’, mi’ Signore, Sena ederim seni ey Rabbim, bizi destekleyen, yöneten ve rengârenk çiçekleri ve bitkileriyle çeşitli meyveler veren Kız kardeşimiz ve Annemiz Dünya için… Bu kız kardeş şimdi ona verdiğimiz zarar yüzünden, bize haykırıyor …” (LS, s. 1-2). New Age kapılmadan hem de metafor filan kullanmadan yapıyor bunu.

Maalesef yeterince insan yer bilimlerindeki devrimi anlamaya yeterli önemi vermiyor. İnsanlar geleneksel olarak anlaşıldığı şekliyle maddi dünyada yaşamaya devam ediyor, çünkü hâlâ demode bir bilim anlayışı içinde yaşıyorlar. Bu, cesaret kırıcı; bu anlaşılır değil. Ne kadar teşebbüsün bulunduğu da çok önemli değil…

Ama neden anlaşılmıyor?

Bunu bilmek isterdim. Yaşayanların, kendilerini içinde buldukları koşulları inşa edenler olduğunu açıkladığınızda, bu bir değişime neden olur. Dünya (ve meslektaşlarımla “kritik bölge”[4] dediğimiz şey), yaşamın evrimi için elverişli olan koşullara sahip değil. Değişim, bu koşulları yaratan canlıların kendileri tarafından mümkün kılındı. Dünya, New Age anlamında ya da basit tek bir organizma anlamında yaşamaz, fakat yaşayan şeyler tarafından inşa edilir, üretilir, icat edilir, dokunur. Bu, canlıların içinde hareket ettiği basit bir çerçeve değil. Üzerimdeki gökyüzüne baktığımda, atmosfer, bileşim, gazların dağılımı, bunların hepsi canlıların eylemlerinin sonucu. Değişen kozmoloji, Papa'nın söylediği bazı şeyleri tekrar duyma şansı sunuyor. Yeni iklim rejimi ve yer bilimlerinin dünyayı kavrayışımız üzerinde yarattığı sarsıcı etki öyle bir yere kapı açıyor ki, burada ruhani gerçeklikler yeryüzü sakinleri olarak içinde bulunduğumuz durum için zengin bir anlam taşıyor. Kilise, 17. yüzyılda, Dünya’yla manevi herhangi bir bağlantısı olmayan bir bilimin kendisini işgal etmesine izin vermişti. Bu bilimin evreni anlamak için hayli ilginç bir maddesellik anlayışı dayatıyordu fakat Dünya’da ne olduğunu anlamayı mümkün kılacak bir kavrayışa sahip değildi. Önceki yüzyılların materyalizmi -insan üzülerek söylüyor- gerçekte gayet doğaüstüdür. Dünya üzerinde yaşama deneyimine karşılık gelen bir anlayışa geri dönmek önemlidir. 4,5 milyar yıldan beri tarihin içinde geliştiği o küçük, çok sınırlı ve çok kapalı çemberi oluşturan canlı ve ölümlü varlıkların ortasında yaşıyor ve ölüyoruz.

Laudato Si', bazı Hıristiyan çevrelerde iyi karşılanmıyorsa, bunun nedeni, insanların hâlâ materyalist ve mekanik bir kozmolojiye tepki aşamasında olmalarıdır. Son tahlilde Dünya sadece bir arka plan. Papa bizden Dünya’yı, kendisiyle etkileşim halinde olduğumuz bir anne ve bir kızkardeş gibi anlamak için bakış açımızı değiştirmemizi istiyor. Meslektaşlarınız da metni bu şekilde mi anladı?

Okumak, tartışmak lazım elbette; ve bu da Laudato Si''nin bir diğer katkısı olan yoksullarla bağlantı sayesinde bizi farklı düşünmeye sevk ediyor. Eşitsizliğin klasik sosyal meselelerini yukarıda tanımlandığı şekliyle kozmolojik meseleye bağlarsanız, çıkış yolu bulamazsınız. Biz kozmoloji hakkında konuştuğumuzda, sosyal meseleler bununla ilgisiz oluyordu ve ancak ikincil, dolaylı bir bağlantı kurulabiliyordu. Ama bağlantıyı yeni kozmolojik durumla kurarsanız kendinizi canlıların işgal ettiği tamamen belirlenmiş bir alanda bulursunuz. Sonuç olarak Antroposenin büyük bir sorunu var: Endüstrileşmiş insanlar bu hikâyede büyük bir yer işgal ediyor. Yani o temel yoksulluk sorunu, tamamen anlam değiştiriyor, çünkü bu artık ikincil bir problem değil. Bu, birçok soruna dönüşüyor, mahsul kıtlığı, kirlilik, kötü yaşam koşulları gibi. Aslında tamamen yeni bir durum var. Bu sefer sosyal sorunun farkındayız.

