NATO Ankara Zirvesi: Anakronik Bir Örgüte Kalp Masajı

1949 yılında Batı Avrupa’yı Sovyetler Birliği tehdidinden koruma amacıyla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (North Atlantic Treaty Organization/NATO), Soğuk Savaş’ın bitişinden otuz beş yıl sonra, misyonunu çoktan tamamlamış olmasına rağmen, hâlâ ölmemekte direniyor. Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ona “beyin ölümü gerçekleşmiş” bir örgüt dedi; ABD Başkanı Donald Trump ise bu “modası geçmiş” örgütün artık bir “kağıttan kaplan” olduğuna inanıyor. Öte yandan, kimse bu ununu elemiş, eleğini asmış ihtiyarı huzur içinde ölüme terk etmeye de yanaşmıyor.  Müttefikler, NATO’yu usulünce toprağa verip helvasını yemek yerine, senelerdir kalp masajlarıyla, yapay solunumla onu hayatta tutmaya çalışıyor. Ankara Zirvesi’nde tartışılacak olan “NATO 3.0” vizyonu da bu acil ilk yardım müdahalelerinden biri.

NATO’nun eceli aslında Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı 1991 yılında gelmişti. Ancak kaderine razı olmayan siyasi elitler, 1990’ların Francis Fukuyama’nın öngördüğü gibi liberal demokrasinin payidar olduğu bir “Tarihin Sonu” tablosu çizmeyişini bahane ederek örgütü ayakta tuttu. Avrupa’da NATO’nun kapısına kilit vurmak için güçlenen ivme, Yugoslavya’nın dağılmasıyla başlayan çatışmalarla sıfırlanmış oldu. NATO’nun 1990’larda güncellenen sürümü, etnik-temizlik gibi eskiden hiç hesapta olmayan tehdit kategorilerine yönelecekti. 1999 yılında Birleşmiş Milletler (BM) onayı olmaksızın yapılan Kosova müdahalesi, uluslararası ilişkilerin devlet-merkezli doğasına inananlar için hakaret niteliği taşısa da, NATO 2.0. için yeni bir varlık nedeni oldu. İttifakın 2000’li yılların başında eski Varşova Paktı ülkelerini de içine alacak şekilde genişlemesi, bu yeni versiyonun kendi hayran kitlelerini yarattığını gösteriyordu.

NATO için bir gençlik aşısı da 2001 yılında ABD’yi hedef alan 11 Eylül saldırıları olmuştur. Örgütün daha önce hiç kullanılmayan meşhur nefs-i müdafaa maddesi (Washington Antlaşması 5. Madde) bu dönemde ilk kez yürürlüğe konuldu. Bundan sonraki aşamada, hem tehdit listesi (“terörizm”) hem de coğrafi sınırları (Afganistan) genişleyen  NATO, küresel bir askeri ittifak haline gelecekti. Ne var ki, örgüt faal olduğu kadar başarılı değildi; yıllar içinde Afganistan, Libya gibi müdahalelerdeki tutumu yüzünden uluslararası kamuoyunda yerden yere vuruldu.  Kendi üyeleri arasındaki fikir ayrılıkları, ABD’de 2017 yılında iktidara gelen Trump yönetiminin hakaretamiz çıkışları derken, hırpalandı ve yeniden yaşını göstermeye başladı. Doğrusu Rusya’nın 2022 yılındaki Ukrayna işgali olmasaydı, NATO’nun kendi üzerindeki ölü toprağını ne zaman silkeleyebileceği de belli değildi. Netice olarak, Moskova, örgüte -ilk kuruluş günlerini hatırlatan -nostaljik bir hayatta kalma azmi vermiş oldu. Bu süreçte Finlandiya ve İsveç gibi beklenmedik üyeler kazanan NATO, Rusya ile sınır komşusu olan Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinin de sevgilisi haline geldi.

NATO 3.0: Amerika’sız bir Avrupa?

