3 Ocak’ta ABD Başkanı Donald Trump Venezuela’ya bir saldırı başlattıklarını, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini yakaladıklarını ve ülkeden çıkarıldıklarını bildirdi. Bir süredir Maduro’yu çete lideri olmakla, ülkeyi de “uyuşturucu çetelerini desteklemek”le suçluyordu. Sonra Maduro’nun gözleri bağlı ve elinde bir pet şişe suyla fotoğrafı, ABD narkotiğinin Maduro’nun koluna girdiği fotoğraf ve video basına servis edildi. Trump haberi verirken Mar-a-Lago’da basın toplantısı olacağını da duyurmuştu.
Bu gerilimli gündem birkaç aydır sürüyordu, olası bir müdahalenin arkasındaki gerekçeler de hiç bilinmiyor değildi: Venezuela’nın petrol rezervi, petrol haricinde potansiyel altın rezervi, ayrıca elmas, titanyum, çinko, kömür gibi yeraltı kaynakları onu hedef yapıyordu. Uyuşturucu, Irak müdahalesinden önceki nükleer silah gibi bir bahane mi, ilerleyen günlerde göreceğiz ama sicili bozuk ABD müdahaleciliği akla başka türlüsünü getirmiyor. ABD hükümetinin evrensel insani değerler ve temiz toplum namına uyuşturucuyla mücadeleye girişeceğini düşünmek naifliğin ötesini gösterir. İtalyan gazeteci Roberto Saviano en “medeni” ülkelerin uyuşturucu konusunda nasıl temiz bir sicile sahip olduğunu anlatıp duruyor. O nedenle uzunca bir süredir korumayla geziyor.
Gelişmiş ve medeni ülkelerin liderleri Venezuela operasyonu sonrası ABD’yi tebrik sırasına girmekte gecikmedi. Venezuela’da demokratik muhalefetin lideri olduğu söylenen Nobel ödüllü María Corina Machado, vakit tamam, artık hürriyet vaktidir dedi.
***
Bu gelişmeler uzun süre konuşulacak ve tartışılacak. Beni asıl düşündüren meseleye geleyim. Bir ülkenin liderinin birkaç saat içerisinde fidye istenmek üzere kaçırılması gibi ülkesinden alınmasının uluslararası kamuoyunda yeteri kadar infial uyandırmamasına değil de Beyaz Saray’ın, ABD Dışişleri’nin ve Elon Musk’ın peş peşe paylaşımlarına bakmayı öneriyorum.
Birinci karede, Başkan Trump çok ciddi ve kararlı biçimde bir yere yürüyor. “No Games. FAFO” denmiş. Yani “fuck around and find out”. Beyaz Saray editi mi desek? Kaşınma, kaşırız diye kibarlaştırabiliriz, ama adlı adınca şakamız yok, adamı bilmem ne yaparlar demeye getirmişler.
Beyaz Saray’ın X hesabını “Proud Boys” idare etse bu kadarını akıl etmezdi.

ABD hariciyesi de şu paylaşımı yapmış resmî X hesabından.
Demişler ki Başkan Trump laf değil, icraat yapar. Bilmiyorsanız, artık öğrendiniz.
Gazetecilerin sorularını yanıtlamak üzere kameralar karşısına geçen Trump, bir gazetecinin Maduro’nun son zamanlarda iki ülke arasındaki ilişkilerin yumuşaması için epey uğraştığını didindiğini belirtirken Trump, gazetecinin lafını kesip “Evet haklısın bir sürü şey önerdi çünkü niye biliyor musun, ABD ile d…. geçilemeyeceğini anladı,” diye kestirip attı.
Beyaz Saray X hesabı ayrıca Maduro’nun Trump’a meydan okuduğu bir videoyla dalga geçen edit de yaptı.
Donald Trump’la arası pek hoş olmayan Elon Musk Maduro’ya tecavüz edileceği imasında bulunan şu rezil espriye kahkahalar atarak karşılık verdi.

Bütün bunlara bakınca ne görüyoruz? Sanki fazla beğeni, yorum almak veya nefret yaratmak için mizansen yapıp sosyal medyada paylaşan Tiktokçular, Youtuberlar, influencerlar yönetiyor ABD’yi. Absürtlüğü göstermek için mahsus abartayım: Sanki bu operasyon X’te çok beğeni kazanmak için şımarık bir asosyal veledin işi ve dünya bir iki gündür bu paylaşım ve editlerle eğleniyor, öfkeleniyor, kızıyor, huzursuz oluyor vs. Sanki, eğer havadan saldırı görüntülerini paylaşamayacak, o editleri yapamayacak, o pozları veremeyecek olsalar, Maduro’nun koluna giren narkotiklerin onu öyle bitkin bir halde Meksika karteli gibi yürüttüğü görüntüleri X’te paylaşamayacak olsalar, biraz keyifleri kaçardı hissi uyanıyor insanda. Böyle değil elbette, farkındayım.
Birisi, biraz da isyan ederek olan bitenin saçmalığını her şeyin olanca açıklığıyla gerçekleşmesine bağlamış ve teoriye ne hacet, her şey çok açık seçik cereyan ediyor demiş. O mikro iktidar analizlerinin, kapitalizmin gizli ideolojik öğelerini ifşa etmenin, öyle teorik akıl yürütmelerin boşa çaba olduğunu düşünmüş.
Tam aksine, tam tersine…
Bu absürtlük karşısında dehşete düşmeden evvel, absürtlüğün konvansiyonel şok etkisini nasıl yeniden biçimlendirdiğini, bu paylaşımların tam da burada işlevsel olduğunu görmek, o editlerin, o büyük ciddiyet atfedilen kurumların ve bakanların nasıl ve neden sosyal medyada Hollywood filmi afişine benzer görseller (Trump’ın bir “godfather” veya “James Bond” gibi konumlandırılması) sunduklarını çözümlemek ve anlamlandırmak gerekir.
Yapıyorlar çünkü yapabiliyorlar, bildiğimiz dünyanın sonu, başka türlüsü de beklenemezdi gibi kestirmeci açıklamaların kamusal bir tartışmayı çağırmadığı aşikâr. Herkesin şahit olduğu absürtlüğü çeşitli biçimleriyle tarif etmekten öteye gideceksek, tarihsel-teorik mülahazaya belki de hiç olmadığı kadar ihtiyaç vardır.
