"Eserlerim Feminist Edebiyatın Ayrılmaz Parçası"
Feriba Vefi'yle Söyleşi

Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

Okuldayken iyi kompozisyonlar yazar, her zaman teşvik edilirdim. Ama yazma tutkum esas olarak 1979 Devrimi sonrasında şiddetlendi. Öykülerimi edebiyat dergilerine gönderiyordum; bunlardan birinin dönemin önde gelen edebiyat dergilerinden birinde yayımlanması, yazma konusundaki motivasyonumu daha da artırdı.

Kendinizi bir yazar olarak görmeye, bir yazar olarak adlandırmaya ne zaman başladınız?

Yazar olma hayalim çok genç yaşlarda başladı. Ama hem okuyucular hem de edebiyat camiası tarafından gerçek bir yazar olarak tanınmam, yıllar süren sıkı bir çalışma ve çaba gerektirdi.

Hemen hemen tüm roman ve öykülerinizin ana karakterleri kadınlar. Bunun nedeni nedir? Yazınınızın feminist edebiyatın bir parçası olduğu söylenebilir mi?

Evet, öykülerimdeki karakterlerin çoğunun kadın olduğu doğru. Bu, onları daha iyi tanımamdan kaynaklanıyor olabilir. Belki de ben de bir kadın olduğum ve kadınların kendi deneyimlerini yazıya dökmedikçe kendilerine dair daha derin bir içgörüye ulaşamayacaklarına inandığım için kahramanlarımın çoğu kadın. Elbette başlangıçta bu o kadar da bilinçli bir amaç değildi. Ancak şimdi dönüp yazdıklarıma baktığımda, böyle bir yolda ilerlediğimi görüyorum ve eserlerimin feminist edebiyatın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyebilirim.

Yazarken mesaj iletme kaygısı güdüyor musunuz? Yazmaktaki asıl amacınızı nasıl tanımlarsınız?

Hiçbir zaman başkalarına mesaj verme amacım olmadı. Ama her zaman yoğun bir yazma ihtiyacı hissettim: bana derinlemesine dokunan ama okuduğum kitaplarda hiç rastlamadığım şeyler hakkında yazma ihtiyacı.

Genellikle ne tür okurlara hitap ediyorsunuz? Okurlarınızın çoğunun kadınlardan oluştuğu söylenebilir mi?

Yazarın hitap edeceği okuru seçebileceğini sanmıyorum. Yazarı seçen okurlardır. Elimde istatistiksel bir veri yok ama okurlarımın çoğunun kadın olduğunu sanıyorum. Gerçi genel olarak kitap okurlarının büyük kısmı zaten kadınlardan oluşuyor.

Kitaplarınızın Türkçeye çevrilmesi ve Türkiyeli okurlarla buluşması size ne hissettiriyor?

Çok mutluyum. İran ve Türkiye pek çok açıdan birbirine yakın; kültürel müştereklerimiz de az değil. Ayrıca ben Türk edebiyatı, şiiri ve müziğine her zaman ilgi duymuş, işlerini takip etmişimdir.

Yıllardır Berlin’de yaşıyorsunuz. İranlı bir yazar olarak Berlin’de yaşamanın olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir? Bu tecrübe yazınınızı nasıl etkiledi?

Berlin gibi önemli bir kültür kentinde yaşamanın avantajları var. Çeşitlilik barındıran, çok kültürlü ortamlar var ve bu, bir sanatçı için hayati önem taşıyor. Öte yandan burada yaşamanın kendine has zorlukları da var. Örneğin, ben Farsça yazıyorum ama burada yaşamımı sürdürmem için Almanca öğrenmem gerekiyor. Almanya’ya göç ettiğimden bu yana pek çok zorluk ve sorunun üstesinden gelmeye çalıştım; bunlardan öykülerimi besleyen, yeni alanlar açan tecrübeler olarak faydalanmaya çabaladım.

Size ilham bahşeden bir yazar ya da yazarlar var mı? Feriba Vefi kimleri okur?

Evet, benden önceki İranlı kadın yazarlardan oldukça etkilendim. Çağdaş İranlı ve yabancı yazarlardan da öyle. Bunların sayısı oldukça fazla ve elbette zamanla beğenilerim de değişti. Yirmi yıl önce aynı soruyu sorsaydınız, Hidayet, Çehov, Proust ve Woolf diye yanıtlardım; ancak dünyanın dört bir yanından pek çok yazarın eserlerine ulaşabildiğim böyle bir dönemde bir iki ismi öne çıkarmam zor.


Fotoğraf: Feriba Vefi arşivi / Dirk Skiba