İzmir’de Holokost Hafızası
“İnsanlık Soykırımı Nasıl Mümkün Kıldı?”

İzmir’deki Portekiz Sinagogu Kemeraltı Çarşısı’nın en hareketli sokaklarından biri olan Havra’nın civarında, oraya kıyasla sessiz ve sakin bir sokakta yer alıyor. Sokakta terk edilmiş veya depo olarak kullanılan binalar var; Sinagog da yakın bir zamana kadar o binalarla aynı durumdaydı ancak 2018 yılından itibaren İzmir Musevi Cemaati Vakfı’nın işbirliği ile Ege Genç İşadamları Derneği (EGİAD) tarafından restore edilerek bir kültür sanat merkezi olarak hizmete açıldı. Sessiz ve sakin sokaktaki Portekiz Sinagogu, şimdilerde Holokost hafızasına ses veriyor ve onu görünür kılıyor. 2018 yılında, Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği’nin (SEHAK) “Anne Frank’ın Yaşam Öyküsü Üzerinden Temel İnsan Hakları ve Demokratik Değerler Öğretimi” projesi kapsamında, “Anne Frank: Günümüz İçin Bir Tarih” isimli serginin de ev sahipliğini yapan Portekiz Sinagogu 21-25 Şubat 2022 tarihleri arasında, Holokost Sergisi'ne ev sahipliği yaptı. Yad Vashem Uluslararası Holokost'u Hatırlama Merkezi'nin koleksiyonunda bulunan fotoğraflar, Türkçe bilgilendirme notları ile sergilendi. Bu notlarda, Holokost’un yanı sıra Şoa ve Yahudi Soykırımı ifadelerine de yer verilmesi, serginin yaşanan felaketi adlanlandırma üzerine olan tartışmalara da hassasiyetle yaklaştığının bir göstergesi. Sergi, Yahudi Soykırımı’na giden süreci anlatarak “İnsanlık soykırımı nasıl mümkün kıldı?” sorusuna cevap arıyordu.

Holokost Sergisi’nde, 1933-1945 yılları arasında çekilen fotoğraflar ile Nazilerin Yahudilere karşı uyguladıkları sistematik yok etme politikalarının (propaganda, kanun değişiklikleri, ölüm kampları) adım adım gerçekleştirilişi anlatılmış. Bu sürecin öncesinde, Almanya’daki Yahudi toplumunun günlük yaşamlarına dair bazı fotoğraflara da yer verilmiş; o karelerde, soykırım öncesinden nostaljik anılar gösteriliyor. Peki, o noktadan soykırım noktasına nasıl gelindi? Sergide bu geçiş dönemi, ağırlıklı olarak Nazilerin karar ve eylemleri üzerinden anlatılsa da “sıradan” Almanların, Yahudi Soykırımı’na olan duyarsızlığının bu süreçte oynadığı önemli rolün altı çizilmiş.

Sergide anlatılan Nazi zulmü ve Almanların bu zulmü umursamayışı, insanlığın soykırımı duyarsız kalarak mümkün kılmış olabileceğini düşündürüyor. Soykırım çalışmalarında, failler-kurbanlar ekseninde ilerleyen tartışmalara Michael Rothberg’in müdahil öznellik kavramı ile yaptığı katkı, suçlara iştirak etmeyen ancak sürece kayıtsız kalarak soykırımı mümkün kılan sıradan yurttaşların sorumluluğunu tartışmayı kolaylaştırıyor.[1] Rothberg’e göre müdahil özneler, gücün ve ayrıcalığın peşinde olanlar; bu sebeple, güç odaklı baskıcı rejimleri destekliyorlar. Bu rejimlerin güçlenmesinde, dolaylı olarak da olsa önemli bir rol oynayarak süregiden adaletsizliklerden fayda sağlıyorlar. Üstelik tarihsel adaletsizliklere müdahillik sadece bu adaletsizliklerin yaşandığı dönemi kapsamıyor; Rothberg, müdahil özneler grubuna bu adaletsizliklerden fayda sağlayan sonraki kuşakları da dahil ederek bu adaletsizliklere karşı daha kapsayıcı bir sorumluk bir fikrine doğru bizleri yönlendiriyor. Benzer şekilde, Holokost Sergisi de sadece Nazileri değil, bu sürece kayıtsız kalan herkesi, müdahil özneler olarak Holokost hafızasına ekleyerek insanlığa karşı işlenen suçlara yönelik toplumsal bir sorumluluk üstlenilmesi gereğini vurguluyor. Bu bağlamda sergide, Uluslararası Dürüstlerin (Yahudileri kurtarmak için çabalayan Yahudi olmayan kişiler) de anılması, bu sorumluluğa verilen önemin bir göstergesi.