20. yüzyıl yaklaşımına göre, hâlâ vaktimiz vardı. Her zaman şunu diyebilirdiniz: İşler yoluna girecek, sosyal mesele çok önemli. Şimdi mekân boyutuna geçtik ve bu alan küçüldü, kırılgan ve aktif, hareketlerimize tüm hızıyla tepki veriyor. Bu bir bakıma yoksulluk ve eşitsizlik konusunu çok daha güçlü bir şekilde öne çıkarıyor. Bu, Laudato Si'’nin bölümlerinden birinde çok iyi anlatılmıştır. Zaten korkunç ekolojik koşullarda yaşayan insanlar sadece fakir değil, aynı zamanda ekolojik sefalete de katlanıyor. Bir anlamda bu, zenginler için de doğru. Dünya herkes için harap oldu, ancak zenginlerin, tıpkı Kabil gibi, kaçma ve saklanma araçları var. Sorun şu ki, modernleşmemiz uzun zaman aldı, üç yüz yıldan fazla sürdü ve şimdi, bunu yaparken gezegene zarar verdiğimizi anlıyoruz. Bu travmatik. Şaşırtıcı bir şekilde, Kilise yaklaşık yüz yirmi yıldan beri modernite sorusuyla uğraşıyor ama bugün modernleşme projesinin tamamı çöküyor! Modern olacak mıyız, olmayacak mıyız? Şimdi kozmoloji hakkındaki belirsizliğin herkes tarafından paylaşıldığı ve modernleşme projesinin her yerde sorun olduğu bir duruma yaklaşıyoruz.

İçinde bulunduğumuz dünyada nasıl hareket edeceğimizi yeniden öğrenmemiz gerekmesine rağmen, dünyayla manevi bağını koparmış bir şekilde çevre ya da politik ahlâk üzerine vaaz vermek bize cazip geliyor. Bu arada, yeni iklim rejimi ve iklim bilimi, bizi Dünya’mızı oluşturan varlık kitlesine, “yaşam alanımıza” karşı dikkatli olmaya zorluyor. Düzenlediğiniz atölyelerde bu yapıldı mı?

Hayatta kalmamızı sağlayan nedir? Geçim kaynaklarımız nedir? Bu geçim kaynakları nasıl tehdit ediliyor? Ne yapmaya hazırız? Neden? Direnmek için ne yapıyoruz? Bunlar farkındalığa ve yönlendirmeye dair çok basit sorular; ama rüzgâr çiftlikleri kurmamız gerekip gerekmediğini veya atıklarımızı ayırmamız gerekip gerekmediğini hemen bulmaya çalışmadan önce, bunları toplu olarak konuşmanın gerçekten terapötik etkileri vardır. Atölyelerimizde, yaşam koşullarımıza ilişkin tanımlamaların kolektif paylaşımı gerçekleşiyor. Bu, ortak çıkarları ifade etmek için siyaseten dile getirmeye doğru atılan ilk adımdır.

Bu çalıştayları birçok bağlamda düzenledik: belediye binaları, mahalleler, şehirler, kırsal kesimler… Başlangıçta katılımcılar tamamen soyut şeyler sayesinde hayatta kaldıklarını söylerler, ancak üçüncü veya dördüncü seansta, soyut şeyler somut faktörler haline gelir.

Bu, yanda araba yıkandığı için su kaynağı kirli olan bir çiftlik olabilir. Ya da nedeni bilinmeyen bir hastalığı olan ve bunun yemekle ilgili olup olmadığı uzun araştırmalarla anlaşılmaya başlanan biri. Terapötik bir etki gördüğümüz her zaman, ileriye doğru bir adım atmamızı sağlayan bir dönüşüm etkisi.

