Sol ve Dijital Siyaset: Platform Toplumlarının Yeni Gündemleri

1 Mayıs meydanlarını, geçmiş mücadeleleri anma alanı olarak başarıyla değerlendirdiğimiz söylenebilir. Hatta kimi zaman, yaratıcı bir esin kaynağına dönüştürmek yerine geçmişe fazlaca takılıp kalan, onun hayaletleriyle yaşayan melankolik sol tutumun ağır bastığı dahi ileri sürülebilir. Buna karşılık bu meydanların, güncel mücadele süreçlerinin muhasebesinin yapıldığı ve yeni gündemlerin şekillendiği alanlar olarak işlediğini söylemek güç.

Sözgelimi dünya yaklaşık kırk yıldır dijitalleşiyor, özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, toplumsal etkileşimlerin önemli bir bölümü dijital zeminde gerçekleşiyor. Buna karşın solun genel eğilimi, analog dünyadaki pratiklerini dijitale taşımakla sınırlı. Oysa dijital, analoğun basit bir uzantısı değil. Kendine özgü işleyişi ve dinamikleri var. Dolayısıyla da o dinamiklere uygun bir kavrayış geliştirmek gerekiyor. Bu yazıda, Marco Guglielmo’nun Sol ve Dijital Siyaset (2026, çev. D. Şahin, İletişim Yayınları) kitabını değerlendirerek, solu dijitallik aynasında yeniden düşünmeyi ve 1 Mayıs vesilesiyle yeni gündemlere dair bir muhasebe yapmayı amaçlıyorum.

Vaziyet

Guglielmo’ya göre dijitallik benzersiz fırsatlar sunsa da sol bunları yeterince değerlendiremiyor, zira neoliberalizmin aşırılıklarını sosyal yardımlarla dengelemeye odaklanmış durumda. Öte yandan, geleneksel sosyalist birikimden beslenen eleştirel dijital çalışmalar (Fuchs, Gerbaudo, Morozov, Srnicek ve benzeri isimler) platform kapitalizmini, algoritmikleşen denetimi ve giderek belirsizleşen sömürü biçimlerini görünür kılmaya odaklanırken, dijitalliğin yeni diyalektiğini yeterince tartışma konusu yapmıyor. Siyaset bilimi ile eleştirel dijital çalışmaların kesişiminde bir akademisyen, Gramscici devrimci mirası güncelleyen ve parti/hareket hibrit modelleri üzerine düşünen aktivist olarak Guglielmo, işte bu boşluğu doldurmaya girişiyor. 2010-2024 yılları arasında İtalya, Fransa ve İspanya’da mecliste varlık gösteren sol partilerin performanslarını karşılaştırmalı olarak inceliyor, 37 yarı yapılandırılmış mülakat ve 32 kurumsal belge (konferans kararları, raporlar, politika belgeleri vb.) üzerinden Avrupa solunun dijitallikle kurduğu ilişkiyi haritalandırıyor. Bu geniş envanter bile başlı başına ilgiye değer.

Kitabın en büyük erdemi, dijital siyaseti niteliksel olarak yeni, yepyeni bir olgu olarak kavraması ve onu kavramak üzere yeni analitik kategoriler önermesi. Guglielmo, mevcut analog pratikleri dijitale aktarmakla (sözgelimi tweet atmakla) sınırlı bakışı “tekno-kayıtsızlık” olarak adlandıracak ve öncelikle bu anlayışın aşılması gerektiğini vurgulayacak. Platformların belirleyici aktörler haline geldiği dünyamızda yalnızca taktik ve stratejilerin değil, teorik çerçevenin de köklü biçimde yenilenmesi gerektiğini ileri sürecek. Nitekim bu yapısal dönüşümü görünür kılmak için kitap boyunca kapitalizmi “platform kapitalizmi” olarak adlandıracak.

