Haftalık
Tanıl Bora
21 Ocak 2026 Çarşamba
Şükür, dinde güçlü bir kavram. İslam Ansiklopedisi, “Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etme, nimete söz ve fiille mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapma” diye tanımlıyor. Şükürsüzlük ise, nimetin kıymetini bilmemek, nankörlük anlamına geliyor; Osman Nuri Topbaş'ın birçok kaynakta paylaşılan deyişiyle "bereketsizliğe, nimetlerin geri alınmasına ve Allâh’ın gazabına sebep" sayılıyor.
Kenan Erçel
20 Ocak 2026 Salı
İlaveten, SNAP’ten usulsüz şekilde yardım alanları saptama bahanesiyle Trump hükümeti eyaletlerden, programı kullananların tam dökümünü istedi. Bugüne kadar böyle bir taleple karşılaşmamış ve iktidarın artniyetli icraatlarından dersini almış Demokrat eyaletler meseleyi mahkemeye taşıdılar. Anlaşılan o ki bu veriye ulaşabilirlerse Trump ve şurekası, Demokratları kamu kaynaklarını çarçur etmekle suçlayabilmek ve gerek yetkililere gerek vatandaşlara soruşturma açabilmek için her fırsatı değerlendirecek. Öyle gözü dönmüş bir iktidarla karşı karşıyayız ki SNAP’teki bir usulsüzlüğü mazeret gösterip bireylerin oy kullanma hakkına bile el uzatabilirler.
Osman Özarslan
19 Ocak 2026 Pazartesi
Sürekli üzerimize doğru göçen, memleket ve dünya gündemi hızla bir hafriyata dönüşüyor, pek çok şey bu hafriyatın cürufunun altında kalıyor. Venezuella, İran, Suriye ile açılan yeni yıl sahnesi ve balya balya adliyeye taşınan ünlüler, gündemin zirvesini bırakmıyor. Öte yandan, havuz medyasının erot-assub yıbaşı programları bilhassa İbo Show’un yılbaşı programı, en azından CEHAPE zihniyetinin Ar Kolları tarafından Erzurum’da opera kisvesiyle müsamere edilen ve Erzurum’a Arz-ı Rum zamanları da dahil en büyük mezalimi yaşatan gece kadar dikkati şayan bir gece. Üstelik tasallutun sathı, Arz-ı Rum’da bir müsamere salonu değil, Türkiye’de ve dünyada ekranın olduğu her mekân.
Cuma Çiçek
8 Ocak 2026 Perşembe
Öcalan meseleyi siyaset yoluyla çözmeyi ilk olarak 1988 yılında Mehmet Ali Birand’a Milliyet gazetesi için verdiği demeçte dile getirdi. Yani örgütün 1984 yılındaki ilk eyleminden sadece 4 yıl sonra. 1990’lı yılların başında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın girişimleri sonrasında tek taraflı İlk ateşkes ise 1993 yılında ilan edildi. 1988 mülakatı göz ardı edilip 1993 yılındaki ilk ateşkes referans alınsa bile yaklaşık 9 yıllık çatışmaları sonlandırmak için inişli-çıkışlı, kesintili diyalog ve çözüm arayışları 32 yılı geride bırakmış durumda. Bu veri tek başına 1990’lı yıllardan bu yana yaşadığımız kıyametin irrasyonelliğini ortaya koyuyor ve her türlü barış girişiminin desteklenmesi gerektiğini gösteriyor.
Aybars Yanık
6 Ocak 2026 Salı
Bütün bunlara bakınca ne görüyoruz? Sanki fazla beğeni, yorum almak veya nefret yaratmak için mizansen yapıp sosyal medyada paylaşan Tiktokçular, Youtuberlar, influencerlar yönetiyor ABD’yi. Absürtlüğü göstermek için mahsus abartayım: Sanki bu operasyon X’te çok beğeni kazanmak için şımarık bir asosyal veledin işi ve dünya bir iki gündür bu paylaşım ve editlerle eğleniyor, öfkeleniyor, kızıyor, huzursuz oluyor vs.