Ayrıca duygular üzerinde çalışmanın kapsayıcı boyutu var…

Evet, güncel siyasetle birleşen tutkular çok eski tutkular; çok üzücü, çok sınırlı, peyzajlar ve ekosistemler gibi pek çok tuhaf şeyle ilgilenmeyi gerektiren ekolojik soruna uygun değiller. Yani tamamen ortadan kaybolmuş durumdaki temel ifade kapasitelerini yeniden etkinleştirmek için sanatsal yöntemlerle de çok çalışıyoruz. Günümüzde bireyler o kadar yalıtılmış durumda ki, yurttaş bile olamıyorlar. Bir yurttaş, diğer yurttaşları gören ve diğerleriyle ilişki kuran biridir. Dinleme becerisini ve bütün bir mekân boyunca hareket etme becerisini eski haline getirmeye çalışıyoruz. Bunlar kesinlikle basit şeyler ama gerekli. Amaç, durumun ne kadar dramatik olduğunu tartışmak değil –iki yaşındaki torunum ne olacak, bilmiyorum- varoluşlarımızı somutlaştırmak. Katılımcılar kendilerine şunu sormak durumunda: Ne yapabilirim?

Gerçek ruhsal egzersizler!

“Nereyi Yurt Edinmeli?” atölyeleri veya Bernardinlerdeki atölyeler ruhsal ve ekolojik özgürlük egzersizleridir: modernizmi ve belirli bir tahakkümü bizden uzaklaştırırlar. Bunlar eskatolojik araçlardır, çünkü kararlar orada alınmış olmalıdır. Bir kez daha mekân, özgürleşmeye zamandan daha iyi hazırlıyor.[5] Şu anda ne yapıyorsun? Sorun şu ki, "enkarnasyon" egzersizleri olan tüm bu egzersizler her zaman ruhsal egzersizler olarak düşünülmüyor. Zorluk, bu. Eleştiri buradan geliyor: Papa neden “dinî” konular olmayan bu gibi meselelerle uğraşıyor? Bazıları ilmihal derslerindeki çocuk sayısı hakkında endişeleniyor, sulak alanların ortadan kaybolması hakkında endişelenmiyor ama! Sulak alan meselesi ile ilmihal derslerindeki çocuklar meselesi aynı manevi meselenin içinde mi ve bu adım adım Hıristiyan olmasının ne anlama geldiğine dair tanıma dahil oluyor mu, işte bu pek açık değil. Yine de bunlar enkarnasyon meseleleri.

Pandemi nedeniyle meydana gelen dünya çapındaki bu karantinadan hangi dersleri çıkardınız?

Bir uyarıda bulunmak için bir kitap yayımladım.[6] Sağlık karantinasından çıktığımızda gezegensel karantinaya gireceğiz. Konumu değiştirdik. Sonsuz bir mekânda değiliz, şimdi insanların güçlü bir jeolojik güç olduğu bir durumun içindeyiz. Tıbbi karantinadan çıktığınızda sonsuza kadar "sınırlandırılmayacağınızı” hayal etmeyin. Ömür boyu hapsedilmiş durumdasınız! İlk başta biraz rahatsız edici ama şunu söylemenin bir yolu: yaşadığın yer burası, yaşayanların her zaman yaşadığı yer burası, yaşayanların sonsuza dek yaşayacakları yer burası. Kaçış yok.

Artık sadece zaman değil, mekân da kıyamet ufku haline geliyor.[7] Karar verme zamanı şimdi, çünkü insanın kendini daha sonra planlamayı hayal edebileceği başka bir mekân yok; sanki halihazırda yapılmayan tüm hayır işleri gelecekte yapılacakmış gibi. Hayır şimdi, İncil’deki gibi, şimdi. Yer bilimlerine sahip olmamızın sunduğu bir tür anımsatıcı gücün veya olasılıkların yine olduğu, Hıristiyan vaazının tüm sorularına yeni bir yolla tutum alındığı bir mekân-zamanı ve bir kozmolojiyi yeniden açan ve tanımlayan bir ölçüde yenilendiği çok basit bir fikir.

Kapatma teması biraz olumsuz ama ilginç olan dünyevi olması, geniş ölçüde anlaşılmasına çalıştığım bir ifade: biz dünyevi varlıklarız, ölümlü canlılarız ve dikkate almamız gereken bu. Dünya insanlar modern mi, inananlar mı veya kayıtsızlar mı, buna bakmaz. Bu aynı zamanda bazı insanların Laudato Si' ile neden sorunları olduğunun sebeplerinden biridir. Papa, ekosistemlerin sağlığı gibi konularla neden ilgileniyor? Birincisi, bu dinî bir konu değil ve ikincisi, çok ilginç değil, en azından Mars'a kaçmak kadar ilginç değil. Aslında, bununla ilgili olmak için, kişinin zaten değişimi deneyimlemiş olması gerekir. İşte bu yüzden egzersizler gerekli, çünkü insanlar aniden bakış açılarını değiştiriyor ve “Ah, işte buradayım!” diyorlar. Soyut ve ezici görünen çevresel savunma sorunları, sorunların büyüklüğü belli olduğunda, aniden somut hale gelir: İçinde bulundukları dünya bu.

