100. Yılında Cumhuriyet Sermayesi
Cuma Çiçek

İstanbul Sanayi Odası 2008 yılından bu yana yayınladığı ve Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketinin listelendiği İSO500 verilerini Eylül ayında açıkladı.[1] Söz konusu veriler 100 yılı geride bırakan Cumhuriyet’in mekânsal olarak büyük eşitsizlikler inşa ettiğini gösteriyor.

En büyük 500 şirketin %35,8’i tek başına İstanbul’da bulunuyor. 179 şirkete ev sahipliği yapan İstanbul’u 44 şirketle Ankara, 38 şirketle İzmir ve 37 şirketle Kocaeli takip ediyor. Özetle, Türkiye, büyük sermayesinin %59,6’sını 4 büyükşehre gömmüş durumda. Oysaki Türkiye nüfusunun %33,10’u bu dört büyükşehirde yaşıyor. Nüfus yoğunlaşmasının kendisi tek başına deprem riskinden dolayı bile büyük bir sorunken sermaye yoğunlaşması nüfus yoğunlaşmasının neredeyse iki katı. Daha çarpıcı ifadeyle, Türkiye, nüfusunun yaklaşık üçte birini, büyük sermayesinin ise beşte üçünü coğrafyasının %5,97’sine yığmış durumda.

Bu dört büyük şehre 10 ve daha fazla şirkete ev sahipliği yapan 8 ili daha eklediğimizde toplam şirket sayısı 420’ye çıkıyor. Bu da 500 şirketin %84’ünün 81 il içerisinde sadece 12 ilde bulunduğunu gösteriyor. Kalan 80 şirket ise 34 ile dağılmış durumda.

Harita 1’de detaylarını göreceğiniz gibi, Cumhuriyet sermayesinin mekânsal dağılımının en dikkat çekici tarafı 35 ilde tek bir büyük şirketin bulunmaması.

Harita 1: Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin il bazındaki dağılımı

Daha da dikkat çeken mesele ise Kürt coğrafyasının büyük sermaye yatırımlarından neredeyse hiçbir pay almaması. Erzurum, Gaziantep ve Maraş gibi Kürt coğrafyasının kuzey ve batı sınırında bulunan ve dikkate değer sayıda Kürt’ün yaşadığı iller dışarıda bırakılırsa, Kürt bölgesinde en büyük 500 şirketin birine ev sahipliği yapan tek il Siirt.

Kürtler yüzyıl içinde sembolik sermayeleri olan kolektif kimliklerini, bunun ana taşıyıcı bileşeni olan dillerini büyük oranda kaybettiler. ISO500-2022 verileri, sembolik/kültürel kaynak kaybı yaşayan Kürtlerin maddi sermaye kaynaklarından da paylarını alamadığını gösteriyor. Özetle, maddi ve sembolik kaynak kaybı birbirini besliyor.

Bununla beraber, sermayenin mekânsal dağılımı, tek yoksul ve yoksun bölgenin Kürt coğrafyası olmadığını gösteriyor.

Türkiye sermayesi dört alt-bölgede yoğunlaşmış durumda. İlk alt-bölgeyi İstanbul-Kocaeli-Sakarya-Bursa hattı oluşturuyor ve 500 şirketin 240’ı, yani yaklaşık yarısı bu alt-bölgede bulunuyor.

İzmir-Manisa-Denizli ikinci alt-bölgeyi; Ankara ve çevresi ise üçüncü alt-bölgeyi oluşturuyor. İskenderun Körfezi’nin etrafında bulunan Hatay-Gaziantep-Kahramanmaraş-Osmaniye-Adana-Kayseri alt-bölgesi sermayenin yoğunlaştığı son alt-bölge.

Ankara-İzmir-Hatay üçgeninde kalan alanda bir tür beşinci alt-bölgenin ortaya çıktığı söylenebilir. Bu bölgeyi söz konusu 4 alt-bölgenin çeperi olarak değerlendirmek de mümkün. Burada Eskişehir-Konya-Antalya-Mersin hattının bir tür beşinci alt-bölge olarak ortaya çıktığı iddia edilebilir. Bu beşinci alt-bölge ayrıca Ankara-İzmir-Hatay üçgeni arasında bir tür köprü rolü oynayıp bu bölgelerin güney sahil şeridiyle bağını da koruyor.

