2016 yılında Cleveland Cavaliers oyun kurucusu Matthew Dellavedova, maç sırasında kalp ritmi, uyku kalitesi, vücut sıcaklığı, kas yorgunluğu, zorlanma ve toparlanma gibi göstergeleri takip eden WHOOP cihazını kullanıyordu.[1],[2] Dellavedova cihazı fark edilmeden önce yaklaşık 15 maç boyunca bileğinde taşımıştı; ancak lig yönetimi durumu tespit ettikten sonra oyuncuya cihazı kullanmayı bırakması talimatını verdi. NBA, giyilebilir cihazların antrenmanlarda kullanımına izin verirken maçlar sırasında kullanımını yasaklıyordu. Bu olay kısa sürede spor dünyasında biyometrik verilerin toplanmasının sınırlarına ilişkin bir tartışma başlattı: Giyilebilir cihazlardan toplanan verilere kimler erişebilirdi? Kulüp bu verileri oyuncunun yorgunluğunu, sakatlanma riskini veya performans düşüşünü değerlendirmek için kullanabilir miydi? Veriler sözleşme pazarlığında oyuncunun aleyhine dönebilir miydi? Jeremy Venook, The Atlantic’te yayımlanan makalesinde konuyu teknik bir doğruluk tartışmasından çok yaklaşan bir gizlilik mücadelesi olarak tanımlamıştı.[3]
Yaklaşık on yıl önce başlayan bu tartışma bugün de geçerliliğini koruyor. Bu yazıda amacım, Dellavedova vakasından hareketle NBA’de giyilebilir cihazlara ilişkin veri politikasının 2026 yılına kadar geçirdiği dönüşüm üzerinden beden ile teknoloji arasındaki ilişkiyi posthüman özne ve biyopolitika tartışmaları bağlamında okuyabilmek.[4],[5],[6] Giyilebilir teknolojilerin ölçümlerinin doğru veya yararlı olup olmadığını tartışmaktan çok, ölçüm yoluyla üretilen bedensel bilginin hangi kurumsal ilişkiler içinde anlam ve etki kazandığına odaklanacağım.
Giyilebilir cihazlar bir oyuncunun bedeni hakkında bilgi edinmesini sağlarken sakatlanma riskini azaltabilir, aşırı yüklenmeyi görünür kılabilir ve oyuncuya kendi bedeni hakkında yeni bilgiler verebilir. Kurumsal düzeyde ise kulüpler ve antrenörler, biyometrik verileri sporcuların fiziksel hazırlığını değerlendiren performans eşikleri ve toparlanma standartları oluşturmak için kullanabilir.[7],[8] Öte yandan aynı veriler, bir oyuncunun kadroda yer almasından sahada kalacağı süreye, sözleşme pazarlıklarındaki maddi değerinden profesyonel kariyerinin uzunluğuna kadar uzanan ekonomik sonuçlar yaratabilir.] Biyometrik verilerin gizliliği, kullanım hakları ve bahis şirketleri ya da yayıncılar gibi üçüncü taraflara aktarılması da bu tartışmanın başka bir boyutunu oluşturur.[9],[10]
Bu bakımdan, teknolojiler bedensel sinyalleri yalnızca görünür hale getirmekle kalmaz; onları karşılaştırılabilir, sınıflandırılabilir ve kurumsal kararlarda kullanılabilir veri profillerine dönüştürür. Sağlık, yorgunluk, performans ve risk böylece yalnızca kişinin kendi bedensel deneyiminden hareketle tanımlanan durumlar olmaktan çıkar; sensörlerin, yazılımların ve kurumsal değerlendirme sistemlerinin ürettiği kategoriler içinde yeniden anlamlandırılır.[11],[12]
Bu işleyişin başka bir örneği, hayat sigortası şirketi John Hancock’un 2015 yılında başlattığı Vitality programı.[13] Programın vaadi basitti: Yürüyün, egzersiz yapın, sağlık kontrollerinizi tamamlayın ve puan kazanın. Biriken puanlar sigorta primlerinde avantajlara, çeşitli ödüllere veya Apple Watch gibi bir cihazın maliyetinde indirime dönüşebiliyordu. Kullanıcı açısından bu, sağlıklı yaşamı teşvik eden ve gönüllülük esasına dayanan bir ödül programıydı. Ancak program sayesinde sigorta şirketi kullanıcıların yalnızca yaşını, sağlık geçmişini ve önceki risklerini değerlendirmekle kalmıyor; gündelik yaşamda ne kadar hareket ettiklerini ve hangi sağlık davranışlarını sürdürdüklerini de takip edebiliyordu.[14],[15] Sağlık böylece kişinin belirli bir anda sahip olduğu tıbbi bir durum olmaktan çıkarak sürekli izlenen, puanlanan ve ekonomik değere çevrilen bir davranış örüntüsüne dönüşüyordu.
