Avustralya parlamentosunda Şubat 2017'de dönemin Hazine Bakanı Scott Morrison, cilalanmış bir kömür parçasını kürsüye getirdi. Madenden çıktıktan sonra parmak izi bırakmasın diye Madencilik Konseyi (Minerals Council of Australia) tarafından verniklenmiş bu siyah blok meclis kayıtlarına şu sözle girdi: "Bu kömür. Korkmayın, ürkmeyin, size zararı dokunmaz" (ABC News, 2017). Salondan, koalisyon sıralarından gelen kahkahalarla birlikte dönemin Başbakanı Malcolm Turnbull da gülümsedi. Aynı parlamentoda bir buçuk yıl sonra, Ağustos 2018'de, Turnbull ulusal enerji politikasının çatısını kuran yasa tasarısını rafa kaldırmak zorunda kalacak ve dört gün içinde liderliğini de kaybedecekti. Onu deviren, parti içi muhafazakâr blokun en görünür yüzü Morrison'dı.
Bu sahne sıradan bir parlamento gösterisi değil, bir adlandırma performansıydı: kömür, “tehlike” değildi, dost bir maddeydi. Birikim’in Mayıs 2026 sayısında, iklim meselesinin failini gizleyen söylemleri ve adlandırma siyasetini tartışmıştım, (Algedik, 2026a). Pierre Bourdieu'nün adlandırma kavramından hareketle Hughes'un (2024) önerdiği gibi, iklim politikası teknik bir emisyon yönetimi sorunu değil, "iklim değişikliğinin anlamını sabitleme mücadelesidir". Bu yazı aynı çerçeveyi Avustralya'nın somut deneyimine taşıyor —orta büyüklükteki bir Batılı demokrasinin, gelişmiş bir bilim altyapısı ve güçlü bir sivil toplumu olmasına rağmen iklim sorununu yirmi yıl boyunca nasıl ardışık biçimde yeniden adlandırarak çözüm zeminini sürekli kaydırdığını göstermek için.
Yazının iki ekseni var. Birincisi adlandırma savaşı: Yirmi yılda Avustralya'da iklim sorununun en az sekiz resmî adlandırma çabasıyla yeniden çerçevelendiği ve her adlandırmanın, ardından getirdiği çözümü baştan biçimlendirdiği gerçeği. Her başbakan iklim politikasını yeniden adlandırdı ve her yeni ad farklı bir eylem biçimini meşrulaştırdı. Howard ertelemeyi, Rudd emisyon ticaretini, Gillard piyasa mekanizmasını, Abbott bu mekanizmanın kaldırılmasını ve ardından kirletene devlet ödemesini, Turnbull teknik düzenlemeyi, Morrison araştırma yatırımını, Albanese sanayi politikasını, Coalition ise vazgeçmeyi getirdi. Kısacası, iklim meselesi bu süreçte sekiz kez yeniden adlandırılmış oldu.
İkincisi iklimi değiştirme savaşı: Tüm bu adlandırma çatışmasının altında, hangi parti iktidarda olursa olsun kesintisiz biçimde yürüyen yapısal bir cephe vardır. Bu cephe fosil yakıt ihracatının kesintisiz büyümesi, yeni kömür ve gaz rezervlerini çıkarma başvurularının onaylanması, Yerli toprağında madenlerin açılması (Algedik, 2025). Görünür savaş ile görünmeyen savaş eşzamanlıdır; biri retoriğin, diğeri sermaye birikiminin sahasında işler. Bu yazı, Türkiye'den izleyen okur için Avustralya'nın yirmi yıllık iklim siyaset haritasını çıkarırken, Kasım 2026'da Antalya'da toplanacak COP31'in hangi tarihsel yükle masaya geldiğini ve Avustralya'nın "Müzakerelerin Başkanı" rolüyle nasıl bir pozisyon temsil ettiğini görünür kılmayı amaçlıyor.