Türkiye’nin bu dört sermaye odağını en büyük 100 işletmenin yer aldığı ISO100’ün mekânsal dağılımı daha net gösteriyor. Harita 2’de detayları görüleceği gibi İstanbul-Kocaeli, Ankara, İzmir ve Hatay kalan illerden net bir şekilde farklılaşıyorlar. 100 şirketin 76’sı bu 5 ilde bulunuyor. Tek bir bölgeye dönüşmüş olan İstanbul-Kocaeli bölgesi tek başına 51 şirketle en büyük 100 şirketin yarısından fazlasına ev sahipliği yapıyor.     

Tüm bu veriler Türkiye’nin en büyük 100 şirketinin yaklaşık dörtte üçü 5 şehirde olmak üzere 25 şehirde olduğunu, kalan 56 şehrin bu ölçekteki büyük sanayi işletmelerine sahip olmadığını gösteriyor. Üstelik en büyük 100 şirkete ev sahipliği yapmayan 56 ilin 12’si büyükşehir.

Harita 2: Türkiye’nin en büyük 100 şirketinin il bazındaki dağılımı

Her iki harita Türkiye’de sermayenin mekânsal dağılımında büyük bir eşitsizliğin olduğunu gösteriyor. Bu eşitsizliğin en fazla yoksulluk ve yoksunluk yarattığı bölge hiç kuşkusuz Kürt coğrafyası. Öte yandan Doğu Karadeniz, İç Anadolu ve İç Ege bölgeleri de bu eşitsizlikten paylarını farklı düzeylerde alıyorlar.

Öte yandan her bir bölgede de devasa eşitsizlikler bulunuyor. TÜİK Coğrafi İstatistik Portalı’nda erişime açık olan en güncel verilere göre 2021 yılı itibariyle Türkiye’de kişi başına düşen yıllık Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) 9.592 dolar. İstanbul’da bu rakam 15.666, Kocaeli’nde ise 17.089.

Kars, Ardahan, Şırnak, Hakkari bir yana, İSO500’ün odaklandığı illerin komşu illerine bile bakıldığına bu eşitsizlik çok görünür. Örneğin İzmir, Manisa, Denizli alt-bölgesinde kişi başına düşen yıllık GSYH sırasıyla 11.668, 9.378 ve 8.663 dolar iken, bu illere komşu İç  Ege’de Aydın’da 6.444 dolar, Kütahya’da 7.451 dolar, Afyon’da 6.161, Isparta’da ise 6.870 dolardır.

Sanayi işletmelerine olan mesafe artıkça kişi başına düşen GSYH azalıyor: Yozgat’ta 4.869 dolar, Sinop’ta 5.119 dolar, Bingöl’de 4.771 dolar, Kars’ta 4.611, Diyarbakır’da 3.893 dolar, Ağrı’da ise 2.988 dolar.

Türkiye’deki siyasi kavgalar ve rekabetler esas olarak sembolik kaynaklar üzerine görünüyor. Dil, din, mezhep, yaşam tarzı gibi sembolik/kültürel kaynaklar üzerine süren çatışmaları maddi kaynakların bölüşümüyle beraber düşünmekte fayda var. Sembolik/kültürel kaynaklarımızı korumak ve geliştirmek istiyorsak, karşılıklı birbirini tanımasını ve bir arada yaşamasını arzuluyorsak ilk yapmamız gereken işlerden birini sermayeyi dağıtmak oluşturuyor.

Cumhuriyet sermayesini dağıtmamız gerekiyor; bölgeler arasında, her bölgede iller arasında, her ilde ilçe ve mahalleler arasında. Zira, sermayeyi dağıtıp mekânsal olarak denge kurmadan siyasi gücü/iktidarı paylaşıp dengeyi ve karşılıklı denetimi sağlamak pek mümkün olmayacak.


[1] Bu veriler internet ortamında erişime açıktır. Bkz.: https://www.iso500.org.tr, erişim tarihi: 26 Ekim 2023. Listede yer alan 500 firmanın 16’sının bulunduğu il bilgisi bulunmamaktadır. Bu firmaların bağlı oldukları sanayi ve ticaret odasının bulunduğu illerde oldukları varsayılmıştır.