Fon Skandalı Üzerine Bazı Gözlemler: Oyunbaz’dan Hiper-Bireyselliğe

Fon skandalındaki dolandırıcılık mekanizması hakkında artık yeterince bilgi sahibiyiz. Manipülasyonun herkesin, özellikle de yetkililerin gözü önünde nasıl gerçekleştiğini biliyoruz. Belirsiz olan, yaklaşık 450 bin kişinin parasının akıbeti. Mağdurlar arasında riski göze alarak “uçup kaçan” hisse trenine binenler kadar, riskten bihaber şekilde parasını güvenli sandığı para piyasası fonlara park etmiş insanlar da var. Sosyal medyada parası içeride kalmış, eli kolu bağlı bekleyen, üzgün ve kaygılı insanların hikâyelerine rastlamamak mümkün değil. Özellikle riskten kaçındığını sanarak bu skandala bulaştırılmış olanlar başta olmak üzere, umarım herkes anaparasına bir an önce kavuşur.

Karşımızda, TEFAS’taki fonların yaklaşık %10’unu ilgilendiren, tüm para ve pay piyasasını (ve olası kurtarma senaryoları da hesaba katılırsa hepimizi) etkileyen, finansal piyasaların üzerine kurulduğu kırılgan güveni baltalamış bir vaka var. Kurumkırım ikliminde şaşırtıcı olmasa da yine de çarpıcı olan bu spekülasyon, manipülasyon, dolandırıcılık şebekesini anlamak, sürecin nereye evrileceğini kestirmek için geçtiğimiz hafta sosyal ağları takip ettim. Aslında gündelik hayatın her yerinde teşhis edebileceğimiz, şimdilik faşizan sıfatıyla adlandıracağım yeni bir figürün, başkasının kaybını kendi kazancı gören, başkasını aşağılamaktan haz alan, yayılma eğiliminde bir tutumun belirginleşmekte olduğunu fark ettim. Bahsettiğim, yalnızca bireysel çıkarını gözeten ya da çıkarı uğruna başkasının zararını kabullenebilen birey değil. Kendi kazanamıyorsa bile başkasının kaybetmesini isteyen, kendi kaybının acısını başkasının daha büyük kaybıyla telafi edebilen bir figür. Bu sebeple de bireyci, hesapçı diye hatta nihilist ya da özyıkımcı diye adlandıramayacağımız yeni bir figür.

Ama önce biraz geriye, faşizan figürün henüz tam belirmemiş olduğu yere, finansın gündelik, sıradan işleyişine dönelim. Her sabah 9:40’tan 9:55’e dek sabah seansı eşleşme takibi. 9:55’te eşleşmeler. Borsanın açılmasıyla yukarı ve aşağı yönlü hareketler, dalgalanmalar, bu hareketlerin olası istikametlerine dair jargona boğulmuş yorumlar, KAP bildirimleri, karmaşık grafikler, Fibonacci çizgileri, destek/direnç noktaları. Fiyatların aşağı hareket etme “eğilimine dair beklentinin oluşması muhtemel olabilmesi ihtimal dahilinde gibi görünebilir” tarzı muğlak ifadeler (tabii aksi yöndeki hareketin de göz ardı edilmemesi gerekir). 18’de BİST kapanışı, “defalarca uyarmış olduğumuz gibi” hareket etmiş olan tablolara, günün kâr-zarar hesaplarına, bir sonraki günün stratejilerine dair tartışmalar ve kapanış. Daha fazlası için hepinizi Telegram grubumuza bekliyorum.

İş günlerinde ve iş saatlerinde sabahtan akşama kadar süren, bazen streslendiren, bazen rahatlatıp keyiflendiren, arada bir de para kazandırıp kaybettiren, yetişkinlere, çoğunlukla da erkek yetişkinlere mahsus ve son yirmi yıldır da sosyal medya aracılığıyla oynanan kompleks bir oyun olan borsanın tasvir ettiğim bu akışı, borsa profesyonelleri ile zamanı görece bol, parası görece az olan kişilerin “hep aynı ama hep yeni” akışıydı. Ve aslına bakarsanız bu tasvire dair ilginç olan yegâne unsur, gözleri bağlanmış bir maymunun rastgele seçtiği hisselerden oluşan portföylerin, bütün gününü temel ve teknik analizler, sektör değerlendirmeleri, dünyaya dair genel eğilimler, küresel gelişmelerle geçiren şişkin maaşlı profesyonellerinkiler kadar, hatta çoğu zaman onlardan bile daha başarılı olabildiği gerçeğinin (evet, gerçeğinin) 1973'ten beri defalarca ve defalarca gösterilmiş olmasıydı.

