Sezen Ünlüönen
9 Kasım 2020 Pazartesi
Peki o halde nedir bu İspanyolca sözlerin anlamı? Burada biri diğerinden daha merhametli iki yorum mümkün bence. İlki ve daha merhametsiz olanı şu: Ezhel, şarkılarındaki İspanyolca kullanımında, bir azınlık, bir göçmen, yabancı bir “ana kültür”e adapte olmak zorunda bırakılmış bir madun gibi değil, başka kültürlerle yüzeysel bir ilişki kuran bir sömürgeci gibi davranıyor.
Evren Balta
6 Kasım 2020 Cuma
Amerikan sağı tarafından giderek radikalize edilen, Amerikan solu ile bağları kopan/koparılan, öfke ve hayal kırıklığı dolu bu seçmen grubu ile Trump birbirlerini keşfedeceklerdi. Başarısızlığı, beceriksizliği, konuşamaması, gereksiz yere böbürlenmesi ve her şeyden önemlisi müesses nizam olarak görülen gruplar tarafından aşağılanması bu öfkeli seçmenlerin onu kendilerinden biri olarak bağırlarına basmalarını sağlayacaktı. Müesses nizam onunla alay ettikçe, onlar onu daha da çok sahiplenecekti.
Aksu Bora
5 Kasım 2020 Perşembe
Carrington’da hafif hiçbir şey yok. Yazarın yanında durup onunla birlikte parçalanabilirsiniz. Eğlenceli bir tecrübe değil. O kendi gerçekliğini yazıyor çünkü, dünyaya bakıp gördüğünü değil. Tıpkı Kraliyet Davetiyesi hikâyesinin Harikalar Diyarı’nı Alice’in gözünden anlatması gibi. Hiç eğlenceli değil. Bütün iş gözde bitmiyor da ondan sanırım. Alice, Harikalar Diyarı’nı seyretmemişti, onun içine düşmüştü.
Tanıl Bora
4 Kasım 2020 Çarşamba
Türkiye’de merkez sağcılar, kendilerine ideolojik tanım getirmeye, ideolojik kimlikleri ‘üstlenmeye’, 1980’lerden önce daha fazla iltifat ederlerdi. Demirel. Demokrat, cumhuriyetçi, milliyetçi, anti-komünist, medeniyetçi, kalkınmacı sıfatlarını değişen sıklık ve orantılarla seve seve kullanmıştır. Bunlar arasında millî iradecilik temelli demokratlık, devletin bekası temelli cumhuriyetçilik ve bilhassa “kalkınma davası,” en uzun soluklularıdır. Özal, ideolojiler-sonrası çağın çığır açıcısı misyonuyla, serbest piyasacılık, dünyaya açılma, transformasyon, reformculuk gibi tabirleri tercih etti.
Murat Belge
3 Kasım 2020 Salı
Sanat soyutlaşıyor, eski deyimde olduğu gibi “anlamı şairin karnına saklanıyor.” “Ne demek istedi?” Buna verilen cevap azalıyor, çünkü cevap olacağından ya da bunu kendisi bulacağından umudunu kesenler çoğalıyor. Sanatçının “didaktik” olmaktan kaçınması, kendi sorunlarını cevap haline getirme dürtüsüne karşı direnmesi, evet, gerekli. Ama sanatı bir Sfenks bilmecesi haline getirmek de doğru değil.
Derviş Aydın Akkoç
3 Kasım 2020 Salı
Bundandır, insanın bazı kaşla göz arasında kendine yakalandığında –hükümde bulunma söz konusu olduğunda- çoğun mazeretler üretip havlu atması, eyleminin nedenlerinden ve yarattığı etkilerden sıvışmanın yollarını bulup ona sunulmuş olanla, teskin edenle, inandıklarıyla yetinmesi, pişkince: Haklarla donatılmış, özgürlük yanılsamasına çoktan ikna olmuş, kibir gömleğini üzerinden hiç çıkarmayan modern özne kendine dair net bilgilere, kesin fikirlere sahip olduğu kanısındadır; iyilik ve kötülük kavramları da dahil...
