Tanıl Bora
2 Haziran 2021 Çarşamba
Modern Türkiye’nin siyasî-ideolojik hırkalarında yeleklerinde ilmekleri olan üç erkek terziyi andım, bu yazıda. Ya kadınlar? Mesela, Sevim Burak! Nurdan Gürbilek, onun hikâye parçalarını ve muhtelif ve olmadık ‘fragmanları’ birbirine teyelleyen tarzının, nasıl başka bir bilme-anlama biçimini ilham ettiğini ne güzel anlatmıştı geçende. Terzilikle yazarlık, metinlerle kumaşlar arasındaki teşbih köprüsü işlektir ve bunun iyisini galiba kadın yazarlardan, kadın terzilerden, kadın terzi-yazarlardan öğreniriz.
Ahmet İnsel
29 Mayıs 2021 Cumartesi
Almanlar 1884’te Güney-Batı Afrika’ya geldiklerinde, kendilerinden önce misyonerlerin Hıristiyanlaştırdıkları ve bir ölçüde Avrupa kültürü içinde eğitilmiş yerliler bulmuşlardı. Yerliler topraklarına ve hayvanlarına el konmasına, kölelik koşulları dayatılmasına karşı çıktılar. Sonunda silahlı bir ayaklanma başlattılar. Alman kolonizasyon politikasının hedefi, işgal ettikleri toprakları yerli zenci ahalisinden bütünüyle temizlemekti. Bazı tarihçiler, diğer kolonyal güçlere nazaran, Alman sömürge politikasının çok daha imha edici olduğunu belirtip, bunun III. Reich’ın uygulayacağı “nihai çözüm” politikasının ilk denemesi olduğunu iddia ediyor.
Derviş Aydın Akkoç
30 Mayıs 2021 Pazar
Öte yandan, Kafka’da gücü el geçirme, önemsizlik konumundan önemli olana geçiş arzusu olarak içsel komplonun öznenin kendine uyguladığı hususi bir eziyetle olduğu kadar kendini aşağılama, bu aşağılamadan duyulan kekre bir hazla da alakası yoktur: özne daha ziyade “görünmez güçlerin” de devrede olduğu bu komploya maruz kalır, daha doğrusu içinde güç istencinin negatif-yıkıcı kıpırtılarının olduğu bir zeminde kendini suç üstü yakalar. Bile isteye güçsüzlük hattına çekilen, oradan bir milim sapmayan Kafka da güçle ilişkinin afallatan etkilerinden muaf değildir.
Kemal Can
27 Mayıs 2021 Perşembe
Mesleğim olmasına, çok uzun bir süredir yapmaktan çok mutlu olduğum bir iş olmasına rağmen, yüksek gazetecilik iddialarına, ayrıcalıklı bir paye verilmesine (istenmesine) oldum olası alerjim var. Gazeteciliğin, diğer bütün mesleklerden çok farklı, özel yetenekler ve hasletleri kendiliğinden (fıtratında) barındıran veya mutlaka bunları taşıması gereken bir iş olduğuna hiç inanmadım. Mangal gibi yürekleri olan, herkesten daha zeki, en kulağı delik ve en uyanık insanlar değil gazeteciler, olmaları da gerekmiyor zaten.
Erdoğan Özmen
26 Mayıs 2021 Çarşamba
Ercan Kesal’ın “Nasipse Adayız” filmi üzerine yazdığım önceki yazıda, yüzeydeki siyaset sahnesinin gerisinde daha esaslı bir sorunun, insanlık durumunuza ilişkin evrensel bir unsurun, ölüm dürtüsünün akıbetlerinin/etkilerinin mesele edildiğinden söz etmiştim. Yeri gelmişken, filmin siyasi değerini oluşturan şeyin, bütün açıklığı ve müstehcenliğiyle sergilenen/teşhir edilen toplumsal yapının ve siyaset kurumunun derindeki sefaleti ve çürümüşlüğüyle doğrudan karşılaşmamız olduğunu da burada eklemiş olayım.
Ömer Laçiner
25 Mayıs 2021 Salı
Öncelikle belirtmeliyiz ki; mafyalarla bu şekilde adeta göstere göstere kurulan, siyasi yönü özellikle öne çıkarılan aleni ilişki –şimdilik– tamamen “bize özgü”. Türkiye’deki rejimle aynı kategoriye konulan Hindistan, Polonya, Macaristan ve Rusya’daki rejimlerde böylesi bir teşhiri henüz görmüyoruz. Bu ülkelerdeki rejimlerin “organize suç örgütleri” ile diğer rejimlere göre çok daha yakın ve yoğun işbirliği içinde oldukları herhalde kesindir ama “eski/modern dönem”in mafya ile ilişki kural ve sınırlarının geçerli olduğu görüntüsünü vermeye de devam ediyorlar. Ve herhalde oralarda bu ilişki “eskisi gibi” iktidar-parti aygıtının özel bir biriminin denetiminde, olabildiğince örtülü biçimde yürütülüyor.
