Murat Belge
3 Ocak 2022 Pazartesi
AKP’nin ve “Reis”inin söyleyeceklerinde ye yapabileceklerinde ciddi bir daralma görülüyor.  Kendisi sürekli hukuk dışında kalan bir iktidarın siyasi hasımlarını yasa dışına itme çabalarının trajikomik özellikleri bir yana, bir de ciddi “malzeme eksikliği” yaşıyorlar.  Şu saçma sapan gassal hikayesiyle ve dört elle sarıldıkları iddianameyle İstanbul gibi bir kentin kendilerine 800.000 fark atarak kazanmış Belediye Başkanı’nı azletmeye ve yerine kayyum getirmeye kalkışmaları çaresizliklerini, hayal güçlerinin sefaletini açığa vuruyor. “Demek bunlara kaldılar” diye düşündürüyor.  Bu zaten başlı başına bir tükenmişlik, bir iflas durumunu anlatıyor.  Ama zaten gerçek durum da bu.
Orhan Koçak
31 Aralık 2021 Cuma
Armağan’ın kendisi de bir edebi mücadeleden söz etmiyor mu: direniş ve direnişin “kırılması”? Çekişmeden galip ya da mağlup çıkmanın yapıtın ne ve nasıl olduğuyla hiç mi ilgisi yoktur? İtibar ve değer gibi şeylerin özsel olmadığını, hatta bütünüyle göreli, “itibari” ölçütler olduğunu kabul edebiliriz. Ama bunu kabul etmek bir şeydir, yapıtın başarı ya da başarısızlığını sadece “dış koşulların” etkisine bağlamak bambaşka bir şey. 2013 Gezi Direnişi sırasında “Turgut Uyar’ın askerleriyiz” diye bir slogan ortaya çıkmışsa eğer, bunun sebebi 1950’lerden beri imge teriminin şiir söyleminde hep dolaşımda tutulması, bir bakıma “propagandasının” yapılması mıdır?
Tanıl Bora
29 Aralık 2021 Çarşamba
Kıvılcımlı’nın entelektüel dünyayla, özellikle solun düşünce dünyasıyla derdi, -kadirbilmezlikle ve tartışmasızlıkla da alâkalı-, yerli düşünsel üretimin küçümsenmesi ve bir tür aşağılık kompleksiydi. 1969’da yazdığı bir metnindeki ifadesiyle. “Batılı bilgin önünde yamyassı aşağılık duygusu kadar, kendi toprağındaki düşünüre karşı, karlı dağları ben yarattım sanan aşağılık kompleksi…” 1967’de bir konferansta Sadun Aren’in “Türkiye kapitalizme geçişte neden geri kaldı? Bunu ben bilmiyorum. Bilen de olduğunu sanmıyorum” deyişine şöyle itiraz etmişti...
Aksu Bora
27 Aralık 2021 Pazartesi
Kendine saygısı olan bir roman kahramanının on altı yaşındaki birine söyledikleriyle diyelim otuz yaşındakine söyledikleri aynı değildir. Genç olana “seyreltilmiş” versiyonu uygun görmüyorum, anlatmaya çalıştığım o değil. Tıpkı çocukken ya da gençken hayatın daha kolay olmadığı gibi, roman kahramanları da çocuklara ve gençlere daha basit hikâyeler anlatmazlar. Ama insanın dikkat kesildiği şeyler, yaşadıkça değişir- hepimizde aynı biçimde değil muhtemelen (öyle olsa ne sıkıcı olurdu); zamanla kimimiz kahramanları daha az dinleriz, kimimiz söylediklerinden çok söylemediklerine kulak veririz...
Işıl Kurnaz
26 Aralık 2021 Pazar
Yaşar Kemal’in 1950’lerde yaptığı şey sanırım, bir tür duruş açısıydı: Hem dünyanın içine girip, onun içindeyken, o sarsılırken sözünü söylemek, tavrını bir duruşa eşitlemek, hem de binbir şekle girerek işini her türlü halleden, bir ormana baktığında inşaat ve menfaat gören o talan aklının, bir tepeden yuvarladığı kayayı, ormanın bir noktasında, bir açısını bulup durdurabilmek.  Siyasal iktidarın, dünyada hiçbir sağlam zemin bırakmadığı bir çağda, belki de en büyük mücadele, duruş açını bulabilmektir. Nerede ve nasıl durduğun kadar, orada neden durduğunu da bilmek
Erdoğan Özmen
22 Aralık 2021 Çarşamba
Cesaretle ve tereddüde kapılmadan insanlık tarihinin olağanüstü bir anında olduğumuzu düşünelim: Kendimizi tanımakla, nasıl bir insanlık anlayışı ve kavramına sahip olduğumuzla kurtuluşumuzun bir ve aynı şey haline geldiği bir anda, cehennemi bir eşikte durduğumuzu. Düşebileceğimiz en geri seviyeye düştük, ya bunda ısrar edecek ve toplu bir mahvoluşa sürükleneceğiz ya da buradan sıçrayarak çıkacağız. Çünkü her mücadele gibi bu mücadele de “anlattığımız hikayeler ya da kimlerin hikayesinin anlatıldığı hakkında bir mücadele” olacak.
