Başka bir Modernite Mümkün mü? Çayanov’un Köylü Ütopyası

1888 Moskova doğumlu Aleksandr Vasilyeviç Çayanov, 20. yüzyılın en önemli tarım ekonomisi kuramcılarından biridir. Moskova Tarım Enstitüsü’nde ekonometri eğitimi gören Çayanov’un çalışmaları bugün hâlâ tarım ekonomisi, kalkınma kuramları ve degrowth (küçülme) tartışmalarında sıklıkla anılmasına rağmen, Türkiyeli okurlar tarafından pek bilinmeyen ve bu yazının konusu olan bir de ütopya kitabı vardır.

Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati Çayanov’un 1920 yılında Moskova Tarım Bilimleri Enstitüsü başkanıyken İvan Kremnev takma adıyla Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nde (RSFSC) yayımladığı –adı üstünde– bir köylü ütopyasıdır. Bu kısa metin erken Sovyet döneminde kalkınma, modernleşme ve kolektif yaşam üzerine yürütülen tartışmaların tam ortasında duran oldukça özgün bir düşünsel müdahaledir. Kitabın önemini anlamak için öncelikle dönemin Sovyet Rusya’sını ve Çayanov’un kuramsal hattını değerlendirmek yerinde olacaktır çünkü bu yıllar RSFSC’nin olağanüstü kırılma döneminde şiddetli iktisadi ve toplumsal tartışmalara da sahne olmuştur.

1917’de gerçekleşen Şubat ve Ekim devrimleri siyasi iktidarı tamamen yeni bir düzleme koyarken ekonomik ve toplumsal düzende de temel yenilikler getirir. Çarlık rejiminin çöküşüyle birlikte yeni bir toplumun nasıl kurulacağı sorusu elbette yalnızca siyasetçilerin değil mühendislerin, ekonomistlerin, yazarların ve sanatçıların da meselesi haline gelir. Ancak arka planda Birinci Dünya Savaşı’nın yorucu etkilerini taşıyan devrimin hemen ardından gelen ve 1918-1922 yıllarına yayılan Bolşevikler ve muhalifler arası iç savaş, ekonomik kriz ve kitlesel kıtlık, bu geleceğin ne yönde şekilleneceğini belirsizleştirir. Bolşevik yönetimin uyguladığı savaş komünizmi politikaları kapsamında tahılın devlet tarafından toplanması, özel ticaretin yasaklanması ve kırsal üretimin merkezileştirilmesi köylüler ile yeni rejim arasındaki gerilimi artırır. Bu uygulamalara karşılık köylüler toprağı işlemeyi reddederek tepki gösterirler. 1921 yılına gelindiğinde ekili arazi savaş öncesi dönemin %62’sine karşılık gelirken hasat verimi normal seviyenin %37’sine kadar geriler. Benzer bir durum hayvancılıkta söz konusudur. At sayısı 1916’da 35 milyondan 1920’de 24 milyona, sığır sayısı ise 58 milyondan 37 milyona geriler. Rubleye gelince, 1914 yılında ABD doları karşısındaki 2 ruble olan değeri 1920 yılında 1.200 rubleye kadar düşer. 1921’de patlak veren Kronstadt Ayaklanması ve Tambov İsyanı gibi olaylar köylülüğün zorunlu kolektivizasyon girişimlerine karşı tepkilerini ortaya çıkarmıştır.

Bu koşullar altında Lenin, Yeni Ekonomi Politikası’nı (NEP) ilan ederek piyasa mekanizmalarına sınırlı ölçüde geri dönüşe izin verir. NEP dönemi, devrimin geleceğine dair farklı modellerin tartışıldığı kısa ama yoğun bir entelektüel açılım momenti yaratır. Planlama, sanayileşme, kooperatifleşme ve tarımın rolü üzerine çok sayıda alternatif öneri gündeme gelir. Çayanov’un köylü ekonomisi teorisi bu tartışmaların merkezinde yer alır.