Serginin sonunda, insanlığın soykırımı her an mümkün kılabilme ihtimali hatırlatılıyor. Eğer adaletsizliklere ve kötülüklere karşı duyarsız kalırsak yine ve yeniden soykırımlar yaşanabilir; bu sebeple, geçmişle yüzleşmek ve geçmişi hatırlamak günümüz için de büyük önem taşıyor. Kayıtsız kalma konusu, epistemik adaletsizlik çalışmalarında önemli bir yere sahip. Önyargılar ve tarihsel ön kabuller sebebiyle, kişinin bilgi sahibi olma kapasitesi sorgulanıyor ve bu kapasite yok sayılıyorsa, adaletsizliğin epistemik boyutunu da tartışmak gerekir.[2] Linda Alcoff ve Elizabeth Potter toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf, cinsiyet, kültür ve yaş gibi kriterlerin belli bir bilişsel otoriteye sahip olma konusunda belirleyici olduğundan bahseder.[3] Bu kriterler açısından dezavantajlı olan grupların bilişsel otoriteye sahip olmaları engellenir, başka bir deyişle, bu grupların bilgi sahibi olma kapasitesi, toplumda belli imtiyazlara sahip gruplar tarafından sorgulanır ve bu kapasite yok sayılır. İmtiyazlı grupların epistemik adaletsizliğe sebep olan epistemik kusurlarını José Medina epistemik kibir, tembellik ve kapalı fikirlilik olarak tanımlar.[4] Bu kusurlar, geçmişten süregelen adaletsizliklere kayıtsız kalmayı kolaylaştırır; unutarak, hatırlamayarak ve/veya inkâr ederek tarihsel adaletsizliklerin özellikle mağdur toplulukların sonraki kuşakları üzerindeki etkilerinin de devam etmesine de sebep olurlar. Rothberg’in yok sayma ve inkârı müdahilliğin temel bileşenleri sayması boşuna değildir. Medina, yok saymaya ve/veya inkâra karşı hatırlamayı kolaylaştıran epistemik erdemlerden de söz eder; epistemik alçakgönüllülük, entelektüel merak/özen ve açık fikirlilik gibi erdemler adaletsizliklere karşı farkındalığın artmasında önemli rol oynarlar. Son dönemde gittikçe artan Holokost inkârcılığına ve özellikle Türkiye’deki geçmişle yüzleşme direncine karşı İzmir’de düzenlenen Holokost Sergisi gibi etkinlikler, epistemik erdemlerin gelişmesine yardımcı olabilecek kamusal müdahalelere iyi birer örnek olabilirler.

Epistemik erdemler ile ufku genişleyen kamusal hafıza farklı mağduriyetlere dayalı, dayanışma odaklı bir bakış açısı ile çok yönlü hatırlama biçimlerini benimseyebilir. Bu noktada, Rothberg’in çok yönlü hafıza kavramı ile gündeme getirdiği Holokost hafızasının başka suç ve ihlallerle yüzleşmeyi kolaylaştırıcı etkisinden bahsetmek gerekli.[5] Holokost hafızasının emsalsizliğine vurgu yaparak bu hafızanın başka suçlarla yüzleşmeyi engelleyici bir şekilde kullanılmasına karşı Rothberg, Holokost hafızasının sömürgeci ve ırkçı şiddet hafızaları ile etkileşim halinde olduğunu gösteriyor. Farklı hafızalar, eşzamanlı olarak kamusal hafızada yer alabilir ve başka tarihsel adaletsizliklerin hatırlanmasını sağlayabilir. Türkiye’de Holokost hafızasına dair yapılan kamusal veya sanatsal müdahaleler, belki de Michael Rothberg’in çok yönlü hafıza kavramı ile betimlediği bir etkileşimi başlatabilir; travmatik geçmişlere sahip diğer grupların da kolektif hafızalarının ve hatta adalet taleplerinin kamusal alana taşınabilmesine yardımcı olabilir. İzmir’deki o sessiz ve sakin sokakta yer alan Portekiz Sinagogu’nda, belki de soykırım inkârcılığına dayalı kamusal hafızaya karşı yeni hafıza düğümleri atılıyordur.[6]


[1] Michael Rothberg, The Implicated Subject: Beyond Victims and Perpetrators. Standford University Press, 2019.

[2] Miranda Fricker, Epistemic Injustice Power and the Ethics of Knowing. Oxford University Press, 2007.

[3] Linda Alcoff ve Elizabeth Potter, “Introduction: When Feminisms Intersect Epistemology”, Linda Alcoff ve Elizabeth Potter (eds) Feminist Epistemologies içinde, Routledge, 1992, s. 1-14.

[4] José Medina, The Epistemology of Resistance Gender and Racial Oppression, Epistemic Injustice, and Resistant Imaginations. Oxford University Press, 2013.

[5] Michael Rothberg, Multidirectional Memory: Remembering the Holocaust in the Age of Decolonization, Stanford University Press, 2009; Michael Rothberg, “Dealing with the Holocaust: We Need to Re-center the New Historikerstreit”, Zeit, 24 Temmuz 2021, https://www.zeit.de/kultur/2021-07/dealing-with-the-holocaust-historikerstreit-controversy-genocide-english?utm_referrer=https%3A%2F%2Fwww.google.com%2F

[6] Adnan Çelik, “Osman Kavala’nın Suçu: Hafıza Düğümleri”, Gazete Karınca, 14 Aralık 2017, https://gazetekarinca.com/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/