Işıl Kurnaz
4 Ocak 2026 Pazar
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, “operasyon” diyerek bir milli güvenlik sorununa indirgediği ve yerelleştirdiği bu ihlalin devamını getirerek, Maduro’nun adalete teslim edilmek ve ABD’de yargılanmak üzere New York’a getirildiğini söyledi. Ancak bu beyanın arkasında iki cevapsız soru vardı: Birincisi, hangi yargı yetkisine göre New York’ta yargılanacaktı, ikincisi ise uluslararası teamül hukuku ve Uluslararası Adalet Divanı’nın kabul ettiği devlet başkanının yargı bağışıklığı ve dokunulmazlığı sorunuydu.
Barış Özkul
8 Aralık 2025 Pazartesi
Cumhuriyet ideolojisinin güçlü yanlarından biri “okuyarak” sınıf atlanabileceği fikrini aşılamasıydı. Köy Enstitüleri’nden üniversitelere, sivil bürokrasiden askerîyeye geniş bir alanda liyakat ve eğitim, en azından bir dönem için, sınıfsal hareketliliğin meşru araçları olarak kabul gördü. Nepotizmin, kayırmacılığın ve siyasallaşmış bürokrasinin gölgesi hiçbir zaman tamamen kalkmasa da, toplumun geniş kesimleri “çocuğumu okuturum, benden daha iyi bir yere gelir,” duygusunu gerçek bir ihtimal olarak yaşayabildi. Bugün ise bu meritokratik vaat ortadan kalkmış durumda: Yüksek öğrenimin toplumsal getirisi hızla erirken, kamu pozisyonları bütünüyle sadakat ağlarına teslim edildi ve mesleki ilerleme doğrudan siyasal aidiyete bağlandı.
Erdoğan Özmen
3 Aralık 2025 Çarşamba
Dünyayı, mümkün olan her şeyi içime çekiyorum; bu yüzden belki de. Başından beri başka her şeyi, başkalarının bana sunduklarını, onların bakışlarını, sözcüklerini, imgelerini, şefkatini, sevgisini, merhametini içime ala ala, kendim kıla kıla, içime yansıta yansıta, hepsiyle özdeşleşe özdeşleşe bir iç yaratıyorum kendime. Bir ben. Başka her şeyle bağlanarak, başka her şeyle birleşerek, başka her şeye uzanarak kendim oluyorum. Kanserle mücadele denen şey bu belki de: onun habire çoğalan kara boşluğunu aşındıra aşındıra kendi içimi tekrar tekrar yaratmak, çoğaltmak, genişletmek.
Derviş Aydın Akkoç
30 Kasım 2025 Pazar
Bazı “değerli anlarla” karşılaştığında “teşekkür etmeyi beceremeyen” bir karakteri; bu karakterin sarsaklıklarını ve heveslerini, ama daha da önemlisi yer yer boğazına oturan sessizlikleri işleyecektir Nejat İşler Miras’ta. Teşekkür –karşılaşmalara duyulan şükran– tam o sıra, yani olay kişinin başına geldiği anda fiiliyata dökülemiyordur, aslında dökülmemelidir de, zira hem şükranın zarif bir minnettarlığa dönüşmesi hem de hafızanın geriye doğru yalnızca olay anını değil, mekânları ve harici failleri de yeniden anımsaması için teşekkürün bazen ıskalanması gerekir. Herhangi bir ânı değerli kılacak yegâne tavır, söz konusu anın geçişine –hatta unutulmasına– müsaade etmek, Goethe’nin Faust’unun “geçme dur, öyle güzelsin ki,” diyerek içine düştüğü an tutulmasına kapılmamaktır.
Güncel
Onat Kutlar’ın Öykülerinde Huzursuzluk Biçimleri Ya da Duyguların Dolaşıklığı
25 Ocak 2026 Pazar
Onat Kutlar’ın öyküleri kırılgan sınırlarda, başka kapılara açılan eşiklerde, dışarısı ile içerinin sınır boylarında, ihlallerin mümkünlerinde ve bunların her an birbirine akabilme, karışabilme ya da birbirini yıkabilme ihtimallerinde dolanıyor. Zira Kutlar kendine, yerine yerleşememiş, yerleşmesi engellenmişlerin huzursuzluğunu yaşayanları, alışılageldik bakış ve algı tarafından tuhaf, tekinsiz olarak etiketlenenleri konu ediyor. Bu kişileri ıstırap çeken, buna kapanan, bunda kaybolan özneler/öznellikler olarak kurgulamıyor. Aksine kimi zaman sinir bozan neşeyle kimi zaman kendine dönen şiddetle kimi zamansa düş-gerçek arasındaki müphemlikle bu kişilerin yaygın, yerleşik, tanıdık ve otoriter gerçeğin, nizamın bünyesindeki problemleri ortaya çıkarmasını sağlıyor.
