Erkek buz hokeyinin sert ve yüksek tempolu rekabet ortamı içinde iki profesyonel oyuncu arasında yıllara yayılan ilişkiyi konu alan Kanada yapımı spor-romantik dizi Heated Rivalry uyarlandığı romandan televizyon ekranlarına ve oradan sosyal medyaya sıçrayarak, 2026 Kış Olimpiyatları yaklaşırken kurgu-gerçeklik geçirgenliğinde çok yönlü bir popüler kültür fenomeni yarattı.
Dünyanın kahir ekseriyetinde homofobi, transfobi, çeşitli “makbul erkekliklerin ve kadınlıkların” dolaşıma girmesi ve LGBTİ+ karşıtlığı rüzgarlarının alenileşmesi içinde yaşanmasının yanı sıra Cambridge Sözlüğü tarafından 2025’in sözcüğü seçilen parasosyal etkileşimlerden fazlasına sızıyor.
Bu hikâye artık yalnızca yazarın ya da yapımcının kontrolünde değil. Diziden cesaret alarak açılan sporcular, hayran kurguları, edit videoları, TikTok analizleri, spor haberleri…Kasım ayının sonlarında dizinin yayımlanmasıyla başlayan ve içerisinde yaşadığımız dünyaya karşı bir nevi anti-distopik bir anlatı halini alan ve içerisine girenlerin sosyal medyada bu “psikoz” olarak tanımladığı 2025’in sonlarından bu yana devam ediyor.
Dizinin hikayesi ana odağını Game Changers serisinin 2019’da yayınlanan ikinci kitabı olan Heated Rivalry’den alıyor. Yarı Asyalı-Kanadalı Shane Hollander (Hudson Williams) ve Rus Ilya Rozanov (Connor Storrie) adlı iki profesyonel hokey oyuncusunun çaylak sezonlarında tanışmalarından Kanada-Rusya maçı sırasında ilk temaslarına, NHL’e draft edilip birbirine en büyük rakip olarak görünürken aralarında gelişen uzun soluklu, gizli romantik ilişkilenme sürecini takip ediyor. Dizinin başlangıcında çekingen temaslarla başlayan bu bağ, zamanla derin duyguların, kimlik arayışının ve ana akım spor dünyasının heteronormatif kurallarının gölgesinde şekillenen bir ilişkiye dönüşüyor. Arkadaşların, ailenin kişinin hayatındaki etkileri, sporun hangi kimlikleri mümkün, hangilerini ise sessizlik içinde tutmayı tercih ve telkin ettiği, Kanada ve Rusya’nın spor kültürü ve siyasi atmosferi gibi meseler de bu ikiliye eşlik ediyor. Bu sırada, ne kitapta ne de dizide adıyla söylenmeyen ancak “gösterilen/hissettirilen” Shane’in nöro çeşitli ve otizm spektrumunda olması gibi detaylar ise okuyucu/izleyici/kullanıcı/hayran ve yazar arasındaki etkileşimlerle kurulan anlatıda yerine koyuluyor.
Fanfiction’dan Çok Satanlara
Game Changers serisinin ortaya çıkış süreci başlangıcında geleneksel bir yayıncılık öyküsünden çok, hayran ve çevrimiçi topluluk kültürüyle iç içe ilerleyen bir üretim pratiğine dayanıyor. Reid, ilk romanı Game Changer’ı yazmaya 2015’te başlıyor ve o dönem yazdığı hikâyeyi, “Archive of Our Own” (AO3) adlı fanfiction sitesine bölüm bölüm yüklüyor. AO3 platformunun kuralları gereği, dolayısıyla hayran kurmacalarında özgün karakterlere izin verilmediğini zannettiğinden metni bir “fandom” bağlamına sokmak için alternatif evren (Alternate Universe, kısaca AU) formatına dönüştürüyor.
