Yalçın Küçük
Tanıl Bora

Geçen hafta hayatını kaybeden (onun söyleyişiyle: “şimdi aramızdan göçük”) Yalçın Küçük, birkaç kuşağı, gerçekten etkileyen bir iz bıraktı. Neden, nasıl etkiledi?

Bu sorunun peşinde, kısa bir muhasebe denemesi… İyi bir Yalçın Küçük okuruyla, Ümit Özger’le, -eksik olmasın-, istişaremizden de faydalanarak…

***

Sanırım ilk etki, 1980’ler/90’lar dönümünde, solda 12 Eylül sonrasının örgütsel dağınıklığı sürerken, bir yeni derleniş iddiasını temsil eden bir kutup olarak öne çıkmasından, bir mahfil teşkil etmesinden kaynaklanır. ‘Yeni derleniş’ demem biraz da şundan: Sovyetik parti geleneğinden geliyordu fakat kendi küresinin dışına çıkmıştı; söylemiyle ve radikalizmiyle ve doğrudan temaslarıyla, devrimci sosyalist hareket geleneğine de hitap edebiliyordu. (Aslında aynı kökten gelen Metin Çulhaoğlu ve Gelenek dergisi de böyle bir iddianın çevresinde dolanmıştı – ama ‘doktrin’ ve meşrep farkı vardı.) Bu, Yalçın Küçük’ün etki havzasını genişleten ilk merhaledir.

***

Sanırım Küçük’ün etkisini –bütün evrelerinde– açıklarken belirleyici etken, aydına yüklediği muazzam anlam ve önemdir. Aydın öncülüğü idealine, aydın heroizmine yaptığı entelektüel ve duygusal yatırımdır. Halaskâr münevveran mitini sürdürmek arzusundaydı; kendini feda eden, kendini yakan öncü aydın imgesinin aşığıydı. Leninist parti fikrinin “işçi sınıfına dışarıdan bilinç götürme” misyonunu genelleştirmişti adeta; dünyaya ve cümle âleme[1] dışarıdan bilinç götürmeye azmetmiş gibiydi. Bunun cezbesi içindeydi. Bu iddianın performatif timsali oldu. Cezbenin cazibesiyle etkiledi.

Bu ülküyü, bu miti, kamusal aydın figürünün bütün dünyada yitmeye başladığı bir evrede doğrultmaya veya yaşatmaya çalışıyordu. Kamusal aydının bir son parlayışı gibi – veya belki, fecr-i kâzip…

Kamusal aydının yitmekte oluşundan söz ediyoruz, elbette kamusallığın erozyonuyla da alâkalı olarak… Böyle bir vasatta kamusal aydının imtidad (süresini uzatma) iddiası, başka bir performans gerektirirdi.

Küçük’ün 80’lerde, 90’larda “entelektüel şiddet” dediği tarz, bu icabı karşıladı. Giderek keskinleşti, bu ‘tarz…’  Yeni yeni Arşimet noktaları keşfetmek; bir hakikat bulup abartmak; orijinallik hırsı (“ilk ben söyledim”); kahretmek, kahretmek… Sürekli tekfir, tekfir… Ve masa yumruklayan cümlelerle konuşmak (bilfiil masa yumruklamaktan da geri kalmadan)… Böylelikle, sosyal medyanın arifesinde,  –‘yaklaşmaktayken’–, sosyal medya dilinin, “vurucu” sözün öncüsü oldu.

***

Ben’i, elbette çok, çok büyüktü. Bununla beraber, hep bir Biz kipiyle konuştu. Kâh, benimsediklerini veya o sıra dışarıdan bilinç götürdüklerini kendine efrat -veya maiyet- yapan bir Biz. Kâh, mutasavver veya “evrensel” bir sosyalist-devrimci öznenin Biz’i. Muktedir değilse de muhakkak iktidara talip bir iradenin, bir iktidar arzusunun Biz dili (“İktidar olduğumuzda…”)… 70’lerin sonunda TİP’ten ayrılan ekibin çıkardığı derginin adı Sosyalist İktidar’dı -  iktidar perspektifi, Yalçın Küçük için hep önemliydi. “Büyük” siyasete etki etmek, -ve etki ettiği zannı içinde bulunmak-, önemliydi.

***

Performans kelimesini boşuna kullanmıyoruz. Üslûbu vardı. Yalçın Küçük yazısını imzasını okumadan da tanırsınız. İçeriğine, iddiasına (“tezimi yazıyorum”) hiç katılmasanız da, bir okuma cazibesi vardır. Yazmasındaki şehvet, okuyana da geçer.

