“Zenginleri Yiyin!” Bu slogan sadece sosyal medyada dolaşan bir “meme” değil. Aynı zamanda eylemlere katılan Z Kuşağı gençlerinin ellerindeki dövizlerde, attıkları sloganlarda, üstlerindeki tişörtlerde, taşıdıkları bez çantalardadolaşıyor. “Zenginleri Yiyin” sloganıyla Z kuşağı gençleri sadece bir espri yapmıyor, aynı zamanda çağımızın en keskin sınıfsal öfkelerinden birini dile getiriyorlar. Kuşkusuz"Zenginleri Yiyin" sloganı, milyarderlere yönelik yemeklik bir çağrı da değil.Bilakis “sermayenin yamyamca yediği yemeğin ana yemeği”olmaya yönelik kesin bir ret.Onlarkonut krizinin gençliği fırsatsız bıraktığı, ücretlerin durgunlaştığı, servet eşitsizliğinin olağanüstü boyutlara ulaştığı bir dünyada birikmiş öfkeyi ifade ediyorlar. Beraberinde ise “Avrupa ve ABD’de yeni bir hayalet dolaşıyor. Z Kuşağı Sosyalizmi hayaleti.”
Yakında zaman yayılan çok sayıda kamuoyu araştırması, Z Kuşağı'nın —1997 sonrası doğanların— önceki kuşaklara kıyasla sosyalizme belirgin biçimde daha yakın durduğunu gösteriyor. CatoInstitute ve YouGov'un 2025 tarihli araştırmasına göre 18-29 yaş arasındaki Amerikalıların yüzde altmış ikisi sosyalizme "olumlu" bakarken bu oran BabyBoomer(Bebek Patlaması Kuşağı, II. Dünya Savaşı sonrası kuşak) kuşağında yalnızca yüzde otuz ikide kalmaktadır. Birleşik Krallık’ta ise Institute of EconomicAffairs'in yürüttüğü araştırma, genç Britanyalıların yüzde altmış yedisinin sosyalist bir ekonomik sistem altında yaşamak istediğini ortaya koymuştur. Axios 2025 verilerine göre üniversite öğrencilerinin yüzde altmış yedisi "sosyalizm" kelimesiyle olumlu ya da tarafsız birçağrışım kurarken bu oran "kapitalizm" için yalnızca yüzde kırkta kalmaktadır. Benzer veriler Gallup gibi küresel ölçekte çalışan araştırma şirketlerinin 2020’lerin başından itibaren yaptığı araştırmalarda açık bir şekilde kendisini göstermektedir. Buna yakın verilerin Türkiye’de yapılan araştırmalarda da çıktığını görmek mümkün.
Bu veriler, belirli çevrelerin ilgisini üzerinde toplamış görünüyor. Ancak bu ilginin kimlerden geldiğine bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor: Z kuşağının sola kaymasına en fazla ilgi gösterenler, soldan değil sağdan ve liberal merkezden geliyor. Hem de pürtelaş.
"Radikal Merkezin" Telaşı: The Economist'ten Başlamak
The Economist 4 Haziran 2026 tarihli internet sayısında, "Z Kuşağı Sosyalizmine Nasıl Karşı Koyulur?" başlıklı bir kapak yazısı yayımladı. Bu başlık aynı zamanda bu yazıyı yazmamın ana motivasyon kaynağı oldu. Dergi kendisini ne sağcı ne de solcu olarak konumlandırıyorve pozisyonunu "radikal merkeziyetçi" bir yayın olarak tarif ediyor. Bununla birlikte serbest piyasa ekonomisinin yılmaz savunucusu olarak tam da merkezde yer almadığı aşikâr. Bu nedenle Z kuşağı sosyalizmine verdiği tepki, ilk etapta sistemin kendisini savunmak gibi görünse deideolojik bir cephe saldırısını örtük bir şekilde de olsa barındırıyor diyebiliriz.