İki Vaka: Dellavedova ve John Hancock
Dellavedova ile John Hancock örnekleri, biyometrik ölçümün iki farklı kurumsal ilişkide nasıl işlediğini gösterir. Profesyonel sporda bedensel veri, oyuncunun sağlığı kadar emeğinin kullanımı ve ekonomik değeriyle de ilişkilidir. Hayat sigortasında ise sağlık davranışları, riskin değerlendirilmesi ve ekonomik teşviklerin dağıtılmasıyla bağlantılıdır. Her iki durumda da kullanıcı verilerin bedensel kaynağı iken hangi göstergelerin ölçüleceğini, bunların nasıl bir skora dönüştürüleceğini ve skorların hangi sonuçlara bağlanacağını tek başına belirleyemez.[16],[17],[18]
Buradaki güç asimetrisi, kurumun kullanıcıdan daha fazla veriye sahip olmasından ibaret değil. Asimetri, verinin ne anlama geldiğini ve hangi amaçlarla kullanılacağını tanımlama kapasitesinde ortaya çıkıyor. Kulüp, hangi göstergelerin oyuncunun fiziksel hazırlığını temsil edeceğini; sigorta programı ise hangi davranışların sağlıklı ve ödüllendirilmeye değer sayılacağını belirleyen ölçütler kurar.[19],[20] Kullanıcı kendi verilerine erişebilse bile hesaplama modelini, verilerin kurumsal yorumunu veya bu yorumun bağlandığı ekonomik sonuçları aynı ölçüde belirleyemeyebilir.
Bununla birlikte iki örnek, kullanıcıların haklarını koruma ve tercih kullanma kapasiteleri bakımından aynı değildir. Bu fark, içinde yer aldıkları örgütlenme biçimlerinden kaynaklanıyor. NBA oyuncuları kulüplerle ilişkilerini yalnızca bireysel sözleşmeler üzerinden değil, Oyuncular Birliği ve toplu sözleşme aracılığıyla da düzenleyebilir. Dellavedova vakasının ardından giyilebilir teknolojiler geçici bir tartışma olarak kalmamış, toplu pazarlığın konusu haline egelmiştir.[21],[22],[23]
NBA ile Oyuncular Birliği arasındaki 2023 toplu iş sözleşmesi, giyilebilir cihazları değerlendirmek üzere lig ve oyuncu temsilcilerinden oluşan ortak bir komite öngördü: Takımlar yalnızca komite tarafından onaylanmış cihazların antrenmanlarda gönüllü olarak kullanılmasını talep edebilir. Oyuncu cihazı kullanmayı reddedebilir veya kullanmayı bırakabilir. Ayrıca kendisi hakkında toplanan verilere erişme hakkına sahiptir. Takım talebiyle toplanan veriler yalnızca sağlık, performans ve saha içi taktik amaçlarıyla kullanılabilir; yani sözleşme, takas veya oyuncunun serbest bırakılması gibi işlemlerde dikkate alınamaz. Giyilebilir cihazların maçlarda kullanılması ve takım talebiyle toplanan verilerin kamusal ya da ticari amaçlarla değerlendirilmesi ise taraflar arasında yeni bir anlaşma sağlanana kadar yasaklandı.[24]
Oyuncunun cihazı reddetme, verilere erişme ve verilerin sözleşme süreçlerinde kullanılmasına karşı korunma hakları, biyometrik veri politikasının kolektif örgütlenme yoluyla sınırlandırılabileceğini gösteriyor.
