Eros ve Sanat: Bataille’da Ölüm, Erotizm ve Sanat

Yaşam ölümün, ırmaklar denizin ve bilinen bilinmezin içinde kaybolacaktır.
—Georges Bataille

Toplumsal ve politik bir boyut taşıyan arzunun sanat eserinin hem üretiminde hem de izleyiciyle kurduğu ilişkide belirleyici olmasından erotizmin sanat tarihinde nasıl meşrulaştırıldığı ya da bastırıldığına ve oradan bilhassa modern ve çağdaş sanatta bedenin ne şekilde estetize edildiğine uzanan meselelerle Eros ve Sanat, Ali Artun’un dizi editörlüğünde yayıma hazırlanan ve bizzat kaleminden çıkan yazıların toplamını oluşturur. Sanat ile arzu arasındaki ilişkiyi tarihsel ve kuramsal bir çerçevede inceleyen bu yazılarda yazar; çekim, yaratma dürtüsü ve estetik haz gibi daha geniş bir anlam alanında sunar arzuyu. Sanatın ortaya çıkışında ve algılanışında bu duyumun nasıl rol oynadığını farklı dönemler üzerinden tartışır. Yazımıza referans sağlayacak kısım ise Eros ve Sanat’ın açılış metni olan “Georges Bataille’da Erotizm ile Ölümün Birliği ve Sanat”tır.


Georges Bataille

Bir Katolik rahibi olmayı bırakıp edebiyata merak salan Georges Bataille; erotizm, ölüm, kurban, kutsallık, şiddet, sınır deneyimleri, haz ve tüm bunlarla sanat arasındaki ilişkileri incelemesiyle tanınan, 20. yüzyıl Fransız düşüncesinin en sıra dışı ve etkili figürlerinden biri. Onun erotizm-ölüm-sanat denklemini anlayabilmek için ilkin sanat üzerine yazılarını aynı düşünsel bütünün parçaları olarak okumak gerektiğinin bilincinde olmak elzem. 1993’ten bu yana Türkçeye çevrilen yapıtları arasında özellikle Cinsellikten Dinselliğe Erotizm, erotizmin ölümle ilişkisini doğrudan ele alırken Lanetli Pay’ı bu ilişkiye ekonomik ve ontolojik bir zemin yaratmasıyla iyiden iyiye okurun ilgisini çeker.

Bataille’ın özellikle Lascaux Mağarası[1] ve tarihöncesi sanat üzerine düşünceleri erotizm, ölüm ve kutsallık arasında kurduğu ilişkinin estetik alandaki karşılığını ortaya koyar. Bu nedenle, yazarın sanat anlayışının mihrakında insanın kendi sınırlarını aşma arzusu bulunduğunu anlarız ki Eros ve Sanat’ın satırları arasında gezinirken Les Trois-Frères Mağarası’ndaki[2] Tanrı, insan-bizon çizimlerinin sayfalara konuk olduğunu görmüş oluruz.[3]

Peki, Bataille’ın erotizm düşüncesinin başlangıç noktası ne olabilir? Zannediyoruz ki bu yer insanın kendisini ayrı ve sınırlı bir birey olarak deneyimlemesi. Açacak olursak insanın kendi bedenine, yaşamına ve varlığına sahip ayrı bir varlık olduğunu düşünmesi de diyebiliriz. Bataille ise, bu durumu “süreksizlik” kavramıyla ifade eder. Ona göre her birey diğer bireylerden ayrılasıdır ve muhakkak kendi sınırları içerisinde var olur. Bu bireysel süreksizliğin kesin sınırlarını da tahmin edilebileceği üzere ortaya çıkaran ölümdür. Bundan ötürü, ölüm, Batailleca bireysel varoluşun sınırının ortadan kalkmasıdır. Gündelik yaşamında kendisini diğer insanlardan ayrı ve kapalı bir birey olarak deneyimleyen insan, erotizmin bu kapalılığı geçici olarak kırdığının ve bundan dolayı erotik deneyimin bireyin kendi sınırlarını aşmaya yönelik bir girişim hâlini aldığını fark edemez. Bireysel süreksizliği kesin olarak ortadan kaldıran ölüm anına kadar insan hayatında rol oynayan erotizm bu süreksizliğin sınırını yaşam payesinde –en azından bir süreliğine– aşmaya çalışır. Bataille, Cinsellikten Dinselliğe Erotizm kitabında temel düşünce olarak, ölümün bireysel süreksizliği sona erdirmesinin bir tür “varlığın sürekliliği”ne açılmasından dem vurur. Dolaylı olarak ölüm, bireysel varlığın sonu olduğu kadar, bireyselliğin sınırlarının ortadan kalkması anlamında değerlendirilmeli, deriz. Böylesi bir hâlin süreklilik imkânı taşıdığını ifade eder Artun. Ölümle birlikte erotizmi de anarak: “Ölüm ve erotizm insan hayatının sürekliliğini sağlar” (s. 10).