Murat Belge
24 Mayıs 2021 Pazartesi
Yeni olaylar eklenmeden ve yeni kanıtlar ortaya çıkmadan da durum yeterince vahim. İş bu noktaya gelmeden önce iktidarın Sedat Peker gibi bir elemanla ilişkisi yeterince ilginç. Bu ilişkinin aldığı yeni biçimde Süleyman Soylu cephesinin Peker hakkında neler söyleyeceğini, söyleyebileceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. İyi, bu söyledikleriniz doğruysa, geçerliyse, şimdiye kadar ne yapıyordunuz? O mitingler neydi? O “koruma” olayları neyin nesiydi? Bu son konuda ele geçmiş bir şeyler var. Yalnız onlar, hiç değilse bazı istifaları gerekli kılar diye düşünüyorum.
Mete Çubukçu
21 Mayıs 2021 Cuma
Dünyanın Filistin sorunuyla meşgul olmayı uzun süredir bıraktığı bir zeminde, Ortadoğu’daki manzarada, Arap ve Müslüman dünyasının kendi derdine düştüğü bir süreçte İsrail’e yönelik ciddi bir baskının oluşması zor görünüyor. Arap rejimleri Filistin meselesini araçsallaştırıp yıllarca iç politikada bir kaldıraç olarak kullanmıştı. İşe yaramadı. Bu çizgide devam edenlerin de işine yaramayacak. Retorikten ileriye geçmeyen çıkışların dünyada etki yaratmayacağını çok önceleri öğrendik.
Tanıl Bora
20 Mayıs 2021 Perşembe
Tahminen 400 kişi civarında bir kadrodan söz ediyoruz. Merkezî bir yapı yok, liderlik yok. Ademi merkezi bile denemeyecek kadar dağınık bir ağ. Birkaçı dışında örgütlenme tecrübesi olmayan insanlar, el yordamıyla, herkesin sadece ortak iş-eylem yaptığı arkadaşlarını tanıdığı, ötesini sormadığı, merak etmediği bir ilişki ağı kurmuşlar. Zaten bu ağın en sağlam tutkalı: arkadaşlık. Arkadaş çemberleri. Arkadaşlık ilişkilerinin sıcaklığı ve mahremiyeti içinde, farklı muhitlerden, farklı siyasî mezheplerden insanlar da bir araya gelmiş.
Erdoğan Özmen
13 Mayıs 2021 Perşembe
“Sonlarına doğru bir el sanki boğazımızı sıkıyormuş” duygusuna, bir tür ümitsizlik ve karamsarlığa yol açan başka bir şey daha var sanki filmde. Filmdeki sahne ve mekanların niyet ettiği ve uyardığı kasvet, acılık ve karanlığın derinden ilişkili olduğu başka bir şey. İnsanlık durumumuza ilişkin evrensel bir unsur. Daha aşikar olan ve yüzeyde yer alan siyaset hikayesi, evrensel bir insanlık durumunu incelemek ve kavramak için vesile kılınmış sanki: Ölüm dürtüsü, iktidar/güç arzusu, ruhun tuhaf hazları, kendine yönelik yıkıcılık, mazohizm ve suçluluk....
Murat Belge
12 Mayıs 2021 Çarşamba
AKP 2002’de seçimi kazanıp iktidara geldiğinde Türkiye’de yarattığı çeşitli hoşnutsuzluklara rağmen kendine göre gelenekler, teamüller kurmuş bir devlet yapısı ve onun memurları vardı. “Şu şöyle yapılır, bu böyle yapılır” gibi deneyimleri vardı bunların. İslamcı bir sızma hareketi başlamıştı. Ama “sızma” dediğimiz olayda, “sızan”, kendini yeterince güçlü hissedinceye kadar, sızdığı yapının iklimine uymaya çalışır. Böylece bütün, özellikle önemli “mevkiler”, kendileri için her şeyin mübah olduğuna inanan kadrolarca dolduruldu. Bugün memleketin her tarafından yükselen “Böyle de olmaz ki!” feryatları bununla ilgili ve gittikçe artacak.
Ahmet İnsel
11 Mayıs 2021 Salı
Türkiye ile Çin arasında ticaret de son yirmi yılda ciddi biçimde arttı. 2019’da bu ticaret hacmi 20 milyar doları aştı ama bunun %90’ını Çin’in Türkiye’ye yaptığı ihracat oluşturuyor. Erdoğan yönetiminin Çin’le yaptığı anlaşmalar nedeniyle örneğin Uygurlar konusunda on yıl önce söylediklerini unutup, bugün kulakları sağır eden bir sessizlik içinde olması yukarıda belirtilen kredi, swap, yatırım gibi anlaşmalarda Çin’in dayattığı gizli koşullardan birinin açık sonucu.