Makalede The Economist, Z Kuşağı sosyalizmine üç temel ilke üzerinden yaklaşıyor: Ekonomik büyümenin sıradan insanlara fayda sağlamadığına dair bir dünya görüşü; kamu harcamalarının yalnızca en zenginler tarafından karşılanabileceği inancı ve özel girişime yönelik köklü bir güvensizlik. Dergiye göre bunlar tehlikeli yanılgılardır çünkü kira kontrolleri yeni konut yapımını caydıracak, servet vergileri yenilikçiliği köreltecek ve müdahaleci politikalar büyümeyi baltalayacaktır.
The Economist'in neden bu kaygıyı taşıdığı anlaşılabilir: Zohran Mamdani New York belediye başkanlığını kazanmış, Britanya'da Yeşiller yükselmiş, Fransa'da Mélenchon genç seçmenler arasında güçlü destek toplamaktadır. Dergi, serbest piyasa liberallerinin "savunma pozisyonunda" kalmayı bırakması ve kapitalizmi daha net ve güçlü biçimde savunması gerektiğini öne sürüyor. TheEconomist’e göre sorun serbest piyasa ekonomisinde değildir. Tam aksine piyasanın yeterince serbest olmamasından kaynaklıdır.
The Economist'i diğerleri izliyor. Wall Street’in yılmaz sözcüsü Wall Street Journal konuya tabiri caizse tam da damardan girmiştir. Bizzat Z kuşağından seçilmiş öğrencilerden oluşanbir grupla, "Z Kuşağı Sosyalizmi ve Üretimin Memleri" başlıklı bir tartışma yürütmüş. Tartışmaya katılanlardan Seungmin Ryu’ya göre
“Gençler arasında bu durum, sosyalizmin onaylanmasından çok, politik açıdan anlamlı ve etkili olma arzusunu yansıtmaktadır. ZohranMamdani New York belediye başkanlığı yarışını kazandığında, bu haber Güney Kore'ye kadar ulaştı. Medyamız onun zaferini bir “ezilenin başarısı” olarak sundu ve bunu dolaylı biçimde, aşırı sol adayların nadiren başarı şansı bulduğu Kore'nin katı iki partili sistemiyle karşılaştırdı. Genç okurların çıkardığı sonuç ideolojik olmaktan çok ilham vericiydi. Ana akımın dışında kalan biri kazanabiliyorsa, o zaman politik değişim de —nasıl tanımlanırsa tanımlansın— mümkün olabilir.”
Elijah Butcher’a göre
“Günümüzde popülistler biçiminde ortaya çıkan bu Aydınlanma dönemi kahramanları, Z Kuşağı'nı mevcut düzene karşı hayal kırıklığına uğratmakta ve politik yelpazenin her iki ucundaki radikal fikirleri desteklemeye yöneltmektedir. Başkan Donald Trump ve ZohranMamdani bunun günümüzdeki en belirgin örnekleridir. Sovyetler Birliği'nin yükselişi ve çöküşü, Z Kuşağı'nın doğumundan çok önce yaşanmıştır; bu nedenle ekmek kuyrukları ve çalışma kampları onlara birer efsane gibi görünmektedir. Tarihin daha kapsamlı anlaşılması ve kapitalizmin dünyaya kazandırdığı ilerlemelerin takdir edilmesiyle sosyalizm ortadan kalkar.”
Bir muhafazakâr olarak kendi kuşağından sosyalizmi benimseyenlere “empati” duyduğunu belirten Christopher Bird’e göre ise,
“Bunun nedenleri açıktır: enflasyon, yüksek faiz oranları, kasvetli bir iş piyasası, servet eşitsizliği ve durgun ücretler. Genç yetişkinler bir ev satın alamıyor ve çözüm olarak bize elli yıllık bir borç köleliği öneriliyor. İş bulamıyoruz ve “60 Minutes” programında Amerikalıların yeterince yetenekli olmadığı söyleniyor. Bu koşullar, ilkelerine en bağlı yirmili yaşlardaki bir genci bile radikalleştirebilir.”