Çayanov eğitim ve çalışma hayatı boyunca Rusya’nın köylülük tarihini, yüzyıllara yayılan geleneklerini ve işleyiş biçimini inceler. Temel kuramsal katkısı, köylü hane halkının üretim kararlarını kâr maksimizasyonuna göre değil, emek yoğunluğu ile tüketim ihtiyaçları arasındaki dengeye göre belirlediğini ileri sürmesidir. Bu yaklaşım en sistematik biçimde 1924’te Rusça olarak yayımlanan Köylü Ekonomisi Kuramı ve 1926’da Almanca yayımlanan Die Lehre von der bäuerlichen Wirtschaft (Kapitalist Olmayan Ekonomik Sistemler Kuramı Üzerine) adlı çalışmalarında geliştirilir. Kuzey Amerika ve Avrupa’da uzun bir süre ilgi çekmeyen bu eserler ancak 1966’da Amerikan İktisat Derneği tarafından İngilizceye çevrilerek tek kitap halinde yayınlanır. Bu gecikmeye rağmen 1960’lardan itibaren kalkınma ekonomistleri ve sosyal kuramcılar arasında büyük ilgi görür.

Çayanov’un aile emeğine dayalı çiftlik modeli, kapitalistleşmemiş tarımsal üretim biçimlerinin kendine özgü mantığını anlamaya imkân tanıyan güçlü bir teorik araç sunmuştur. Burada aile emeğine dayalı çiftlik derken dışarıdan işgücü emeği almayan, sadece aile üyelerinin emeğine dayalı, yani klasik politik ekonominin ücret, kâr ve rant kategorilerini içermeyen bir üretim biçiminden bahsediyoruz. Çayanov’a göre köylü ekonomisini kapitalist işletme modeli üzerinden okumak analitik bir hataya yol açar çünkü köylü ekonomisi kapitalist işletmelerin birikim ve büyüme mantığından farklı bir şekilde işler. Çayanov’un ifadesiyle köylü üretimi hane içi emek kapasitesi ile tüketim ihtiyaçları arasındaki öznel denge tarafından belirlenir. Yani, köylü hanesi üretim kararlarını piyasa fiyatlarının sunduğu kâr fırsatlarına göre düzenlenmez. Çayanov’un “emek-tüketim dengesi” (labor-consumer balance) olarak kavramsallaştırdığı bu ilişki, üretimin sonsuz büyüme hedefiyle değil yaşamın yeniden üretimiyle bağlantılı olduğunu gösterir. Emeğin sürdürülebilir yoğunluğu ile ihtiyaçların karşılanma düzeyi arasında denge vardır.

Bu yaklaşımın önemi, köylü üretimini uzun süre hâkim olan modernleşme paradigmasının varsaydığı gibi “geri kalmış” ya da kapitalizme geçişin geçici ve eksik bir formu olarak görmek yerine, kendi içinde tutarlı bir ekonomik rasyonaliteye sahip bir sistem olarak ele almasıdır. Amaç maksimum kâr değil, sürdürülebilir bir yaşam düzeyidir. Üretim kararları, piyasa genişledikçe otomatik olarak artmaz. Aksine belirli bir refah düzeyi sağlandığında, emek yoğunluğu azaltılabilir. Başka bir deyişle emek, piyasanın talep ettiği ölçüde değil, yaşamın gerektirdiği ölçüde seferber edilir. Bu durum köylü ekonomisinin büyüme baskısından görece bağımsız hareket edebildiğini gösterir.