Cevat Çapan ile F. R. Leavis ve Eleştirinin "Büyük Geleneği" Üzerine Söyleşi
24 Ocak 2026 Cumartesi
Leavis’i okumanın en büyük kazancı, metinle teması sıkılaştırmasıdır. Bugün herkes hızlı hüküm veriyor. Leavis ise hızı sevmez. Cümlenin içine girer, kelimenin ağırlığını tartar, sesin ritmini duyar. Bir romanı ya da şiiri konusuyla değil, diliyle, yapısıyla, iç gerilimleriyle kavramaya çalışır. Bu, bazen didaktik görünebilir ama eleştiriyi ciddiye alan biri için, kıymetli bir çabadır. Genç bir okura şunu derdim: Leavis ile kavga edin, itiraz edin, eksiklerini gösterin ama onu okumamazlık etmeyin. Çünkü eleştirinin omurga meselesi olduğunu, bir standardın, bir dikkat terbiyesinin gerektiğini, metnin kolay lokma olmadığını Leavis çok güçlü biçimde öğretir.
Öfke Tuzağı, Troller ve Başkalaşan Sosyallik
23 Ocak 2026 Cuma
Bu ve bunun gibi olaylar da bize gösteriyor ki, sosyal medyadaki öfke iklimi; bize yan mahallelerimizi önceden planlanmış bir formatta sunarken aslında bir yankı odasına da hapsetmiş olur. "Düşmanlarımızı“ görebilmemizle kendimize korunaklı bir köşe seçeriz; bu köşe, öfkenin yol göstericiliğinde idealize edilmiş konforlu bir köşedir. Burada istediğimiz gibi olabilir, istediğimiz kadar özgür ve rahat şekilde hükümler verebiliriz – ve işte gerçeklik de bu köşede bulanır. Nicel ve nitel verinin istismar edilerek yansıtıldığı bir sanal meydan kavgasında kendilerine yeni bir anne karnı inşa eden bireyler; mecburen gerçek dengelerin hüküm sürdüğü reel toplumsal alanlarda bulunduklarında sağlıklı kalabilecekler midir? Tabii ciddi toplumsal kutuplaşma ve nefretin yaşamlarımıza sinmesi, yalnızca dijital platformların mevcudiyetiyle açıklanamaz.
Nazi Teorisyeni Carl Schmitt'in Fikirlerinin Yeni Sözcüsü Donald Trump mı?
19 Ocak 2026 Pazartesi
Son yıllarda Schmitt’in fikirleri yeni destekçiler buldu ve özellikle Batı’ya “meydan okuyan” devletlerde –başta Rusya olmak üzere– yeniden gündeme getirildi. Batı evrenselciliğine karşı çıkışı ve dış müdahaleden azade “büyük mekânlar” anlayışı, Moskova ve Pekin’de kolayca alıcı buldu. Örneğin, Putin üzerinde büyük etkisi olan, Ukrayna’ya yönelik saldırının entelektüel mimarlarından ve ünlü Avrasyacı ideolog Aleksandr Dugin, Schmittçi düşüncelerin hararetli bir savunucusudur. O da, tıpkı Schmitt gibi, Rusya’nın muhafazakâr ve Ortodoks Hıristiyan ilkelerini komşu ülkelere yaymasını ve Batı etkisini –özellikle de Anglo-Saksonları– “mekânsal olarak yabancı” sayarak dışlamasını savunuyor.
