Üç Ekoloji’ye Genosko Yorumu: Ekoloji ve Sanatın Yeni Politikası

Sanat ve Ekoloji başlıklı derlemesiyle, Türkiye’de, ekoloji düşüncesi ile çağdaş sanat pratiklerini bir araya getiren kolektif çalışmalardan birine imza atan Eda Sezgin, ekolojiyi yalnızca “doğa teması” olarak değil; politik, etik ve estetik yönden ele alan isimlerin duyarlılık üretim biçimlerinin dönüştürülebileceğine dair savunmalarını bu kitapta okurla buluşturur. Sanatın çevre krizini betimlemekten öte antroposen, müşterekler, yerel direnişler, sürdürülebilirlik ve alternatif üretim modelleri gibi kavramlara yer vererek ekolojiyi pratik mesele görme işine girişenlerden biri de Gary Genosko’dur.

Félix Guattari’nin üçlü ekoloji düşüncesini merkeze alan ve Gary Genosko’nun yorumları üzerinden ilerleyen yazımızda, Sanat ve Ekoloji’ye göndermeler yaparak ekolojiyi sadece “doğa koruma” meselesi olmaktan çıkarıp öznellik üretimi, toplumsal örgütlenme ve estetik müdahale alanlarıyla birlikte ele alacağız. Özellikle burada, öznellik üreten bir pratik olarak üç ekoloji arasında geçişler açabileceği fikri etrafında, ekolojik sorunun bir “varoluş tarzı” meselesi olduğu ileri sürülecektir.

Kitapta, Merve Tokmakçıoğlu’nun çevirisiyle, “Guattari’nin Üç Ekoloji’sinde Sanat ve Öznellik” başlığı altında beş maddede düşünce akışına şahit olduğumuz Gary Genosko, faaliyetlerini kıta felsefesi, iletişim kuramı, eleştirel semiyotik, medya teorisi, teknokültür gibi alanlara odaklamış bir akademisyendir. Ekolojiye de klasik “çevre korumacı” bir perspektiften bakmaz, Félix Guattari etkili çok boyutlu bir ekoloji anlayışı üzerinden yaklaşır. Özellikle Guattari’nin Üç Ekoloji (Les Trois Écologies) düşüncesini merkeze alan Genosko, çevresel ekoloji (doğa, iklim, türler), toplumsal ekoloji (kurumlar, medya, kapitalizm, şehir yaşamı) ve zihinsel ekoloji (öznellik, arzu, bilinç üretimi) türlerini biyosfer, toplumsal ilişkiler ve insan öznelliğine dair birer “kayıt” olarak okur. Yani aynı krizin farklı yüzlerine, birindeki bozulmanın diğerine sirayet etmesine, hem de ayrı ayrı çözülemez olmalarına dikkat çekmek ister: “Guattari’ye göre üç temel ekoloji türü vardır: çevresel, toplumsal ve zihinsel. Biyosferle, toplumsal ilişkilerle ve insan öznelliğiyle ilgili bu üç ekoloji türü, aynı zamanda, birer kayıt ve ‘çokkutuplu sorun’ olarak ifade edilmiştir; ekozofinin esas meselesi de teknokratik çözümlerin aksine, bunların etik-politik düzlemde eklemlendirilmesidir.” (s. 82)

Çevresel yıkımdan kentleşme biçimlerine, oradan yalnızlaşmaya ve bununla depresif öznelliğe; dijital medyadan arzu kodlarının yeniden üretimine ve buna eklenen tüketim davranışının çevresel tahribatına uzanan “kriz”lerin kâh maddi kâh simgesel kâh öznel boyutunu gözler önüne sermek istemektedir Guattari. Genosko’nun satırlarında Guattari’nin yaklaşımına binaen hedef aldığı şeyse şudur: Ekolojik krizin yalnızca kararların çoğunlukla “en verimli”, “rasyonel” veya “optimum” çözümler üzerinden alınmasıyla sonuca vardırılamayacağı meselesidir. Çünkü ona göre insanların algısı, arzuları ve tüketim alışkanlıkları aynı kalırsa teknoloji yalnızca yüzeysel bir çözüm sağlar; kurumlar, medya, kent yaşamı ve toplumsal ilişkiler aynı kalırsa da kriz devam eder. Doğrudan ifadeyle, kararlar sadece “verimli mi, rasyonel mi” üzerinden alınırsa ne yazık ki adalet, eşitlik, çoğulculuk gibi değerler geri planda kalır fikrine sahiptir.

