Afrikalı Futbolcular ve Koloni-Sonrası Düşünürler

Tüm futbol takımlarında, alt ya da üst düzeyde oynasınlar, çok sayıda Afrikalı futbolcuya rastlanabilir. Genellikle uzun boylu, uzun bacaklı, hızlı, biraz dağınık ve doğaçlama futbola yatkın bu oyunculara topluca “Afrikalı” denir. Onların Senegalli, Malili, Güney Afrikalı, Nijeryalı veya Ganalı olabilecekleri daha tali bir bilgidir. Ama civarındaki bir başka takım arkadaşına kısaca Avrupalı denilmez. Onun kimliği daha belirgindir; Fransız, Alman, İspanyol oyuncu denir. Onlar, daha fert gibidir ama daha az ferdi oynarlar. Afrikalı gibi bütün halinde, toptancı şekilde tarif edilen diğeriyse daha şahsi oynar. Böylece kendisinin de bir fert olduğunu ispat etmeye çalışır sanki. Avrupalı oyuncu, daha fazla bireye benzerken, takımıyla daha fazla dayanışma içinde görünür. Afrikalı olan, sık sık bu işbölümünde arızalara neden olsa da, jeneriklere girebilecek şahsi hareketler sergiler, olağanüstü goller atabilir. Oyun sıkıştığında, sistem ayak bağı olduğunda teknik direktörler en çok onlara güvenirler. Böyle zamanlarda Avrupalı bir oyuncuyla Afrikalı olanı değiştirmek zorunlu olabilir. Çünkü onlar, oyunu tutmaz, yavaşlatmaz, yan paslarla rölantide oynayamazlar. Fuleli koşularla aciliyet duygusuna gecikmeden cevap verirler. Kestirmeden giderler, dikine oynarlar; oyunu akılcı bir şekilde kurmak konusunda sabır gösteremezler. Bu yüzden büyük çoğunluğu ileride oynar. Geride oynasa da, gözü ileridedir.

Yakın zamanlarda, özellikle büyük Avrupa takımlarının altyapısı gibi örgütlenen okullarda bu tipolojiye uymayan çok sayıda Afrikalı oyuncu sahalarda belirmeye başlar. Ama biraz da bir klişeyi tekrar ederek tarif ettiğimiz bu futbolcu tiplemesi çoğunlukla Afrika’nın bir yerlerinden, birçoğu Avrupalı girişimcilerin, kulüplerin açtığı futbol okullarında eğitimlerini tamamlamış olarak gelirler. Ülkesinde bir çeşit misyonerlik girişimi gibi inşa edilmiş bu okullarda, çağdaş futbolun gereksinimlerine göre yetişen Afrikalı çocuklar, oralarda aynı zamanda akademik eğitim de alırmış gibi görünürler. Yapılan bazı araştırmalarda, bu okullarda neredeyse sadece futbol oynandığı dile getirilir (Darby, Akindes ve Kirwin, 2007). Ama sonradan katılacağı muhtemel Avrupa takımında daha görgülü davranması yönünde belki bazı ek eğitimler de verilmiş olabilir.

Bu okulları yaratan girişimciler, genellikle kolonyal geçmişin hazır güzergâhları üzerinde hareket ederler. Yani bir zamanlar kendi devletlerinin sömürgesi yaptığı bir başka ülkeye yerleşirler. Bazen bir komplocu gibi, eski bir futbolcu ya da yerel bir uzantı yardımıyla okulları uzaktan idare ederler. Avrupalı bir kulüp, sözgelimi Ajax, ülke sınırlarının tek taraflı kalktığı küresel bir sahne nasıl sermayenin merkezi ile üretim alanını ayırırsa, onlar da, altyapısını, örneğin Güney Amerika’ya taşıyabilir. Böylece ucuz işgücü gibi, azla yetinen çocukları çağdaş futbolun gereklerine göre şekillendirebilirler. Üstelik yerel yönetimler de, bu çocukları bir “ihracat kaynağı” gibi tarif edebilirler. Bu okullarda futbol oynamayı öğrenen erkek çocukları, Batılı bir eğitimle, kendi kalıtımlarını birleştirerek, aynı müfredatı izleyen Avrupalı yaşıtlarından farklı bir futbolu sahada icra ederler. Katı bir takım disiplini içerisinde, sistem dahilinde oynayan, doğaçlama yapmalarına izin verilmeyen, nadiren çalım atan Avrupalı yaşıtlarından farklı şekilde oyuna biraz da keyfî bir yaratıcılık kazandırırlar.