Rusya’nın Ukrayna işgalinin NATO’ya verdiği hayat öpücüğüne rağmen, Transatlantik ittifakına ruhunu üfleyen Amerikan-Avrupa uzlaşısının artık yerinde olmadığını herkes görüyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyaya şekil veren ABD ve Avrupa, artık güvenlikten ekonomiye, teknolojiden dış politikaya kadar birçok alanda farklı önceliklere sahip. Ankara Zirvesi’nde tartışılacak olan NATO 3.0. vizyonu da, çok basitçe, ABD’yi Avrupa’nın savunma yükünden azat etme hedefini güdüyor. Washington’da iş başında olan Trump yönetiminin patavatsızlıkları bu ayrılıkta önemli bir unsur da olsa, tek neden değil. Çin tehdidine odaklanan ABD NATO’yu uzun zamandır sırtındaki kambur gibi görürken, Avrupa da pandemi döneminden beri, mikroçip ve batarya gibi stratejik ürünlerde kendi kendine yeterli olamamanın acısını çekiyor. ABD ve Çin’in teknoloji alanındaki çığır açıcı hamleleri, bürokratik ataletini üzerinden atamayan, regülasyona boğulmuş bir Avrupa’da yetersizlik hissi yaratıyor.

Trump kabinesinin NATO’yu yaşatmak için önerisi, üye ülkelerin gayrı safi milli hasılasının %5’lik bir kısmını savunmaya ayırmaları. Bu, Avrupa’daki birçok hükümet için zaten muazzam bir oranken, bir de seçmene Danimarka’nın Grönland adasını ilhak etmekten bahsedecek kadar gözü dönmüş bir Amerikan yönetimiyle ortaklığa neden devam ettiklerini anlatmaları gerekiyor. Keza ABD, İran Savaşı’nda Avrupalı müttefiklerinden hiç destek alamamaktan şikayetçi; Brüksel de kendisinden habersiz, emrivaki ile operasyon yapılmasına öfkeli. Doğrusu Ankara Zirvesi’nin böyle dertlere derman olması çok zor.

Türkiye ve NATO: Avrasya Sapağından Kürkçü Dükkanına

7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak olan NATO liderler zirvesi kentte hayatı durma noktasına getirdi. Erdoğan hükümetinin bu zirve için yaptığı hazırlıklar (kuş uçurtulmayan güvenlik atmosferi, muhalif sosyal medya hesaplarının askıya alınması, NATO karşıtlarının, daha sonraki protesto ihtimalleri düşünülerek günler öncesinden tutuklanması, vs.) doğrusu en az ittifakın kendisi kadar arkaik. Üstelik NATO, karşı kaldırımda kendisinden nefret eden, pankartlı ve yüksek sesli bir topluluk olmasına çok alışık bir örgüt. Bu kaçın kurrası ihtiyarı kendisinden çok düşünüp bu kadarcık rahatsızlığı esirgeyen tek NATO ülkesi Türkiye…

Ankara Zirvesi, birbirine olan güveni tamamen sarsılmış bir ABD ve Avrupa’yı yeniden birleştirmeyi umuyor ama AKP iktidarı bunun olmamasını da bir fırsata çevirebilir. Zira Avrupa’nın kendi savunmasına eğilip ABD’ye olan bağımlılığını azaltacağı yeni bir düzende, Türkiye’nin eli de ister istemez güçlenecektir. Bunu, NATO’nun en büyük ordusunun (eskisi kadar) olmadığı bir yerde “NATO’nun en büyük ikinci ordusu” olarak anılan Türkiye’nin manevra sahasının genişlemesi şeklinde de özetleyebiliriz. Askerliği zorunlu kılmayı, savunma bütçesini arttırmayı yeni yeni tartışan bir Avrupa, bunları nicedir yapan bir Türkiye’nin önünde saygıyla eğilebilir. Bunun farkında olan AKP çevreleri, iç kamuoyuna Türkiye’nin “kendi kendine yeterli olma ideali” olarak sunulan milli savunma sanayiini zirvenin arifesinde “NATO’nun üretim kapasitesinin bir parçası” olarak lanse etmeye başladı.[1] 2028 yılında Adana’da kurulacak olan NATO Çok Uluslu Kolordu Karargahı ile İstanbul’daki Deniz Unsur Komutanlığı haberlerini de düşününce, resim aslında çok net. Ankara, uzun soluklu bir Avrasyacılık sapağından sonra kürkçü dükkanına geri dönüyor.