2025 yılında, WHOOP'a karşı açılan toplu dava ile tartışma yeni bir boyuta taşındı. Şirket, kullanıcıların hassas sağlık verilerini rızasız olarak üçüncü taraflarla paylaştığı iddiasıyla dava edildi.[25] Aynı dönemde ABD hükümetinin giyilebilir cihazları kamu sağlığı politikasının merkezine yerleştirme yönündeki girişimleri, bireysel özgürlükler ile veri güvenliği arasındaki dengenin korunmasını daha da kritik hale getirdi.[26] Sonuç olarak, Dellavedova gibi oyuncuların maç içinde cihaz takmasının yasaklanmasıyla başlayan süreç, günümüzde verinin kim tarafından, hangi amaçla yorumlanabileceğine dair kalıcı bir güç mücadelesine dönüştü.
John Hancock örneğinde ise benzer bir kolektif karşı güç bulunmuyor. Sigortalı programa gönüllü olarak katılır ve sağlık davranışlarını paylaşması karşılığında ekonomik avantajlar elde edebilir.[27],[28] Programdaki asimetri, soyut bir veri hâkimiyetinden çok puanlama düzeninin somut işleyişinde görülür. John Hancock’un güncel Apple Watch programında saatin kalan aylık ödemeleri, kullanıcının egzersiz yoluyla kazandığı Vitality puanlarına göre azaltılabilmekte; aynı puanlar hayat sigortası primlerinde indirim gibi başka avantajlara da bağlanabilmektedir. Örneğin, program adım sayısı, aktif kalori ve belirli kalp ritmi eşiklerini ekonomik teşvik düzeninin parçası haline getirebilir. Programın ürün, ödül ve indirim koşullarının değişebileceği ve poliçenin ömrü boyunca aynı kalacağının garanti edilmediği de şirket tarafından belirlenir. NBA örneğinde verilerin kullanım sınırları kolektif pazarlık yoluyla belirlenirken John Hancock örneğinde kullanıcı, kurum tarafından önceden kurulmuş bir teşvik düzenine bireysel olarak katılır.[29],[30]
Bu iki vaka, biyometrik verilerin politik anlamının yalnızca teknolojik özelliklerinden doğmadığını gösteriyor. Aynı ölçüm, farklı kurumsal ilişkiler içinde öz-bilgi, performans değerlendirmesi, ekonomik teşvik veya denetim aracı haline gelebilir. Bu dönüşümü üç bağlantılı eksende ele almak mümkündür. Haraway, insan ile teknik sistem arasındaki kesin ayrımın neden yetersiz olduğunu; Hayles, bu ilişkiden çıkarılan veri örüntüsünün yaşanan bedenle neden özdeş sayılamayacağını; Foucault ise veri profilinin normlara, öz-disipline ve kurumsal yönetime nasıl bağlandığını anlamaya imkân verir.