Okuyucu/izleyicilerin serinin Game Changer adlı kitabında ve dizide üçüncü bölümde gördüğümüz Scott ve Kip’in hikayesiyle hemen paralellikler bulmaya başladığı kurmaca “New York Rangers'ın süperstar kaptanı” Steve Rogers'ın Manhattan'daki bir smoothie dükkanında barista olarak çalışan Bucky Barnes'a aşık olduğu bir “alternatif evrende geçiyor. Buradaki anonimlik, aldığı geri bildirimler ve yorumlardan cesaret bulduğunu öte yandan da bu karmaşa ve “bir fanfiction yazarının hikayesini kendi deyişiyle para kazanmak için siteden kaldırmasıyla geldiği nokta itibariyle biraz netametli anıyor. Yine de “internete bir şey koyduğunuzda ortadan kaybolmaz.”[1] Rachel Reid, 2016’nın sonunda hikayeyi platformdan kaldırıp yayınevlerine göndermeye başladığında, onlardan aldığı ilk geri bildirimler de hikayelerinin biraz fanfictionı anımsattığı, uzun ve karmaşık olduğu yönünde oluyor. Böylece fanfiction denemeleriyle başlayan kitabını kuir bir buz hokeyi romanı haline getiriyor. Reid’in anlattığı gibi aşk romanı türünde kuir bir buz hikayesiyle fanfiction versiyonları arasında farklar var: Fanfiction yazarları, okuyucuların olayların nasıl olduğunu zaten bildiklerini varsayarak genellikle daha az tanımlama yaparlar. “Kurgusal dünya yaratma sürecini çok fazla yapmazsınız çünkü bu zaten yapılmıştır.” [2] Nitekim, Reid “gerçek hayatta karşılığı yok söylemleri, beklenmedik ilgi, analizler ve teoriler” karşısında şaşkın olsa da yaşamla ile kurmaca arasındaki makas o kadar açık değil. Bu sırada kitapların didik didik edildiği Reddit ve Booktok dünyasının yanı sıra, Reid, yazıları, verdiği röportajlar ve konuk olduğu programlarla hem kitaplar hem de dizinin anlatısı içerisinde açıklanmayan ama yaşanan nöroçeşitlilik tespitinden, buz hokeyinde ırkçılığa kadar söylenenleri etiketlerin sınırlarına esir etmeden, üzerine düşündüğünü, çalıştığını ve hatta sitesinde “sıkça sorulan sorular”[3] bölümünde yanıtladığını görüyoruz. Okurunu pasif bir özne değil; yorumları, tepkileri ve kimi zaman da duygusal yatırımı ile kurduğu bağ aracılığıyla anlatının erken biçimlenişine dolaylı da olsa etki eden bir faile dönüştürmesi ve bunun kuir bir anlatıda gerçekleşmesinin altını çizmek gerek. Game Changers serisinin ana akıma taşınması da bu nedenle yalnızca bir yayın başarısı olarak değil, çevrimiçi okur-yazar etkileşimi ve kuir anlatılara olan ilgi/ihtiyacın son zamanlardaki en somut örneklerinden biri oldu.[4]
Fanfiction’la başlayıp ilkin e-kitap olarak çıkan şimdiyse basılı hali yok satan serinin yeni kitabı “Unrivaled” ismiyle Eylül ayında çıkacak. Kitap serisi henüz Türkçe’de basılmamış olsa da okuyucuların kendi çevirileri pek çok platformda elden ele dolaşıyor. Yine Rachel Reid kendi sitesinde, iki sezon arasında gelebilecek dizi bölümlerine dair de umutlandıran, olan bitenin kitaptan farklı bir karakterin gözünden ele alındığı ve/ya anlatıyı detaylandıran kısa bonus hikayeler de yer alıyor.
“Böylesinin Ne Anlamı Var ki?”
Yönetmen ve Yapımcı Jacob Tierney’in kitapları okuyup Rachel Reid’e Instagram üzerinden mesaj atmasıyla başlayan dizinin yapım süreci eserleri uyarlama hakkını almasıyla başlıyor. Görece düşük bütçeli, tanınmayan oyuncularla, kısa sürede hazırlanan dizi 28 Kasım 2025’te Kanada’daki Crave platformunda yayımlandı ve aynı gün ABD ile Avustralya’da HBO Max’te gösterime girdi. Sezon boyunca her hafta Cuma yeni bölüm yayınlandı ve finaline batı dünyasının “tatil sezonununa denk gelecek şekilde” 26 Aralık 2025’te ulaştı; Avrupa ve bazı diğer bölgelerde farklı tarihlerde (örneğin Birleşik Krallık’ta 10 Ocak 2026) yayımlandı. Uluslararası dağıtımı hala devam eden dizi “arayanın bulabileceği” yerler dışında henüz Türkiye’de yayın yapan bir platformda yer almıyor. Yine LGBTİ+ içeriklerine yönelik katı sansür ve “propaganda” yasalarının var olduğu Rusya ve Çin gibi ülkelerde Telegram kanalları, torrent siteleri, sosyal ağlar üzerinden korsan yöntemlerle izleniyor ve elbette üzerine konuşuluyor.
