Sol Üzerine (2)
Erdoğan Özmen

Kendim olmak, kendimin efendisi olmak denen şey, yani baskı altında ya da bir aşırılık biçiminde yaşadığım hayatın bu hoyratlığı ile başa çıkabilme stratejisi olarak gördüğüm şey, mütemadiyen gerçekleştirmeye çalıştığımız bu en önemli görev, kendim için kimlik inşası demek olan bu şey daima Öteki sayesinde, ona yaslanarak, onun bize armağan ettiği sözcükler/temsiller vasıtasıyla değil midir? Demek, öteki ile ilişkinin  yörüngesini izleyerek, o ilişkinin zeminine yerleşerek ortaya çıkarım. Ötekinde erimek, onunla kaynaşmak, bir olmakla, ötekinden temelli kopmak, ayrılmak, onu reddetmek arasında uzanan güvenli ve ince  aralıkta var ederim kendimi. Öteki için kendini feda etme, kendini ötekine taşıma, kendinden vaz geçme, ile ötekini terk etme, ötekinden vaz geçme seçeneklerini tekrar tekrar tecrübe ederek, o iki ucu nezaketle birleştirip üçüncü bir konum yaratarak. Öteki ile ilişkimde, o ilişki sayesinde hem kendimi, kendi yerimi hem de en baştan ötekini -kendimi teslim ettiğim ötekini, kendi ötekimi- yaratırım. Sürekli bir oluş içinde olmaktır bu. Sürekli bir inşa/akış halinde olmaktır. Varmak, ulaşmak için yolda olmak, ama aslında bir varış noktası olmadığını her seferinde idrak etmektir. Bir bakıma insan, bizzat kendi gözünde/nezdinde bir gelecek tasavvuru, o tasavvurun ete kemiğe bürünmesidir. Bir hayalin, vaadin, umudun cisimleşmesidir. Şunu da söylemiş oluyoruz demek ki: İnsan asla olmadığı/sahip olmadığı kiplik/yer ile asla olmayacağı/sahip olmayacağı kiplik/yer arasında bölünmüştür ve bu bölünmeden kaynaklanan müthiş bir hareket ve arzu varlığıdır. O bölünmeyi/uçurumu maddileştiren/somutlaştıran bir özlemin öznesidir. Ancak öteki sayesinde, ötekinin yardımıyla, ötekine tutunarak mümkün olabilen bir oluş/inşa macerasının, bu tezahürün öznesi ben böylece tüm insanlığa, genel insanlık macerasına açılır. Varlığımı, var oluşumu anlamlandıracağım en temel bağlamdan söz ediyoruz demek ki. Her türlü yoksunluk, hüsran, tatmin ve hazzın kaydolduğu temel kaideden. Yapıp ettiklerimde, her tekil eylemimde gündelik kar-zarar ve bireysel çıkar hesaplarının ötesine geçen asli bir varlık boyutuna, bütün benliğimi kat ederek bencilce tutkularımı aşan ve içimde insan-üstü bir kapasitenin ortaya çıkmasına yol açan bir varlık cevherine sahibimdir. Beni biricik ve evrensel insanlığa bağlayan, onun parçası yapan bir varlık dayanağıdır bu.

                                       ***

Bir sol olacaksa eğer, insanlık ve dünya için gerçekleştirilebilir, hayali kurulabilir bir hayat ve gelecek önerisi/fikri olan bir sol olacaksa… ya da korkunç biçimlerde gönüllü kulluğa razı gelerek, köleliğin en aşağılayıcı biçimlerini tutkuyla arzulayarak, insan varlığının yücelik, onur ve değerinin vahşice silinmesi demek olan diktatörlükleri onaylayarak, baskı ve zorbalık rejimlerini benimseyerek kendimizi düşürdüğümüz zavallı seviyeden yeniden doğrulma hevesi uyandıracak bir sol olacaksa… günümüz insanlığında kendini yeniden insanlık olarak düşünme, ileri sürme, bunun yordamlarını merak etme hevesi ve arzusu uyandıracak bir sol olacaksa nereden başlamalıyız? Başka türlü bir insanlık inşa etme ufku ve tasavvuruna sahip olmaksızın ilerleyemeyeceğimizi düşünüyorsak hangi başlangıçlardır önümüzde duran?