Brezilya’da 25 Ekim Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu, birçok bakımdan tarihe geçti. 128 milyondan fazla kişinin oy kullandığı seçimde, sandığa gitmeyenlerin, geçersiz oy kullananların ve boş oy atanların toplam oranı tarihin en düşük seviyesine indi. İlk turu ikinci sırada bitiren bir aday ilk kez ikinci turu kazanırken, Lula da daha önce hiçbir cumhurbaşkanının başaramadığını başararak dördüncü kez bu göreve seçildi. Sonuç, bu tarihî ilklerin ötesinde, yalnızca ülke içinde pek az kişinin öngördüğü çarpıcı bir geri dönüşü değil, bölgedeki siyasi gidişatın da tersine dönmesini ifade ediyor: Brezilya, Latin Amerika’da aşırı sağın (Arjantin ve El Salvador) ve daha genel olarak sağın (Şili, Bolivya, Peru, Kolombiya, Ekvador ve Venezuela) ilerleyişini şimdilik durdurmuş durumda.
İki aday arasında keskin bir tezat vardı. Bugün 81 yaşında olan Lula, son derece yoksul bir ailede dünyaya gelmiş, on iki yaşında çalışmaya başlamış ve daha sonra maden işçiliği eğitimi almıştı. Mücadeleci bir sendikacı olarak grevlere önderlik ettiği için diktatörlük döneminde hapse atılmış, 1980’de İşçi Partisi’ni (PT) kurmuştu. Rakibi, 45 yaşındaki Flávio Bolsonaro, siyasi kariyerini emekli yüzbaşı ve eski cumhurbaşkanı olan babası Jair Bolsonaro’ya borçlu. Özel okullarda eğitim gören Flávio, 21 yaşında Rio de Janeiro eyalet meclisine seçilmişti. Kendisini “girişimci” olarak tanıtıyordu ama herhangi bir şirketi yoktu. Avukatlık yapıyordu, ama müvekkili pek azdı; bunlardan biri, beş yaşında bir kız çocuğunu öldürmekle suçlanan bir polis memuruydu.Siyasi kariyeri boyunca tartışmaların odağında yer aldı: Polislikten ayrıldıktan sonra kiralık katil olan bir kişiye resmi bir madalya vermişti. Bu kişinin annesi de Flávio’nun meclisteki bürosunda çalışıyordu. Babasının 2019’da cumhurbaşkanı olmasının ardından oğul Bolsonaro da Senato’ya seçildi, ama yasama faaliyetleriyle elde ettiği başarılardan çok, şaibeli gayrimenkul alım satımlarıyla tanınıyor.
Lula’nın ilk tur kampanyası sönük geçti. Jair Bolsonaro’yu iktidardan indirdiği 2022 seçimlerinden farklı olarak bu kez merkez partilerle geniş bir ittifak kurmadı; daha küçük sol oluşumlardan meydana gelen bir koalisyonun desteğiyle, yalnızca PT’nin çatısı altında seçime girdi. Jair Bolsonaro ise daha sonra darbe girişiminde bulunmaktan 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve şu anda ev hapsinde. Lula, kampanyasında önceki cumhurbaşkanlığı dönemleriyle özdeşleşen sosyal programları savundu. Öte yandan, üçüncü döneminde seçmeni etrafında toplayabileceği, o döneme damgasını vurmuş bir başarısı yoktu. PT yönetiminin Brezilya’nın toplumsal ve ekonomik koşullarına görünüşte iyimser yaklaşımı, gerçeklikten kopuk olduğu izlenimi veriyordu. Lula’nın 2003’te başlattığı ve en önemli sosyal programlarından biri olan Bolsa Família kapsamında yaklaşık 20 milyon düşük gelirli aileye, yani 50 milyon kişiye sağlanan nakit yardımlar Mart 2023’ten beri artırılmamıştı. Kısa süre önce yasallaştırılan çevrimiçi bahis, çok ağır bir borçlanmaya yol açmıştı. Gıda fiyatları yükseliyor, bundan en çok yoksul haneler etkileniyordu. PT, belki de bu nedenlerle, anketlerdeki üstünlüğünü korumasına rağmen, âdet yerini bulsun diye düzenlenen birkaç etkinlik dışında seçmeni meydanlara çağırmadı.