Platform kapitalizmi, geleneksel işçi sınıfından farklı, daha geniş ve parçalı bir madunlar kümesi yaratıyor. Dijital emek tartışmasını hızla kateden Guglielmo, bu yeni madunları dört grupta topluyor: 1) Platform dolayımlı işçiler (Uber sürücülerinden, kuryeler ve freelancerlara), 2) Teknoloji endüstrilerinin resmî çalışanları (maden işçileri, coderlar, tasarımcılar vs.) 3) Üretketiciler ve üretici-kullanıcılar (platformları kullanırken aynı zamanda veri üreten geniş kullanıcı kitleleri) 4) Dijitalin musallat olduğu işçiler. Yani, neredeyse herkes... Bu çoğul yapı, örgütlenme meselesini de karmaşıklaştırıyor. Guglielmo’ya göre, bu kesimlere alışılagelmiş yöntemlerle yaklaşmak mümkün değil. Geleneksel işçi sınıfı ile yeni madunlar arasında belirebilecek pürüzleri sönümlendirecek ve onları ortak bir zeminde buluşturacak siyasal bir hüner gerekiyor.

Siyaset yapma biçimleri köklü biçimde değişmişse, ideolojilerin de buna eşlik etmemesi düşünülemez. Guglielmo, partilerin dijital siyaset ve ekonomiyle kurdukları ilişkiyi bir koordinat düzlemine yerleştirerek platform toplumuna özgü yeni ideolojik pozisyonlar belirliyor. Bunlar yabancısı olduğumuz ideolojik pozisyonlar değil, ama isimlerinden de anlaşılacağı üzere, çağımıza uygun olarak başkalaşmış durumdalar: Platform neoliberalizmi, liberal demokrasi 4.0 (sihirli değnek), sosyal-liberalizm 4.0, post-sosyal demokrasi (keyfî ideoloji) ve platform sosyalizmi…

Guglielmo’ya göre neoliberal hegemonyaya doğrudan eklemlenen ya da onun karşısına geçmediğinden ötürü dolaylı olarak neoliberal hegemonya sınırları içinde kalan partiler, emek hareketini inovasyon söylemi ve umutsuzluk üzerinden denetim altına almaya yönelir. Dijital dönüşümü “paradigmatik” bir kırılma olarak sunup doğallaştırır, girişimciliği iyi yurttaşlığın ölçütü haline getirir ve emek üzerinde e-denetimi teşvik ederler. Radikal talepleri parti içinde soğururken, “bürokrasiyle mücadele” adına lider ile taban arasındaki ara katmanları tasfiye edip aktivistleri lider mesajını dolaşıma sokan birer influencera indirgeme eğilimi gösterirler. Bunun karşısında ise ilerici dijital ağlar inşa eden ve radikal demokrasiyi savunan Podemos gibi yapılar ile platform sosyalizmini temsil eden az sayıdaki örnekten biri, madun grupları karşı-hegemonik bir blokta birleştirmeyi hedefleyen, dijital müşterekler ile platform işçilerinin çıkarlarını eklemleyen en ileri parti/hareket hibrit modeli olarak Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) bulunuyor.

Yazara göre eleştirel dijital çalışmalar literatürünün en büyük eksiği burada. Platform kapitalizmi üzerine düşünenlerin çoğu, platform emekçilerinin değişim taleplerinin siyaseten nasıl hayata geçirileceği sorusunu ihmal ediyor. Öyle ki bu çalışmalar, sol partileri —dağıtılması gereken muarızlar olarak dahi— analizlerine katmıyor. Guglielmo ise hem neoliberalleri hem de geleneksel solu sekteye uğratacak olan “hareket olarak parti” fikrinden yana saf tutuyor. Dijital dünya, açık kaynak yazılımlar, altyapılar ve müşterek veri yönetimi gibi dijital müştereklerin örgütlenmesini zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda önerdiği dijital hareket/parti yapısı, geçmişin dikey yapılarındaki aşırı hiyerarşi ile yatay ağların lidersizlikten kaynaklanan sönümlenme sorununu aşmayı hedefleyen bir sentez sunuyor.

Ne Yapmalı?

Guglielmo’ya göre dijital dünyada özgürlük projesinin başarılı olabilmesi için vazgeçilmez olan iki öncül, tüm madunların birleşmesi ve veri akışlarının kamusal denetimidir. Platform kapitalizminde donanım, yazılım, veri ve içerik temel üretim araçları haline geldiğinden, bu kaynakların kamusal denetimi platform sosyalizmine giden yolda kaçınılmazdır. Bunu da ancak birleşerek başarabiliriz.