Bir Karbon İmparatorluğunun Coğrafyası
Avustralya'nın iklim siyasetini kavramak için önce bir paradoksu görmek gerekir. Avustralya, fiziksel olarak iklim değişikliğinin etkilerine en açık olan ülkelerden biridir; mercan resifi geniş ölçekli ağarmalar geçirmiş, "büyük çalı yangını" mevsimi kıtanın güneyinde fiilen sürekli bir tehdide dönüşmüştür. Aynı Avustralya, dünyanın üçüncü en büyük fosil yakıt ihracatçısıdır; ihraç ettiği kömür, gaz ve petrolün yarattığı emisyonlar yurtiçi emisyonlarının iki katını geçmiş, fosil yakıtlar kaynaklı karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %4,5'i tek başına Avustralya'nın hesabına yazılmıştır (Climate Action Tracker, 2025). Bu paradoks, Birikim'in Mart sayısında tartıştığım karbon emperyalizmi kavramının (Algedik, 2026b, 2026c) Avustralya tezahürüdür. Ülke yalnızca bir fosil yakıt üreticisi değil, Pasifik bölgesindeki enerji düzeninin merkezî gücüdür: Kömürünü Çin, Hindistan, Japonya ve Kore'ye satar; gazını Asya pazarına akıtır; demir cevheri ihracatıyla küresel çelik üretiminin omurgasını oluşturur. Yurtiçinde ise kömür havzaları (Hunter, Bowen, Galilee), gaz sahaları (North West Shelf, Bass Strait, Surat) ve demir cevheri madenleri (Pilbara) sadece ekonomik aktörler değil, eyalet maliye gelirlerinin omurgası, sendikal yapının güç merkezi ve seçim coğrafyasının belirleyici unsurudur. Aşağıda anlatacağımız her başbakanın düşüşü, bu fay hattının nereye düştüğüne dair bir hikâyedir.
Birinci Perde: Karbon Fiyatının Yükselişi ve Düşüşü (1996–2014)
İklim savaşlarının açılışı, John Howard'ın Liberal-Ulusal Parti Koalisyonu (Coalition) altında geçen on bir yıllık dönemde (1996–2007) atıldı. Howard, ABD ve Çin gibi büyük emisyon kaynakları eyleme geçmediği sürece, Avustralya gibi küçük bir emisyon kaynağının (küresel ölçekte %1,5 civarında) kendini ekonomik olarak cezalandırmasının anlamlı olmadığını söylüyordu; Bush yönetimi ile birlikte, bir “şüpheci blok”un parçası olarak konumlandı. Avustralya kamuoyunun iklim bilinci 1980'lerin sonunda oldukça iyiydi; ama Howard dönemi bu bilinci kurumsal politikaya tercüme etmedi (Taylor, 2014).
Bu kayıtsızlığa karşı kıtanın sokakları sessiz kalmadı. 4 Kasım 2006'da Avustralya tarihinin en büyük çevre yürüyüşlerinden biri gerçekleşti: Isınmaya Karşı Yürü. Yirmi sekiz şehirde tahminen 100 bin kişi yürüdü; bir yıl sonra, federal seçimden iki hafta önce çevre örgütlerinin çağırdığı eylem büyük bir taban hareketine dönüşerek toplumsal bir güç oldu ve bir hafta sonra işgal edilen kömür santrali ile üretimin durdurulması ve kömür limanı çıkışının abluka altına alınması ile toplumsal bir yaptırıma dönüştü (Algedik, 2018). Rudd'ın 2007 kampanyasının "iklim değişikliği neslimizin en büyük ahlakî sınaması" sloganı bu sokak hareketinin parlamentoya yansımasıydı. Hükümetin ilk kararlarından biri Kyoto'yu onaylamak oldu; ardından Karbon Kirliliği Azaltım Sistemi (CPRS) tasarımı geldi. Ancak CPRS, Yeşiller'in "yetersiz" bulması, muhalefetin ise "ekonomik felaket" gerekçesiyle reddetmesi sonucunda Senato'dan iki seferde de geçemedi. Nisan 2010'da Rudd, CPRS'yi rafa kaldırdı; Haziran 2010'da kendi partisi onu Julia Gillard ile değiştirdi. İklim politikası, Avustralya'da bir başbakanı doğrudan deviren ilk dosyaydı —sonuncusu olmayacaktı.