İnsan ile Teknik Sistem Arasında
Donna Haraway, “A Cyborg Manifesto” metninde siborgu insan ile makine, doğa ile kültür, organik ile teknik arasındaki yerleşik ayrımları bozan bir sınır figürü olarak tanımlar. Siborg figürü, insanın teknik, kültürel ve toplumsal ilişkilerden bağımsız düşünülemeyeceğini gösterir.[31]
Bu açıdan giyilebilir teknoloji kullanan kişiyi sadece doğal bir bedenin dışarıdan bir cihaz tarafından izlenmesi biçiminde düşünmek yetersiz kalır. Cihaz kullanıcının bedensel deneyiminin yerine geçmez; ancak bu deneyimin yorumlanmasına katılır. Kullanıcı kendisini dinlenmiş hissederken uygulamanın düşük toparlanma puanı göstermesi, kullanıcının bedeniyle kurduğu ilişkinin artık yalnızca öznel duyum üzerinden ilerlemediğini gösterir. Bildirimler, grafikler ve skorlar, kişinin kendi durumunu anlama ve davranışlarını düzenleme biçiminin unsurları haline gelir.[32],[33],[34]
Bir sensör kullanıcının bedeni hakkında bilgi edinme kapasitesini artırabilir; aynı sensör işverenin, sigorta şirketinin veya spor kurumunun bedeni daha sürekli izlemesine de imkân verebilir. Bu nedenle Haraway’ın yaklaşımı açısından temel soru, insanın teknolojiyle birleşip birleşmediği değil; bedensel öznenin hangi teknik ağlar içinde kurulduğu ve bu ağların kimlerin denetiminde bulunduğudur.[35]
Bedensel Sinyalden Veri Örüntüsüne
Haraway insan ile teknik sistem arasındaki ilişkinin kuruluşuna odaklanırken N. Katherine Hayles, bu ilişkiden üretilen enformasyonun maddi bedenden ayrılabilir bir örüntü olarak ele alınmasını sorunlaştırır. Hayles, How We Became Posthuman kitabında sibernetik düşüncenin bilgiyi maddi taşıyıcısından ayrılabilen ve farklı ortamlara aktarılabilen bir örüntü olarak kavrama eğilimini eleştirir.Bu eleştirinin merkezinde, enformasyonun bedensiz bir varlık gibi düşünülmesi için bedenin maddiliğinin geri plana itilmesi bulunur.[36],[37]
Giyilebilir cihazlarda kalp ritmi, kalp atım hızı değişkenliği, hareket ve vücut sıcaklığı gibi göstergeler sensörler aracılığıyla kaydedilebilir. “Zorlanma”, “stres”, “uyku kalitesi” veya “toparlanma” ise doğrudan ölçülen fiziksel nesneler değildir. Bunlar farklı sinyallerin belirli bir hesaplama modeli içinde birleştirilmesiyle oluşturulan yorumlar, kategoriler ve skorlardır.[38] Cihaz bu nedenle yalnızca bedende zaten mevcut olan bir bilgiyi görünür hale getirmez; hangi sinyallerin birlikte anlamlı sayılacağını ve bunların hangi bedensel duruma karşılık geleceğini belirleyen bir yorumlama işlemi de gerçekleştirir.[39] Bu işlem sonucunda oluşan veri profili, yaşanan bedenin kendisi değildir. Bedenden seçilen belirli sinyaller hesaplanabilir ve aktarılabilir bir örüntü içinde yeniden düzenlenir. Bir uyku ya da toparlanma skoru kullanıcıya yararlı bilgiler verebilir; ancak ağrı, kaygı, bakım sorumlulukları, çalışma koşulları veya kullanıcının kendi deneyimine verdiği anlam gibi unsurları bütünüyle içermez.[40],[41]
Politik sorun, veri profilinin sınırlı olmasından çok bu sınırlı temsilin kendi sınırlarını kaybederek bedenin tamamıymış gibi değerlendirilmesidir. Kullanıcı kendisini dinlenmiş veya çalışmaya hazır hissedebilir; fakat kurum, kararını kullanıcının bedensel anlatısından çok hesaplanabilir profile dayandırabilir. Böylece bedenden çıkarılan veri örüntüsü, deneyimlenen bedenin tamamını içermediği halde kişi hakkında kurumsal sonuçlar üretme gücü kazanır. Bu noktada soru artık veri profilinin bedeni ne ölçüde temsil ettiğiyle sınırlı değildir. Profilin hangi ölçütler içinde değerlendirildiği ve hangi davranışsal ya da kurumsal sonuçlara bağlandığı da önem kazanır.
Veri Profilinden Nüfus Yönetimine
Veri profillerinin daha geniş bir veri ekosistemi içinde değerlendirilmesi, tekil bedenin ölçülmesinden nüfusun yönetimine geçişi görünür kılar.