Kendi kuşağının “anlık tatmin kültürü” ile şekillendiğini belirten Avi Wilens'a göre
“Seçmenler giderek daha fazla ücretsiz eğitim, evrensel konut veya garantili gelir vaat eden politikacılara yöneliyor; bunlar büyüdüğümüz kolaylık kültürünü yansıtan programlardır. Mamdani gibi isimlerin genç Amerikalılar arasında destek bulması şaşırtıcı değildir. Her sorunun anında bir çözümü olması gerektiği hissedildiğinde, devlet nihai hizmet sağlayıcı gibi görünmeye başlar.”
Anna Broussard ise baba figüründen hareketle görüşlerini şu şekilde ifade etmektedir:
“Z Kuşağı finansal bir baba figürü istiyor. Yaklaşmakta olan ekonomik güvensizlik tehdidi bizi korkuttu — ve bunun için haklı nedenlerimiz var. Sosyalizmin vaat ettiği eşitleyici gücü, kuralları ve koruyucu bir oyun alanını seviyoruz. Elbette sosyalizmin sunduğu şey gerçekte bu değildir. Sosyalizm bir yönetici sınıfı koruma altına alır, kendi kurallarını çiğner ve “bazı hayvanların diğerlerinden daha eşit olduğu” toplumlar üretir. Sosyalizmin vaatlerine inanıyoruz; çünkü onun başarısızlıklarına hiç tanıklık etmedik. Yakın geçmişte yaşanmış katliamlar hafızamızı meşgul etmiyor. Ütopya vaatlerinin boşa çıkışı benim kuşağımdan önce yaşandı; bu da sosyalizmin vaat ettiği ama sağlayamadığı güvenliği romantikleştirmemize imkân tanıyor. Benim kuşağımın karşı karşıya olduğu ekonomik ortam, üzerine uyarı etiketi yapıştırılmayı hak ediyor. Finansal pistimizi devasa ikaz işaretleri aydınlatmalı: öğrenci borçları, konut maliyetleri, durgun ücretler ve belirsiz gelecekler. Ancak tarih bize şu zor dersi veriyor: Sosyalizm bizim babamız olamaz.”
Yukarıda Wall Street Journal’dan aktardığımız bu görüşleri sosyalizme sempati duyan ama aynı zamanda ona mesafeli duran görüşlerdir. Bu haliyle gençler daha çok uygulanan haliyle kapitalist politikalara karşı durmaktadır. Ancak telaşe ya da panik zaten tam da bu noktada, Z Kuşağının anti-kapitalistduruşu nedeniyle başlamaktadır.American Enterprise Institute'denSamuel J. Abrams, "Kapitalizm Düşman Değildir- Genç Seçmenlerin Gerçekte İstediği Şey" başlıklı yazısında Z Kuşağı seçmenlerini karikatürize etmemek gerektiğini ama aynı zamanda onların serbest piyasaya olan güvenini yeniden tesis etmek gerektiğini savunuyor. The Jefferson Independent’da yazan Gabriella Miyares ise genç Amerikalılar arasında sosyalizme yönelik ilgisinin "üzücü bir gerçek" olarak ortaya çıktığı belirtiyor. Bu durumun ana akım Amerika için "hayati bir kaygı" konusu olması gerektiğini vurguluyor.MacIver Institute’den Courtney Graves “serbest piyasaların geleceği tehlikede” diye yazarak, Z Kuşağının ekonomik sorunlara "tehlikeli bir çözüm reçetesi" sunmaya çalıştığı ifade ediyor.
Bu metinlerin ağırlıklı olarak serbest piyasa ekonomisini savunan, liberal ya da muhafazakâr çevrelerden çıkması tesadüf değildir. Sosyalizmin yükselmesi karşısında asıl alarm veren, var olan düzeni sürdürmekte çıkarı bulunan kesimlerdir. Ortada bir panik söz konusudur. Bunu vakti zamanında Stuart Hall ve diğerlerinin 1978'de kaleme aldığı “Policing the Crisis: Mugging, the State, and Law and Order” (Krizin Denetimi: Kapkaç, Devlet ve Hukuk-Düzen Söylemi) başlıklı çalışmada bahsini yaptıkları “ahlaki panik” kavramıyla açıklamak pekâlâ mümkündür.