Flávio Bolsonaro ise sağlık, eğitim, hatta Bolsa Família harcamalarında kesintiye gidilebileceğini dile getirdi, ama daha sonra geri adım attı. Amazon’da ormansızlaşmayı sınırlayan düzenlemeleri gevşetmeyi, maden kaynaklarının işletilmesini kolaylaştırmayı ve Brezilya’yı ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket eden bir ülke haline getirmeyi vaat etti. Programı finans çevrelerinin, büyük sanayicilerin ve tarım şirketlerinin desteğini kazanırken Meta, sosyal medya algoritmalarını onun lehine yönlendirmekle suçlandı. Geniş halk kesimlerinden gördüğü desteğin temelinde ise Bukele’nin El Salvador’da uyguladığı kitlesel hapsetme modelini benimseyerek suçla sert biçimde mücadele etme vaadi yatıyordu. Seçimi kazanırsa babası Bolsonaro’yu affedeceğini ve Planalto Sarayı’nın rampasını onunla kol kola çıkacağını söylüyordu. Protokole göre cumhurbaşkanlığı kuşağını görevi devreden Lula’dan alması gerekiyordu. Ancak o, Lula döneminin kapandığını göstermek için kuşağı babasının elinden alacaktı.
İlk tur kampanyasına, ülkenin dört bir yanına ve siyaset dünyasının her kesimine uzanan büyük bir yolsuzluk skandalı damga vurdu. Jair Bolsonaro hükümeti döneminde mali denetim makamlarının serbestçe faaliyet göstermesine göz yumduğu Banco Master,* yerel yönetimlerin ve eyalet yönetimlerinin emeklilik fonlarından aldığı paralarla bir saadet zinciri işletiyordu. Bu fonlar arasında PT’nin yönettiği Bahia eyaletininki de vardı. İki milyar doları aşkın paranın toplandığı bu dolandırıcılığa siyasi partiler, milletvekilleri, valiler, belediye başkanları, yargıçlar, medya kuruluşları, Evanjelik kiliseler, avukatlar ve Merkez Bankası yetkilileri bulaşmıştı. Bankanın sahibi Daniel Vorcaro, Yüksek Mahkeme yargıcı Alexandre de Moraes’in eşinin hukuk bürosundan hizmet almak için 25 milyon dolar ödemişti. Halk arasında Xandão (“Koca Alex”) diye tanınan Moraes, daha önce Jair Bolsonaro’nun tutuklanmasına hükmetmiş; sansür kararlarına sık sık başvurması ve siyasi muhalifleri hedef alan sert adli süreçlerle tartışma yaratmıştı. Vorcaro, Brezilya’nın siyasi seçkinleri için düzenlediği sefahat dolu partilere servet harcamış, ayrıca Yüksek Mahkeme’nin üç yargıcına daha yüklü miktarda para aktarmıştı. Flávio Bolsonaro’nun da skandala adı karışmıştı. Bu yılın başlarında kamuoyuna açıklanan bir telefon kaydında, babası hakkında çekilecek bir film için Vorcaro’dan 24 milyon dolar istediği duyuluyordu. Master skandalı Yüksek Mahkeme’ye duyulan güveni ağır biçimde sarstı; buna rağmen Flávio Bolsonaro’nun seçim öncesi anketlerdeki oy oranı istikrarlı biçimde yükselmeye devam etti.

Lula, 4 Ekim Pazar günü yapılan ilk turun arifesine kadar az farkla da olsa öndeydi. Seçim gecesi ise büyük bir şok yaşandı: Flávio, Lula’nın %45’ine karşı %47 oy alarak, 2,2 milyon oy farkla ilk sıraya yerleşti. PT, parlamento seçimlerinde de ağır bir yenilgiye uğrayarak hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde geriledi. Partinin eski kuşak kadrolarından yeniden aday olanların hiçbiri seçilemedi. Flávio Bolsonaro, “PT dönemi kapandı,” diye böbürleniyordu. Sonuç karşısında şaşkına dönen Lula’nın kampanya yönetimi ise ne yapacağını bilemez hale geldi.