Gillard döneminin en öğretici yanı, Avustralya'nın yirmi yıllık iklim siyasetinin en başarılı politika tasarımının adlandırma savaşında kaybetmiş olmasıdır. 2010 seçimi, yetmiş yılın meclis çoğunluğu sağlanamayan ilk parlamentosunu ortaya çıkardı; azınlık hükümeti Yeşiller'den Adam Bandt ile üç bağımsızın desteğiyle ancak kurulabildi ve karbon fiyatlandırması zorunluluk haline geldi. 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren Temiz Enerji Yasası —ton başına 23 Avustralya doları sabit fiyatla başlayan ve 2015'te yüzer fiyatlı emisyon ticareti sistemine geçecek bir mekanizma— çalıştı: ilk altı ayda elektrik üretiminden kaynaklı emisyonlar %9 düştü, dokuz ay içinde elektrik kaynaklı karbondioksit on yılın en düşük seviyesine ind, (Chubb, 2014). Yani aracın teknik adlandırması —"karbon fiyatlandırması"— politika açısından doğru, etkili ve ölçülebilir biçimde işliyordu.
Ama politik olarak Gillard kendi kazdığı kuyuya düştü. 2010 seçimi öncesinde "Yönettiğim hükümette karbon vergisi olmayacak," demişti; azınlık hükümeti gerçeği, bu sözü tutulamaz hale getirdi. Tony Abbott axe the tax (vergiyi kaldır) sloganıyla bu boşluğa girdi. Belirleyici olan şuydu: Gillard hükümeti bu aracı "karbon fiyatı" olarak adlandırırken, Abbott aynı aracı "karbon vergisi" olarak adlandırdı. İktisadi olarak ikisi farklıydı ama "vergi" söylemi siyasi hafıza içinde kazandı. 17 Temmuz 2014'te Abbott hükümeti karbon fiyatlandırmasını yürürlükten kaldırdı; Avustralya, ulusal bir karbon fiyatını kaldıran ilk ve bugüne dek de tek ülke oldu (Crowley, 2017). Murdoch grubunun gazeteleri ve madencilik lobisinin dört yıllık konsantre kampanyası (Crowley, 2021; Wilkinson, 2020), "karbon vergisi"ni Avustralya iktisadi düşüncesinde toksik bir kavrama çevirdi. Sonraki on yıl boyunca hiçbir parti, bu terimi telaffuz etmeyi göze alamayacaktı.
İkinci Perde: NEG'in On Günü, Kara Yaz ve İklim Seçimi (2015–2022)
Eylül 2015'te Malcolm Turnbull, Abbott'u parti içi yarışta devirdi; Liberal Parti'nin ılımlı kanadından bir teknokrattı. 2017'de getirdiği Ulusal Enerji Garantisi (NEG), iklim sorununu "enerji güvenliği" olarak yeniden adlandırma denemesiydi: emisyon hedefi hayli ılımlıydı (elektrikte 2030'a kadar %26), sanayi ve eyaletler tabloyu kabul edilebilir buldu. Ama parti içi muhafazakâr blok "yine bir karbon vergisi geliyor" söylemiyle ayaklandı —Abbott'un 2014'te kazandığı adlandırma savaşı dört yıl sonra bile bu kadar etkindi.
Sonraki on gün, modern Avustralya siyasi tarihinin en hızlı çöküşlerinden birini yazdı. 14 Ağustos 2018'de Turnbull NEG'in emisyon ayağını çıkardı, parti yatışmadı. 20 Ağustos'ta NEG'in tamamını rafa kaldırdı, yine yetmedi. 24 Ağustos'ta Turnbull aday olmadı; Scott Morrison, Peter Dutton'a karşı %45’e 40’la kazandı (Savva, 2019). Turnbull, iklim politikası yapmaya çalıştığı için düşen ikinci başbakan oldu —Rudd’dan (2010) sekiz yıl sonra. Morrison hükümeti NEG'in emisyon bileşenini terk etti; Avustralya 2018'den 2022'ye kadar elektrik sektörü için merkezî bir emisyon mimarisi olmadan ilerledi.
Mayıs 2019 seçimini Morrison kazandı —İşçi Partisi lideri Bill Shorten'ın daha iddialı iklim platformu Queensland'ın kömür havzalarında cezalandırıldı. Sonra Kara Yaz geldi. 2019–2020 yangın mevsiminde 24 milyon hektarlık alan yandı, 33 kişi doğrudan, tahmini 400 kişi duman maruziyetinden öldü (Commonwealth of Australia, 2020). Sydney haftalarca dünyanın en kirli havasını soludu. Morrison krizin ortasında Hawaii'ye tatile gitti; geri döndüğünde, Cobargo'da evini kaybetmiş bir kadın elini sıkmayı reddetti, kameralar onun "I don't hold a hose, mate," —"Hortumu tutmuyorum dostum”— repliğini kaydetti. Bu sahne, sonraki üç yıl boyunca her teal bağımsız kampanyasının arşiv görüntüsü oldu.