Hall'un Aynası: Ahlaki Panik Olarak Z Kuşağı Sosyalizmi
Stuart Hall ve diğerleri, ahlaki panik kavramını salt bir medya olgusu olarak değil, egemenliğin yeniden kurulmasına hizmet eden ideolojik bir süreç olarak çerçevelemiştir. Hall'a göre ahlaki panik, toplumsal ve ekonomik krizler döneminde belirli grupların —"halk şeytanları"nı (folk devils)— toplumun değerlerine yönelik büyük bir tehdit olarak sunulması ve bu tehdidin gerçek boyutunun çok ötesinde büyütülmesiyle işleyen bir mekanizmadır.
Stuart Hall'un Gramsci'den devraldığı hegemonya anlayışı çerçevesinde ahlaki panik, yalnızca korku yaratmaz; aynı zamanda toplumun hangi değerleri koruması gerektiğini de yeniden tanımlar. 1970'lerin İngiltere'sinde ekonomik durgunluk yaşanırken medya, "kapkaç" (mugging) suçlarını siyah gençlerle özdeşleştirmiştir. Böylecemedya gerçek sorunun, işsizlik, eşitsizlik, yapısal dışlanmanın üzerini örterek, suçu bireysel ve ırksal bir meseleye indirgemiştir. Bunun bir benzerinin Türkiye’de vakti zamanında “tinerci çocuklar” konusunda kendini görünür kıldığını söylemek mümkündür. Son zamanlar ise basına yansıyan haliyle, çocuklarını öldüren “çocuklara” yargıda “yetişkin” muamelesi yapılmasını istemek ve onları “cani” olarak nitelendirmek de bu kapsamda değerlendirebilir. Burada tüm diğer yapısal sorunlar dışarıda bırakılarak,sorunsuça karışan çocukların çocuk oldukları için “az ceza almasına” ya da yeterli “güvenlik” önlemlerinin alınmamasına indirgenmiş görünüyor. Bunu biraz daha güncelleyerek ve genişleterek sunarsak, ahlaki panik için uzun bir liste ortaya çıkabilir:
1) Göçmenlerin suçla ilişkilendirilmesi 2) Mültecilerin ulusal güvenlik tehdidi olarak sunulması 3) Protesto hareketlerinin "kaos" veya "terör" söylemleriyle damgalanması 4) Sosyal medyanın gençliği bozduğu yönündeki söylemler 5) LGBTİ+ haklarının "aileye tehdit" olarak çerçevelenmesi ve 7) Z Kuşağı!
Stuart Hall ve diğerlerinin çerçevesini Z Kuşağı sosyalizmine uyguladığımızda, yapısal benzerlikler çarpıcı biçimde ortaya çıkar. Bugün Batı dünyası; ücretlerin durgunlaştığı, konut krizinin derinleştiği, servet eşitsizliğinin tarihin en yüksek noktalarına ulaştığı, yapay zekanın iş piyasasını dönüştürdüğü gerçek bir ekonomik sıkışma içindedir. Bu koşulların ürünü olan Z Kuşağı'nın sisteme yönelik tepkisi, kaygı veren bir tehdit olarak sunulmakta; gençlerin marjinal bir ideolojiye kapıldığı söylenmekte ve bunun karşısında "uyandırma çağrıları" yapılmaktadır.
Stuart Hall ve diğerlerinin deyişiyle:
"Tehlikenin gerçekte oluşturduğu risk ile onun kamuoyunda nasıl algılandığıve buna karşı önerilen çözüm yolları arasındaki orantısızlık, ahlaki paniğin temel özelliklerinden biridir. Nitekim ahlaki panik, tam da bu gerçeklik ile temsil arasındaki inandırıcılık boşlukları üzerinden güç kazanır."
Z Kuşağı'nın sosyalizmi, Marksist-Leninist devrim ideolojisinden çok, daha güçlü sosyal güvenlik ağları ve ekonomik adalete yönelik somut talepler içermektedir. Diğer bir ifadeyle Z Kuşağı sosyalizmi özünde kolektivist ideallere ya da üretim araçlarının ele geçirilmesi gibi bir derde sahipmiş gibi görünmüyor. Ancak bu ayrım, paniği üretenler tarafından sistematik biçimde göz ardı ediliyor.