Karakterlerin geçmişini, psikolojisini ve ilişkilerinin olası geleceklerini yeniden tasarlayarak üretilen “edit” videolar, TikTok ve benzeri mecralardaki analiz videolarıyla sahnelerin adeta ders metni gibi çözümlenişi; bakış süreleri, beden dili, soyunma odası sessizlikleri üzerinden alt metin okuması veya izleyenlerin -özellikle de manosfer podcast dünyasından- reaksiyon videolarına dair içerikler dizinin basın turları ve 2. sezonuna dair verilen röportajlarla beraber hız kesmeden devam ediyor. New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin kar fırtınası sırasında evlerde kalıp Heated Rivalry’yi halk kütüphanesinden edinmelerini tavsiye etmesinden, kitap veya diziyle ilgili özel bir yorum yapmadan 2000’lerin Rusyası'ndan Eurovision temsiliyeti de yapan, queerbait ile kuir marşı arasında gidip gelen, yine diziyle yeniden popüler olan t.A.T.u grubunun “All the things she said” şarkısıyla Trump’a göndermeli videolar paylaşan demokrat vali Gavin Newsom’a dizinin ulaştığı kültürel etki alanı bir duruş turnusolüne de dönüştü.

Kanada başbakanı Mark Carney, 29 Ocak 2026’da Ottawa’daki Prime Time medya endüstrisi konferansında dizinin oyuncuları ve yaratıcıları ile bir araya geldi. Carney burada Heated Rivalry’yi Kanada değerlerini yansıtan, kapsayıcı bir hikâye olarak nitelendirdi. Carney konuşmasında, ayrıca dizinin “yapımcısı Tierney’ile sınırın güneyindekilerin de ilgilendiğini ancak orada vizyonunun “yumuşatılması” yönünde telkinler olduğunu da dile getirdi: “Böylesinin ne anlamı var ki?”[5]
Dizinin yapım sürecinde özgünlüğünü koruyabilmek için yazarı Rachel Reid’le de çalışan Jacob Tierney kitapların anlatısına karakterlerin mahremiyetini, ilişki içindeki güç dengelerini dürüst biçimde göstermek amacıyla, estetik ve duygusal bağlamın yanı sıra sosyo-ekonomik faktörlere de yer vererek yapısal bağlamı içinde yaklaşıyor. Fiziksel yakınlık sahneleri ilişkinin samimiyetini, güvensizliklerini ve güç dengelerini görünür kılan anlatısal anlar olarak ele alınıyor. Dizinin akışına ve Shane ve Ilya’nın hikayesine bir virgül koyarak anlatının niyetini ortaya koyan 3. bölüm’de 2014 Sochi Olimpiyatları sırasında Rusya’da açık kimlikli LGBTİ+ olabilmenin olası sonuçlarına dair konuşmalarla içine girdiğimiz atmosferde veteran hokeyci Amerikalı Scott Hunter’ın (François Arnaud) hikayesine bakıyoruz: Hunter, maçlara hazırlık rutini ve sonrasında kazanma totemi haline gelecek olan smoothie dükkanında Kip Grady (Robbie G.K.) ile tanışır ve aralarında gizli bir ilişki başlar. Takım kaptanı olarak disiplin, liderlik ve “kusursuz” erkek sporcu imajını temsil eden Scott, kariyerini, takım içindeki otoritesini ve yıllardır kurduğu kontrollü hayatı riske atma pahasına görünür olmayı göze alıp alamayacağı sorusu ekseninde Kip ile ilişkisini kamusal alanda yaşamanın ancak profesyonel spor hayatını sonlandıktan sonra mümkün olabileceğine inanır.