Tabanın tepkisi ise bambaşka oldu. Kendiliğinden başlayan gösteriler, birkaç gün içinde karamsarlığı dağıttı. Küçük toplantılar büyüyerek kitlesel buluşmalara ve yürüyüşlere dönüştü ve çok geçmeden bütün ülkeye yayıldı. São Paulo eyaletinin kıyısındaki Santos şehri, bunun çarpıcı bir örneğini teşkil ediyor. 19. yüzyıldan beri Güney Amerika’nın en büyük limanına ev sahipliği yapan bu şehirden dünyanın dört bir yanına kahve ihraç ediliyor. Santos’un, komşu Cubatão’da petrol sanayisinin gelişmesiyle daha da güçlenen köklü bir işçi örgütlenmesi ve sol siyaset geleneği var. İlk turdan iki gün sonra Petrol İşçileri Sendikası, ikinci turda nasıl bir yol izleneceğini tartışmak üzere bir toplantı düzenledi. Yaklaşık 50 kişinin katılması beklenirken 200 kişi geldi, ardından sayı hızla 500’e ulaştı. Kalabalık sendikanın toplantı salonuna sığmayarak sokağa taştı. Açık havada devam eden bu toplantıya, Lula’nın ilk döneminde kurulan São Paulo Federal Üniversitesi’nden (Unifesp) öğrenciler ve Ulaşım İşçileri Sendikası öncülüğündeki göstericiler de katıldı. Orada doğaçlama, ateşli bir konuşma yapan Petrobras işçisi Kris Mackleiny, “Bir de baktım, sokakta 3.000 kişi var,” diyor.
Aynı gün, Brezilya genelinde altı milyon üniversite öğrencisini temsil eden Ulusal Öğrenci Birliği, Rio de Janeiro’da bir toplantı düzenledi. Toplanan büyük kalabalık, ülke çapında Lula’yı destekleyen gösteriler başlatma kararı aldı. Dört gün içinde en az 350 öğrenci gösterisi düzenlendi. Bir zamanlar üniversite öğrencilerine çoğunlukla eyalet başkentlerinde rastlanırken, son yıllarda PT hükümetlerinin federal üniversiteleri ve teknik okulları yaygınlaştırmasıyla Brezilya’nın iç kesimlerinde ve orta büyüklükteki şehirlerinde de öğrenci nüfusu artmıştı. Herhangi bir merkezî yönlendirme olmaksızın, sayısız gösteride aynı slogan atılıyordu: “İşçi kardeş, gör bizi; çocuğun okuyabilsin diye mücadele ediyoruz!”Barueri ve Volta Redonda’daki fabrika işçilerinden ülkenin dört bir yanındaki işlek alışveriş caddelerinde ve ticaret merkezlerinde çalışan mağaza personeline kadar binlerce emekçi harekete katıldı.
Bu seferberlik, bir sonraki pazar günü, 11 Ekim’de doruğa ulaştı. Lula destekçileri, São Paulo’nun üç kilometre uzunluğundaki Paulista Caddesi’ni doldurdu. Uzun zamandır gösterilerin geleneksel güzergâhı olan bu cadde, son on yılda aşırı sağın eylemlerine de sık sık sahne olmuştu. Kalabalık, 1980’lerde cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi talebiyle düzenlenen gösterileri hatırlatıyordu. Recife’den Porto Alegre’ye kadar ülkenin dört bir yanından benzer büyüklükte ve coşkuda gösterilerin haberleri geliyordu.