Bugün yeni yeni belirginleşen faşizan figürü ayırt edebilmek için, öncelikle sosyal medyayla birlikte, onun akışında belirmiş olan Oyunbaz figürüne dönmemiz gerekir. Çünkü faşizan sapma, son birkaç yılda, bu Oyunbaz’daki tehlikeli bir patikada boy gösterdi.

Oyunbaz

Kuşkusuz oyun, finans ve kumar, sosyal medya öncesinde de vardılar. Gelgelelim sosyal medya düzeneğinin yeni dünyasında çok özgün biçimde üst üste binip kaynaştılar, paylaşılan deneyime ve dikkat dağınıklığına uyumlandılar. Bilgisayar oyunları, 2000'li yılların başından itibaren peyderpey sosyalmedyalaştı. Kutu açma (gatha), yani kumarlaşmış bir mekanik oyunlara entegre edildi. Öyle ki günümüzde bazı oyunlarda asıl heyecan unsuru, oyunun temel mekanikleri değil de nadir bulunan bir eşyayı ya da kostümü düşürmeye dönüşmüş durumda. Bugün artık oyunlar bir sona sahip olan, başlayıp bitirilen, sunduğu asli eğlence oyunu oynamanın verdiği keyif olan bir eğlencelik değil pek. Çoklukla gevşek bir rekabet halinde oynanan, başarımları paylaşılan, sonsuza kadar süren bir oyalanma. Hatta kimi zaman oynanan bir şey olmaktan çok izlenen, yorumlanan bir ortak deneyim.

Oyunun amacının oyunun kendisi olması misali, yukarıda tasvir ettiğim finansal yaşam biçiminde de hedef, finansal oyunun kendisiymiş gibi görünür. Algoritmasıyla, ağır jargonu ve gırgırıyla, doğal ve paralı trolleri ve pazarlamacılarıyla, sosyal medya düzeneğinde güldürmese de öldürmez bir eğlence. Mal toplamak, stop loss, hisseyi hissetmek derken, en nihayetinde gözleri bağlanmış maymunumuzdan daha az kâr edilen bir yatırım sezonu daha. Ah o tahtacılar! Ama Oyunbaz hiç de şikayetçi değil, çünkü asıl amaç oyunu sürdürmek. Kazanç/kayıp, anlık geri bildirim, risk, strateji, skor, rakip, başarı ve başarısızlık… Finansı bir oyun değil hala ayrı bir entite sayan kim varsa, ona inanmak için gözlerimizi bağlamak gerekir.

Kumar, finans ve oyunlar iç içe geçtiği, eğlendirici, dikkat dağıtıcı, oyalayıcı, sosyal medyada paylaşılan deneyimin bir parçası olup, sosyalmedyalaştığı bu düzlemde oyun, kültür yapıcı olmaktan uzaklaşır. Bundan böyle “amacı kendisi olan şey” olarak değerlendirilemez. Homo ludens de yerini Oyunbaza bırakır. Oyuncu ise bitimsiz bir akışta devinen, akıştan başka bir şey tahayyül etmek istemeyen, her şeyi oyunlaştıran birine, kariyerini, ilişkilerini ve hobilerini kısmi riskler barındıran, süregiden bir denge oyunu gibi gören Oyunbaz’a dönüşür. 

