Tanıl Bora
30 Haziran 2021 Çarşamba
Çocukluğunu gençliğini sahil küçük şehir ve kasabalarında geçirmiş 60’lı ve 70’li yaşlarındaki ahbaplardan, şen şatır 1 Temmuz hatıraları dinlemişliğim var. Tören resmiyetinin berisinde, denizle hemhal olarak, tuzlu su sarhoşluğuyla geçirilmiş neşeli ve biraz da karnavalesk bir gün çıkıyor onların hafızalarından… Galiba, biraz nostalji zevki... Ve galiba, resmiyet, denize alâkasızlık ve elbette ‘sanayi-ticaret,’ diyelim, sahillerin ticarî yağması, olduğu kadarıyla o taşra karnavaleskini de boğdu geçen zamanda. Kısacası, Sezar’ın dediği gibi, “bayram”da eksik olan, sahici denizcilik muhabbeti ve deniz sevgisi. Gözleri ve gönülleri deniz-insan ilişkisine açmak…
Ahmet İnsel
29 Haziran 2021 Salı
Anayasa Mahkemesi denetimine tabi olan kararnameler yerine Cumhurbaşkanlığı kararlarına ağırlık veriliyor. Bu kararlar kâğıt üzerinde Danıştay denetimine tabi olması gerekirken, Cumhurbaşkanlığı hukukçuları bu kararların Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemler olarak yargı denetimi dışında olduğunu iddia ediyorlar. Böylece 2017 anayasa değişikliği ile tek karar alıcı olan Cumhurbaşkanı’nın kararlarının hepsi hükümet tasarrufu olarak değerlendirilip, ne TBMM’nin ne de hiçbir yargı merciinin denetleme yetkisinin olmadığı iddia edilen çok geniş bir karar alanı yaratılıyor. Böylece aktif biçimde parti başkanı olan bir cumhurbaşkanının siyasi ve hukuki sorumluğu fiilen ortadan kaldırılıyor.
Aksu Bora
27 Haziran 2021 Pazar
On beşinde evden kaçmamış olmak gibi, yirmilerinde kitaplardan sarhoş olmamış olmak da sonradan telafi edilemez herhalde. Hatırladım ki, o yoğunluğu veren, okuduğum her şeyi ete kemiğe büründürüp hayatımın bir parçası kılan, onları paylaşmaktı. Kitapları değil, anlattıklarını bile değil hatta, kitaplarla yaşadığım şeyi. Beni büyüledi mi, şaşırdım, öfkelendim, sinir mi oldum, neşelendim mi. Bunları birbirimize “bulaştırarak” başka, daha yoğun bir şeye dönüştürüyorduk. Sanki daha maddi bir şeye. Kitaplar üzerine konuşmaktan başka, kendimiz, hayatımız, hayatlarımız hakkında bir şeydi sanki yaptığımız.
Derviş Aydın Akkoç
27 Haziran 2021 Pazar
Dostlardan yahut tanıdıklardan sevginin ve ilginin esirgenmesi değildir ama burada maksat, zira pek çok şey gibi sevgi de bir bağlanma meselesidir: özneye kendine duyduğu sevgiyi yeniden hatırlatmayan, sunmayan, onu kendine yeniden ve daha güzel yollardan bağlamayan her türden bağlanma hamlesi esas itibariyle zararlıdır, kişinin kendinden nefret etmesine yol açtığı için. Kendini keşfetmek kadar zor olan bir başka edim de insanın kendini sevmesi, daha doğrusu kendinden hoşnut kalabilmesidir. Kendinden hoşnut kişi başkalarını kınayacağına kendini kınar; dışarıdan kabahatli aramaz, mazeretler üretmez, yetersizliklerini çekinmeden kendi yüzüne vurmaktan da imtina etmez;
Ömer Laçiner
25 Haziran 2021 Cuma
AKP-MHP seçimle iktidarı kaybetme riskini göze alsa dahi öyle görünüyor ki geride bırakacakları Türkiye herhangi bir hükümet programıyla değil ancak ve sadece –yeniden-kurucu– bir toplumsal seferberlikle kendini toparlayabilecek bir Türkiye olacaktır. Eğer “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek” veya “yoksulluğu ve yolsuzluğu önlemek” gibi şekli ve popülist vaatler temelinde muhalefet eden partiler bu halleriyle iş başına gelebilseler dahi; bir kurucu toplumsal seferberlik buna eşlik etmezse felakete gidiyoruz demektir. Çünkü AKP-MHP iktidarı, özellikle şu son birkaç yıldır “yerlilik ve millilik” adına yürüttüğü icraatla Türkiye’nin uygar bir devlet ve toplum olma niteliğinin zaten az gelişmiş temellerini kararlı biçimde tahrip ederek bu ülkeyi bir devlet ve toplum enkazı haline getirmişlerdir.
Sema Aslan
24 Haziran 2021 Perşembe
Yürek soğutanlar insanda, vicdanda, ahlakta değil de hayatın çok dışındaki harici bir şeyde buluşuyor; cümledeki yürek, içleri soğuyanların bizatihi kendilerinin bile içlerinde yer almıyormuş gibi. Yürek soğutmak, çamaşırı sermek sanki. Yapılması gereken ve zaten de ezbere yapılan, önü arkası bilinen bir “iş” işte.  Yüreği soğutanlar varsa, yüreği yananlar da olmalı. Büyük bir felakete uğramışlar, acı çekenler. Buradaki yürek, tam manasıyla onlara ait, o insanlara, acı çekenlere. Harici bir şey değil. Hepsinin içi yanıyor. İçleri öyle çok yanıyor ki, başkalarının da içleri yanmasın istiyorlar.