Giyilebilir teknolojilerin biyopolitik işleyişi, bedenin disipline edilmesiyle nüfusa ilişkin bilginin üretilmesini aynı süreç içinde birleştirmeleri üzerinden okunabilir. Kullanıcı günlük hedefler, bildirimler ve skorlar aracılığıyla yürüyüşünü, uyku saatini, egzersiz yoğunluğunu veya dinlenme süresini düzenlemeye yöneltilir. Bu düzeyde cihaz, kişinin kendi davranışlarını gözlemlemesine ve değiştirmesine aracılık eden bir öz-disiplin tekniği olarak çalışır.[42],[43],[44]
Kullanıcı burada yalnızca dışarıdan gözlenen pasif bir nesne değildir. Hareketlerini kaydederek, hedeflere ulaşmaya çalışarak ve uygulamanın önerileri doğrultusunda davranışlarını değiştirerek ölçüm sisteminin işleyişine katılır. Ancak kullanıcının kendisini düzenlemesi, bu düzenlemenin ölçütlerini kendisinin belirlediği anlamına gelmez. Hangi hareket düzeyinin yeterli, hangi uyku örüntüsünün sağlıklı veya hangi skorun riskli sayılacağı teknik ve kurumsal sistem tarafından biçimlendirilir.[45],[46],[47]
Aynı ölçümler çok sayıda kullanıcıdan toplandığında yalnızca bireysel geri bildirim üretmez. Sağlık, hareketlilik, uyku ve performans hakkında istatistiksel düzenliliklerin kurulmasına da katılır. Tekil kullanıcının kendisini ölçmesi, nüfusa ilişkin bilgi üreten altyapının bir parçası haline gelir; geniş veri kümelerinden elde edilen ölçütler de kullanıcıya hedef, uyarı veya değerlendirme skoru olarak geri dönebilir. Kişinin kendi bedenini izlemesi, hangi davranışların sağlıklı, sorumlu veya riskli sayılacağına ilişkin normların üretilmesine katılabilir. Bu normlar daha sonra puanlar, ödüller, performans standartları veya kurumsal kararlar yoluyla tekil kullanıcıya yeniden uygulanabilir.
Bununla birlikte bir skorun varlığı tek başına yönetim ilişkisini açıklamaya elbette yetmez. Belirleyici olan, skorun ne tür bir karara bağlandığıdır. Toparlanma puanının kullanıcıya dinlenmesini önermesi ile kulübün aynı puanı oyuncunun antrenman programında kullanması aynı işlem değildir. Benzer biçimde aktivite puanının kişinin kendi davranışlarını izlemesini sağlamasıyla ekonomik avantajların dağıtımında ölçüt haline gelmesi farklı iktidar ilişkileri üretir.
Foucaultcu açıdan temel soru, hangi davranışların sağlıklı, sorumlu veya riskli kabul edildiği; bu kategorilerin kimler tarafından belirlendiği ve kullanıcıların bu kategorilere dayanan kararlara ne ölçüde itiraz edebildiğidir. Veri profilinin yönetimsel gücü, bedeni temsil etmesinden çok normlara, teşviklere ve kurumsal karar mekanizmalarına bağlanmasından doğar.
Sonuç Yerine
Dellavedova vakasının bugünkü önemi tam da buradadır: Tartışma artık bir oyuncunun gizlice taktığı cihazın kurallara uygun olup olmadığıyla sınırlı değildir. Giyilebilir teknolojiler onay komiteleri, veri erişim hakları, kullanım sınırlamaları, sigorta ürünleri, puanlama sistemleri ve davranışsal teşvikler içinde kurumsallaşmıştır.[48],[49],[50],[51] Bir diğer deyişle,“Yaklaşan gizlilik savaşı”, zaman içinde verinin kim tarafından hangi amaçlarla yorumlanabileceğinin ve hangi kararlara bağlanabileceğine ilişkin bir güç mücadelesine dönüşmüştür.
Dolayısıyla biyometrik verinin politik anlamı, yalnızca neyin ölçüldüğüne değil, ölçüm üzerinde hangi hakların bulunduğuna ve verinin kurumsal karara nasıl dönüştürüldüğüne bağlıdır.