Kara Yaz'ın kül atmosferinde İklim İçin Okul Boykotları büyüdü. 20 Eylül 2019'da —Kara Yaz'ın patlamasından üç ay önce— Avustralya'nın çevre tarihindeki en büyük seferberliği gerçekleşti: 350 bin öğrenci ve işçi sokaklara döküldü (School Strike 4 Climate, 2019). Mayıs 2022 seçimi basında "iklim seçimi" diye adlandırıldı. Liberal Parti'nin —Sydney'in zengin doğu mahalleleri, Melbourne'un iç banliyöleri, Perth'in batı uçları gibi— geleneksel kalelerinde teal independents denilen, çoğu kadın, malî açıdan ılımlı ama iklim konusunda agresif bir grup bağımsız aday seçildi; Climate 200 kitle fonlama aracı, bu adaylardan altısının kampanyasını destekledi (Simons, 2022). Liberal Parti orta sınıf seçim coğrafyasından fiilen sürüldü. Albanese hükümeti Ağustos 2022'de İklim Değişikliği Yasası'nı çıkardı: Net sıfırı 2050'ye, 2030 hedefini %43'e (2005 baz yılına kıyasla) getirdi. Mart 2023'teki Safeguard Mekanizması reformu fiilen “sanayi karbon fiyatlandırması” işlevi gördü ama hükümet bu terimi asla telaffuz etmedi.
Bir Ara Sahne: "Stop Adani” ve Wangan-Jagalingou'nun "Rıza Yok"u
NEG'in çöktüğü yılları anlamak için paralel bir hikâyeye bakmak gerekir. 2010'da Hint Adani Grubu, Queensland'ın orta kesimindeki Galilee Havzası'nda —kıtanın o zamana kadar dokunulmamış son büyük kömür rezervini— Carmichael adlı bir madenin haklarını satın aldı. Plan, Avustralya'nın en büyük (yıllık 60 milyon ton) ve dünyanın en büyük termik kömür madenlerinden biriydi.
Ardından bir hareket doğdu. Stop Adani kampanyası, herhangi bir merkezî parti yapısı olmaksızın 125'ten çok yerel grubun ağına yayılan dağıtık bir koalisyon olarak şekillendi (Gulliver, 2022). Kampanyanın merkezinde, Wangan ve Jagalingou Aborjinal halkının madene beş kez "rıza yok" beyanı vardı —Avustralya hukuku içinde "Native Title" olarak tanınan ama fiilen kömür sermayesinin yatırım kararları karşısında etkisiz kalan bir hak rejiminin sınırlarına dayanan bir mücadele. Bu, Malm'ın (2016) kömürün "Sanayi Devrimi'nden çok önce, halkın geleneksel ortak enerji kaynaklarına karşı açılan bir savaşın" aracı olarak ortaya çıktığını gösterdiği yapının, 21. yüzyılın Avustralya'sındaki yeniden üretimidir: Yerli halkın toprağında, onun rızası alınmadan açılan bir maden.
Madenin akıbeti çift yönlüdür. Adani sonunda madeni inşa etmeyi başardı; Aralık 2021'de ilk sevkiyat yapıldı. Ama proje aslen planlanan büyüklüğün altıda biri olarak —yıllık 60 milyon ton yerine 10 milyon ton— gerçekleşti. Demiryolu kısaldı, federal kredi (NAIF) Queensland tarafından topluluk baskısıyla veto edildi, Adani Avustralya'da hiçbir ana akım bankadan finansman bulamadı. Bağımsız iktisatçılar, Land Court'ta Adani'nin "10 bin kişilik istihdam yaratacak" iddiasının fiilen 1.464 kişiyle sınırlı olduğunu ortaya çıkardı. Adı geçmeyen bir İşçi Parti figürü hareketin etkisini şöyle özetledi: "Adani, 'iklim değişikliği konusunda ciddi misin?' anlamında bir kısaltmaya dönüştü" (Environmental Law Australia, t.y.). Stop Adani kampanyasının asıl kazanımı, kendi hedef madeni değil, kömürün politik ekonomik altyapısıydı: Avustralya bankacılık sektörü termik kömürden çıktı, sigortacılık piyasası daraldı, sekiz başka Galilee madeni planı fiilen rafa kalktı. Ama kazanımın da bir sınırı vardı: bir bankanın çekildiği yere Çin Kalkınma Bankası, Hint devlet bankaları, Japon finansman kuruluşları girdi. Sokağın gücü yereldir; sermayenin akışkanlığı küreseldir.