Paniğin mekanizması şu ise şu şekilde işletiliyor: Gençler "Venezuela gibi bir geleceğe" sürüklenmekle suçlanıyor, sosyalizme sempati duymak ise tarihsel bilgisizlikle, tembellikle ya da manipülasyona açık olmakla açıklanıyor. Böylece asıl mesele —neden bu kadar çok genç mevcut sisteme güvenini yitirdi? — tartışılmak yerine, bu gençlerin tutumlarının kendisisorunlaştırılıyor. Bu, StuartHall ve diğerlerinin tanımladığı paniğin ta kendisidir.
Türkiye'den Bir Örnek: DEV-GENZ ve Pankart Meselesi
Z Kuşağı sosyalizmi ile ilgili ahlaki panik yalnızca Batı'ya özgü değildir. Türkiye, bu mekanizmanın yerel versiyonunu Nisan 2025'te açık biçimde yaşadı.Ekrem İmamoğlu'nun 19 Mart 2026 operasyonuyla tutuklanmasını protesto eden öğrenci gösterilerinde bir genç, üzerinde "DEV-GENZ" yazan bir pankart taşıdı. DEV-GENZ İngilizce "Gen Z" ve “Dev-Genç” ifadesini birleştiren esprili bir sözcük oyunundan ibaretti. Kuruluş manifestosu ise yapay zekânın emeği dönüştürdüğü bir çağda, algoritmaların değil insanın savunulması gerektiğini öne süren bir metindi.
Ne var ki bu pankartı taşıyan vesosyal medyada Basel olarak bilinen bu genç -ki sonradan adınınBekir Aslan olduğunu öğrendik—gözaltına alındı ve ardından tutuklandı. Savcılık, DEV-GENZ pankartını taşımayı ve bir Grup Yorum şarkısını retweetlemeyi "terör örgütü propagandası" olarak nitelendirdi. Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş bu gerekçeyi "yacehalet ya da korkunç bir kötü niyet" olarak tanımladı.
Bu olay, Hall'un analizindeki tüm unsurları barındırır: (1) Tehlikenin abartılması. Bir pankart ve bir tweet, örgüt propagandası olarak sunuldu. (2) Halk şeytanının yaratılması.Genç aktivist, potansiyel terörist çerçevesine oturtuldu. (3) Devlet müdahalesinin meşrulaştırılması. Tutuklama, gençlik hareketini bastırmanın hukuki zeminine dönüştürülmektedir. (4) Gerçek sorunun üzerinin örtülmesi. İmamoğlu'nun tutuklanmasına neden olan politik gerilim, gençlerin "tehlikeli örgütlenmeleriyle" geri plana itilmektedir.
DEV-GENZ manifestosunun kendisi okunduğunda, devlet tarafından hissedilen panik daha da anlaşılır kılınır: Metin, "neoliberal çölü aşmak" için evrensel temel gelir, yapay zekanın toplumsallaştırılması, ruh sağlığı hakkı ve kamucu eğitim gibi talepler sıralamaktadır. Bu talepler, var olan düzene köklü bir meydan okuma içermektedir. Pankartın tutuklanma gerekçesi yapılması, söylemin gücünü değil iktidarın kırılganlığını göstermektedir.
Guardian'ın Tanıklığı: Gençlik Öfkesinin Somut Temelleri
Guardian'da 2021'de yayımlanan ve Owen Jones’ın kaleme aldığı "Zenginleri Yemek: Milenyum ve Z Kuşağı Neden Kapitalizme Sırt Çevirdi?" başlıklı makale, istatistiklerin ardındaki insanları gözler önüne seriyor. Salford'dan banka çalışanı Jack Foster, konut sorununu şöyle özetlemektedir:
"Kirada oturuyordum ve sürekli şunu düşünüyordum: 'Bir evi satın alabilecek parayı nasıl bulacağım?' Annem temizlikçiydi, babam engelliydi ve ev satın alabilen tanıdıklarımın çoğu ailelerinden maddi destek almıştı. Mesele bir işe girip para biriktirmek değildi; para miras almanız gerekiyordu."