Ekoloji bir yönetim problemi değil, bir varoluş tarzı problemidir. Nasıl yaşamak istiyoruz? Hangi arzu biçimlerini besliyoruz? Kurumlar nasıl dönüşmeli? Medya ve teknoloji hangi yönelimle kullanılmalı? Genosko, bu soruları kendine sorarken özellikle teknokültür bağlamında düşünür: Dijital medya zihinsel ekolojiyi nasıl kolonize ediyor? Muhatabının zihninde bu soruyu döndüresiye kadar Guattari hattıyla klasik çevreciliğin çok ötesine geçer:

“Guattari’nin öznesi bir birey değildir; düşünen ve o halde var olan bireyselleşmiş kişi değildir; özsel sezgideki felsefi striptizin doruk noktası değildir; Guattari’nin bizzat vurguladığı gibi, gerçek varoluş bölgelerinden kıyıya vurmuş bir Ben değildir.” (s. 84)

René Descartes’ın cogito’sunu ve modern bireyciliği hedefe alan bu düşünceler, öznenin kendinde kurulu bir merkez olmadığını, bizzat sabit bir kimlik de sergilemediğini vurgular. Özne, üretendir. Gerçekliğin kıyısında duran sabit bir bilinç çekirdeği olmayan özne, sürekli oluş hâlindedir. Bu noktada, Gilles Deleuze’le kesişen çizgiyi görürüz: Özne bir “olay”dır, bir “süreç”tir. Gary Genosko, Guattari’nin öznesinin iç içe geçmiş birçok bileşenin asamblajı olduğunu düşünür: “Guattari’nin kavramsal dilinde zamanla grup sözcüğünün yerini asamblaj almıştır. Guattari bununla tema unsurların varlığını reddetmez; tam aksine, içselliği barındıran ve daha fazla farklılaşma, karmaşıklaşma ve zenginleşme için gerekli enerjiyi sağlayacak çekirdeklerin ya da yoğun geçiş noktalarının varlığını vurgular,” (s. 84) ifadeleriyle insan, mekân, dil, arzu, teknik ve kurumun birlikte oluşturduğu geçici bir bileşimden bahseder. Böylelikle özne artık ne bireysel bilinç ne de kolektif bir özdür. Özne, bir ilişkiler düğümüdür. Ve Genosko bu bakışıyla Guattari’nin düşüncesinin olgunlaşmasını imler.

Burada esas yakalanması gereken şey, tabii ki üzerinde durulan bir enerji alanı olarak da düşünülebilecek olan öznenin ekoloji ile bağlantısı. Guattari’nin ekoloji türlerine karşılık gelecek şekilde: Zihinsel ekoloji, öznellik üretimine; toplumsal ekoloji, asamblajların örgütlenmesine ve çevresel ekoloji de maddi koşullara göre konumlandırılabilir. Özne sabit değilse pek tabii yeniden üretilebilir. Yeniden üretilebilirse dönüştürülebilir güce sahip olması işten değildir. Özneye bir asamblaj gözüyle bakıldığında ekolojik kriz de öznellik krizidir.

Ekolojinin doğayla değil de öznelliğin üretim rejimleriyle ilgilendiğini düşündüren Guattari tavrı; duyarlılık düzeniyle, bilgi sistemleriyle, sosyallik biçimleriyle, kültürel kodlarla, medya ve iletişim ağlarıyla öznenin nasıl üreteceğine dair izler bırakır. Ekolojinin işi, öznelliğin üretildiği rejimlerle ilgilenmek ve bunlara müdahale etmektir. (s. 85) Yani iş, daha yeşil fabrikalardan ziyade, farklı arzu düzenekleridir. Zihinsel, toplumsal ve çevresel ekolojinin birbirini nasıl etkilediğini görünür kılarak öznellik üretimini başka türlü işler hale getirecek etik-politik müdahale imkânlarını açmak, yaşam tarzlarının ve varoluş kiplerinin yeniden tasarlanmasını mümkün etmek gerekir.

Gelgelelim Félix Guattari için bunu sanat yoluyla gerçekleştirmek olası. Sanat, temsil üretmez veya mesaj vermez. O, “öznellik” üretir. Ve bu öznellik, asamblajlar içinde üretilir. Algıyı kaydırarak arzu düzeneklerini yeniden düzenler. Üstelik yeni duyarlık biçimleri de onun üretim alanındadır.

Sanatın üç ekolojiye aynı anda dokunduğunu söyleyen Guattari, algı ve duygu üretimiyle zihinsel, kolektif üretim ve ilişki biçimleriyle toplumsal, mekân ve maddi temaslarla çevresel ekoloji alanlarında sanatın geçiş noktaları açtığını vurgular. Bu vurgu, Genosko için bir “titreşim”dir. Guattari’yi özellikle teknokültür ve medya bağlamında okur. Ona göre, kapitalist öznellik üretim makinelerine karşı mikro müdahale alanı olan sanat, standartlaşmış arzu biçimlerini kırabilir, hatta dijital ve medya asamblajlarını yeniden düzenleyebilir. Böylelikle yeni ilişki biçimleri peyda olur ve “başka türlü hissetmek” yeryüzüne hâkim olabilir. Ekoloji, teknikten çok öte etik-politik-estetik bir sorundur. Özne, uçup gitmeden, yönsüz açlığını tutarlı ve yaratıcı bir biçimde üç ekolojiye yerleştirecek yolları keşfetmeli; sanat ve etik-politik pratikler bu yolları kolaylaştıran gerçek varoluşsal payandalar konumunda olmalıdır. Anlaşılır ki sanat, dönüşümün en hassas aracı olarak duyulur. O, doğayı kurtaramaz ancak insanın doğayla ilişki kurma biçimini, dünyayı algılayışımızın iklimini titreştirebilir.