Üçüncü Perde: "Yenilenebilir Süpergüç", "Yüzde Bir" ve Net Sıfırdan Çekiliş (2022–2026)
Albanese hükümetinin iklim siyasetine yaptığı en büyük katkı kavramsal değil, adlandırmacıydı. Sorunu "ahlâki sınama" veya "fiyat mekanizması" olarak değil, yenilenebilir süpergüç fırsatı olarak yeniden adlandırdı; iklim eylemini bir maliyet söyleminden çıkarıp bir kalkınma söylemine bağladı. Future Made in Australia adıyla 22,7 milyar dolarlık sanayi politikası açıklandı; Kapasite Yatırım Mekanizması (CIS) 32 GW'lık yenilenebilir ve depolama yatırımını destekledi; 2024'te Avustralya, Rusya dışında bu standardı kabul etmeyen tek gelişmiş ülke olarak, “araç verimlilik standardı”nı çıkardı. Mayıs 2025 seçimi Albanese’nin ezici zaferiyle sonuçlandı: Liberallerin lideri Peter Dutton kendi koltuğunu kaybetti, Coalition'ın yedi nükleer reaktör platformu seçmenler tarafından reddedildi.
Ama yeni adlandırmanın altında yapısal cephe tüm hızıyla işliyordu. Mayıs 2025 seçiminden hemen sonra, Çevre Bakanı Murray Watt, Woodside Energy'nin North West Shelf LNG tesisinin kırk yıllık ömrünü uzatma teklifine onay verdi. Aynı dönemde Beetaloo Havzası'nda çatlatma yoluyla petrol üretimi, Otway Havzası'nda yeni gaz arama lisansları, Queensland kömür liman genişletmeleri, irili ufaklı otuz beş fosil yakıt projesi onayı federal hükümetten geçti. Ulusal Niyet Beyanı (NDC) güncellendi ve 2035 için %62–70 azaltım gibi yetersiz bir hedef verildi (Climate Action Tracker, 2025). Eleştirmenler bu duruma "onay paradoksu" dedi. Hükümetin savunması, “kömür ve gaz arzının bir Avustralya tercihi olmadığı, talep tarafında olduğu” ve “biz vermesek başkası verir” yönündeydi. Bu argüman, bugün Avustralya'da yaygın olarak “uyuşturucu satıcısının savunması” olarak etiketleniyor.
Coalition'un cevabı Haziran 2024'te geldi: Dönemin lideri Peter Dutton yedi nükleer santral inşa etme platformunu açıkladı (Grattan, 2024). Bu, Avustralya iklim politikası tarihinin en cüretkâr yeniden adlandırma hamlesiydi. Plan ilk reaktörün 2035–2037 yılları arasında çevrimiçi olacağını öngörüyordu. Burada üç kuş, tek taşla vuruluyordu: ulusal bilim ajansı CSIRO'nun "nükleer pahalı" değerlendirmesi (CSIRO, 2025), enerji piyasasını düzenleyen AEMO'nun (2024) kömür santrallerinin 2037'ye kadar tamamen emekliye ayrılacağı öngörüsü boşa çıkartılıyor ve asıl önemlisi nükleer santrallerin yapılmasını bekleyerek kömür santrallerinin ömrü uzatılıyordu.
Mayıs 2025 seçiminde bu hamle başarısız oldu. Sussan Ley liderliği devraldıktan sonra Coalition daha kapsamlı bir yenilemeye girdi. Ekim 2025'te Ulusal Parti net sıfır 2050 hedefini terk etti; Kasım ortasında Liberal Parti onları izledi; ortak Coalition, 2030 emisyon hedefini yürürlükten kaldırma yönünde oy kullandı. Ley'in argümanı şu temele oturuyordu: Avustralya emisyonu küresel emisyonun yaklaşık %1'ini oluşturur, dolayısıyla tek başına eylem küresel ısıyı düşürmez (Jervis-Bardy vd., 2025). Bu "%1" argümanı yapısal bir adlandırma manevrasıdır. %1 oranı sadece yurtiçi emisyonları hesaplayarak elde ediliyor. Avustralya'nın kömür, gaz ve petrol ihracatının yol açtığı emisyonlar hesaba katıldığında, oran fiilen beş ile altı katına çıkar (Climate Action Tracker, 2025). Yani argüman bir hesaplama hatası değil, bir adlandırma kararıdır: ihracat-kaynaklı emisyonu, Avustralya'nın hesabından silen bir söylem stratejisi.