Harekete geçme çağrısı, siyasi partilerin ya da sendikaların alışılmış örgütlenme çalışmalarından çok, “fandom” denen çevrimiçi hayran topluluklarından geldi. İlk tur sonuçlarının açıklanmasından kısa süre sonra, Lula’nın müttefiklerinden milletvekili André Janones, bir WhatsApp kanalının kitlesel bir çevrimiçi “Lula Ordusu”na dönüşmesine önayak oldu. Kısa sürede on milyondan fazla takipçiye ulaşan bu ağ üzerinden eylemler koordine ediliyor, hızla yayılan videolar ve etiketler dolaşıma sokuluyordu. Jair Bolsonaro’nun atadığı yargıçların müdahaleleriyle geçici olarak erişime kapatılsa da bu devasa ağ, Bolsonaro’nun 2018’deki zaferinde kritik rol oynayan dijital Lulacılığın artık etkin bir güç haline geldiğini gösteriyordu. Halkın kitlesel gösterileri de çevrimiçi katılımı daha da artırdı. Kaygı ve coşkunun birleşmesiyle siyasi katılım olağanüstü bir düzeye ulaştı.
Normalde siyasi eylemlerden uzak duranlar da dahil olmak üzere, bunca insanı üzerlerindeki ataleti atıp harekete geçmeye iten neydi? Kesin bir cevap vermek mümkün değil, ama birkaç açıklama öne sürülebilir. Bunların başında demokrasi meselesi geliyordu. Flávio Bolsonaro ve destekçileri, demokratik kurumları defalarca hedef almış, otoriter liderlere hayranlıklarını dile getirmiş ve Brezilya’daki askerî diktatörlük mirasını savunmuştu. Kendisi ve ailesi, birçok insanın ciddi bir tehdit olarak gördüğü bir siyaset tarzının simgesi haline gelmişti. Pek çok kişi, sola, sendikacılara, aydınlara ve sanatçılara yönelik baskıların yeniden başlamasından korkuyordu. Bolsonaro’nun Trumpçılıkla yakınlığı, bireysel silahlanmayı serbest bırakmaya yatkın tutumu, sosyal yardımları ve işçi haklarını budama tehditleri bu kaygıları besliyordu. Baba Bolsonaro’nun Covid-19 salgınını ne denli sorumsuzca yönettiği de hafızalarda hâlâ tazeydi.

Ama iki tur arasında yaşanan çarpıcı değişimi yalnızca bu etkenlerle açıklamak mümkün değil. Bu değişimi sağlayan kitlesel hareketin başında PT yoktu; parti, yaygın biçimde, gençlerden kopmuş, değişime kapalı bir bürokratik yapı olarak görülüyordu. Janones, çevreci Rede partisine üyeydi. Haftalık çalışma süresinin beş günle sınırlandırılması için yasa teklifi veren Erika Hilton ise PT’nin solunda yer alan PSOL’ün trans milletvekiliydi.Bununla birlikte, ilk turdaki yenilginin yarattığı şok Lula’yı da harekete geçirdi. Lula, Bolsa Família ödemelerini artırdı, kampanya örgütlenmesinde ciddi değişiklikler yaptı, Janones’e verdiği röportajlarda canlı ve enerjik bir tutum sergiledi, yoksulları koruma projelerine daha fazla kaynak ayırdı. İktisatçıların tahminlerine göre, seçime giden süreçte sosyal yardımlara 72 milyar dolardan fazla para aktardı.
İkinci turun arifesinde kararlı kalabalıklar, São Paulo’daki Paulista Caddesi ile Rio’da Copacabana Plajı boyunca uzanan Atlântica Caddesi’nde bir kez daha toplandı. Anketler başa baş bir yarışa işaret ediyor, gerilim giderek yükseliyordu. Sokaklarda özellikle Lula destekçileri göze çarpıyordu: Kırmızı giysileriyle pankartlar taşıyor, bildiriler dağıtıyorlardı. Gençler, hasta ya da hareket etmekte güçlük çeken anne babalarını, büyükannelerini ve büyükbabalarını sandığa götürmek için seferber oldu; kimileri tekerlekli sandalye itti, kimileri yakınlarının yürümesine yardımcı oldu. São Paulo’nun dış mahallelerinde ise yerel komiteler, çocuklara bakacak kişiler ayarlayarak annelerin ve büyükannelerin oy kullanmaya gitmesini sağladı.