Verilere bakıldığında Foster'ın öfkesinin meşruiyeti açıkça görülmektedir: İngiltere'de 35 yaş altındakilerin yaklaşık yarısı özel kiralama sektöründe yaşamakta; Londra'da kiralar kiracıların gelirinin yüzde yetmiş dördünü yutmaktadır.
Owen Jones’un makalesi, gençlerin tutumunu belirleyen faktörleri katmanlar hâlinde ortaya koymaktadır: (1) Güvencesiz çalışma koşulları. Sıfır saat sözleşmelerinin üçte birinden fazlası 25 yaşın altındakilere aittir. (2) Eğitim borcu. İngiltere'deki üniversite mezunları ortalama 40.000 sterlin borçla başlıyor. (3) İklim kaygısı. Londralı Emily Harris'in "Jeff Bezos kendini uzaya fırlatırken LasVegas'ın suyu tükeniyor" cümlesi, bu öfkenin sınıfsal ve çevresel boyutunu bir arada ifade ediyor. (4) Sosyal medyanın politik eğitim işlevi. "Tumblr beni radikalleştirdi" diyen gazeteci Chanté Joseph, internetin alternatif bir politik anlam haritası nasıl sunduğunu anlatıyor. Bu iş sadece bir sosyal medya meselesi gibi de görünmemektedir. Konu internetteki flört uygulamalarına doğru kaymıştır. Örneğin Tinder, Hinge ve Bumble profillerinde şu ifadeler sıkça görülüyor: “Tory'ler(muhafazakâr) olmasın — bu benim için ilişkiyi bitiren bir konu.” “Kesinlikle Tory istemiyorum (zaten solcular daha çekici, gerçekler bunlar).” “Sola oy veriyorsan sağa kaydır.” “Sadece devrim sırasında el ele tutuşacak birini arıyorum.”
Owen Jones’un makalesinde yer verilen araştırmacı Keir Milburn'ün tespiti de önemlidir. Keir Milburn'e göre 1960'larda yetişkinliğe adım atan için geleceğe dair bir iyimserlik vardı. Bugün ise bu iyimserlik büyük ölçüde yok olmuştur. Barnardo's'un 2019 araştırmasına göre 25 yaşın altındakilerin üçte ikisi kendi kuşaklarının ebeveynlerinden daha kötü koşullarda yaşayacağına inanmaktadır. Bu kötümserlik salt bir algı değil; somut ekonomik gerçeklere dayanan bir değerlendirmedir.
Ngaire Woods ve Z Kuşağı Sosyalizmi İçin Bir Savunma
Oxford Üniversitesi Blavatnik Kamu Yönetimi Okulu Dekanı NgaireWoods'un Aralık 2025'te Project Syndicate'te yayımlanan "Z Kuşağı, Politikaya Yeniden Umut Aşılıyor" başlıklı makalesi, Z Kuşağı gençlik hareketlerine çok farklı bir mercekten bakmaktadır. Açıkçası Ngaire Woods'un makalesi, Z Kuşağı sosyalizmine sol kanattan duyulan nadir ilgilerden biridir diyebiliriz.
Woods, gelişmekte olan dünyada gençlik öncülüğündeki protestoları —Nepal, Sri Lanka, Bangladeş, Kenya, Peru— mercek altına alarak şu tespiti yapmaktadır: Bu hareketler politik sistemleri yıkmayı değil, dönüştürmeyi hedeflemektedir. Aktivistler, yolsuzlukla mücadele eden, istihdam yaratan ve iklim kriziyle başa çıkan hükümetler talep etmektedir. Bunlar soyut ideolojik talepler değil, son derece somut ve karşılanabilir talepler olduğunu öne sürmektedir.
Woods'un analizinin en güçlü yanı, alternatif politikaların işe yararlığını somut örneklerle göstermesidir. Avrupa'nın Gençlik Garantisi (Youth Guarantee) programı sayesinde Portekiz genç işsizliğini 2014'teki yüzde otuz dört virgül yediden 2025'te yüzde on sekize, İrlanda yüzde yirmi dördü yüzde on üçe, Yunanistan yüzde elli ikiyi yüzde yirmi ikiye düşürmeyi başarmıştır. Bu rakamlar, "mümkün" diye tanımlanan politik sınırlarının yeniden çizilmesini talep etmektedir.