2025–2026 yazı kıtaya bir kez daha "Kara Yaz" türü bir mevsim getirdi. Ocak 2026 ortasında Victoria eyaletinde sıcaklıklar 40°C'yi aştı, on sekiz yerel yönetim bölgesinde Afet Durumu ilan edildi, 400 bin hektar alan yandı (World Weather Attribution, 2026). Coalition'un net sıfırdan çekilişi tam bu yangınların gölgesinde gerçekleşti —adlandırma savaşının fiziksel iklimle bağı bu kadar açık olduğunda bile, söylem siyaseti kendi mantığıyla işlemeye devam etti.
Antalya'da Buluşma: COP31'in Üç Köşesi
Tüm bu döngünün üstüne Kasım 2025'te bir uluslararası diplomasi epizodu geldi. Avustralya, üç yıldır Pasifik Adaları ile birlikte 2026 COP'unu (Conference of Parties - Taraflar Konferansı) Adelaide'de düzenlemek için kampanya yürütüyordu. Türkiye ise aynı yıl için kendi adaylığını sürdürüyordu. Belém'deki COP30'un son günlerinde, hâlâ asılı duran resmî karar masada bir uzlaşmaya dönüştü: COP31 Antalya'da yapılacak, Avustralya "Müzakerelerin Başkanı" rolünü üstlenecek, Pasifik bir Pre-COP düzenleyecekti (Morgan, 2026). Bu durum hükümet için kısmî bir başarı olarak görülse de, COP için 2 milyar dolara varan maliyetten, tasarruf eleştirisinden (Grattan, 2025) kurtulmuş oldular.
Türkiye, Avustralya ve Pasifik üçgeni arasında Antalya'nın simgesel bir buluşma noktası haline gelmesi şaşırtıcı. Üç köşesi farklı pozisyonlardadır. Türkiye için sorun "geç kalmış sanayi ülkesinin enerji geçişine geçiş hakkı" olarak adlandırılır; ama yapısal olarak Türkiye üçüncü-büyük kömür ithalatçısıdır. Avustralya için sorun "yenilenebilir süpergücün küresel pazarına meşruiyet kazandırılması" olarak adlandırılır; ama paralel cephe —North West Shelf'in kırk yıl ömrünün uzatılması, Galilee Havzası madenlerinin işletmeye devam etmesi— kesintisiz işler. Pasifik için sorun "varoluşsal felaketin önlenmesi" olarak adlandırılır; bölgenin ironisi, kendisini var eden Avustralya kömür ihracatı tarafından yok edilmekte olmasıdır. Antalya'da bu üç adlandırma rejiminin nasıl uzlaşacağı küresel iklim siyasetinin bir sonraki on yılını biçimlendirecek.
Sonuç: Görünen Savaş, Görünmeyen Cephe
Avustralya'nın yirmi yılı görünür düzeyde bir "iklim savaşı" olarak okunabilir —partiler arası, başbakanları deviren, parti içi blokları savaştıran bir kavga. Bu okuma yaygındır (Crowley, 2021; Wilkinson, 2020). Ama bu okuma, sorunun sadece bir yüzünü gösterir. İklim politikası cephesinde gerçekten çok keskin bir savaş vardır; ama iklimi değiştirme savaşı cephesinde Howard'dan Albanese'e kadar herhangi bir ciddi kesinti yaşanmamıştır. 2002–2004 yılları arasında Avustralya kömür ihracatı yıllık ortalama yaklaşık 230 milyon tondu; 2022–2024 ortalaması yıllık 350 milyon tonu aştı. LNG ihracatı 2002'de yıllık 8 milyon tondu; 2024'te 80 milyon tonu geçti —yirmi yılda on katlık bir büyüme. Demir cevheri ihracatı 200 milyon tondan 900 milyon tonun üzerine çıktı. Bu miktarlar bir "iklim politikası" tartışmasının değil, iklimi değiştirme savaşının fiilî durumunu gösterir. Hangi parti iktidarda, hangi başbakan koltukta olursa olsun, fosil yakıt ihracatı arttı.