Çayanov’un bir diğer önemli tartışması kolektifleşme ve kooperatifleşme üzerinedir. Çayanov kolektif üretim fikrine bütünüyle karşı değildir fakat zorunlu kolektivizasyon ile kooperatifleşme arasında keskin bir ayrım yapar. Ona göre köylü üretiminin dönüşümü yukarıdan dayatılan büyük ölçekli devlet çiftlikleri aracılığıyla değil, köylü hanelerinin gönüllü olarak katıldığı kooperatifler yoluyla gerçekleşmelidir. Çayanov, özellikle pazarlama, kredi, makine kullanımı ve dağıtım gibi alanlarda kooperatifleşmenin ölçek ekonomisi sağlayabileceğini, ancak üretim sürecinin bizzat aile emeğine dayalı yapısını koruması gerektiğini savunur. Bu nedenle kooperatifleşme, köylü hanesinin ortadan kaldırılması anlamına gelmeyip, tersine, ekonomik özerkliğini korumalıdır. Aynı zamanda, Çayanov’un önerdiği modelde farklı üretim faaliyetleri farklı ölçeklerde örgütlenebilir: bazı alanlar hane düzeyinde, ormancılık gibi bazı alanlar ise yerel veya bölgesel düzeyde daha uygun biçimde koordine edilebilir. Bu yaklaşım, tarımın tektip büyük ölçekli işletmeler altında merkezileştirilmesi gerektiği fikrine tamamen karşıdır ve ileride, bizzat Stalin’in büyüme odaklı sıkı merkezileşme politikaları arasında tepki görecektir. Bu nedenle Çayanov’un modeli farklı bir toplumsal rasyonalite önerisi içerir. Bu toplumsal düzende sınırsız birikimden ziyade yaşamın sürekliliği esastır. Bu yönüyle köylü hanesi modeli, kapitalist üretim biçiminin evrensel tek model olduğu varsayımını sorgular, yine ileride Stalin’in beş yıllık kalkınma planı çerçevesinde uygulanacak sürekli büyüme modelini eleştirir ve ekonomik organizasyonun çoğulluğuna işaret eder.

1960’lardan itibaren kalkınma iktisadı içinde küçük ölçekli üretimin ortadan kalkmak yerine varlığını nasıl sürdürdüğünü açıklamak için Çayanov’a yeniden başvurulması da bu nedenledir. Köylü üretiminin ortadan kalkmak yerine farklı biçimlerde varlığını sürdürmesi, piyasa entegrasyonunun her zaman kapitalistleşmeye yol açmadığını gösterir. Aile emeğine dayalı üretim biçimlerinin görece özerkliği, Çayanov’un kavramsallaştırdığı köylü ekonomisinin farklı tarihsel bağlamlarda hâlâ devam ettiğinin ya da yeniden ortaya çıkabildiğinin altını çizer. Bu nedenle Çayanov’un teorisi yalnızca erken Sovyet tartışmalarını değil, günümüzde küçük ölçekli tarımın nasıl sürdürüldüğünü ve hatta nasıl yaygınlaştırılabileceğini anlamak açısından da yol göstericidir.

Tüm bu tartışmaların yanı sıra Çayanov’un bir ütopya kaleme almış olması kuramsal çerçevesinin somut bir toplumsal form için nasıl şekillendirilebileceğine dair güçlü bir düşünsel deney sunar. Böylece teorik argüman farklı bir dile tercüme edilmiş olur. Başka bir deyişle, köylü ekonomisine ilişkin teknik tartışmaların ulaşamayacağı daha geniş bir okur kitlesi için kuramsal çerçevenin kurmaca bir form aracılığıyla dolaşıma sokulması Çayanov’un toplumsal dönüşümün yalnızca kurumsal düzenlemelerle değil, pedagojik ve kültürel süreçlerle mümkün olacağına dair inancını yansıtır. Ütopya bir öğretme işlevi görmüş olur. Bu hamle, Çayanov’un toplumun eğitimine yönelik düşüncelerinin edebi biçimde hayata geçirilmiş halidir.

Gelelim kitaba. Aleksey Kremnev isimli kahramanımız 1921 yılında kafasında ülkenin belirsizlikleriyle uykuya dalar ve uyandığında kendini 1984 yılında bulur. Evet, 1984! Bu zamansal sıçrama, dönemin ütopya tekniğidir. Böylece roman geleceğe yolculuk anlatısı üzerinden alternatif bir toplumsal organizasyon modelini adım adım tanıtır. Kurmacaya göre 1930’da köylü devrimi yaşayan Sovyet Rusya iç savaş dönemindeki sorunları hatırlatır:

İşçi sınıfı ideologlarının toprak konusundaki idealleri, aydın mutlakiyetçiliği yöntemleriyle gerçekleştirdikleri devlet kolektivizmi dönemi, toplumu öylesine gerici bir kargaşa dönemine sürüklemişti ki […] tarımsal işletme aşağı bir şey olarak görülüyordu. (s. 67-68)

Bu köylü Sovyet toplumu, aynı zamanda çoğulcu düşünce ve tartışma ortamını benimser:

Tekçi bir mücadele yanlısı olmayan yöneticilerimizin çoğu, çoğulcu bir dünya görüşünü kabul edebilecek düşünce yapısına sahiplerdi ve bu yüzden yaşamın tüm olanaklarını alabildiğine ortaya koyabildiğinde ve bağrında taşıdığı bütün tohumları geliştirebildiğinde haklılığını bulmuş olacağını düşünüyorlardı. (s. 68)

Kremnev’in karşılaştığı dünya, sanayileşmenin değil tarımsal üretimin merkezde olduğu bir Sovyet toplumudur. Kentler küçülmüş, nüfus kıra yayılmıştır. Büyük metropoller yerini daha küçük, bahçe-şehir benzeri yerleşimlere bırakmış, üretim ve yaşam mekânları arasındaki mesafe kısalmıştır. Tarım, ekonomik faaliyetin ötesinde toplumsal hayatın kurucu unsuru haline gelmiştir. Çayanov’un tahayyülünde kolektivizasyon zorunlu değil gönüllüdür. Köylüler ortak üretim biçimlerine rıza temelinde katılırlar. Bu nedenle üretim bir disiplin rejimi olarak değil, ortak faydanın rasyonel bir düzenlenişi olarak sunulur.

Kentin bitip tükenmez, göz alabildiğine uzayan bir havası vardı. Kenarlarında tek katlı beyaz evlerin, başka mimari yapıların yer aldığı o aynı güzellikteki gezinti yolları dört bir yandan uzanıyordu; öte yandan, dut ve elma ağaçlarının doğal perdeleri arasında çiçek yerine bostan tarlaları, gür otlaklar ve epeydir hasat edilmiş şeritler halinde uzanan buğday anızları görünüyordu […] Moskova'nın yüzlerce verstlik çevresindeki bütün bir bölge, sadece kamusal orman alanlarıyla, kooperatiflerin hayvanlarını yaydıkları şerit halinde uzayıp giden kıraç çalılık arazilerle ve çok büyük iklimsel parklarla kesintiye uğrayan, tek bir kırsal yerleşim alanını temsil ediyordu. (s. 48-49)

Roman boyunca Kremnev’e bu yeni düzeni açıklayan rehberler eşlik eder. Bu diyaloglar aracılığıyla ekonomik organizasyonun nasıl işlediği ayrıntılandırılır. Üretim kooperatifleri ve toplum temelli organizasyonlar belirleyici hale gelir. Büyük ölçekli sanayi üretimi sınırlı tutulur; ağır sanayi yerine küçük ölçekli, yerel ihtiyaçlara göre şekillenen üretim biçimleri teşvik edilir. Teknoloji tamamen reddedilmez, fakat toplumsal hayatı belirleyen bir güç olmaktan çıkarılır.

Kırsal alanda sürdürülen çalışmadan ve yaşamdan daha sağlıklı hiçbir şey olmadığını, tarımcının yaşamının çeşitlilik bakımından en zengin yaşam olduğunu ve apaçık benzeri başka olguları size anlatma ihtiyacı duymuyorum. Bu, kapitalizm şeytanı tarafından aranıp taranıp bulunan insanın doğal halidir. (s. 66-67)