Derviş Aydın Akkoç
19 Aralık 2021 Pazar
Nietzsche’ye göre, insanı “mutluluk ideası”na ya da “ahlak ideası”na yönlendirebilecek her amaç kavramı kuruntudan ibarettir; “kişi zorunludur, felaketin bir parçasıdır ve bütüne aittir.” Dolayısıyla onu yargılayabilecek, ölçebilecek, mahkûm edebilecek hiçbir şey yoktur. Büyük özgürleşmenin ilk adımı oluşun masumiyetini yeniden kazanmak için “ilk günah” da dahil tüm “ilk neden” söylemlerini kapı dışarı etmek, daha da önemlisi suç ve ceza kavramlarını külliyen varoluştan uzak tutmaktır. Aksi halde kalpazanların, sürüsüne bereket modern rahiplerin kulu kölesi olmak kaçınılmazdır…
Tanıl Bora
15 Aralık 2021 Çarşamba
Rakam ve hesap, Turgut Özal’ın mühendislik ethos’unun taşıyıcı sütunlarıdır. O, hep rakamlarla konuşmayı sevdi. Tıpkı ‘doğru kelimeyi’ bilmenin ve zikretmenin hakikati ve hikmeti bilmek sayılması gibi, rakamı bilip söylemenin, hakikat ve hikmet bilgisine delâlet ettiğine inanmış gibiydi - ve öyle de inandırdı. “Hesap”, onun gözde mefhumu “vizyon”un refakatçisiydi; “hesabını yaptık” dedi mi, tamamdı. Mühendislik, hesabını yapabilmenin olanağını veriyordu; rasyonalizmin ruhsatıydı.
Emel Uzun
14 Aralık 2021 Salı
Belki de bu kez hikâyeyi dinleyenin tepkisi ile değil anlatan ile ilgilidir mesele. Israrla geçmişi anlatmak, bu biçimde anlatmak, artık atmosferin bir parçası haline gelen yabancı düşmanlığının, göçmen karşıtlığının derme çatma, yalan yanlış ve agresif diline karşı çıkabilmek için “gerçek” ve güzel bir hikâye anlatmanın gücüne sığınmaktır. Bir hikâyeyi anlatmak, anlatabilmek hem sağaltır hem de dinleyeni muhatap kılar çünkü. Birlikte bir hikâye dinlemek aynı derdin parçası yapar kalabalığı.
Murat Belge
13 Aralık 2021 Pazartesi
Erdoğan’ın koşulları kendisi için daha elverişli bir gelişme gösterse de daha rasyonel davranabilse, bugünkü ağır bunalım durumuna düşmese, Türkiye’nin ciddi sorunu olmayacak mıydı? Onun bu yanlış kararlarını verdiği yönetsel “sistem” herkesi mutlu ederek kendini sürdürür müydü? Osman Kavala, Selahattin Demirtaş… Kürt politikası, Avrupa Birliği politikası. Bildiğimiz listeyi yeniden yazmama gerek yok. Bütün bu içler acısı manzara orada durup dururken, “Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomiktir” denebiliyorsa, işte, benim seçim sonuçlarına bakarken bu kadar ikircikli olmamın gerekçesi de açıklanmış oluyor
Işıl Kurnaz
12 Aralık 2021 Pazar
Suçun, suçlunun, devletin ve toplumun, hayatın aksinde, yansımasında nasıl göründüğüne bakardı daha çok, suçluyu sahiden kazırdı. Sonra da çocuğunu öldüren bir kadının aslında ne yaptığını, idam sehpasını görmeden ölüm cezasını savunmanın kolaycılığını anlatırdı. Türkiye siyasetinin cari dilinde geçer akçe olan tüm insan hakları ihlallerinin, kolaylıkla fırlatılan yağlı urganların, özensizce üzerinde tepinilen kadınların, hoyratça tahrip edilen ormanların ve alelade birer sayıymış gibi söylenip geçiliveren tutuklu geçirilen günlerin ve yılların ne olduğunu hep işlerdi.
Erdoğan Özmen
8 Aralık 2021 Çarşamba
Ortak bir dil yaratmak için bunca çaba, arayış ve yorgunluk belki de. Aynı dili konuşarak, aynı dili konuştuğumuz ölçüde tanışacağımızı ve bağ kuracağımızı umduğumuz için. Birbirimizin acı ve mutluluğundan haberdar olmanın, böylece belki de onları ortaklaştırmanın temel koşulu ortak bir dil olduğu için. Demek ortak bir dil, ortak insanlığa doğru çıkılan yolculukta bir çapa ve bağlanma noktası oluşturacağı için. O ortak yolculukta ihtiyacımız olan aşinalık, yakınlık, birliktelik ve dayanışma ortak bir dili gerektirdiği için.