Bu eşzamanlılık üç dersi açıkça yazıyor. Birincisi, iklim politikasının teknik bir uygulama meselesi değil, sorunun adlandırılmasına dair bir mücadele olduğu, yirmi yılın birbirinden farklı sekiz resmî adlandırmasıyla ampirik olarak doğrulanır ve adlandırma uzlaşmasının yokluğu kalıcı bir kurumsal omurganın kurulmasını olanaksız kılmıştır. Birleşik Krallık'ın 2008 Climate Change Act'i, hangi parti iktidara gelirse gelsin politikayı belli bir yatak içinde tutuyor; çünkü orada sorunun adlandırması ikili bir uzlaşmaya kavuşmuştur. İkincisi, adlandırma savaşı ile iklimi değiştirme savaşı eşzamanlı yürür ve görünür tartışma görünmez yapıyı saklayabilir. Albanese hükümeti yurtiçi adlandırmasında kendini "yenilenebilir süpergüç" olarak konumlarken, paralel olarak —ama söylemsel olarak ayrı bir muhasebede— iklimi değiştirmeye yönelik politikaları da onaylıyordu. Avustralyalı bir seçmen 2022'de "iklim seçimi"ne katılırken, aynı zaman diliminde Murray Watt'ın masasında biriken kömür ve gaz onayı dosyalarını görmüyordu. Üçüncüsü, toplumsal mücadelenin sınırı fosil sermayenin akışkanlığıdır. Walk Against Warming'in 2007 zaferi, Stop Adani'nin Avustralya bankacılık sektörünü kömürden çıkarması, School Strike 4 Climate'in 350 bin kişilik katılımlı eylem patlaması olmadan teal bağımsızların 2022 başarısı düşünülemez. Ama Adani madeni inşa edildi, Avustralya kömürü Çin'e, Hindistan'a, Japonya'ya, Kore'ye akmaya devam etti. Yerel zaferler küresel sermaye akışları içinde emildi.
Türkiye'den bakan okur için bu üç dersin somut bir karşılığı vardır. Avustralya'nın "%1 argümanı" Türkiye'de "ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk" söylemiyle benzer bir adlandırma işlevi görür: Fosil yakıt bağımlısıdır ve bunu ithalatla giderirken bu bağımlılığı arttıran iklimi değiştirme politikalarını gizleyip meşrulaştırır. Avustralya'nın "yenilenebilir süpergüç" söylemi Türkiye'nin "yeşil hidrojen üs ülkesi" hayalleriyle paraleldir: yurtiçi emisyon politikası söylemi, yapısal kararlardan (kömürün rolü, doğalgazın rolü, otomotiv-asfalt-beton ekseninde örülen şehir politikası) ayrı bir muhasebede tutulur (Algedik, 2025).
Antalya'da Kasım 2026'da masada oturulacak. Avustralya "Müzakerelerin Başkanı" rolüyle, Türkiye ev sahipliğinin gündem belirleme gücüyle, Pasifik pre-COP'un moral baskısıyla bu masaya gelecek. Anlaşma metinlerinde iklim sorunu yine adlandırılacak, yine yeniden çerçevelenecek. Bu yazının iddiası, asıl politik mücadelenin metnin kendisinde değil, metnin adlandırmadıklarında —kömür demiryolu hatlarında, LNG tanker rotalarında, Yerli halkların ata topraklarında, yeni asfaltta ve dökülen betonda— yürüdüğüdür. İklim politikası tartışmasının en samimi olduğu an, bu savaşın varlığını kabul ettiği ve onu adlandırdığı andır.
Kaynakça
ABC News. (2017, 8 Şubat). “Question Time dominated by debate over South Australia's power woes: As it happened”, https://www.abc.net.au/news/2017-02-09/politics-live-february-9-federal-government/8253228
AEMO. (2024). “2024 integrated system plan for the National Electricity Market”, Australian Energy Market Operator.
Algedik, Ö. (2018, 1 Mayıs). “Kömürcüler seçimi nasıl kaybetti?”, Gazete Duvar, https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/05/01/komurculer-secimi-nasil-kaybetti
Algedik, Ö. (2025). Hepimizin Meselesi: İklim Meselesi, İletişim Yayınları.
Algedik, Ö. (2026a, Mayıs). “İklim meselesinde faili gizleyen söylemler ve adlandırma siyaseti”, Birikim, Sayı 445.