Koloni-sonrası düşüncenin de siyaset, akademi, kültür veya sanat dünyasında yaptığı biraz buna benzetilebilir. Onlar, Avrupalı bir düşünce geleneği içerisinden Avrupalı olmayan yerel bir malzemeyi yorumlamaya çalışırlar. Hatta daha da ileri giderek, üçüncü dünyanın hallerini tasvir etmenin yanında, birinci dünyayı arkadan dolaşarak yeniden anlamaya ve anlatmaya çalışırlar. Örneğin Spivak, Said, Bhabha, Dabashi, Achebe, Cesaire, Dirlik biraz bunu yaparlar. Risk almayan, yan paslarla gerçekleşen yapısal bir oyun içerisinde, düşüncenin, siyasetin, toplumsal dünyanın failleri ve fiilleri yeniden tarif edilebilir olur. Onların yapıtlarında, herhangi bir düşüncede mevcut kökensel siyaset daha da belirginleşir. Oysa üçüncü dünyada düşünce denilince daha çok sosyal kuram akla gelir. Yani düşünmek, topluma ve devlete değen bir fiil olurken, koloni-sonrası fikir insanları tarafından ferdi bir eylem gibi de ifadesini bulur.

Diğer yandan geleneksel Avrupalı düşünürler, devlet, toplum, din, tarih gibi yapılara fazla gönderme yapmadan, varlığın zamansız ve yersiz serüvenlerini anlatmayı umarlar. Oysa koloni-sonrası düşünce, her tür düşünme eyleminin belirli bir yerde ve zamanda yapıldığını, bir bedende cereyan ettiğini açıklıkla duyurur. Bir tarafı zamansız hakikatler olan bu düşüncenin bir tarafı hep sosyal teoriye değer. Bu nedenle her koşulda eleştireldir; Afrikalı futbolcu gibi sistem tanımaz, yapıbozucudur. Saha içindeki dizilişleri, sıradüzeni bozmaya meyleder. Afrikalı futbolcu gibi, kaleciden aldığı topla tüm sahayı katedebilir. Her zaman akılcı oyunlar kurmadan, belirsiz, olumsal bir davranışla, karşı takımın derinliği içerisine karışabilir. Sistemi, yapıyı ihlal eden, kâğıt üzerinde tasarlanmış akılcı planları bozmaya açık bir başkasının varlığından haberdardır; çünkü bu başkası kendisine çok benzer. Karşı takım da kendisininkiyle aynı niyetle sahaya çıkmıştır ve orada karşılıklı güçler çatışırlar. Oyun kurucu düşünceye yer açan da engel olan da, sistemlerin, dizilişlerin, takım içi kurgunun ardında işler halde olan aynı iradedir, güç ilişkileridir.

Afrikalı futbolcu, nasıl takım oyununu hem bozan hem de yeniden tanımlanmasını zorunlu kılan bir dirimle sahaya çıkıyorsa, koloni-sonrası düşünce de, akademinin, Avrupa-merkezli fikir alışkanlıklarının temaşa zevki vermeyen yaklaşımlarını dönüştürür. Başkası, öteki, özne, nesne, eleştiri, toplum, emperyalizm gibi kavramların birer soyutlama olmadığını, maddesi, bedeni olan varlıklar olduğunu aralıksız hatırlatır. Mülteciler nasıl sınırlardan içeri girmek için bir irade ortaya koyuyorlarsa, koloni-sonrası düşünce de, merkezde herkes adına konuşan yapılaşmış düşünme töresini değiştirmek üzere sınırlara dayanır ve içeri girer. Kendisini eğitmek istemiş Avrupalı aklı hem işlevsel bir araç yapar hem de farklı bir bedene sahip olduğu için yeniden biçim verir. Aklın her bedende aynı şekli almadığını kanıtlar.


Kaynakça

Darby, P., Akindes, G. ve Kirwin, M. (2007). “Futbol Akademileri ve Afrika Futbol Emeğinin Avrupa’ya Göçü”, Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2 (2012).