Tanıl Bora
23 Eylül 2026 Çarşamba
Kavramın müellifi Cohen’le konuşmayı sürdürelim. O, “geleneksel ahlâkî paniklere acınası bir kolaylık ve ahmaklıkla kapılsa da uzaklardaki işkence, siyasî katliam ya da toplumsal acılar konusundaki bir ahlâkî paniği desteklemeyi reddeden” yerleşik tutumdan söz ediyor. “İyi” ahlâkî paniklerin eksikliğinden yakınıyor. Devam ettirerek soralım: Asıl bizzat LBGTİ+’ların maruz kaldığı ahlâk paniği harekâtı değil mi, ahlâk paniğine sevk etmesi gereken?
Kenan Erçel
21 Eylül 2026 Pazartesi
Malum, aylardır maden işçileri haklarını alabilmek için canla başla mücadele veriyor, polis ve işveren şiddetine çıplak vücudlarıyla göğüs geriyor, kâh yer altında kâh yer üstünde eylem yapıyor. Bu satırlar yazılırken Başaran Aksu hapiste açlık grevine devam ediyordu. Onyıllardır süregiden erozyona ilaveten son zamanlarda Mutlak Butlan, yeni Kürt açılımı, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki mütecaviz icraatı derken iyice gündemden düşmüş olan emek eksenli hareket 2026 başında market, depo ve kurye işçilerinin grevleriyle biraz kıpırdanır gibi olmuştu. Şimdi de Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın başını çektiği birkaç ildeki direnişle tekrar gündeme geldi.
Orhan Koçak
19 Eylül 2026 Cumartesi
Arendt ile Gramsci çağdan veya dönemden değil de bir aralıktan söz ederken ikisi de tarihsel bir soruna, bir sorunun tarihine bakıyorlardı. Burada bir sorunun zamanlaşması kadar, zamanın da sorunlaşması vardır: başlangıç, süre, sonluluk ve geçiş gibi kavramlar üstlendikleri yükü taşıyamıyor gibidirler. Ama iki yazar arasındaki fark da burada ortaya çıkar. Gramsci gözlemlerinde çok daha özgüldür (“spesifik”), sözlerinin belirli bir nesnesi olmasına (bir olay, bir tarih, bir özel ad, bir coğrafi oluşum) özen gösterir.
Osman Özarslan
17 Eylül 2026 Perşembe
Başka türlü söylemek gerekirse, bütün siyasal hareketler, ana rahmi kadar steril bir alanda mayalanmış, kendi göbek bağlarını kendileri kesmiş ve kendi miladını kendi yaratmış öznellik biçimleri olarak ifade edilseler de pek öyle değildirler. Muhalif hareketler, gene akrabalık ilişkileri üzerinden ve Dostoyevski’nin Karamazovları üzerinden gidersek, müesses nizamların çoğunlukla gayri meşru çocuklarıdır, hatta bazen isyankar öz evlatlarıdır. Onların şiddete meyyal olması, dışarlıklı olmalarından değil, tam da akraba olmalarına rağmen, statü ve mülkiyet başta olmak üzere bütün iktidar ilişkilerinin dışında tutulmuş olmalarından kaynaklanabilir.
Derviş Aydın Akkoç
13 Eylül 2026 Pazar
Kızılırmak’ta katı besinler değil, sıvılar ağırlıktadır: bilhassa kafein ve elbette bolca nikotin. Su zaten hesap dışıdır. Rüyayı hakkını vererek hatırlamaktan ziyade mühim parçalarını unutmak çok daha hayatidir, imgeler ve hisler arasındaki kopukluklara, olayların akışındaki anlam eksikliklerine dolgular yapılır. Günün parlak ışığı değil, gecenin karanlığı tercih edilir. Düzensiz uyku, yarı-aç mide, nikotin ve kafein fazlası; ve düşük kan şekeri: “bayılacak gibi oluyorum yazdıklarımı okurken.” Fakat yazma eylemi de pek farklı değildir: yazan-beden de yaprak gibi titriyordur.
Cuma Çiçek
13 Eylül 2026 Pazar
PKK’nin silahsızlanması ve demokratik siyasete geçiş süreci yaklaşık iki yılı geride bıraktı. DEM Parti açısından bu iki yıl bu dönüşümü yaşamak için büyük bir imkandı. Bu konuda geniş kesimlerin katılımıyla kapsayıcı bir süreçle ve eleştirel bir yaklaşımla büyük bir toplumsal muhasebe, diyalog, müzakere ve yeni siyaset inşası sağlanabilirdi. İktidar gibi ana-akım Kürt siyaseti de meseleyi büyük oranda bugüne kadar PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlandırdı ve tüm diğer meseleleri erteledi.