Algedik, Ö. (2026b, 13 Mart). “İran meselesi iklim meselesi mi? — Karbon emperyalizmi”, Birikim Güncel, https://birikimdergisi.com/guncel/12394/iran-meselesi-iklim-meselesi-mi-karbon-emperyalizmi
Algedik, Ö. (2026c, 6 Ocak). “Venezuela meselesi iklim meselesi mi?”, Birikim Güncel, https://birikimdergisi.com/guncel/venezuela-meselesi-iklim-meselesi-mi
Chubb, P. (2014). Power failure: The inside story of climate politics under Rudd and Gillard, Black Inc.
Climate Action Tracker. (2025). Australia country assessment, Erişim tarihi: 10 Mayıs 2026, https://climateactiontracker.org/countries/australia/
Commonwealth of Australia. (2020). Royal Commission into national natural disaster arrangements: Report.
Crowley, K. (2017). “Up and down with climate politics 2013–2016: The repeal of carbon pricing in Australia”, WIREs Climate Change, https://doi.org/10.1002/wcc.458
Crowley, K. (2021, 18 Ekim). “Climate wars, carbon taxes and toppled leaders: The 30-year history of Australia's climate response, in brief”, The Conversation, https://theconversation.com/climate-wars-carbon-taxes-and-toppled-leaders-the-30-year-history-of-australias-climate-response-in-brief-169545
CSIRO. (2025). GenCost 2024–25: Final report, Commonwealth Scientific and Industrial Research Organisation.
Environmental Law Australia. (t.y.). Carmichael Coal (Adani) Mine cases in the Federal Court, Erişim tarihi: 10 Mayıs 2026, https://envlaw.com.au/carmichael-coal-mine-federal-court/
Gulliver, R. (2022, 11 Ekim). Australian campaign case study: Stop Adani, 2012–2022, The Commons Social Change Library, https://commonslibrary.org/australian-campaign-case-study-stop-adani-2012-2022/
Grattan, M. (2024, 19 Haziran). “Dutton goes nuclear, proposing seven government-owned generators with the first starting in 2030s”, The Conversation, https://theconversation.com/dutton-goes-nuclear-proposing-seven-government-owned-generators-with-the-first-starting-in-2030s-232815
Grattan, M. (2025, 20 Kasım). “Australia cedes COP31 but negotiates role for Chris Bowen and Pacific countries”, The Conversation. https://theconversation.com/australia-cedes-cop31-but-negotiates-role-for-chris-bowen-and-pacific-countries-270274
Hughes, H. (2024). The IPCC and the politics of writing climate change, Cambridge University Press.
Jervis-Bardy, D., Dhanji, K. ve Butler, J. (2025, 13 Kasım). “Liberal party to abandon firm net zero emissions target”, The Guardian Australia, https://www.theguardian.com/australia-news/2025/nov/13/liberal-party-net-zero-policy-meeting-debate-decision
Malm, A. (2016). Fossil capital: The rise of steam power and the roots of global warming, Verso.
Morgan, W., Carter, S.G. ve Manoa, F. (2026, 8 Mart). After the compromise: Australia's COP31 blueprint for the Pacific (Policy Brief), Lowy Institute, https://www.lowyinstitute.org/publications/after-compromise-australia-s-cop31-blueprint-pacific
Savva, N. (2019). Plots and prayers: Malcolm Turnbull's demise and Scott Morrison's ascension, Scribe.
School Strike 4 Climate. (2019, 20 Eylül). “Biggest climate mobilisation in Australia's history as 350,000 students + workers #ClimateStrike”, Erişim tarihi: 10 Mayıs 2026, https://www.schoolstrike4climate.com
Simons, M. (2022, Haziran). “The teal tide: How a movement of climate-focused independents reshaped Australian politics”, The Monthly.
Taylor, M. (2014). Global warming and climate change: What Australia knew and buried... then framed a new reality for the public, ANU Press.
Wilkinson, M. (2020). The carbon club: How a network of influential climate sceptics, politicians and business leaders fought to control Australia's climate policy, Allen & Unwin.
World Weather Attribution. (2026, Şubat). Climate change eclipses La Niña cooling in Australia to drive extreme heatwave and heightened fire risk, https://www.worldweatherattribution.org/climate-change-eclipses-la-nina-cooling-in-australia-to-drive-extreme-heatwave-and-heightened-fire-risk/