Çeyrek asırdır iktidarda olan AKP, dış politikaya sıkı bir “Batıcı” başlangıç yaptıktan sonra Avrasyacı, ulusalcı, Üçüncü Dünyacı, İslamcı vb. renkleri de barındıran farklı birçok patikaya saptı. Zaman içinde AB’ye üyelik perspektifini tamamen yitiren ve ABD ile de birçok sorun yaşayan iktidarın NATO’ya da şüpheyle yaklaştığı dönemler oldu. Türkiye, yetmiş küsür yıldır NATO üyesi bir ülke olmakla birlikte, kamuoyu bu örgüte zaten soğuk bakıyor. PEW Araştırma Merkezi’nin 2025 yılında yaptığı bir ankete göre, 10 Türk vatandaşından yalnızca 3’ü NATO’ya sempati besliyor.[2] Türkiye, 1990’larda NATO’nun Kosova müdahalesine destek çıkıp Afganistan’ın yeniden inşa sürecine katkıda bulunduysa da, bu örgütün sürekli İslam ülkelerine müdahale eden bir tür “Haçlı” ordusu olduğu fikri toplumda daha fazla kabul gördü. 2010’lardan itibaren, AKP iktidarının NATO hakkındaki bu genel hoşnutsuzluğu kendi lehine yontma imkanı bulduğunu söyleyebiliriz.

2013 Gezi Parkı protestolarının ve 2016 darbe teşebbüsünün ABD’ye mâl edilmesi, Türkiye’de Rusya ve Çin’in Batı’dan çok daha “dostane” bulunduğu yepyeni bir dış politika iklimi yarattı. Eskiden sadece Doğu Perinçek grubu ve diğer ulusalcı kliklerin bağrına bastığı Şangay İşbirliği Örgütü, bu dönemde AKP muhipleri tarafından da sahiplenildi. NATO’nun Avrasya’daki dağınık ve işlevsiz ikizi olarak görebileceğimiz Şangay, Türkiye’yi üyeliğe kabul etmediyse bile dünyada “eksen kayması” tartışmalarını körükleyerek amaca hasıl oldu. Rusya’dan S-400 hava savunma sisteminin satın alınması ve Çin’in Huawei şirketi ile yapılan 5-G antlaşması Türkiye’nin “stratejik” tercihlerinde pekala NATO dışına çıkabileceğini sinyallediği diğer olaylardır.

Netice olarak, Türk medyasında yaklaşık on sene boyunca öyle bir hava esti ki, hiç bilmeyen biri ülkenin NATO’nun dışında olmakla kalmayıp karşısında olduğuna bile hükmedebilirdi…Bu dönemde hükümete yakın uluslararası ilişkiler akademisyenleri, gençlerden sık sık aldıkları “Türkiye’nin neden hala NATO’dan çıkmadığı” sorularına cevap vermek için utangaç ama pratik icatlar geliştirmek zorunda kaldı: “Biz çıkarsak NATO içindeki Türkiye düşmanlarının eli güçlenirdi”. O dönem AKP çevrelerinin neredeyse “kader mahkumluğu” olarak lanse ettikleri NATO üyeliğine bakış, ittifakın saflarını büyük ölçüde birleştiren Ukrayna savaşından sonra da pek değişmedi. Avrupa, yaptırım ve yasaklarla Rusya’yı sıkıştırırken, Türkiye, “işgal edilen ülke” ile “işgalci” arasında dengeli bir politika izlemekle övündü. Bu denge, NATO ittifakı 2022 yılındaki Madrid Zirvesi’nde Rusya ve Çin’i rakip/tehdit kategorisine sokarken de gözetildi. Türkiye ne Avrasyalı ortaklarının NATO’da “düşman” mertebesine yükselmesine (veto hakkı olmasına rağmen) karşı çıkıyor, ne de Rusya ve Çin’in başını çektiği Şangay üyeliği fikrinden vazgeçiyordu.[3]