Gelelim “yasak”, “ihlal” kavramlarına. Ali Artun’un zihninde her defasında birtakım kavram çiftleri bulundurur dediği (s. 8) Bataille’ın sınırın aşılabilmesi için öncelikle o sınırın bulunması gerektiği erotizm anlayışında yasak ile ihlâl birbirinden bağımsız değildir. Dolayısıyla, erotik deneyim, yasağın sınırının bilinçli biçimde aşılması. O kadar ki erotizm aynı anda hem çekim hem de korku, hem haz hem de dehşet barındırabilir. Buradaki kıvamın kişinin gündelik ve düzenlenmiş varoluş biçiminden çıkmasıyla bağlantılı olduğunu düşünebiliriz. Nihayetinde erotizm de aynı ölüm gibi bir “ihlal hadisesi”dir (s. 23).

Bataille’da cinsel deneyimin sıklığı yalnızca bedensel hazla açıklanamaz; bu sıklık, bireyin kendi sınırlarını kaybetme ve kendisinden başka bir varlıkla birleşme deneyiminden kaynaklanır. Erotizmi bir nevi yaşamın içerisinde ölümün açtığı süreklilik alanına yaklaşma biçimi olarak görebiliriz. Daha öncesinde sıralamaya dahil ettiğimiz kurban anlayışı da erotizm ile ölüm arasındaki bağlantının iyice görünür hâle geldiği alanlardan. Kullanılmak, biriktirilmek veya gelecekte başka bir amaç için saklanmak üzere olmayan kurban edilen şey, harcanmak üzere ortadan kaldırılır. Açıkçası kurbanı da yararlılık düzeninin dışında gerçekleşen bir “harcama” biçimi olarak varsayabiliriz. Kurbanın anlamı fayda düzeninden çıkarılmasındadır. Bu vesileyle, ölüm, kutsallık, erotizm vb. yapının içerisindedir, onlarla birdir.

Ölüm ve erotizm gibi, sanat da “çalışmaların kesintiye uğradığı, arzuların kamçılandığı” (s.33) ve sürekliliği bize duyuran bir tür eylem. Sanat eserinin, sıradan anlamda, doğrudan bir ihtiyacı karşılamadığını biliyoruz. Adında ekmek geçse de bir şiir yiyecek sağlamaz, tuvale çizilen bir kulübenin barınma ihtiyacını karşılayamadığı gibi bir heykel gündelik yaşamın zorunlu ihtiyaçlarından birini gidermek için kaslarını kullanmak zorunda kalmaz. Bir amacı ya da faydası söz konusu değil. Buna rağmen insan sanat üretir... Bataille, sanatın bu “yararsızlığı”nı onun bir eksikliği şeklinde nitelendirmez. Bunun adına “iç deneyim” der. İç Deney eseri deneyimin otonom özellikler gösterdiği kısımlarla örülüdür ve Ali Artun’un ifadeleriyle, “İç deneyimin süreklilikle, (...) ihlalle ve sanatla olan bağlarını bunlarsan çıkarsarız” (s. 37):

“Deneyin bizi alıp götürdüğü yere götürmesini istedim. Yoksa onu daha önceden verili bir amaca götürmek istemedim. Ve hemen bu deneyin bizi hiçbir sığınağa götürmediğini söylüyorum (ama kayboluşa ve anlamsızlığa götürür).”[4]

İnsanı gündelik fayda ve zorunluluk düzeninin dışına çıkaran bir koşul. Sanat, böylece insanın yalnızca ihtiyaçlarını karşılayan bir varlık olmadığını, gündelik benliğini ve fayda ilişkilerini askıya almaya ve “imkânsız”la[5] karşılaşmaya yöneldiğini gösterir bizlere.

