Mutlak Butlan
Işıl Kurnaz

Türk Hukuk Kurumu’nun 1998’de Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığı tarafından basılmış bir Türk Hukuk Lûgatı vardır. İdareyi Geliştirme Başkanlığı da bir tür butlanla sakattır tabii. Kurumkırımın bir sonucu olarak “bak bir varmış bir yokmuş” kurumlar arasında yerini almış, bazı strateji başkanlıklarına yerini bırakmak üzere hukuk tarihimizden çekilmiştir. Tanıl Bora, bu kurumkırım için “idarenin otokrasisi lehine kurumların tağşiş edilmesi” demişti.

İşte bu Türk Hukuk Lûgatı’nın butlan maddesine bakalım:

Bir hukuki muamelenin hüküm doğurması için riayeti lâzım gelen esas veya şekil şartlarından birinin bulunmaması irade beyanının hükümsüzlüğünü intaceder. İşbu hükümsüzlük hukukta, yerine göre “mutlak butlan”, “nispi butlan”, “iptali kabil” tarzında ifade olunur. Bazan da hukuki muamele meydana gelmemiş sayılır.

Bunu gündelik dilimize şöyle aktaralım: Hukuken, bir işlemin başından itibaren geçerlilik şartlarından yoksun olması durumunda, o işlem mutlak butlanla sakattır. Tanıl Bora’nun 25 Mayıs 2026’daki Butlan yazısından bahisle, işlem bir vardır, bir yoktur, ha vardır, ha yoktur. Şöyle diyordu Bora: “Vatandaşın, bizzat onun vatandaş olma sıfatının üzerinde salınıyor bu hüküm: Meğer aslında yokmuşsunuz. Yoklukla malûlsünüz.”

CHP’nin 38. Olağan Seçimli Kurultayı’nı ve akabindeki 22. Olağanüstü Seçimli Kurultayı’nı mutlak butlanla batıl kılan İstinaf Mahkemesi kararında, davacı avukatlar, Kurultay’ın sadece mutlak butlanla batıl kılınmasını değil, mutlak butlan ve yoklukla batıl kılınmasını da istemişler. Yokluk, mutlak butlandan farklı bir hukuki sonuçtur. Şu anda içinde bulunduğumuz YSK ve adli yargı merciinin yetki karmaşası içinde bu ayrımı netleştirmekte fayda var:

Hukuken yokluk, bir işlemin hiç doğmaması demektir. Terminolojik olarak “keenlemyekûn” denir. Davacıların, bu ikisini ayrı ayrı söylemelerinin hukuki ve siyasal bir anlamı var: Mutlak butlanda, işlem doğmuş, doğduğu ve yaşadığı müddetçe hukuki sonuç doğurmuş ancak bu sonuçlar geçersiz sayılmıştır. Keenlemyekûn, İslâm hukukundan gelen bir kavramdır, işlem hiç doğmamıştır, bir nevi ölü doğmuştur.

Davacılar, her ikisini birden ileri sürmesine rağmen Mahkeme’nin mutlak butlan yolunu tercih etmesinin önemi, YSK’nın CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın tasdik etmesi işleminin geçerli olduğu ancak iptal edildiği sonucuna varmasıdır. Yokluk kararı verilseydi, seçim kurulunun kararının bertaraf edileceğini söyleyebilirdik. Ancak bu durumda da şu an içinde bulunduğumuz ikili rejim doğuyor:

  1. YSK’nin CHP Kurultayı’nı tasdik etmesi ve iptal etmemesi, ama hukuk mahkemelerinin kararlarının uygulanması konusunda görev ve yetkili olmadığı için CHP’nin itirazını reddetmesi durumu.

 

  1. Bölge Adliye Mahkemesi’nin, henüz kesinleşmemiş bir ceza yargılamasına dayanarak Kurultay’ın mutlak butlanla batıl olduğuna ve eski yönetimin tedbiren görevi üstlenmesine karar vermesi durumu. Üstelik Prof. Dr. Adem Sözüer ve Dr. Volkan Aslan, sundukları mütalaada, ceza davasındaki iddianamenin kaynağını oluşturan oylamaya hile karıştırılması başlıklı SPK md. 112’nin, delegelere para, ev, araba verilmesi yoluyla “oylamaya hile karıştırma” suçunu oluşturmadığını, iddianamenin hukuki dayanağının bu nedenle de tartışmalı olduğunu söylemektedir.[1]

Peki, önümüzde bir siyasal partilerin kongre dahil seçimlerinin yargı gözetimi altında yapılacağına dair Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi varken ve Anayasa’nın 79. maddesi gereği, bu gözetim münhasıran YSK’nın görev ve yetki alanındayken bu fiili ikili durum nasıl oluyor? Çünkü Siyasal Partiler Kanunu’nun 121. maddesi, Türk Medeni Kanunu ile Dernekler Kanunu'nun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların, Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı olmayan hükümlerinin, siyasi partiler hakkında da uygulanacağını söyler.