Çayanov’un ütopyasında dikkat çeken bir diğer unsur ekonomik dönüşümün tek başına yetersizliğidir. Bu dönüşümün kalıcılığı için ekonomiye eşlik eden, çok daha geniş bir toplumsal ve kültürel dönüşüm söz konusudur. Eğitim, sanat ve estetik pratikler kolektif bilincin oluşumunda merkezî rol oynar. Bu yeni tarım odaklı toplum modelinde bireylerin değer dünyası sanatla, edebiyat ve kültürle yüklüdür. Rekabet ve birikim arzusu yerini ölçülülük, ortak yarar, yaşam kalitesi ve estetiğe bırakır. Örneğin genç nüfus iki senelik zorunlu seyahate çıkar. Bu vizyon on yıllar sonra yaygınlaşacak olan öğrenci değişim programlarının da öncüsü niteliğindedir. Böylelikle gençler hem dünyayı deneyimlemiş olur hem de köylü ekonomisine dayanan sosyoekonomik sistemi dış dünyaya tanıtırlar. Bu toplumda müzik, resim, edebiyat, bilim ve gastronomi kolektif bilinç üretiminin kurucu öğeleri olarak görülür. Bireyin gelişimi ekonomik zorunluluklarla sınırlanamaz; toplumsal refahın bir ölçütü haline gelir:

Toplumsal ilerlemenin tümü, kültür ve yaşam kaynaklarına başvuranlar çemberinin giderek genişlemesinden ibaret yalnızca. Lezzet yemekler ve abıhayat sadece Olimpos tanrılarının nevalesi değil artık, kırsal alan yoksullarının yuvalarını, çocuklarını da zenginleştiriyorlar daha şimdiden. (s. 88)

Görevimiz her topluluğun kendi yaratıcı kültürel varlığını yaşayacağı ve Korçryzkoy kazasındaki [sıradan bir kırsal bölge] yaşamın nitelik bakımından Moskova'daki yaşamdan farklı olmayacağı biçimde davranmaktan ibaret ve bir kez bu hedefe ulaştıktan sonra bizler, köyün bu yeniden doğuşunun tutkunları […] gözümüz arkada kalmaksızın gönül rahatlığıyla gömülebileceğiz. (s. 94-95)

Metnin ciddi katkılarından biri de kırsal yaşamın romantize edilmesinden ziyade rasyonel bir toplumsal denge modeli olarak sunulmasıdır. Çayanov, köylü ekonomisi teorisinde olduğu gibi hane halkının emek kapasitesi ile ihtiyaçları arasında kurduğu dengeyi toplumsal ölçekte düşünür. Amaç maksimum büyüme değil, doğa ile bütünleşik optimum yaşam düzeyidir. Anlatının sonunda Kremnev bu düzenin etik bir dönüşümün sonucu olduğunu fark eder. Toplumun temel motivasyonu büyüme değil refahın dengeli dağılımıdır. Böylece roman, geleceğe dair teknik bir plan sunmaktan çok, farklı bir değerler sistemi tahayyül eder.

Vurgulamak istediğim bir diğer nokta ise Çayanov’un bu metni toplumsal krizlerle birlikte ütopyanın gözden düştüğü, karamsar çözümlemelerle beraber distopyanın sahneye çıkmaya başladığı bir dönemde yazmış olmasıdır. Örneğin, aynı ülkede ve tam olarak aynı tarihsel momentte Çayanov’un çağdaşı, gemi mühendisi Yevgeny Zamyatin bambaşka bir oryantasyonla Biz adlı distopyasını kaleme alır. Elbette ki bu çakışma tesadüfi değildir. Devrimin ve iç savaşın sürdüğü bu yorucu tarihsel anda teknik akıl, planlama ve kolektif organizasyonun sınırları hakkında derin tartışmalar sürmektedir. Zamyatin, mühendislik geçmişinin de etkisiyle, aşırı rasyonelleşmiş ve makineleşmiş bir toplumun insan özgürlüğünü ortadan kaldırabileceği, baskının sınırsızlaşabileceği ihtimaline odaklanır. Çayanov ise aynı sorunsala farklı bir cevap verir: teknik planlama yerini kültürel dönüşüme, zorunlu disiplin yerini gönüllü birlikteliğe bırakma potansiyeli gösterebilir. Böylece erken Sovyet düşüncesi içinde iki farklı modernlik anlayışı belirir. Biri merkezi planlamanın mutlaklaşmasıyla ortaya çıkabilecek totaliteyi ima ederken, diğeri kooperatifleşme biçimleri üzerinden gelişen daha yatay bir toplumsallık tahayyül ederek Sovyet modernleşmesinin hangi yöne evrilebileceğine dair bir müdahaleye teşebbüs eder.