Woods'un önerisi, Z Kuşağı sosyalizminin paniğe değil, ciddiyete layık olduğu yönündedir. Yenilenebilir enerjinin maliyeti 2010-2020 arasında yüzde seksen beş düşmüştür; batarya depolama maliyetleri yüzde doksandan fazla azalmıştır. Bu dönüşüm, temiz bir geleceğin yalnızca ideolojik bir arzu olmadığını; gerçekleştirilebilir, somut bir proje olduğunu göstermektedir. Z Kuşağı'nın bu talebi, gerçekçilikten uzak bir ütopyacılık değil; teknik ve ekonomik olarak mümkün olan bir geleceğin talep edilmesidir.
Woods, Z Kuşağı hareketlerini tehlike olarak değil, umut kaynağı olarak tanımlamaktadır:
"Bu gençlik hareketleri yalnızca belirli bir kuşakla ya da bölgeyle sınırlı değildir; zengin ve yoksul ülkelerdeki emekçilerin ortak kaygılarını yansıtmaktadır."
Bu çerçeve, Z Kuşağı sosyalizmini marjinal ya da tehlikeli bir sapma olarak sunan anlatının tam tersidir.
Sonuç: Paniğin Ötesinde, Politikanın İçinde
Z Kuşağı sosyalizmi, yapılan tartışmalardan hareket edecek olursak, ideolojik bir bağlılıktan değil; yaşanmış deneyimlerin, ekonomik kırılganlıkların ve sistemin yetersizliklerine duyulan hayal kırıklığının ürünü olan pragmatik bir adalet arayışından kaynaklanmaktadır. Bu kuşağın sosyalizmden anladığı şey çoğunlukla üretim araçlarının kamulaştırılması değil; erişilebilir konut, güvenceli çalışma, evrensel sağlık hizmeti ve hesap verebilir kurumlardır.
Stuart Hall'un çerçevesi, bu tablonun okunmasında güçlü bir araç sunmaktadır: Gençlerin sisteme yönelik meşru öfkesinin bir tehdit olarak kodlanması, gerçek sorunların —eşitsizlik, güvencesizlik, konut krizi, iklim çöküşü— görünmez kılınmasına hizmet etmektedir. Paniği üretenler, bu sorunları çözme kapasitesinden yoksun ya da bu sorunların sürmesinde çıkarı olan kesimlerdir.
Türkiye'deki DEV-GENZ örneği ise bu tablonun en ham halini göstermektedir: Bir pankart ve bir tweet, "terör örgütü propagandası" olarak suçlanmıştır. Bu, sembolik şiddetin somut şiddete dönüştüğü, ahlaki paniğin tutuklamaya zemin hazırladığı bir andır.
Z Kuşağı sosyalizmini savunmak, her önerilen politikanın teknik olarak isabetli olduğunu kabul etmek anlamına gelmez. Kira kontrolleri, servet vergileri, fiyat tespitleri üzerine meşru ekonomi-politik tartışmalar yürütülebilir ve yürütülmelidir. Ancak bu tartışmanın zemini, gençlerin meşru taleplerini patolojikleştiren ya da marjinalleştiren bir panik değil; somut sorunların gerçekten nasıl çözüleceği sorusu üzerine kurulu dürüst bir politik olmalıdır. Woods'un hatırlattığı gibi, bu gençler sinik değil; hayal kırıklığına uğramış pragmatistlerdir. Yaşanabilir bir dünya istiyorlar. Bu talep ciddiye alınmayı hak ediyor.Ciddiye alacak olan politk örgütlenmelerin varlığı ise ayrı bir sorun.
Kaynakça
Stuart Hall, Chas Critcher, Tony Jefferson, John Clarke ve Brian Roberts, Policing the Crisis: Mugging, the State, and Lawand Order, The Macmillan Press, Hong Kong, 1982, s. 273-323.