Bunun sebebi, 1980 döneminden kalan Siyasi Partiler Kanunu’nun daha özel nitelikli bir kanun olmasıdır. Dolayısıyla özel kanunda hüküm bulunmayan hâllerde siyasi partiler hukukunda boşluk doğmaması isteğinden ötürü, siyasi partiler düşünce ve dernek kurma hak ve hürriyetlerinin doğal bir sonucu olarak görülmüş ve boşluk böyle giderilmek istenmiştir. Üstelik bunu hem Milli Güvenlik Konseyi’nin[2] hem de dönemin Danışma Meclisi’nin[3] Anayasa Komisyonu raporunda görürsünüz. Öyle ki daha sonra kanunun genişletilmesiyle beraber, Siyasi Partiler Kanunu’nda yer alan düzenlemeler nedeniyle, Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu’nun bazı maddelerinin uygulanmasına gerek kalmadığı da hüküm altına alınmıştır.

Siyasi Partiler Kanunu md. 21 şunu söyler: “İlan süresi içinde, listeye yapılacak itirazlar hakim tarafından incelenir ve en geç iki gün içinde kesin olarak karara bağlanır.” O halde, siyasi parti kongresine itiraz, Siyasi Partiler Kanunu’nda düzenlenmesine rağmen, üstelik bu itiraz, seçim uyuşmazlıkları ivedi çözülmesi gereken uyuşmazlıklardan olduğu için iki gün ile sınırlanmış olmasına rağmen, nasıl oluyor da hukuk mahkemesi konuya dahil olabiliyor?

Çünkü davacılar, Türk Medeni Kanunu’nun derneklere ilişkin 83. maddesinin bir istisnasından yola çıkıyorlar: “Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır.” Yine mutlak butlan!

Özel nitelikli kanun olan Siyasi Partiler Kanunu’nda itiraz usulü düzenlenmesine rağmen, genel nitelikli Medeni Kanun’un mutlak butlan hükmüne gidilerek oluşturulan bu durum ayrı bir ikili hukuki durum doğuruyor. Bu halde, seçim yargısı mı, yoksa hukuk yargısı mı yetkili olacaktır sorunu, bir uyuşmazlık sorunu yaratıyor. Çünkü seçimlerde rüşvet verildiği ve irade fesadı yaratıldığına dair iddialar, neden Siyasi Partiler Kanunu md. 21/10 ile çözülmek yerine, hukuk mahkemelerinden mutlak butlan yolu deneniyor?

Üstelik, mutlak butlan kararını veren mahkemenin verdiği tedbiren eski yönetimin göreve gelmesi kararı da Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki ihtiyati tedbire ilişkin hükümlerle çelişiyor. Bunun sebebi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 391’de düzenlenen ihtiyati tedbir kararının, uyuşmazlığa ilişkin olması, ama uyuşmazlığı ve davayı esastan çözecek nitelikte peşin hüküm doğuran tedbir kararı verilemeyeceğine ilişkin hüküm ve hükmün gerekçesidir. Halbuki bu ihtiyati tedbir kararıyla, peşin hüküm yasağı ihlal edilmiş ve tedbirin uyuşmazlığı değil, davanın esasının yerine geçecek davanın esası haline geldiği bir yapı kurgulanmış oluyor.

Başa tekrar dönelim: Şu anda YSK’nın gözetim ve denetiminde gerçekleştirilmiş bir Kurultay için hukuk mahkemelerinden alınan bir mutlak butlan kararı, yetkide bir uyuşmazlık sonucu da doğuruyor. Anayasa Mahkemesi’nin ilçe seçim kurullarının özel görevleri kapsamında olan meslek odası seçimlerine ilişkin verdiği İsmail Taşpınar kararı[4], ilçe seçim kurullarının Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru kapsamında yargı yeri olarak görüldüğünü söyler.

