Turpun Büyüğü
Aybars Yanık

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir kanun kaçağıymış gibi sabah saatlerinde apar topar gözaltına alınması ve daha sonra “terör” değil ama “suç örgütü kurmak” iddiasıyla tutuklanmasından beri pek çok şehirde insanlar bir araya gelip tepki gösteriyor. CHP, Özgür Özel liderliğinde bu kez sokağı “pasifize” ederek etkisizleştirmeyi seçmedi. Sokağın canlılığına, elbette kendi tarihsel kodları elverdiğince iştirak etti. Bunun üzerine eylemlere katılmaktan veya eylemleri teşvik etmekten pek çok öğrenci, siyasetçi ve gazeteci gözaltına alındı, tutuklandı. Erdoğan, hemen her zaman sokak şiddetinden ve sokağın kendisinden çok, sokağın politikaya şekil vermesinden ve onu biçimlendirmesinden çekindi. Büyük harfli politikayı sokaktan gözü gibi sakındı. Bunu daha önce yalnızca Gezi’de değil, TEKEL direnişi esnasında ve başka pek çok olayda gördük. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası “demokrasi mitingleri” dahi bana kalırsa bir gövde gösterisi yapmak veya ona atfedilen başka pek çok işlevsellikten çok, sokak repertuarını/potansiyelini bir an önce emebilmek, istenmeyen etkilerden arındırabilmek ve süpürebilmekti.

Erdoğan’ın bu son hamlesini hem kendi iç tutarlılığı içerisinde anlamlandırmaya çalışan, daha doğrusu pek de anlamlandıramayan[1] yorumlar olduğu kadar, Erdoğan’ın demokrasiyi tamamen lügatinden çıkardığını iddia ederek onu ve artık bir seçim aygıtına dönüşmüş AKP’yi demokrasi dışı bir kavramsal çerçevede anlamaya çalışmanın daha anlamlı olacağını öne süren görüşler var.[2] Bizzat muhalefetin (verili de değil, muhalefet fikrinin) “demokrasi”yi zehirlediğini[3] düşünmek, belki de sınırsız başkanlığın önünü açacak kontrollü muhalefetli bir oyun kurmak da planlar arasında olabilir.

Bütün bu yorumlar bir tarafa, Erdoğan geçtiğimiz günlerde heybedeki turpların henüz ortaya dökülmediğini söyledi.[4] Üzerinden çok geçmeden iktidar emrindeki pek çok yazar ve sosyal medya trolü bu lafı döndürdü durdu. “Turpun büyüğü heybede”, elbette gündelik hayatta kullanılan bir deyim ve esas büyük olayın henüz ortaya çıkmadığı ama eli kulağında olduğu anlamına geliyor. Bu laf ilk kez de kullanılmıyor, fakat köşe yazarları, gazeteciler, troller ve yorumcularla birlikte bu deyime bu denli abanılması yakın geçmişten bir şeyler de hatırlatıyor.

***

Fethullah Gülen Cemaati, FETÖ olmadan önce aklı başında herkesin tepkisini çeken ve yaptığı iş gazetecilik olarak tanımlanamayacak Mehmet Baransu, bir askerî vesayetle mücadele kahramanıydı; tıpkı savcı Zekeriya Öz gibi. Aynı bugün olduğu gibi, sahte ve uydurulmuş delillerle, usulsüz dinlemelerle, içinde 5 yaşında bir çocuğun dahi tespit edebileceği mantıksızlıklarla malul iddianamelerle, gizli tanıklarla, o dönem de “kararlarına saygı duyulması beklenen” bir yargılama süreci vardı; Baransu Türkiye’nin demokratikleşeceği gerekçesiyle bu yol yordamı haklılaştırmakla meşguldü. Peşinden daha iddianameler ortada yokken ilgili kişilerle ilgili gazete sayfalarında yer bulan itibarsızlaştırma harekâtı ve sabahın köründe gözaltılar geliyordu. Ta ki, bugün muhaliflere telkin edilen, “bırakalım yargı işini yapsın” demenin dahi vatana ihanet sayıldığı 2012 MİT krizi (o zaman MİT’in başında bulunan Hakan Fidan ve bazı görevlilerin ifadeye çağırılması) ve 17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları’na (2013) kadar. 17-25 Aralık Operasyonları sırası ve sonrası sosyal medyaya yayılarak gündeme oturan ses kayıtlarıyla birlikte başını Mehmet Baransu ve Emre Uslu gibi yazarların çektiği bir grup isim, “turpun büyüğü heybede” lafını dillerine dolamışlardı ve “çok güzel şeyler”in olacağını ima ediyorlardı. Politikayı ve politik beklentiyi bir tehdit ve şantaj diline oturtmak zaten yaptıkları bir işti. Her hukuki dava bu rehin alma, tehdit etme, şantaj yapma dilinin esiriydi. Dönemin kudretli polislerinden Ali Fuat Yılmazer, o vakitler Silivri Cezaevi’nden yeni çıkan (şu an iktidarla saf tutan) Nedim Şener’e, cemaat hakkında yazı yazmaya devam ettiği için bir gazeteci aracılığıyla “Nedim salağına söyle hükümetle aramızda büyük bir savaş çıkacak, yine arada kalacak,” mesajı gönderiyordu.[5] Sonradan anlaşıldı ki savaş ve turpun büyüğünden kasıt askerî darbe girişimiymiş.

2016 darbe girişiminden beri FETÖ ile kararlı mücadele edildiği söyleniyor. Darbenin üzerinden dokuz sene geçmesine rağmen hâlâ bazı illerde polis operasyonlarıyla saklandıkları yerlerden çıkarılıp tutuklanıyorlar. Polisin, yargının, eğitim kurumlarının FETÖ’cülerden temizlendiği söyleniyor. Bir daha asla, deniyor.

Fakat bugün halkın iradesine aynı jargonla, dille ve yöntemlerle saldırıldığına göre, fikirleri iktidarda.


[1] Örneğin bkz. Murat Yetkin, “İmamoğlu hapsedildi ama Erdoğan kazanamadı; 15 milyon oy”, Yetkin Report, 24 Mart 2025, https://yetkinreport.com/2025/03/24/imamoglu-hapsedildi-ama-erdogan-kazanamadi/

[2] Örneğin bkz. Etyen Mahçupyan, “Muhalefet için bir not: İktidar (sanılanın aksine) tutarlı ve başarılı!”, Serbestiyet, 17 Şubat 2025, https://serbestiyet.com/yazarlar/muhalefet-icin-bir-not-iktidar-sanilanin-aksine-tutarli-ve-basarili-197150/

[3] Menderes Çınar’ın şu yazısından esinlendim. Bkz. “AKP’nin 8. Kongresi: Yeni bardakta eski antitoksin”, Fayn, 27 Şubat 2025, https://www.fayn.press/akpnin-8-kongresi-yeni-bardakta-eski-antitoksin/. Ayrıca bkz. “19 Mart: Toksik Bir Can Düşmana ve Şer Güce Altın Vuruş”, Birikim Güncel, 25 Mart 2025, https://birikimdergisi.com/haftalik/12009/19-mart-toksik-bir-can-dusmana-ve-ser-guce-altin-vurus

[4] “Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Heybede duran büyük turplar ortaya dökülmedi'”, BBC Türkçe, 25 Mart 2025, https://www.bbc.com/turkce/articles/cwygdje8wy8o

[5] “Nedim Şener'den FETO röportajına karşı: İtirazım var!”, Sabah, 14 Ekim 2016, https://www.sabah.com.tr/gundem/2016/10/14/nedim-senerden-feto-roportajina-karsi-itirazim-var