Elektronik oylama sayesinde sayım yalnızca birkaç saat içinde tamamlandı; bu süre boyunca adaylar defalarca birbirlerinin önüne geçti. Ama kesin sonuç, Lula’nın açık bir farkla kazandığını gösteriyordu. Lula, ilk turdakinden yaklaşık 10,4 milyon, rakibinden ise 4 milyon fazla oy alarak 64,2 milyon oya (%51,8) ulaştı. Rakibinin aldığı oy ise 60 milyondu (%48,2). Flávio yenilgiyi kabul etmedi. Bazı yerleşimlerde belediye otobüslerinin yetersizliği nedeniyle seçmenlerin sandıklara ulaşamaması üzerine oy verme süresinin uzatılmasını gerekçe göstererek, seçime hile karıştırıldığını öne sürdü. Oysa uzatılan sürede kullanılan oyların toplamı yalnızca 34 bindi; bu da söz konusu belediyelerdeki seçmenlerin %0,27’sinden ibaretti.
Sonucun açıklanmasından yedi dakika sonra Yargıç Moraes, yolsuzluk ve kara para aklama suçlamalarıyla yargılanmaktan kaçmak için ülkeyi terk edebileceği gerekçesiyle Flávio Bolsonaro’nun pasaportuna el konulmasına karar verdi. Adaylığı sırasında neden böyle bir girişimde bulunulmadığı ise belirsiz. Brezilya’da kalacağını söylemesine rağmen Flávio, sınırı geçerek Javier Milei’nin yönettiği Arjantin’e kaçtı; daha sonra da Trump yönetiminin kendisine oturum izni verdiği Miami’ye uçtu. Buraya vardığında kendisini Brezilya’nın “seçilmiş gerçek cumhurbaşkanı” ilan etti, ama yarım saat geçmeden bu unvanı “Brezilya’nın lideri” olarak değiştirdi. Uluslararası aşırı sağ, himayesindeki siyasetçiyi korumak için seferber oldu. Ama Trump, Juan Guaidó’yu meşru devlet başkanı olarak tanırken attığı adımı Flávio Bolsonaro için henüz atmış değil.
Bu sonuç, Lula’nın kişisel zaferine indirgenemez. İşçilerle gençlerin kendiliğinden bir araya gelerek oluşturduğu geniş ittifakın, tehdit altında gördüğü bir siyasi projeyi savunabilecek güce sahip olduğunu gösteriyor.Lula’yı, PT’yi ve Brezilya halkını bekleyen zorluklar çok büyük: Ekonomik kriz, siyasi çalkantılar, sağın hâkim olduğu parlamentonun engellemeleri ve giderek saldırganlaşan ABD emperyalizmi karşısında yaşam koşullarını iyileştirmek, toplumsal eşitliği artırmak ve kalkınmayı ilerletmek. Finans piyasaları seçim sonucundan duydukları hoşnutsuzluğu hemen belli etti: Pazartesi günü São Paulo borsası %14 düşerken real, son yirmi yılın en sert değer kaybını yaşadı. Lula’nın seçimi kazanmasını sağlayan halk hareketi, Brezilya’daki siyasi çatışmaları hafifletmiş değil. Aksine, demokrasi, sosyal haklar, ekonomik öncelikler ve ülkenin gelecekte izleyeceği yön etrafındaki mücadelenin yeni bir aşamasına işaret ediyor. Ama artık yakın geçmişe kıyasla temel bir fark var: Umut.
İngilizceden çeviren: Barış Özkul
*Brezilya’da daha önce Banco Máxima adıyla faaliyet gösteren, Daniel Vorcaro’nun kontrolüne geçtikten sonra 2021’de bu adı alan özel banka. Yüksek getiri vaat eden yatırım ürünleriyle hızla büyüyen banka, usulsüz finansal işlemlere ilişkin geniş çaplı bir soruşturmanın odağına yerleşti. Brezilya Merkez Bankası, mali durumunun bozulması ve bankacılık kurallarını ihlal etmesi nedeniyle 18 Kasım 2025’te bankanın tasfiyesine karar verdi. – Ç.N.-