Söz distopyaya gelmişken, bir başka tesadüfe daha değinmeden edemeyeceğim. Çayanov’daki geleceğin 1984’te kurulmuş olması, George Orwell’in 1949 yılında yayınladığı 1984 isimli distopyasıyla da beklenmedik bir tarihsel kesişim kurar. Orwell, Zamyatin’in distopyasını okuyup etkilendiğini yazmıştı. Ben aynı şekilde Çayanov’u okuduğunu da düşünüyorum.

Çayanov’un kişisel hikâyesi proletarya diktatörlüğü ve köylü hareketi arasındaki gerilim hattının trajik bir uzantısı gibidir. 1920’lerin çoğulcu tartışma ortamı, 1930’lara gelindiğinde yerini Stalinist merkezileşmeye bırakır. Çayanov’un ütopyasını takma adla yayınlamasının nedeni daha o çoğulcu dönemde bile tepkilerden kaçındığı içindir. Stalin tarafından karşı-devrimci olmakla suçlanan Çayanov 1930’da tutuklanır, 1937’de tasfiyeler sırasında kurşuna dizilir. Aynı dönemde Zamyatin de baskıya uğrar ve ülkeyi terk etmek zorunda kalarak Paris’te taşınır ve Çayanov gibi 1937’de vefat eder. Böylece ütopya ile distopya yalnızca metinlerde değil, yazarların hayatlarında da kesişir.

Bugünden bakıldığında Çayanov’un metni erken Sovyet tartışmalarının ötesindedir. Bizleri kalkınma fikrinin hangi varsayımlara dayandığını sorgulamaya davet eder. Tarımın geri kalmışlıkla özdeşleştirilmesi, kentleşmenin ilerlemenin zorunlu koşulu olarak görülmesi, üretkenliğin sanayi üzerinden düşünülmesi ve proletarya diktatörlüğünün köylülüğe üstünlüğü gibi kabuller Çayanov’un ütopyasında tersine çevrilir.

Bugün küresel ölçekte yaşanan ekolojik kriz, bu soruların yeniden önem kazanmasına sebep oluyor. Endüstriyel tarımın yarattığı toprak kaybı, monokültür üretim biçimleri, biyolojik çeşitliliğin azalması ve gıda zincirlerinin şirketleşmesi kalkınma paradigmasının sınırlarını görünür kılıyor. Küresel gıda rejimleri giderek daha kırılgan hale gelirken, küçük ölçekli üretim, kooperatifleşme ve yerel dayanışma ağları yeniden tartışılıyor. İklim krizinin yarattığı belirsizlik ortamında üretimin yalnızca verimlilik ölçütleriyle değil sürdürülebilirlik ilkeleriyle düşünülmesi gerektiği fikri toplumsal muhalefetin içinde güç kazanıyor. Bu bağlamda Çayanov’un köylü ütopyası, Ernst Bloch’un deyimiyle hâlâ “henüz gerçekleşmemiş olan”ı temsil ediyor. Ütopya burada potansiyel bir yönelimi canlı tutuyor. Kooperatif biçimleri, topluluk destekli tarım girişimleri, agroekoloji hareketleri ve müşterekler etrafında şekillenen pratikler, Çayanov’un tahayyülünün güncelliğini destekliyor.