Guglielmo, Gramsci’yi (Modern Prens olarak Parti) çağa uyarlayarak karşı-hegemonik ilerleme kaydederken sistem tarafından soğurulma veya marjinalliğe düşme riskini bertaraf edecek bir praksis olarak Dijital Prenses*+ normatif projesini geliştirir. Ataerkil sömürüyü merkezine aldığını vurgulamak üzere prenses olarak anılacak bu parti/hareket hibriti, tüm madunları kapsayan akışkan, çoğulcu bir yapıda olmalıdır. “Partinin ötesinde bir parti” olarak Dijital Prenses, klasik parti/hareket ikiliğini aşan bir ağ modeli benimsemelidir.

Guglielmo’ya göre sol, tarihsel olarak iki risk arasında sıkışmıştır: Küçük ölçekli ama inandırıcı alternatiflerin yerel kalması ya da ulusal ölçekte örgütlenen yapıların kurumsallaşarak sistem içinde soğurulması. Dijital Prenses ise platform olanakları sayesinde bu iki açmazı aşma potansiyeli taşır. Bu çerçevede Guglielmo daha iddialı bir adım atarak dijital planlamayı savunur. Hem yerel hem ulusal düzeyde örgütlenecek parti, ortak ve demokratik biçimde tasarlanmış algoritmalar aracılığıyla sosyalist bir yapay zekâ ve gelişkin bir planlama kapasitesi kurmayı hedeflemelidir. Nitekim büyük teknoloji şirketlerinin başarıları, planlamanın ne denli etkin işleyebildiğini göstermiştir. Hiçbir devlet ya da şirket —keza sosyalist bir proje— planlama olmaksızın var olamaz.

Bu stratejinin nihai hedefi iktidar olsa da, öncelikle üç alanda mevzilenmeyi gerekli kılar: (1) dijital müşterekleri kurmak (açık kaynak altyapılar ve alternatif platformlar inşa etmek), (2) sağduyuyu dönüştürmek (dijital liberteryenizme karşı kolektif mülkiyet ve özgürlük fikrini öne çıkarmak) ve (3) madunları siyasal bir sınıfa dönüştürüp karşı-hegemonik bir blokta birleştirmek. Bu süreçte yerel protestolar ve hacktivizm, ulusal düzeydeki hak mücadeleleri ve alternatif medya pratikleriyle eşzamanlı ilerlemelidir.

Bizde Durumlar...

Bu çerçevenin Türkiye’deki karşılığına bakmak ilginç olabilir. Bu nedenle kısa bir parantez açarak Türkiye’ye dönelim. Bugün Türkiye’de kendi logosuyla seçimlere katılan ve mecliste temsil edilen üç sol parti (TİP, DEM ve CHP) bulunuyor. Bu partilerin program ve bildirgelerinde dijital, platform, algoritma, yapay zekâ, veri gibi kavramların izini sürdüğümüzde ortaya çıkan tablo kabaca şöyle: TİP[1] ve DEM Parti[2], platform kapitalizminin yarattığı yeni sömürü biçimlerine karşı henüz tekno-kayıtsızlık aşamasında görünüyorlar. Bu partilerde dijital gündemler, özgül bir yapısal analizden ziyade “bildiğimiz kapitalizmin farklı bir görünümü” olarak ele alınıyor. Kuşkusuz motokuryelerden ev gençlerine uzanan yeni madun kesimlerle organik ilişkiyi kuran aktörler arasında bu partiler de var, ancak bu pratik temasın henüz kurumsal bir kavrayışa dönüştüğünü ve Guglielmo’nun kavramlarıyla “platform sosyalizmi” ufkuna taşındığını söylemek güç.

CHP ise bu meseleye en kapsamlı eğilen parti olarak öne çıkıyor. “Dijital” ifadesinin program metninde tam 103 kez geçmesi ve bu başlığa müstakil bir bölüm ayrılması dikkat çekici. Dijitalleşmenin sunduğu imkânlar —kısmen de sorunlar— ele alınsa da, metinde kapitalizm ve neoliberalizm eleştirisinin silik kaldığı görülüyor, programda bu kavramlar geçmezken demokrasi ve adalet vurgusu öne çıkıyor. Dijitalleşme; verimlilik ve kalkınma eksenli (teknoparklar, akıllı kentler vb.) bir iyimserlikle, adeta bir “sihirli değnek” olarak çerçeveleniyor. Dahası, dijitale ilişkin vurguların diğer başlıklarda geri plana itilmesi, onu analog dünyanın bir eklentisi olarak kuran daha arkaik bir yaklaşımı andırıyor. Guglielmo’nun kavramsallaştırmasıyla ifade edersek, CHP programı dijital strateji bakımından “post-sosyal demokrasi”den çok “sosyal liberalizm” hattına yakın bir yerde konumlanıyor.