Kimsenin dünyaya bir “açılma” borcu olmasa da kimliğinin bir yönüne gizlice devam ettiği takdirde kariyerinin zarar görmeyeceği düşüncesi ve görünür olmanın bedelinin bir şekilde ödetileceği, ilginin norm dışı olmayan satılabilir kısmın kullanılıp yapısal bir dönüşümün aracı olması yerine geri kalanının göz ardı edibebileceği bilgisine dair Scott Hunter karakterine hayat veren François Arnaud’nun hem dizinin popülerleşmesiyle yaşadıkları hem de NHL’e dair söylediklerine bakmaya değer. François Arnaud, dizinin bildiğimiz kadarıyla tek açık kimlikli LGBTİ+ oyuncusu. Destekleyen ve Arnaud’nun dizideki performasını kutlayan olumlu içeriklerin yanı sıra dizi oyuncularının basına yansıyan anları etrafında ortaya çıkan çıkarımlar, ilişki söylentileriyle beraber gerçeklik ve dizi evreninin iç içe geçmesiyle shipleme dalgasında, kişisel saldırı ve taciz seviyesine varan yorumlar da yapıldı. Arnaud, bu baskı karşısında sosyal medya takip listesini büyük ölçüde azaltarak bazı oyuncuları ve yapım ekibini takipten çıkardı; daha sonra belirli hesapları yeniden takip etse de etkileşimden uzak kalmaya çalıştığını dile getiriyor. Arnaud’ın kendi karakteri Scott Hunter’ın yaşadığı baskıların ve ligde gizli kalmanın kültürel bağlamı üzerine de konuşuyor. Başka hokey liglerinde veya emekliliğe ayrıldıktan sonra açılanlar olsa da dizinin de geçtiği NHL’de günümüzde açık kimlikli bir sporcu bulunmuyor. Hatta öyle ki homofobi ve yaşanan istismarlara dair “sessizlik kültürü” nü bozan olaylar uzun yıllardır konuşuluyor.[6] Bunun üzerine, ligde çeşitli kapsayıcılık kampanyaları başlatılsa da bazı oyuncuların gökkuşağı temalı formalar, bantlar veya ısınma tişörtleri giymeyi reddetmesi, kimi kulüplerin bu uygulamaları geri çekmesi ve lig yönetiminin tartışmalardan kaçınan tutumu hala devam ediyor. Arnaud da ligin diziyi sadece pazarlama aracına dönüştürmek yerine bu görünürlüğü gerçek bir desteğe dönüştürmesini umduğunu, NHL’in sosyal medyada diziyi kullanmasının olumlu olsa da, bunu queer sporcuları gerçek anlamda destekleyecek somut adımlara çevirmesi gerektiğini söylüyor.[7]
Olimpiyat Meşalesini Taşıyan Aslında Kim?
Meşhur sözde dendiği gibi, hiçbir spor karşılaşması yalnızca oynandığı spor değildir; yine de naif ve romantik bir izleyici olsanız, günün sonunda o mücadeleyi zihninizde defalarca yeniden yazsanız bile değişmeyen bir şey vardır. Aksinin mümkün olduğuna dair sayısız tartışma yürütülebilir, hakem kararları konuşulur, kader anlatıları kurulur; ama maç bittiğinde skor tabelası yalan söylemez, kronometre taraf tutmaz, performans ölçülebilir, kazanan bellidir ama iyi bir sporsever için galip gelenin ne olduğu ise her zaman tartışmaya açık, öyle değil mi?[8] Erkek futbolu dışında herhangi bir spora gönül verdiyseniz -biliyorsunuz o da yalnızca asla sadece futbol değil- konuşmalarınıza “rağmen” i sıklıkla dahil etmişsinizdir. Bir sporcuyla bağ kurduğunuz anlar “insan olduğunu” hatırlattığı zamanlar olur. 2026 Kış Olimpiyatları başlarken Heated Rivalry-Olimpiyatlar ekseninde yaşananlar bütün bu dinamikleri ters yüz etmekle kalmıyor, bize içerisine girebileceğimiz yeni bir gerçekliği de kuruyor.