Çayanov’un kuramları günümüzün küçülme literatüründe ekonomik organizasyonun büyüme zorunluluğu olmaksızın da işleyebileceğini gösteren erken bir örnek olarak değerlendirilir (Chertkovskaya ve diğerleri 2019; Manahan ve diğerleri 2026). Julien-François Geber (2020: 244) Çayanov’un küçülme düşüncesine en önemli katkısı kapitalizmin temel kategorilerinin ötesinde emek-tüketim dengesi bilgisine, bu dengeye uygun ölçekleri belirleme becerisine ve kapitalizm dışında özerklik arayışına dayanan yerel ve pratik birikimler üzerine kurulu bir ekonomiyi hayal edebilmemize imkân tanıması olarak açıklanır. Gerber ayrıca Çayanov’un yalnızca tekil çiftlik ölçeğinde değil, farklı üretim faaliyetlerinin farklı ölçeklerde örgütlenebileceği kooperatif temelli bir ekonomik sistemi de düşündüğünü hatırlatır. Böylece Çayanov’un yaklaşımı, üretimin yalnızca büyütülmesi gereken bir süreç olarak değil, ihtiyaçlara uygun ölçeklerin dengelenmesi gereken bir organizasyon problemi olarak düşünülmesine imkân tanır (Gerber 2020).

Buna rağmen küresel ekonomik düzenin genel yönüne bakıldığında Zamyatin’in karanlık sezgilerinin daha baskın olduğu söylenebilir. Günümüzün algoritmik yönetim pratikleri, veri gözetimi ve davranışsal yönlendirme teknikleri gündelik hayatın parçası haline gelmiş durumda. Üretim süreçleri giderek daha fazla sayısallaşmış planlama teknikleri uygularken, rasyonalite ve verimlilik ideali yalnızca ekonomiyi değil gündelik hayatın ritmini de belirliyor. Bu açıdan bakıldığında Zamyatin’in matematiksel toplumunun Çayanov’a kıyasla beklenenden daha az yabancı göründüğü söylenebilir. Yine de bu durum Çayanov’un tahayyülünü geçersiz kılmaz. Tam tersine, Çayanov’un ütopyası mevcut eğilimlerin zorunlu olmadığını, başka bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatan bir düşünsel karşı-imgelem sunar.

1920’lerden bugüne uzanan çizgide belki de asıl dikkat çekici olan, bu iki yönelimin hâlâ birlikte varlığını sürdürmesidir. Geleceğin tek bir doğrultuda ilerlemediği fikri erken Sovyet düşüncesinin en önemli miraslarından biri olarak karşımıza çıkar: aynı tarihsel moment hem teknik bir totaliteyi hem de pastoral bir kolektivizmi hayal edebilmiştir.

Bu nedenle Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati ütopyanın düşünsel gücünü hatırlatan kısa ama kalıcı bir müdahale olarak okunmayı hak ediyor. Bununla birlikte, kitabı Rusça aslından değil Fransızca çevirisinden okumak zaman zaman belirgin pürüzlerle karşılaşmaya sebep oluyor. Bazı ifadelerin ritmi ve kavramsal inceliği yer yer bulanıklaşıyor ve metnin düşünsel keskinliği tam olarak aktarılamıyor. Belki bir gün özgün metinden yapılmış özenli bir çevirisini okuma imkânı buluruz. Yine de tüm bu sınırlılıklarına rağmen, Çayanov’un kısa metni, distopyaların neredeyse kaçınılmaz ufuklar gibi sunulduğu bir dönemde, ütopyanın düşünsel imkânlarını yeniden hatırlatan önemli bir rehber niteliği taşıyor.


KAYNAKÇA

Chertkovskaya, E., Paulsson, A., & Barca, S. (ed.). (2019). Towards a political economy of degrowth. Bloomsbury Publishing USA.

Gerber, J. F. (2020). Degrowth and critical agrarian studies. The Journal of Peasant Studies, 47(2), 235-264.

Manahan, M. A., Shah, A., Kavak, S., Kumar Ahirwar, B., Mudimu, G. T., Ng, H., & Torvikey, G. D. (2026). Reframing the agrarian question(s): pluralism, politics and the promise of critical agrarian studies: Handbook of critical agrarian studies, ed. A. Haroon Akram-Lodhi, Kristina Dietz, Bettina Engels ve Ben M. Mckay, Cheltenham ve Northampton, Edward Edgar Publishing Limited, 2021,

Zamyatin. Y. (1921). Biz.