Türkiye’nin Avrasyacı arayışlarının sonu artık gelmiş gibi. Son iki yıldaki siyasi gelişmeler bunda mutlaka etkili oldu. Evvela “Ortadoğu’dan çıktı” gözüyle bakılan ABD, İsrail’in yanında sahaya topyekün geri döndü. Sonra, Trump ve Erdoğan yönetimleri, Suriye’de Esad-sonrası rejimin nasıl tesis edileceği konusunda uzlaştı. Bunlar olurken, Çin’in Gazze, Venezüla ve İran krizlerinde ABD’yi durdurabilecek hamleler yapmaması uluslararası sahada Pekin’e fazla güvenmemek gerektiğine dair bir işaret fişeği yakmış da olabilir. Son olarak, İran Savaşı’nda Türk hava sahasında giren füzelerin NATO savunma sistemleri sayesinde (birkaç kez) durdurulmuş olmasının duygusal bir etkisi olmuş olsa gerek. Keza bu krizde S-400 füzelerinin kullanıma sokulamamış olması, Dışişleri Bakanlığı’nın ve SETA gibi iktidar yanlısı düşünce kuruluşlarının yıllardır cansiperane savunduğu “stratejik özerklik” düsturunun iş başa düşünce fazla bir karşılığı olmadığını da göstermiş oluyordu.

Sonuç: NATO Ne Yaşar Ne Yaşamaz

Ankara Zirvesi, Donald Trump’ın küçük bir gafla yol açabileceği büyük bir halkla ilişkiler felaketiyle hatırlanabilir. Kameraların Amerikan başkanının garip davranışlarını çekmediği arka koridorlarda ise, Avrupa ve ABD arasında atılmış iplerin NATO’da tekrar bağlanması için çaba sarf edilecek. Almanya, Washington’dan azar işitmekten bıktığı için, bir süredir “güçlü ordu” fikrine kendini alıştırdı. Fransa, ABD kıtadan çekilirse Avrupa üzerinde kendi nükleer şemsiyesini açmak üzere hazırlanıyor. Polonya ve Baltık ülkeleri ise Rusya’nın bugün yarın sınırlarına tecavüz edeceğinden emin, tedirginlik içinde zirvenin sonucunu bekleyecek. Ortada NATO 3.0. diye bir şey olacaksa, Avrupa’nın bunu aynı anda hem ABD’ye hem de Türkiye’ye mesafe koyarak başarması mümkün değil. Avrupa’da “Amerika’sız” bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse eğer, bu biraz da Türkiye sayesinde olacak. Bu gerçeklik Brüksel’de keyifle ya da övünçle değil, hicapla ve mecburen dile getiriliyor. Öte yandan, artık Türkiye’ye vaat edilen şey AB üyeliği olmadığı için, bütün pazarlıklar güvenlik parantezinde. Avrupa’nın Türkiye ile diyalog zemini artık insani değerler ve normlar değil, insansız hava araçları üzerinden. NATO 3.0. yüzü suyu hürmetine Türkiye’den beklenen şey “saha” tecrübesi demokrasi ve insan hakları değil. Ankara da yıllar sonra Avrupalı muadillerine Kopenhag kriterleri üzerinden değilse bile Türk ordusunun muharebe pratiği üzerinden fark atmanın sevincini yaşıyor. Netice olarak, dolambaçlı bir Avrasya sapağından sonra kürkçü dükkanına dönen Türkiye, gözü toprağa bakan NATO’ya Ankara’da kalp masajı yapmaya hazırlanıyor. Yaşar mı, yaşamaz mı belli değil…


[1] Mehmet Özkan, “Dönüşen NATO’nun yeni düşmanı yok, yeni pazarı var”, Fokus, 22 Haziran 2026. https://www.fokusplus.com/odak/donusen-natonun-yeni-dusmani-yok-yeni-pazari-var

[2] Moira Fagan, Sneha Gubbala and Jacob Poushter, “1. Views of NATO”, pew Research Center, 23 June 2025. https://www.pewresearch.org/global/2025/06/23/views-of-nato-2025/?gad_source=1&gad_campaignid=23853897313&gbraid=0AAAAA-ddO9HW4LGWwY06jvgvsFJlmzrlo&gclid=CjwKCAjwxb7RBhA5EiwAQ-AAdB81IQwJqDBfPI-VkgaXoEe1TT28GDIZf12ABtUm-Hf66y6MofTNfhoCzawQAvD_BwE

[3] “Türkiye ŞİÖ’ye üye olmayı hedefliyor”, İletişim Başkanlığı, 2024. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/dis_basinda_turkiye/detay/erdogan-turkiye-sioye-uye-olmayi-hedefliyor