Erotizmi iç deneyimin biçimlerinden biri olarak düşünebiliriz zira erotik deneyimde insan, gündelik yaşamda sahip olduğu kapalı ve ayrı ben konumunu aşma eğilimine girer. İş zaten bu eğilime girmekte. Şu durumda erotizm, süreksiz bireyin bir tür süreklilik deneyimine yönelmesi meselesidir. İnsan nasıl ölüm karşısında dehşet yaşasa bile fırsatı ganimet bilip her fırsatta ölümü imgeler, temsil eder ve geçmişten bugüne ritüeller aracılığıyla onu anlamlandırır sanat da bu süreçte, insanın hayvani dünyadan ayrılışının kâh ifadesi kâh bu ayrılığın ötesine geçme girişimi hâline gelir. Binaenaleyh, sanat ve erotizm, farklı biçimlerde de olsa, kutsal olana, hayvani olana yani ve süreklilik deneyimine yeniden yaklaşmayı mümkün kılan iç deneyim alanındadır; gizemseldir. Birey orada kendinden geçme, esrime, en azından coşku hâlleri içindedir.


[1] Lascaux Mağarası, Fransa’nın Dordogne bölgesinde bulunan ve Paleolitik Dönem’e ait mağara resimleriyle tanınan bir arkeolojik alandır. Bataille açısından Lascaux ayrıca önemli. Sanatın insanın hayvanlıktan ayrılması, ölüm bilinci, yasak, kutsallık vb. meselelerle olan ilişkisini düşünmek için temel bir örnek. Hem Lascaux yorumunu doğrudan Cinsellikten Dinselliğe Erotizm kitabıyla birlikte düşündüğümüzde şöyle bir bütünlük ortaya çıkar: Lascaux, sanatın doğuşunu temsil eden bir eşik olarak insanın ölüm bilincine ulaşmasıyla birlikte kutsalın ve yasağın ortaya çıkışını niteler; yasak ise nihayet erotizm deneyimine uzanan bir sürecin başlangıcını oluşturur.

[2] Les Trois-Frères Mağarası, Fransa’nın Ariège bölgesinde, Montesquieu-Avantès yakınlarında bulunan ve Üst Paleolitik Dönem’e tarihlenen bir mağara. Özellikle hayvan ve insan-hayvan karışımı figürleriyle tanınan bir yer. Bataille için Lascaux’dan farklı bir nedenle ilgi çekicidir: Les Trois-Frères, insan ile hayvan arasındaki sınırın görsel olarak bulanıklaştığı figürleri nedeniyle kutsal, ritüel ve insanın hayvanlıkla ilişkisi üzerine düşünmek için oldukça elverişlidir. Onun düşüncesinde insan, kendisini hayvandan ayıran yasaklar, çalışma, düzen ve bilinç dünyasını kurar. Fakat aynı zamanda hayvanlığı tamamen terk etmez; onu ritüellerde, sanatta, kutsallıkla hemhal olduğu zamanlarda yeniden karşısına çıkarır. Les Trois-Frères’deki insan-hayvan hibriti bu açıdan sembolik olarak çok güçlüdür.

[3] Mağaralarındaki sanat, insanın hayvanlıktan ayrılışını ve aynı zamanda hayvanlıkla yeniden temasını ifade eder. Hemen burada söylemek gerekir ki Eros ve Sanat’ın “Modernizm, Erotizm, Picasso” isimli ikinci metninde de bu yaklaşımı destekleyeceğini düşündüğümüz Lascaux Mağarası duvarlarından görüntüler sergilenmiştir. (Bkz. Ali Artun, Eros ve Sanat, İletişim Yayınları, İstanbul, 2022, s.50-51.)

[4] G. Bataille, İç Deney, çev. M.M. Yakupoğlu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006, s.21.

[5] Bataille bunu özellikle “imkânsız” kavramıyla ilişkilendirir. İnsan, aklın ve dilin açıklayamadığı noktaya kadar ilerlediğinde “imkânsız”la karşılaşır. Bu karşılaşma aşırı coşku, korku, erotizm, galeyan, ölüm düşüncesi ve kutsal deneyim gibi biçimler alabilir.