Siyasi parti kongresi seçimleri de tıpkı meslek odası seçimleri gibi YSK’nın doğrudan değil, görevlendirme yoluyla denetim yaptığı seçimlerdir ve ilçe seçim kurulunun buradaki işlevi de aynı niteliktedir. Dolayısıyla İsmail Taşpınar kararındaki gerekçeleri kıyasen uyguladığımızda, parti kongresi seçimlerinde de ilçe seçim kurulu yargı mercii sayılmalı. Bu durumda bu karar ile adli yargı kararı arasında hüküm uyuşmazlığı doğduğu söylenebilir. Nitekim AYM, İsmail Taşpınar Kararı’nda:

İlçe Seçim Kurulu Başkanının seçim konularıyla ilgili şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin hükme bağlama görevi yönünden yargısal bir faaliyet icra ettiği ve hâkim bağımsızlığı ve tarafsızlığına sahip olduğu kabul edilmiştir. Bu sebeple, seçim konularıyla ilgili şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin hükme bağlama görevi yönünden İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının klasik yargı teşkilatı içindeki mahkemeler dışında kalan ama yargılama faaliyetinde bulunan organları da kapsayacak şekilde Anayasa’nın 36. maddesinde “yargı yeri” olarak belirlenen organlardan olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Bu bağlamda, CHP 38. Olağan Kurultayı, Siyasi Partiler Kanunu bağlamında büyük kongredir. Dolayısıyla m. 21/2 gereği YSK’nın önceden belirlediği seçim kurulu başkanı gözetiminde yapılmıştır. Nitekim kararda da gördüğümüz gibi, Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu YSK tarafından görevlendirilmiş ve kurultayı denetlemiştir.

O halde Anayasa’nın 158. maddesi bağlamında bir uyuşmazlık mahkemesi sorunsalıyla karşı karşıya değil miyiz? Çünkü Anayasa md. 158 uyarınca, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını Uyuşmazlık Mahkemesi çözer.

Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. haddesine göre, hüküm uyuşmazlığı şudur:

[…] yargı mercileri tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.

Her ne kadar henüz Bölge Adliye Mahkemesi’nin mutlak butlan kararı henüz kesinleşmiş olmasa da, kararın kesinleşmesi halinde, bu hüküm uyuşmazlığı doğmuş olmuyor mu? Verdiği kararlar kesin olan ve Anayasa’nın 79. maddesi gereği aleyhine başka bir merciye başvurulamayan YSK bağlamında düşündüğümüzde, YSK denetiminde kesinleşmiş bir seçim kararıyla çelişen adli yargı kararı, uyuşmazlığı henüz kesinleşmeden davanın esasına girerek çözen bir tedbir kararı, kimin yetki alanında olduğu tespit edilmeden ya da Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne taşınmadan nasıl uygulanabilecektir?

Türkiye’nin siyasi hayatı, bir süredir hukukun ara sokakları ve seçim yargısının ekseninde ilerliyor. Öte taraftan, demokrasinin halkın bir kısmı iktidarı belirleyebilirken, diğer kısmının da muhalefete karar verebilmesi gibi bir anlamı var. İşte bu yüzden, bütün bu teknik hukuk dilini, siyasetin diline çevirebilmek gerekiyor. Belki yanlış olan, siyasi sorunları hukuka çözdürmeye çalışmak; öte taraftan, Türkiye’de seçim yargısının anlamının ne olduğunun ve bunun hukuk mahkemeleriyle ilişkisinin anlaşılabilmesi için bu tartışmaya da ihtiyaç var. Ancak maalesef, bu yeni düzlemde Türkiye’de siyaset kurumunun karar vermesi gereken meselelere, örneğin bir siyasal partinin yönetim değişikliği, hukuk; hukukun, karar vermesi gereken meselelere ise siyaset karar veriyor.


[1] Sözüer, A. ve Aslan, V., "CHP Kurultayı Hakkında Bilimsel Mütalaa", Eylül 2025, https://ademsozuer.com/wp-content/uploads/2025/09/CHP-Kurultayi-hakkinda-Bilimsel-mutalaa.pdf   

[2] MİLLÎ GÜVENLİK KONSEYİ S. Sayısı: 562 Siyasî Partiler Kanunu Tasarısının Danışma Meclisince Kabul Olunan Metni ve Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Raporu. (D. Meclisi : 1/624; M. G. Konseyi : 1/486)

[3] DANIŞMA MECLİSİ S. Sayısı: 333 SİYASÎ PARTİLER KANUNU TASARISI VE ANAYASA KOMİSYONU RAPORU (1/624)

[4] İsmail Taşpınar [1. B.], B. No: 2013/3912, 6/2/2014