Neticede —görebildiğim kadarıyla— üç parti de ne bir alternatif dijital müşterek örgütlemeye çalışıyor ne de var olan, şikâyet ettiğimiz ağlarda radikal bir dönüşüm peşinde. Katedilecek çok yol olduğu aşikâr… Belki de bu kitabın işaret ettiği gündemler, iyi birer başlangıç noktası olabilirler.

Sonuç

Netice itibariyle Guglielmo’nun eseri iki kuvvetin geriliminde ilerliyor: Dijital dünyada daha özgür bir yaşam imkânını yoklayan bir yoldaşın heyecanı ile geniş literatür hakimiyetini sergileyen genç bir akademisyenin disiplini. İkincisi öğretici ama zaman zaman yorucu, ilki ise kışkırtıcı fakat yer yer savruk. Nitekim eser, günümüz akademisinde maalesef norm haline gelmiş bir eğilimi de taşıyor: Baştan sona okunmak için yazılmış, tek bir argümanı geliştiren bir tezden ziyade, müstakil makaleler olarak kurgulanan bölümlerin tekrarlar üretmesi. Yine de Duygu Şahin’in titiz, temiz çevirisi, bu zorlu süreci bir miktar kolaylaştırmış.

Guglielmo, duygulanımsal emek, rant–kâr karşıtlığı ya da tekno-feodalizm gibi güncel popüler tartışmalara girmek yerine kendi özgün tezlerine odaklanmayı tercih ediyor. Bu tercih anlaşılır olmakla birlikte, muştuladığı sosyalizmin ne olduğu ve neden arzu edilir bulunduğu gibi en temel varsayımların dahi masaya yatırılmaması önemli bir eksiklik olarak kalıyor.

Kitabın yapısı farklı okur katmanlarına hitap edecek biçimde kurgulanmış: İlk bölümler dijital çalışmalara giriş niteliğinde bir çerçeve sunarken, orta bölümler karşılaştırmalı siyaset bilimi, sol, Avrupa parti sistemi açısından zengin bir deneyim ve tartışma envanteri sunuyor. Normatif “Dijital Prenses” perspektifini geliştiren dokuzuncu bölüm ise çalışmanın teorik zirvesini oluşturuyor.

Tekrarları zaman zaman bıktırıcı olsa da Sol ve Dijital Siyaset, dijital dünyada yönünü bulmaya çalışanlar için zahmete değecek bir eser. Bulanıklığı özgürlük lehine bir miktar netleştiriyor ve vaadini tutarak bize, dijital gelecekte iş görebilecek bir alet çantası sunuyor. Katılıp katılmamak bir yana, platform toplumlarını dijital gözetim perspektifinden düşünen geniş literatürden farklı olarak parti mücadelesi üzerinden düşünme fikrinin zihin açtığını teslim etmeliyiz. İkna olmasak da eserin yeni gündemler açma, dijital dünya perspektifimizi genişletme kapasitesi yadsınamaz. Sabitlenmesi güç böylesi bir zeminde kalem oynatan bir eserden zaten başka ne beklenebilir ki?


[1] https://tip.org.tr/parti-programi. “TİP, teknolojilerin toplumsal çıkarlar doğrultusunda geliştirilmesini ve kullanılmasını savunur” genel perspektifiyle yetiniliyor. 

[2] https://www.demparti.org.tr/tr/4-uncu-olaganustu-buyuk-kongre-kararlari/20375/. Yenilenme aşamasındaki programa dair “örneğin dijital dönüşümün ve ağ toplumunun yarattığı ... bu yeni imkanların bilinçli ve planlı bir biçimde örgütlenmemizin ve faaliyetimizin içine aktarılması gerekmektedir” türü bir temenni/vaat bulunuyor.


Görsel: Caleb Jack