Erdoğan benim 1985-1989 yılları arasında genç bir psikiyatri uzmanı olarak 12 Eylül zorlamalarından olan “mecburi hizmet”imi yaparken, Bakırköy’de tanıdığım bir dizi parlak, aydın asistan hekimin önde gelenlerinden biriydi. Bu grup ile, rutin psikiyatri eğitimi yanısıra, hayli yoğun psikanaliz tartışmaları da yapardık. Ben psikanalitik yönelimli psikiyatri eğitimim nedeniyle bu konularda daha deneyimliydim. Hastalara yaklaşım tarzlarımızı dikkatle gözler, konuşmalarımızda birbirimizi dikkatle dinlerdik. Sonra ben ayrıldım, o çevreyle ilişkimi Mustafa Ziyalan aracılığıyla sürdürdüm.
Mustafa ne güzel özetlemiş. Ben üç kelime ile “Efendi, bilgili ve aydın bir insandı” diye ekleyeyim. Uzun yıllar ilgi alanı olan psikanalize sabırla odaklanan, sosyal sorumluluk taşıyan yazılar yazdı. Bir aralar ben de Birikim’de tek tük yazılar yazdım. “Sana komşu geldim!” dediydim, “Hoş geldin ağabey!” demişti. Tıp geleneğinde bir yaş büyük olsanız “ağabey” ya da “abla” olursunuz bizim memlekette. Sanırım kendisi pek anlamamıştı, ama onunla, yetişmesine ufacık da olsa katkıda bulunduğum, yazıları ile benden fersah fersah ileride olan bu önemli aydına komşu olmak bana gurur vermiştir.
Geçtiğimiz ay Mustafa Ziyalan haber verdi “Çok hasta” diye. Bir süre sonra ben Mustafa’ya “Kaybettik” diye yazdım. İçimi derin bir hüzün, bir sonlanma hissi sardı. Sevdiğim, saydığım bir yakınımı, bir talebemi kaybetmenin derin yalnızlığı kaldı geriye.
Güle güle Erdoğan, iyi ki yaşadın, iyi ki yazdın, iyi ki tanıdım seni.
Sağman