İşte Oyunbaz’la kastettiğim, kumar ile finansı da içine çekecek dek genişleyen, oyunun sonsuz bir akışa, rastlantısal ödüllere ve paylaşılan deneyime eklemlenmesiyle ortaya çıkan yeni bir tutumdu. Kumarın yoğun heyecanını salgılayabilmek için tüm hayatını riske etmeye hazır mezarlık kumarbazları, Dostoyevskici trajik figürler yoktu burada. Akışta sörf yapan maceracılar vardı. Her şeyi bir akış olarak deneyimleyen, süregiden akışın Oyunbaz’ı. Zaten oyun sektörünün sinema ve müzik sektörünün toplamından daha değerli olması, ya da dil öğreniminden (Duolingo) enstrümana (Yousician) kadar pek çok şeyin oyunlaşması tesadüf müydü? Kriptoparaların gündemi işgal edebilmesi tesadüf müydü?

Sosyal ağların finans alt toplulukları, kazanç-kayıp haberlerinin ve bilginin anlık paylaşıldığı yerler olarak, Oyunbaz’lar için mümbit topraklardı. Fon skandalı sonrasıysa oraya pek çok yeni sakin doluştu. Haklı olarak kaygılı, finansal konuda bilgileri yetersiz çok sayıda küçük yatırımcı. Vaktimizi ve paramızı almak için bize yaranmayı çoktan öğrenmiş aşırı iyimser yapay zekânın (YZ), yine çeşitli YZ’lerin ürettiği içeriklerden özetlediği iyimser YZ bilgileriyle poz kesenler. Dün övdüğüne bugün sövenler. Tıpkı o silsilede olduğu gibi, yalan söylediklerini bildiğimiz, onların da bunu bildiğimizi bildiği, bizim onların bunu bildiğini bildiğimizi bildiği ama yine de yalan söylemekten imtina etmeyenler.

Tabii oyun, yalnızca dengede kalmak isteyeni değil, pasta küçülürken dengeyi bozmaya, yeni tahakkümler tesis etmeye soyunan bir özneye de serpilme alanı sağlıyordu. Her Oyunbaz için olmasa da, kimisi için oyun artık dengede kalma çabası olmaktan çıkıyordu. Zaten kazanç ile kaybın, sohbetle aynı anda aktığı oyunlaşmış, sosyalmedyalaşmış finansta, bu yeni figürü de en belirgin biçimde görüyoruz. 2026 Eylül Fonzileri, bunun sahnesi oldu.

Negatif Toplamlı Hiper-Bireysellik

Aslında yıkıcılıktan haz alan, ezip geçmeyi kendi başına bir kazanım sayan bu figürü, hayatın her yerinde görüyoruz: toplu taşımada hamileye “çocuk yaparken bana mı sordu, defolsun” hoyratlığında; yaşlılara, giderek yaşlılığın kendisine yönelik tiksintide; parasını kaptırmış, çaresiz fonzedeye “kârları benle mi paylaştın, git kendini at” demede ve korkarım katakulliyle on kat değere çıkmış hissesinin şişirilmiş ederinin kamu tarafından kendisine ödenmesi gerektiğini düşünmede.

Bu örneklere dikkat edildiğinde sıfır toplamlı bir oyundan, yani başkasının günahının bizi aziz yaptığı düşüncesinden, “ben kaybedeceğime başkası kaybetsin”den fazlası olduğunu görebiliyoruz: Toplam pastanın küçüldüğü, yani negatif toplam (nesnel) varsayımı ile benim pastamın ancak başkaları aleyhine büyüyebileceği ve öyle de olması gerektiği (öznel) varsayımı. Bu haz ekonomisinde başkasının günahı, bu figürü (aziz değilse de) mutlu kılıyor. Negatif toplam, bir fırsat olarak görülüyor. Zaten o sebeple, birilerinin kaybının başkalarının kazancına dönüştüğü bu Fonzi skandalında bu figür kolaylıkla seçilebiliyor.

Hırsızın sorumluluğunun, kamu otoritesinin denetleme ve kamuoyunu bilgilendirme görevindeki ağır kusurunun, nihayet “açgözlü” yatırımcının kusurunun bölüştürülmesi bir yana, bütün oklar yatırımcıya yöneliyordu. O okları peşi sıra yollayan ise, belirginleşmeye başlayan yeni figürdü: Kendi başarısını ötekinin başarısızlığından devşiren, başkasının çuvallamasından maddi ve duygusal kazanım elde edebilen özne.