Komünal Devlet Mümkün mü?: Venezuela Komünlerinin Yükselişi ve Düşüşü
17 Ocak 2026 Cumartesi
3 Ocak 2026 gecesi ABD’nin Caracas’a dönük saldırısı ve Nicolas Maduro ile Cilia Flores’in ABD’ye kaçırılması, Venezuela krizini “yaptırım–ambargo” çizgisinden çıkarıp doğrudan egemenlik ve rejim değişikliği tartışmasının merkezine yerleştirdi. Bu olayın asıl sarsıcı tarafı, hamlenin gözü kara cüreti kadar, Venezuela’nın bir zamanlar “Komün ya da hiçbir şey!” sloganıyla dalga dalga yükselen komünal ufkundan bu kırılma anına, beklenen ölçekte bir taban seferberliği doğurmadan gelmiş olmasıdır. 2002’deki darbe girişimi sırasında, emekçi sınıfların sokağa inip Chavez’i geri getiren toplumsal refleksinin 2026’da aynı yoğunlukla tekrarlanamaması, yalnızca yoksullaşmaya, politik yorgunluğa, göçe bağlanamayacak kadar derin bir siyasal boşluk hissi yarattı.
“Sağın Kasveti” Üzerine Notlar
15 Ocak 2026 Perşembe
Kimbilir, belki de lider demokrasileri, ana akım partilerin içinden çıkan ve yaptıkları marjinal müdahalelerle geleneksel siyasi repertuvarı ıskartaya çıkaran, muhalif karizmatik liderlerin hiç alışılmadık bir biçimde sergileyeceği demokratik performansla aşılır. New York Belediye Başkanı olarak seçilen Zohran Mamdani’nin seçim kampanyası performansı ve Türkiye’deki çeşitli muhalif belediyelerin takip ettiği politikalar, merkezî devletlerin uzun süredir sırt çevirdiği eski bir reçetenin, yerel yönetimler düzeyinde güçlü bir karşılık bulduğuna işaret ediyor.
Fahrenheit 98.6: Üniversite Nasıl Çözülür?
13 Ocak 2026 Salı
Akademiyi ayakta tutanlar, çoğu zaman sessizdir. İşini iyi yapanlar, hakkı gözetenler, karar süreçlerini kolektif hafızaya dayandıranlar, yetkiyi değil, sorumluluğu önceleyenler, hız yerine anlamı, nicelik yerine niteliği, metin sayısı yerine metnin içeriğini, konfor yerine etik yükü seçenler… Ancak üniversitenin çöküşü de sessizlerin karşısında yine sessizce olur.
10. Yılında Barış için Akademisyenler Davası
10 Ocak 2026 Cumartesi
Üniversite rektörleri, örneğin 2017 yılında isimlerimizi ihraç listelerine iletirken, 2025 yılında katılacağımız bir eylemi, bir etkinliği ya da yapacağımız bir sosyal medya paylaşımını öngörmüş olabilir mi? Kuşkusuz hayır. İhraç işleminin tek sebebi Barış Bildirisini desteklememizdi. Buna rağmen, dava konusuyla ilgisi bulunmayan her türlü bilginin değerlendirme dışı bırakılması gerekirken, bugün bu unsurların mahkeme kararlarında yer aldığını ve dava esasıyla ilgisiz olmasına karşın ret kararının sebebi olarak yer aldığını görüyoruz.
“Suça Konu Bildiri”nin 10 Yılı
10 Ocak 2026 Cumartesi
On yıla yayılan baskı mekanizmaları, bireysel yürüyen hukuki, idari süreçler, belirsizlik, yıllara yayılan kararlar, yalnızlaştırma üzerine kurulu sistemin sonucu. Bu sistemin oldukça başarılı olduğunu teslim etmek lazım. Buna karşı verilecek en büyük yanıt hiçbir şeyi değiştirmese de sesini duyduğunu yanındakine hissettirmek sanırım. Umarım her söz karşılığını bulur. Yalnız değiliz ve buradan devam edebiliriz.
Metazori Normalleşme
9 Ocak 2026 Cuma
Siyaset, seçmenlerin ve tabanın gözünde sıklıkla etik kaygıları gözeten bir mekanizma olsa da siyasi partileri yönetenler etik kaygılara mebni bir romantizmin tesirinde kalmaksızın rasyonel şekilde karar almalıdırlar. Tabii bu, etiği yok sayıp çöpe atar bir bakış açısı değil; bana göre bireyler, metalik bir çıkar hesabıyla siyasi yapılarla empati kurarak etik kaygıları hiçbir zaman terk etmemelidir ve sistemin sigortası da budur.