Dizinin başrolleri Connor Storrie ve Hudson Williams Milano Cortina 2026 Kış Olimpiyatları meşale koşusu kapsamında İtalya’da Olimpiyat meşalesini taşıdı. Olimpiyat oyunları neresinden tutarsanız size türlü çeşit tartışmalar verebilir. Heated Rivalry anlatısının buraya sızması da üzerinde durmaya değer. Dizide gördüğümüz NHL’in oyuncularına son kez oynama izni verdiği 2014 Kış Olimpiyatlarının aksine Rusya 2026 kış olimpiyatlarında yer almıyor. Fakat kitap ve dizilerin zaman akışlarından kestirme bir çıkarımla Ilya ve Shane’in 2026’nın ikinci olimpiyatının Milano-Cortina olabileceğini söyleyebiliriz. Shanesiz Kanada’nın altınla ayrıldığı bu olimpiyatlarda Rusya dizide gördüğümüz gibi pek iyi durumda değildi, fakat Ilya ve Shane’in evlilik yolunda olduğunu varsayarsak Kanada vatandaşlığına geçmiş olabilir.[9]
Anaakım spor ortamı heteronormatif anlayışla ve ikili cinsiyet normlarının katı bir biçimde tahkim edildiği özellikle de hegemonik erkekliğin yeniden üretildiğ bir alan. Hangi bedenlerin makbul, hangi duyguların zayıflık, hangi kimliklerin meşru olduğu gibi konular sıkı sıkıya kurallara bağlı. Olumlu anlatılar, içerisinde yer aldığı hayatlarını onaylar. Olduğun halin kendisinin, yaşam deneyiminin norm dışı sayıldığı, aile ve üremeyi koruma adına feminist ve kuir olan her şeye savaş açıldığı hele ki aynı cinsiyetle olan fiziksel temas ve cinselliği ifade ediş biçimlerinin düşmanlaştırıldığı ve yasaklandığı bir ortamda meşaleyi taşıyanların Kanada erkek buz hokeyi takımıyla olimpiyatlarda yer alacak Ilya ve Shane olmadığını kim söyleyebilir?
[1] https://www.wired.com/story/heated-rivalry-author-rachel-reid-interview/
[2] https://www.salon.com/2025/12/06/heated-rivalry-gay-marvel-fanfic-rachel-reid/
[3] https://www.rachelreidwrites.com/faq
[4] Umami Kitap’ın bu vesileyle yayınladığı Heated Rivalry’nin hikayesine ve kuir edebiyatın popüler kültürdeki dönüşümüne dair bir bülteni konuyu oldukça rafine bir şekilde ele alıyor. https://kaosgl1.org/haber/heated-rivalry-ve-kuir-edebiyatin-ana-akima-yuruyusu
[5] https://www.cbc.ca/news/canada/livestory/heated-rivalry-hudson-williams-prime-minister-mark-carney-ottawa-9.7067322
[6] Kanada’da hokey ve sessizlik kültürünü ve yaşananları etraflıca ele alan bir yayın için: Disrupting the Culture of Silence in Hockey Canada
[7] https://www.them.us/story/francois-arnaud-heated-rivalry-nhl-criticism-out-gay-players
[8] Bu yazıyı yazarken Heated Rivalry psikozuna kapılıp, futbolun ardından hokey maçına gitmeyi teklif ettiğim, ilgili bir sporsever de olan İletişim Editörlerinden sevgili Necdet Dümelli “sahada pakı görüp göremediğimi” sordu.
[9] Popüler kültür ve edebiyat alanında çalışan İlker Hepkaner Heated Rivalry’yi ele aldığı yazısında “ İzlediğimiz kurgu eserlerin bizlere her seferinde gerçekliği gösterme borcunun olmadığını;
Kurgunun bazen gerçek dışı gibi görünen iyiyi, güzeli göstererek bu olasılıkların bir provasını yapabildiğini söylüyor. Damızlık Kızın Hikayesi kitabının diziye uyarlanma sürecinde olduğu gibi distopyaların artık “öyle gelmediği”, gerçek hayattaki karşılığını teşhis edebildiğimiz kötülükler yerine, Heated Rivalry’nin anti-distopik dünyasında kalabiliriz. https://www.marieclaire.com.tr/2026nin-ilk-fenomeni-neden-heated-rivalry-oldu/