Oyunbaz için değerin “nesnel” ölçütü akış, “öznel” ölçütü kıyastır. Yani naif Oyunbaz, “ben de suyun üstüne çıkayım, herkes de kurtulsun”, yahut “önce ben, sonra herkes” derken, azman Oyunbaz “ben kurtulayım da başkası ne yaparsa yapsın” diyebiliriz. Bu yeni, faşizan figür ise herkes battıkça kazanır: “Başkalarının kazancının yegâne anlamı benim kaybımdır, Onların kaybı ise başlı başına bir kazanım... O halde başkalarının omuzlarına basarak ben kazanmalıyım.”

Burada başkasının kaybıyla nispi bir üstünlük elde etmekten fazlası, o kaybı deşip üzerinde tepinmekten alınan bir haz var, faşizan bir haz. Bu figür, değerlerin değersizleştiğini ilan eden bir nihilist değil. Güçsüzlüğünden ötürü güçlülere bilenmiş hınç insanı da değil. Yukarıdan aşağı faşizan bir salgı salındığı yadsınamaz, fakat bu, akışın kendi dinamiklerinin ürettiği yatay akışları gözden kaçırmamıza sebep olmamalı. Sonuçta tasvir ettiğim figür henüz başkasına zarar verme imtiyazını edinmiş, iktidardan pay almış, kudretli bir özne değil. Ancak güç ilişkileri ve arzu dinamikleri üzerinden teşhis edip faşizan olarak adlandırabileceğimiz bir figür. Kendi çıkarını başkasının kaybından bağımsız olarak düşünemez hale gelen bir özne. Hala akışın içerisinde, hala bir kıyas öznesi. Fakat artık hiper-bireyci, birey-kıyıcı. Başkasının omuzlarına basarak yükselebildiğini düşünen, yükselirken de alttakini daha da iterek ivme kazanmayı zorunluluk addediyor.

Rezonans

Belirginleşen yeni öznenin sınıfsal koordinatlarını bu yazının kapsamını aşar. Ama şu açık: Dünyada da Türkiye’de de bir şeyler değişiyor. Buralarda askere gidenlere söylenen o “ne çok öne çık ne geri planda kal” öğüdü, ya da meşhur zebani fıkrası (cehennemde bizim kazanda zebaniye ihtiyaç yokmuş, çünkü çıkmaya çalışanı aşağıdakiler paçasından tutup aşağı çekermiş) bize merkezkaçtan hazzetmeyen (Şerif Mardin’in tabiriyle daimonsuz) toplum imgesi verir. Şimdiyse karşımızdaki, aşağı çekmekle yetinmeyen, aşağı çektikçe haz alan, o haz üzerine bir kazanç da kuran bir özne.

Ve söz konusu olan “kötülük”, “yozlaşma”, “çürüme” veya şu ya da bu kişinin bireysel patolojisi değil. Fon vakasında gördüğümüz üzere bu faşizan arzular, birbirinden bağımsız çok sayıda özne arasında hızla yayılabiliyor, başka hiyerarşi ve saflık fantezileriyle rezonansa girerek büyüyebiliyor.

Kuşkusuz bu öznenin ortaya çıkışı emeğimizin değersizleştiği, ücretlerimizin giderek aşındığı, veri rantına dayanan teknoloji kartelleri karşısındaki mutlak iktidarsızlığımızın (yalnızca kudretten düşme eğilimimizin değil, bu düşüşün süreklilik kazanmasının, kendi kaderimiz üzerindeki söz hakkımızın gitgide daha da azalmasının) bir sonucu. Düne kadar YZ’nin bizi işsiz kılacağı distopyaları konuşuyorduk, bugün ise dünyayı yok etme senaryolarını konuşuyoruz. Ve hiçbir şey yapamıyoruz.

Şimdilik bu öznenin bilançosunu çıkarmakla yetinmiş olalım, içinde bulunduğumuz politik düzenlenişin hesabını başka bir yazıya bırakalım.

Nasıl diyorlar, beni takip edenler bilirler, yeni dünyanın trendlerini en önce benim takipçilerim duydu. Defalarca yazdık, söyledik, uyardık. Kulak veren terste kalmadı. Bir like'ınızı çok görmeyin, bizi izlemeye devam edin.