Haraway’ın siborg figürü, doğal beden ile dışsal teknoloji arasındaki kesin ayrımın yetersizliğini gösterirken; Hayles, bu ilişkiden üretilen veri örüntüsünün yaşanan bedenle özdeş olmadığını ortaya koyar.[52],[53] Foucault ise veri profilinin normlar, öz-disiplin ve kurumsal kararlarla birleştiğinde nasıl yönetimsel bir kuvvet kazandığını görmeye imkân verir.[54],[55],[56]
Bu çerçeve aynı zamanda biyometrik veri öznesinin tekil olmadığını gösterir. Kişi aynı anda kendi sağlığını izleyen kullanıcı, cihaz hizmetini satın alan tüketici, kurum tarafından değerlendirilen çalışan veya sporcu ve verisi işlenen hukuki özne olabilir. Bu özneler birbirinden bütünüyle ayrı değildir; aynı bedende, farklı teknik ve kurumsal ilişkiler içinde üst üste gelebilir. Veri, bedenin kurumsal olarak etkili bir uzantısına dönüşebilir; ancak bu, veri örüntüsünün yaşanan bedenin bütünü olduğu anlamına gelmez.
Aynı zamanda, giyilebilir teknoloji bedeni daha görünür hâle getirirken, yalnızca sensör tarafından algılanabilen ve hesaplama sistemi tarafından sınıflandırılabilen yönlerini görünür kılar. Ölçülemeyen ağrı, yorgunluğun toplumsal nedenleri, bakım sorumlulukları veya kişinin kendi deneyimine verdiği anlam kurumsal veri profili içinde görünmez kalabilir. Böylece teknik görünürlük, bedenin bütünüyle açığa çıkarılması değil, bedenin belirli yönlerinin seçilerek kurumsal olarak okunabilir hâle getirilmesini ele alabilir.
Bu nedenle mesele giyilebilir teknolojilerin bedeni doğru temsil edip etmediğiyle sınırlı kalmaz. Biyometrik verinin politikasına ilişkin devam eden tartışmanın ana eksenlerinden biri halen, hangi sınırlı temsilin karar vermek için yeterli kabul edildiği, bu yeterliliğin ölçütlerini kimin belirlediği ve kararın sonuçlarını kimin taşıdığıdır.
Kaynakça
[1] B. Mastroianni, “The NBA Tells Cleveland Cavaliers Player to Stop Using Wearable Device,” CBS News, 8 Nisan 2016.
[2] P. S. Torre ve T. Haberstroh, “Why the NBA Slapped the Wrist of Matthew Dellavedova,” ESPN, 6 Nisan 2016.
[3] J. Venook, “The Upcoming Privacy Battle Over Wearables in the NBA,” The Atlantic, 10 Nisan 2017.
[4] National Basketball Association ve National Basketball Players Association, Collective Bargaining Agreement (2023), Article XXII, Section 13, “Wearables,” basılı ss. 397–400, PDF ss. 420–423.
[5] Lomeli v. WHOOP, Inc., Case No. 3:25-cv-06828-KAW, Document 1, Class Action Complaint and Demand for Jury Trial, United States District Court for the Northern District of California, 13 Ağustos 2025.
[6] P. Singh, “US Health Secretary Kennedy Says HHS to Launch Campaign to Encourage Wearable Devices,” Reuters, 24 Haziran 2025.
[7] D. R. Seshadri, R. T. Li, J. E. Voos, J. R. Rowbottom, C. M. Alfes, C. A. Zorman ve C. K. Drummond, “Wearable Sensors for Monitoring the Internal and External Workload of the Athlete,” npj Digital Medicine 2 (2019), makale no. 71.
[8] B. Osborne ve J. L. Cunningham, “Legal and Ethical Implications of Athletes’ Biometric Data Collection in Professional Sport,” Marquette Sports Law Review 28/1 (2017), 37–84.
[9] Osborne ve Cunningham, “Legal and Ethical Implications.”
[10] S. R. Berman, “Bargaining Over Biometrics: How Player Unions Should Protect Athletes in the Age of Wearable Technology,” Brooklyn Law Review 85/2 (2020), 543–570.
