Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024'teki tarihî konuşmasında, henüz-hâlâ "Teröristbaşı" diye andığı Abdullah Öcalan için, "'Umut Hakkı'nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın" çıkışını yapmıştı. Bu ay başındaki meclis grup konuşmasında, "Öcalan umuda..." çağrısını tekrarladı. Aynı günlerde MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis komisyonunda umut hakkı konusunda uzlaşıldığını söylemişti.
Lakin bu hafta çıkacak olan "Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonu" raporunda umut hakkının anılmadığı söyleniyor. Feti Yıldız, “başlık olarak olmasa da… içerik olarak, mutlaka olacak” dedi.
***
Umut hakkı kavramı, basitçe, ömür boyu veya uzun süreli hapis cezalarının 'sonuna kadar' uygulanmayabileceği, mahpusun daha erken salınabileceği ihtimalinin, olanağının tanınması anlamına geliyor. 2010'lar civarından itibaren, Avrupa'nın bazı ülkelerinde bu doğrultuda verilmiş mahkeme kararları var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2013'te Büyük Britanya'da bir mahkûmla ilgili bir umut hakkı kararı verdi. Karar, müebbet hapis cezalarının 25 yıl geçmeden gözden geçirilmesi ve periyodik gözden geçirmeyi güvence altına alan bir mekanizma kurulması gerektiğini belirtiyordu. Bu gereklilik, "aksi takdirde kişinin hayat boyu rehabilitasyon ve özgürlük umudu olmadan ceza infaz kurumlarında kalmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele (işkence) anlamına gelebileceği" fikrine dayandırılmıştı. 2016'da mahpus J. C. Murray’la ilgili Hollanda hükümetine karşı verilen karar bu statüyü daha da geliştirdi; soyut bir beklenti olmakla kalmayan, devletlerin somut, öngörülebilir kurallara bağladığı bir umut hakkının olması gerektiğine hükmetti. Umut hakkının uygulanmasıyla ilgili AİHM'in Türkiye'ye dönük kararları var: Bunlardan 2015'te verilen ilk üçü Hayati Kaytan, Emin Gurban - ve Abdullah Öcalan hakkında, 2019'daki ikincisi Civan Boltan hakkında. Türkiye, bu kararlar üzerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların, cezanın infazının 30. yılından sonra salıverilmesine olanak sağlayan bazı yasal değişiklikler yaptı.[1]
Umut hakkı, halihazırda sadece Öcalan’ı değil, binin üzerinde insanı ilgilendiriyor.
***
Umut hakkı kavramının doktriner hukukî anlamının arkasındaki felsefî temele bakalım biraz. Umudu, neye dayanarak bir hak ilkesi olarak düşünebiliriz?
Oluşan hukuk felsefesi literatürü,[2] öncelikle, umutsuzluğa terk edilmenin, umutsuz bırakılmanın, insanî açıdan kaldırılamaz, insan olmakla bağdaşmaz bir durum olduğu kabulünden hareket ediyor. İnsan değişebilmeli, bir yeni başlangıç yapabilmelidir, buna göre. ve dahası, insan değişebilmesiyle, yeni başlangıç yapabilmesiyle insan olur; değişebilme, yeni başlangıç yapabilme kabiliyeti, insan olmanın bir sıfatıdır. Suçlu, cani, katil... bütün kişiliğiyle, kişiliğinin her cephesiyle, her haliyle suçlu, cani, katil midir ve sonsuza kadar öyle mi kalacaktır? Öyleyse, her insanın değişebileceğini, bir yeni başlangıç yapabileceğini kabul etmek, onu insan olarak tanımanın icabıdır.
Hannah Arendt'in haklara sahip olma hakkı kavramlaştırması ile yakınlığı var, bu akıl yürütmenin.
Bir müebbet mahkûmunun "kişiliğinin gelişimini-değişimini dikkate almaksızın," kategorik olarak özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin bulunmaması durumunun "insan onuru ile bağdaşmayacağına" dair mahkeme kararlarının dayandığı ana fikir, budur. Ömür boyu hapis, insanın değişebilme, gelişebilme olanağının inkârı, dahası peşinen o kapının kapanması anlamına geliyordur.
"Önce kendimi sonra umudu değiştirdim..." - İlhan Sami Çomak'ın dizesi, insanın değişme kabiliyetindeki, değişme olanağındaki, bizzat umuda da şamil olan muazzam umut gücünü nazmetmiyor mu?
Umudu bir hak ilkesi olarak normlaştırmaya çalışan hukukçular, mahkûmun insan onuru ve insan hakkı yanında, kamu yararına dikkat çekiyorlar. Hatta onlara göre, umut hakkı, bizzat "devletin bekası" nokta-i nazarından, varoluşsal önemdedir. Zira umutsuzluk içinde teslimiyete düşen tebadan, toplumun refah ve esenliğine katkı beklenemez; bu da devleti rıza ve sadakat üretiminde zaafa düşürür - velhâsıl, umudun yokluğu, devletin temelini zayıflatır. Bu argümanı, uç örnek olarak, Roma hukukundaki kölelerle ilgili manumissio (azat etme) olanağının varlığına atıfla tahkim ediyorlar. Salıverilme olanağının ve küçük-ihtimalinin yaktığı solgun umut ışığı olmadan, köleleri bile köle tutmak mümkün değildir buna göre.
***
Umut ve hak kavramlarını bağdaştırmanın kolay olmadığı doğru. Nitekim Ernst Bloch, Umut İlkesi eserinde umut ile hak kavramlarını hiç yana yana getirmez. Sadece bir yerde "düş görme hakkı"ndan söz eder[3] - ki düş görmek de umuda komşudur. Hukuktaki umut hakkı içtihatı, umut ile hakkı pekâlâ bağdaştırabileceğimizi düşündürüyor.
Geçen yıl Almanya'da düzenlenen Umut Hakkı adlı bir sanat sergisi[4], kavramın nefesini genişletmeyi ilham ediyor. Kastedilen: çoklu krizler çağında, kıyamet beklentileri afakı sarmışken, başka türlü bir şey isteyebilmek, alternatif tasarlayabilmek; dünyanın, hayatın değişebileceğini düşünebilmektir - başka türlü bir şey isteyebilmenin, alternatif tasarlayabilmenin, dünyanın-hayatın değişebileceğini düşünmenin kapısının kapatılmamasıdır. Umudun meşruiyetidir.
[1] Hukuki safahat hakkında bilgi takviyesi için Işıl Kurnaz’a çok teşekkür ederim.
[2] Jörg Neuner: "Das Rechtsprinzip Hoffnung," JuristenZeitung, 76 (12): 585–592. https://doi.org/10.1628/jz-2021-0205; Sarah Trotter: “Hope’s Relations: A Theory of the ‘Right to Hope’ in European Human Rights Law,” Human Rights Law Review, 2022, Sayı 22, s. 1–21 https://doi.org/10.1093/hrlr/ngac007
[3] Ernst Bloch, Umut İlkesi Cilt 1, İletişim Yayınları, İstanbul 2026 (5. baskı), s. 28.
[4] “The right to hope/ Recht auf Hoffnung.” https://www.kunstmuseum.de/en/exhibition/utopia-the-right-to-hope/. Sergi hakkında, ütopyacı umudu bir "müze jestine" dönüştürdüğüne, umudun metalaştırılmasına teslim olduğuna dair eleştiriler de yapıldı; https://ai-critique.com/2025/12/08/utopia-recht-auf-hoffnung-ein-essay-zur-musealisierten-verheissung/