“Materyalist” olmak için bu kadar ısrar etmek zorunda olmanız ilginç!

Modern dönemde böyle olmalıydık! Aslında hiç değildik. Dünyayı maddesellikten çıkarıp soyut bir dünyayı düşünür olduk. Bilimsel ağlar içinde çok yararlı işlevleri vardı bu soyut dünyanın, fakat Dünya bu değildir. Yeni ekolojik durumla birlikte Dünya'ya geri dönüyoruz. Bu, inananlar için şu soruyu sorduruyor: Kurtuluş tarihi üzerindeki etkisi nedir? Temel soru çok ilginç: Ortaçağ'dan sonra, Modern Çağ'dan sonra, Kilise'nin diğer varoluş biçimleriyle tamamen yenilenmiş dünyevi ilişkiler açısından kendini kurabileceği yeni bir dönem var. Kendini bir ahlâkın, bir siyasetin, bir bilimin içine yerleştirmeye çalışmadan… Bunda teoloji için kıymetli bir odak var. Nedenini bilmiyorum ama bana yakın olanlara veya çağdaşlarıma bu tür dinî konulardan bahsetmenin imkânsız değilse de diğer konulardan çok daha zor olduğunu hissediyorum. Bu tür kelimeleri erişilebilir kılmak için ne yapabilirim? Sonuç olarak kimse artık bunun bir kozmolojiye inanma meselesi mi yoksa dönüşüm sözünü dinleme meselesi mi olduğunu bilmiyor. Dönüşüm sözünün kendi kendine hareket ettiği doğrudur: su gibidir; her yere gider, her çatlağa girer ama her durumda vaaz erişilebilir olmalıdır. Papa Francis, metniyle bir geçit açıyor.

Elli yılı aşkın bir süredir bu alanı araştırıyorsunuz: Geriye dönüp baktığınızda edindiğiniz tecrübenin anlamı nedir?

Bir şeyi açıkça fark ettim: hakikatin, modernlerin keşfettiği ve bunlarla ne yapacaklarını bilemedikleri çeşitli biçimleri var. Benim felsefi keşfim, elli yıldır hakikatin bu farklı biçimlerini sistematik olarak keşfetmek oldu.[8]

Bilimsel gerçeğin olağanüstü gücünü kabullendik, öğrendik, anladık; keza politik hakikatin olağanüstü gerekliliğini de, kurmacanın müthiş gücünü de… Ve şimdi, ekoloji ile birlikte, varlıkların yeniden üretiminin müthiş, temel ve esaslı varlığını kabulleniyor, öğreniyor, anlıyoruz. Şimdi daha önce kapalı olan bir olasılık açılıyor ve bu dinî hakikati de destekliyor.


[1] Bkz. www.bruno-latour.fr

[2] Bkz. L’Obs, No. 2933, 14 Ocak 2021.

[3] Krş. B. Latour, Face à Gaïa. Huit conférences sur le nouveau régime climatique, Paris, La Découverte, 2015.

[4] B. Latour – P. Weibel, Critical Zones. The Science and Politics of Landing on Earth, Cambridge, MA, MIT Press, 2020.

[5] Krş. A. S. Breitwiller – B. Latour – F. Louzeau, “Adam, où es-tu? Prêcher à l’époque de l’Anthropocène”, Esprit, Temmuz-Ağustos 2021, s. 193-204.

[6] Krş. B. Latour, Où suis-je? Leçons du confinement à l’usage des terrestres, Paris, La Découverte, 2021.

[7] Krş. V. Westhelle, Eschatology and Space. The Lost Dimension in Theology Past and Present, Londra, Palgrave, 2012.

[8] Krş. B. Latour, Enquête sur les modes d’existence. Une anthropologie des Modernes, Paris, La Découverte, 2012.


Bu söyleşi 19 Mayıs 2022'de La Civiltà Cattolica'da yayımlanmıştır.

Türkçeye çeviren: Zehra Çiğdem Özcan