[11] Seshadri vd., “Wearable Sensors.”
[12] Osborne ve Cunningham, “Legal and Ethical Implications.”
[13] John Hancock, “John Hancock Marks 10 Years of Helping Customers Live Longer, Healthier, Better Lives Since Launch of Industry-Leading Vitality Program,” 12 Mayıs 2025.
[14] A.g.e.
[15] John Hancock, “Apple Watch Program,” erişim 28 Temmuz 2026.
[16] Osborne ve Cunningham, “Legal and Ethical Implications.”
[17] Berman, “Bargaining Over Biometrics.”
[18] John Hancock, “Apple Watch Program.”
[19] Ibid.
[20] National Basketball Association ve National Basketball Players Association, Collective Bargaining Agreement (2023), Article XXII, Section 13, “Wearables,” basılı ss. 397–400, PDF ss. 420–423.
[21] Osborne ve Cunningham, “Legal and Ethical Implications.”
[22] Berman, “Bargaining Over Biometrics.”
[23] NBA ve NBPA, Collective Bargaining Agreement, Article XXII, Section 13.
[24] NBA ve NBPA, Collective Bargaining Agreement, Article XXII, Section 13.
[25] Lomeli v. WHOOP, Inc., Document 1.
[26] Singh, “HHS to Launch Campaign to Encourage Wearable Devices.”
[27] John Hancock, “John Hancock Marks 10 Years.”
[28] John Hancock, “Apple Watch Program.”
[29] Ibid.
[30] NBA ve NBPA, Collective Bargaining Agreement, Article XXII, Section 13.
[31] D. J. Haraway, “A Cyborg Manifesto: Science, Technology, and Socialist-Feminism in the Late Twentieth Century,” Manifestly Haraway içinde (University of Minnesota Press, 2016), 3–90.
[32] Ibid.
[33] R. Sanders, “Self-Tracking in the Digital Era: Biopower, Patriarchy, and the New Biometric Body Projects,” Body & Society 23/1 (2017), 36–63.
[34] P. Lindner, “Molecular Politics, Wearables, and the Aretaic Shift in Biopolitical Governance,” Theory, Culture & Society 37/3 (2020), 71–96.
[35] Haraway, “A Cyborg Manifesto.”
[36] N. K. Hayles, “Virtual Bodies and Flickering Signifiers,” October 66 (1993), 69–91.
[37] N. K. Hayles, How We Became Posthuman: Virtual Bodies in Cybernetics, Literature, and Informatics (University of Chicago Press, 1999).
[38] Seshadri vd., “Wearable Sensors.”
[39] Hayles, “Virtual Bodies and Flickering Signifiers.”
[40] Ibid.
[41] Hayles, How We Became Posthuman.
[42] M. Foucault, The History of Sexuality, Volume 1: An Introduction, çev. R. Hurley (Pantheon Books, 1978)
[43] R. Sanders, “Self-Tracking in the Digital Era: Biopower, Patriarchy, and the New Biometric Body Projects,” Body & Society 23/1 (2017), 36–63.
[44] P. Lindner, “Molecular Politics, Wearables, and the Aretaic Shift in Biopolitical Governance,” Theory, Culture & Society 37/3 (2020), 71–96.
[45] John Hancock, “Apple Watch Program.”
[46] Sanders, “Self-Tracking in the Digital Era.”
[47] Lindner, “Molecular Politics.”
[48] John Hancock, “Apple Watch Program.”
[49] NBA ve NBPA, Collective Bargaining Agreement, Article XXII, Section 13.
[50] Lomeli v. WHOOP, Inc., Document 1.
[51] Singh, “HHS to Launch Campaign to Encourage Wearable Devices.”
[52] Hayles, “Virtual Bodies and Flickering Signifiers.”
[53] Hayles, How We Became Posthuman.
[54] Foucault, The History of Sexuality, Volume 1.
[55] Sanders, “Self-Tracking in the Digital Era.”
[56] Lindner, “Molecular Politics.”