Erdoğan Özmen
28 Ekim 2020 Çarşamba
Hem mevcut ruhsal ızdırapları hem de her birimizin söz ve pratiğini belirleyen şey dönemin egemen söylemi ve fikirleri şüphesiz. Bir de şu var: Bütün teorik arayışlar ve yapılar belirli ihtiyaçların/arzuların ifadesi ve karşılığı olarak ortaya çıkıyor muhtemelen. Bu anlamda, örneğin Marksizmi var eden, ete kemiğe büründüren şey, insanın eşitlik arzusu ve özlemidir  denebilir. O arzu ve özlemi olabildiğince dile getirme, temsil etme; o arzu ve özlemin yine insanlığın kendi söylemi ve sözüne dahil edilerek dolaşımını ve hareketini sağlama çabası ve tutkusu.
Tanıl Bora
21 Ekim 2020 Çarşamba
Entelektüel faaliyetin, modern entelektüellerin ilk yetiştiği zamanlardan itibaren had safhada araçsallaştırılmasını anmalıyız herhalde önce. Yusuf Akçura’nın, sosyoloji öğrenimi gördüğünü söyleyen Mehmet İzzet’e “bize sosyolog değil demirci lazım” ayarı verişi, sevilen bir anektoddur. Akçura’nın Paris’te soğuk dökümcülük değil sosyal bilim tahsil ettiğini unutmayalım. Entelektüel “lüzumsuzluğa” karşı uyaranlar, genellikle kendileri de entelektüel faaliyetle iştigal edenlerdir.
Emel Uzun
18 Ekim 2020 Pazar
Stalkladığın kadınlarla/erkeklerle kendini kıyasladığın bitimsiz bir karşılaştırmanın neden yapıldığını anlamak istiyorum örneğin. Kim olduğunu, kim olmadığını, kim olmak istediğini başka hesaplara bakarak, gün boyu karşılaştırarak anlamaya çalışmak diye özetliyor konuşmacılardan biri mealen. Güzel kadınların hesaplarına bakarak eksiklenmek, eski sevgilinin yeni manitasını kendinden daha güzel/yakışıklı bularak içlenmek.
Derviş Aydın Akkoç
17 Ekim 2020 Cumartesi
Okyanuslar bitimsizdir. Varoluş kitabının, insanın çehrelerinin sonu yoktur. Bile isteye sonu olmayan bir yola revan olmak, delilik mi akıllılık mı bu? Bu sorular zaman kaybıdır, zira ölüm ve yaşam, akıl ve delilik arasındaki sınırları çoktan geride bırakmışlardır. Yolun sonundaki hedefe varmak değil, toplanan hasadı ikram etmek içindir belki de tüm o zahmet ve feragat. Nietzsche’nin Zerdüşt’ü yıllar yılı tefekküre çekildiği inzivasından bir sabah çıkmak ister, fazla bal toplamış bir arıya dönüşmüştür, yeryüzünü kızıla boğan güneşe seslenir
Barış Özkul
16 Ekim 2020 Cuma
Şem’i Molla’nın her devirde göz doldurabilmek için geliştirdiği karakter özellikleri vardır; ispiyonculuk ve casusluk gibi. Yeni efendilere ilk peyda olan his, “nefsinin ve mevkiinin muhafazası kaygısıdır. Uğramak üzere olduğu yahut uğrayabileceği tehlikeleri hemen öğrenmek isterler.” Bu yüzden Şem’i Molla iktidar açısından bir kullanım değerine sahiptir; geçmişteki hizmetleri, eski efendilerinin kanatları altında ettiği laflar, işlediği kabahatler hemen affolunur...
Erdoğan Özmen
14 Ekim 2020 Çarşamba
Konuşan bir varlık haline, bir özne katına yükselmek, bir iç dünyaya sahip olmak: İnsanın büyük hikayesidir bu. Demek annenin memesinden annenin diline geçerek, o büyük ayrılığa maruz kalarak ve tahammül ederek, bundan böyle dilin/sözcüklerin emzirdiği ve beslediği sonsuz ve ölümsüz varlık yaparız kendimizi. İnsana en eşsiz bağıştır anadili.