Cuma Çiçek
5 Nisan 2022 Salı
Büyükşehir Belediyesi’ni ve başkanı Ekrem İmamoğlu’nu bu karar için tebrik etmek gerekiyor. Zira, bu karar bir yandan dindar yurttaşların kimliklerinin tanındığını ifade ederken bir yandan da kamu hizmetlerinin sunumunda yurttaşların ihtiyaç ve taleplerinin dikkate alındığını gösteriyor. Ötesi, dışlayıcı laiklikle özdeşleşmiş CHP’nin, ülkenin en büyük şehrini yöneten belediye yönetimi üzerinden dindar muhafazakar camiayla ilişkisini iyileştirme arayışını destekliyor.
Işıl Kurnaz
3 Nisan 2022 Pazar
Türkiye’nin din özgürlüğü karnesine bakıldığında görülecektir ki eğitim hakkı ile din özgürlüğü kesişimsel olarak ihlal edilmekte. Bu şu demek, okullardaki zorunlu din derslerinden, din kültürü derslerinin müfredat yapısı ve okutulan kitaplara, Alevi, Müslüman olmayan ya da dini eğitim almayı istemeyen çocuklar için alternatif yoksunluğuna kadar din özgürlüğü, aslında eğitim hakkı ile yakından ilişkili. Bu yüzden de icrası takip edilen kararlardan önemli bir kısmı din ve eğitimin kesiştiği kararlardan oluşuyor.
Erdoğan Özmen
30 Mart 2022 Çarşamba
Schadenfreude, günümüzde utanç duygusunun yerine geçen, utanç duygusunun kaybıyla boşalan ruhsal alanı dolduran bir tür duygu kompleksi olarak görülmelidir belki de. Utanmazlık ve ikiyüzlülükle bitişen, eklemlenen bir ruh hali olarak. Bu, aynı zamanda schadenfreude’nın sıradan ve gündelik bir duygu olmaktan çıkıp, sapkın öznelliğe yaslanan bir toplumsal bağlamda bambaşka bir şeye dönüşmesinin hikayesi.
Orhan Koçak
29 Mart 2022 Salı
Türk solu, Türkçü sol, 1930’lu yıllardan bugüne, bugünün Kemal Okuyan’ına, Aydemir Güler’ine filan kadar, sağa sola çarparak, yara bere içinde geldi, her tarafı morarmış. Şimdi HDP ile işbirliği yapmaya tenezzül eden örgütlerin ileri gelenlerinin bundan daha 40 yıl filan önce Diyarbekir’in bir meyhanesinde yürek yedikten sonra “Ben Kürtlerin…” diye iskemleyi arkaya attığını hatırlayanlar da henüz yaşıyor. Belki de çok ayıplamamak gerekir. Mihri Belli’den, Patriyot’tan, Doktor’dan, Sadun Hoca’dan, hatta Aybar’dan kalan miras buydu.
Murat Belge
28 Mart 2022 Pazartesi
Orhan Pamuk bu yazım tarzından tutarlı biçimde kaçındı. Bilinçli olarak son derece kuru bir dil kullandı. Rasyonalist ve olgucuydu. Her türlü duygusallıktan uzak bir ironik tondan yanaydı. Cevdet Bey o tarihlerde Türk romanına özgü edebi moda ve trendleri takip etmemeye yönelik sağlam bir kararı yansıtıyordu. Ben de o tarihlerde bunun "sağlıklı" bir tutum olduğunu düşünmüştüm zira folk yazım tarzı ve onun katkı yaptığı duyarlıktan epey bunalmıştım.
Tanıl Bora
23 Mart 2022 Çarşamba
İşçi sınıfı, çok yönlü, çok boyutlu bir tarihsel mücadele içinde biçimlendi. İşçi sınıfı bilinci ve kültürü, her yerde, her durumda, her zaman ‘som’ bir proletarya bilinci olmadı. 19. yüzyılın sonundan itibaren, işçi sınıfının bazı kısımlarının orta sınıflaşması, yine ta o zamandan beri mesele edilen bir eğilimdi. Gelir düzeyiyle değil, hal tavır, günlük hayat ve ideoloji ile, ethos’la tanımlanacak bir orta sınıflaşmadan söz ediyorum. Türkiye de bundan hariç değildir. Bilhassa orta sınıf, yeniden üretim ve ideoloji alanında inşa edilen bir sınıftır.