Erdoğan Özmen
23 Haziran 2021 Çarşamba
Yanılsama anı/deneyimi ve buna eşlik eden varsanısal tümgüçlülük duygusu nihayet sınırlarına ulaşır, ve böylece “nesnel olarak algılananla öznel olarak kurulan arasındaki” ara bölge, ikisi arasındaki ilişki sorunu ortaya çıkar. Geçiş nesnesi sorunu ve alanıdır bu. Bebek dördüncü ve altıncı aylar ile sekizinci ve onikinci aylar arasında ilk kez benliği dışında bir nesneyi (ilk ben-olmayan şeyi) kullanmaya başlar. Aynı zamanda anneden ayrışma, ayrılma sürecinde ortaya çıkan depresif anksiyeteye karşı bir savunma işlevi de görebilen bu nesne bir battaniye kenarı, yün yumağı, tüylü bir oyuncak kadar bir sözcük, bir ezgi, özel bir davranış ve konuşma tarzı da olabilir.
Barış Özkul
20 Haziran 2021 Pazar
İnfial yorgunluğu (outrage fatigue) psikolojinin dağarcığına görece yeni yerleşmiş terimlerden birisi: Sosyal medya ve online etkileşim çağında dört koldan üzerimize yağan moral bozucu haberlerin sebep olduğu acizlik, umutsuzluk, hayal kırıklığı ve sinizmi; bunların verdiği yorgunluğu anlatmak için kullanılıyor. İnternetin insan hayatında bu denli belirleyici olmadığı yirmi küsur yıl önce kitleleri harekete geçiren hadiseler bugün bir tweet ya da youtube yorumuna konu edilip geçiştirilebiliyor. Dikkati ve öfkeyi kolaylıkla kanalize edebilen “akıllı telefonlar” bir yandan anlık bir kolektif rahatlama sağlarken öte yandan kronik bir yorgunluğu tetikliyor.
Tanıl Bora
16 Haziran 2021 Çarşamba
Çevre bakanının “helâldir”i “malınızdır”la eşleyen beyanı istisnai değil. ‘Yaşayan’ veya ‘popüler’ helâl kavramı, temellük etmeye, el koymaya dair ‘niyetlerle’ pek kolay yan yana geliyor.  2018’te yapılan anayasa referandumu öncesi sosyal medyada “Hayır’cıların karıları ve kızları Evet’çilere helâldir” mesajı yazan birisi çıkmamış mıydı? (“Helâli/helâlim”nin sözlük anlamı nikâhlı eştir; yani meşru cinsel ilişkiyi anlatır.) Benzer, -ve muhakkak ‘kadınlı’-, “helâldir” ruhsatları verenler de olmadı mı son yıllarda?
Derviş Aydın Akkoç
13 Haziran 2021 Pazar
Özne kendi sınırlarıyla barışık değildir belki ama çatışma halinde de değildir: arzuyu gerisin geri püskürten başlıca etmen de bu çatışmasızlıktır. Nitekim noktalar arası hareketler, başka bir yerde olma istekleri, anların geliş ve geçiş protokolleri gibi bahisler üzerine öne sürülen mülahazalarda bir mesele görünmez hale gelir: öznenin değil, koltuğun yaylanma sınırları belirleyicidir.
Erdoğan Özmen
9 Haziran 2021 Çarşamba
Sadece yaşamın ilk zamanlarına özgü ve sınırlı bir fenomenden değil genel olarak egonun/benin kuruluşundan söz ediyoruz aslında. Ego, belli başlı içeriklerini dış dünyadan, Öteki'nden, Öteki'nin konuşmalarından edinen boş bir çerçeve olarak başlar dünyadaki  serüvenine. Kendi başlangıcı olmayan bir varlık olarak. Başlangıçtaki o deliği/boşluğu aralıksız bir çabayla hikayelerle doldurmaya çalışmamız bundandır. İnsan varlığının bir hikaye olması, insanın bir anlatı gerçekliği içinde yaşaması bundan. Bu yüzden “Bilinçdışı Öteki'nin söylemidir.”
Murat Belge
7 Haziran 2021 Pazartesi
Asıl alanının ekonomi olduğunu beyan etti, ekonomiden kendisinin sorumlu olduğunu da bildirdi. Ve işte ekonominin durumu ortada. Ama “tek adam”lık konusunda erişilmiş noktadan sonra, partisinde “Ne oluyoruz?” diye soracak kimse yok. Bu da yalnız ekonomi alanında görülen bir durum değil elbette. Böyle olmayan bir alan kalmadı. Sorun, Tayyip Erdoğan’ın denetlenemez “mutlakiyetçi” eğiliminden ibaret değil. Tayyip Erdoğan, kendisine “O öyle olmaz” diyecek danışmanlardan, yardımcılardan hoşlanmadığı kadar, kurallardan, teamüllerden de sıkılıyor.