Tanıl Bora
9 Eylül 2026 Çarşamba
Yine de, evet, neşeyi pekâlâ çalabiliyorlar. Bizzat Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını “Neşemizi çaldılar,” diyerek karşılayanlar oldu ve gerçekten, neşe söndüren bir zulümdü bu. Geçen haftanın başında, hakkında verilen tahliye kararıyla aynı saatler içinde yeniden tutuklanması, iyice öyleydi. Tekrar-tekrar tutuklama gerekçelerinden biri, “suç sayılan fiil övmek”. Neşenin kendisi, suç sayılan fiile dönüşmüş değil mi, zaten.
Orhan Koçak
6 Eylül 2026 Pazar
İşte, Walter Benjamin’in “Tarih Kavramı Üzerine” adlı notlarında tam da böyle bir ilerlemecilik eleştirilir: tarihin şaşmaz yasaları gereği sosyalizmin kaçınılmaz olduğu ve sonunda ister reformlar yoluyla ister devrimle mutlaka geleceği inancına yatırım yapmış bütün bir sosyalist hareket vardı Benjamin’in eleştirisinin hedefinde. Devrim, ilerlemenin zorunlu sonucu değil, bu kör ilerlemeyi durdurmak için çekilen bir imdat freniydi. Ama Benjamin’in tren metaforu mutlaklaştırılamaz: tarihsel ilerleme fikrinin alternatifi olmaktan çok, o fikrin eleştirisidir ve ancak onunla birlikte anlam kazanır, işlev edinir.
Ömer Laçiner
3 Eylül 2026 Perşembe
Sırf, “Terörsüz Türkiye” gibi “Kürt sorunu”nun en indirgenmiş tanımına özgü bir amaç ilanıyla başlamış bir sürecin, iki yılı aşkın görüşme ve tartışmalardan sonra; ismi “milli kardeşlik, dayanışma ve demokrasi” gibi gayet kapsayıcı ve derinlikli kavramlarla bezenmiş bir komisyonun hazırladığı bir “Çerçeve Yasa”nın mecliste çok yüksek bir oy çoğunluğu ile kabul edilmiş olması ile sonlandığı bilgisinden hareket eden bir akıl yürütmenin varabileceği yegâne sonuç; bu dönem içerisinde söz konusu ülkede iyimserliği hayli güçlendiren orta çapta bir zihniyet dönüşümü olduğu, başlıca tarafların büyük çoğunluğu arasında bir uzlaşma arzusu ve empati havasının gelişip yaygınlaştığı şeklinde olabilirdi.
Tanıl Bora
26 Ağustos 2026 Çarşamba
Çıplak olan, sadece copa darba karşı değil, soğuğa, sıcağa, yağmura çamura karşı da korumasız, kırılgandır. Soyunup kırılganlığını aşikâr kılarak meydan okumak, bedenleşmiş cesaret beyanıdır. Çıplak protestocu, orantısız gücün karşısına olanca korumasızlığıyla dikilerek; hem cesaretini gösterir, hem o orantısızlığı herkesin gözüne sokar. O orantısızlığın gaddarlığını ve komikliğini teşhir eder.
Tanıl Bora
12 Ağustos 2026 Çarşamba
Memleket semâlarında son zamanlarda kol gezen orta büyüklükteki heyûlalar arasında, İttihatçılığı da sayabiliriz. Hem Türkçü-ülkücüler arasında, hem İslâmcı-milliyetçiler arasında, İttihatçılığı yâd ve ihyâ eden bir tavrın mümessilleri var - bir de Etyen Mahçupyan var. Birinciler, kabaca, devletin beka davası ve Türklük uğruna ölümüne bir adanmışlık anlıyor İttihatçılıktan. İkinciler, devletin bekasına ve İslâmî bir millî kimliğe adanmışlıkla beraber, özellikle aslında hasım sayılacak kuvvetleri bile devşirebilen çok esnek koalisyon kabiliyetini anlıyor.
Osman Özarslan
11 Ağustos 2026 Salı
İmran Deniz Göktaş’ın gösterisi pek çok açıdan değerlendirildi, ama bir şey sanki gözlerden kaçtı. Göktaş, gösterisini Peyk grubunun kurucusu ve solisti 2024 yılında aramızdan genç yaşta ayrılmış olan İrfan Alış’a ithaf etti. Tarihi daha eski olmakla birlikte Peyk grubu Gezi sürecinde Don Kafa şarkısıyla popülerleşti. Sonrasında, pek çok bankacı ve global firma bu şarkıyı reklam cingılı olarak kullanmak istese de, İrfan Alış ve Peyk kabul etmediler. Bütün çalışmaları boyunca hiç sponsor kullanmadılar, başka işler yapıp müziklerini kendileri finanse ettiler ve özellikle pandemi sürecinde müzisyenlerin hızla yoksullaşıp intihar etmeye başlamalarıyla birlikte Olta Dayanışma’yı kurdular.