Orhan Koçak
21 Mart 2022 Pazartesi
Ulus Nedir’in herhangi bir “olumlu, ilerici milliyetçilik” varsayımı için çıkardığı asıl zorluk bu “kökensel suç ve unutulması” fikri de değil bence. Asıl skandal, o her gün yapılan plebisit düşüncesinde ortaya çıkar (sanırım bunu “her an” diye okumak gerekir). Renan’ın ulusu, sosyal bilimcinin ulusu değil, milliyetçinin ulusudur ve bir nörotik vakadır: her an kendini ispatlaması, boyuna kendini kendine inandırması gerekiyordur, sürekli mücahede halindedir. Buraya gelmeden önce (ve kökensel meseleyi “unuttuktan” sonra) Renan yine “olumsuz” duyguları vurgular...
Işıl Kurnaz
19 Mart 2022 Cumartesi
Bugünün siyasetinin bir yolu da seçimler… Bülent Tanör, bu sebeple ısrarla siyasal katılım haklarını ve seçim güvenliğini anlatırken, bunu yurttaşlık haklarının içine sokmuştu. Yani tek başına siyasetin ya da siyasetçinin sahip olduğu, öznesi seçimler olan haklar değildi bunlar. Siyasal haklar, yurttaşlık haklarının bir parçasıydı. Haliyle öznesi ve muhatabı, seçim gibi kurgusal bir yapı, devlet gibi hayali bir cemaat, siyasetçi gibi temsil kabiliyeti kendinden menkul biri değildi.
Erdoğan Özmen
16 Mart 2022 Çarşamba
Bu yüzden, acımızı tanıyacak, feryadımızı duyacak, içinde bulunduğumuz müşkülatı fark edecek ve anlayacak, tavır ve yorumlarıyla (söz ve davranışlarıyla) buna yönelecek, söz konusu bu düşüncelilik ve özeni, dikkat ve ilgiyi, fedakarlık ve kapsayıcılığı yeterince gösterecek bir yetişkinin varlığı şarttır. Henüz herhangi bir anlam taşımayan, ve paramparça bir bedenden yükselen söz konusu saf/çıplak acı ötekinin, birbirini anlamanın, bir ortaklığın/paylaşmanın ve bir anlam alanının ortaya çıkmasının koşuludur demek ki.
Cuma Çiçek
15 Mart 2022 Salı
Devletin seküler-milliyetçi restorasyonunu demokratik bir dönüşüme doğru genişletme potansiyeli olan üç aktörü hatırlatarak yazıyı tamamlayalım. Bu aktörlerin başında bugün Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği CHP’nin sosyal-demokrat kanadı geliyor. Ancak bu kanadın parti içinde bile çok sınırlı bir güce sahip olduğunu not etmek gerekiyor. CHP kadroları ve tabanının büyük çoğunluğu normatif olarak İYİ Parti'ye yakın bir yerdeler. İkinci aktörü HDP, üçüncüsünü ise muhafazakâr tabanın demokratik yüzü olan DEVA Partisi oluşturuyor.
Murat Belge
14 Mart 2022 Pazartesi
Burada en fazla iz bırakmış olgu Sovyetler zamanından ve doğrudan Stalin’e bağlı: Stalin’in oldukça yapay sayılacak etkenler kullanarak yarattığı kıtlık ve bu kıtlıkta can veren birkaç milyon Ukraynalı’nın anısı ve yası. Ukrayna halkı bunları unutmamış, unutmaya razı da değil. Yani Putin’in “Biz aslında kardeşiz” demeye de kapı açan “tesbitleri” Ukrayna halkı için hava cıva hükmünde. Bundan başka, Ukrayna ahalisinin bir kesimi açısından komünizm ve Sovyetler Birliği tarihi de sevilesi şeyler değildi. Tam tersine ve bu kesimler başlarına bu rejimi sardığı için de Ruslar’a düşmanlık besledi.
Derviş Aydın Akkoç
10 Mart 2022 Perşembe
“Serinliğim duyurmayın anama” çıkışı asla hınçlı bir diklenme değildir. Veli’nin şiirine hiçbir surette körlemesine, ahmakça bir reaksiyonerlikle mukabelede bulunulmaz. Bir suçlama ya da kınamadan çok, bir hatırlatma işlevi görür dize, “orta yer” tartışmaya açılır. Belli bir hiddet kaçınılmazdır belki, zira bundan böyle, zamanla siyasal olarak da açılıp genişleyecek İstanbul’un orta yerindeki gariplik ve mahzunluğa, İstanbul’daki yoksulluk ve sömürüye, siyasal dönüşümler de dahil muhtelif kopuş çabalarına coğrafyadan taşıp gelen yeraltı sularının ölümcül “serinliği” tebelleş olacaktır.