Cumhuriyet tarihiyle ilgili okumaları, dikkatleri, yine tezine-tezlerine hiç katılmayanlar için de istifadelidir; meseleleri tekrar düşünme, tekrar bakma itkisi verir.

***

1990’ların ortalarından 2000’lerin başlarına uzanan evrede yazdığı bir dizi kitaptaki ekonomi-politik fişekleri unutmamalı. Gayrı nizamî harp aygıtının timsallerinden Türk İntikam Tugayı’nın kısaltmasına ‘göndermeli’ TİT terimi: Tekstil-inşaat-turizm... Türkiye ekonomisinin, gayrı nizamî harple de bağlantılı politiği ve bunun toplumsal tefessühe yol açan etkilerini ustaca billurlaştıran bir slogan-terimdi bu. Sonra, tekellere dayanan bir istibdat rejimini imleyen Tekeliyet terimi… Ki bunu, günümüzde Umut-Sen’in –ve geçen hafta tutuklanan Başaran Aksu’nun- holdingci güçler kavramına uzatabiliriz…

***

Yalçın Küçük, -adı üstünde, son dönemi olduğu için-, büyük ölçüde “son dönemi” ile bilindi, hatırlandı. Aşağı yukarı yirmi yılı tutan o son döneme damgasını vuran ‘şey,’ Sabetaycılık takibatı, isimlerden siyasal-toplumsal GBT çıkarsayan “onomastik” ve genel olarak komplo teoremleridir; daha doğrusu, akıl yürütmenin, analizin komplo çözümlemeye dönüşmesidir. Zaten gür gümrah üremekte olan komplo zihniyetine, –sofistikeleştirerek-, su taşıdı bu dönemde – ve bununla etkili oldu. Bu etki, onu “hayranlık nesnesi” ile “deli-dâhi gösterisi” arası bir yere oturtan sahnelemelerle çoğaldı.

Ve tabii, AKP iktidarına karşı durmasıyla etkili oldu. Darbeci girişimleri-hazırlıkları kovuşturma savıyla başlayıp alabildiğine geniş bir “iltisak” mantığıyla muhalifleri kriminalize etmeye dönüşen Ergenekon davasına katılarak gadre uğradı. Esasen, ulusalcı-Kemalist diye tanımlanabilecek kürede etkiliydi son döneminde. Cemaat değiştirmişti. Öncelik olarak koyduğu cumhuriyet savunusu, bir status quo ante (eski statüko) savunusundan, muhafazakâr bir cumhuriyetçilikten[2] ve ayrıca “millîcilikten” ne derece farklılaşıyordu? Cumhuriyeti bir yurttaş ve kamu iradeciliği tohumu olarak ve bir halk cumhuriyeti özlemiyle gören bir damar mıydı? Vardı belki ama onu ayırt etmek zorlaşmıştı ve kendisi de ayırt etmeye o kadar önem verecek halde değildi.

Son söyleşilerinden birinde yaptığı muhasebe, şöyle:

“Özellikle AKP bizi tekrar Kemalist yaptı. Biz ne idik? Biz Sosyalisttik. Sosyalist, Kemalist değildir. Kemalist’le ortak yanları vardır ama aynı değildir. Biz Kemalizm’i aşmaya çalıştık sosyalist olarak. (…) Biz anti-Kemalist değildik ama çok ciddi olarak eleştirilerimiz vardı. Yeteri kadar halkçı olamadığını bulurduk. (…) Ben kendime hiç Kemalist de demedim, komünist de demedim...”[3]

***

Hamasetsiz düşünmeyi kendi zorlaştırmıştı. Oysa, övgü-hayranlık, alaycılık-horgörü hamaseti dışına çıkılabildiğinde ve kendi yarattığı etki alanları dışında da, bir Yalçın Küçük mümkündür.


[1] Ve altını çizerek söylemeli: kısa sayılmayacak bir dönem, Kürt siyasal hareketine “bilinç taşıdı” ve bununla da etkili oldu.

[2] Muhafazakâr cumhuriyetçilik kavramıyla, doğrudan cumhuriyetçiliği anlama biçimi bakımından muhafazakâr bir tutumu kastediyorum: https://birikimdergisi.com/haftalik/11387/dorduncu-cumhuriyet-ve-cumhur

[3] https://hararet.org/yalcin-kucuk-biz-sosyalisttik-akp-bizi-tekrar-kemalist-yapti/