Türkiye’nin Vazgeçilmezi Takrir-i Sükûnlar
28 Kasım 2016 Pazartesi
Türkiye’de sağ-muhafazakâr kanadın literatüründe en geniş yer kaplayan kavramların başını “sivilleşme” kavramı çeker. Bu cenahın sivilleşmeyi pelesenk haline getirecek denli kullanmasındaki amacı demokratik sivil toplumun inşasını aşağıdan yukarıya başlatarak kendi kendini yöneten bir organizasyon yaratmaktan ziyade siyaseten yukarıda rahat hareket edebilme imkânını yakalayabilme isteklerinden kaynaklandı her zaman.
AB’ye Giden İnce Uzun Yolun Sonu
24 Kasım 2016 Perşembe
Türkiye Avrupa Birliği’nin (AB) genişleme tarihinde benzeri olmayan bir üye adayı. 1959’daki ilk temas sonrasında yarım yüzyılı aşan son derece karmaşık, iki taraftan da kaynaklanan sorunlarla çok tahrip olmuş bir ilişkinin sonunda hala aday. Bugün bu bitmez tükenmez adaylık mutsuz sona gelmiş dayanmış gibi görünüyor.
OHAL Rejiminde İşçi Sınıfına Yönelik Yasalar
24 Kasım 2016 Perşembe
Ekonomik alandaki belirsiz ve geriye doğru bu gidişat, siyasi iktidarı daha fazla sermaye taleplerini ve gereksinimlerini karşılamaya dönük bir politika sürdürmesine neden oluyor. Halbuki ekonomik gelişme ancak üretim ekonomisinin kurulması, üretken yatırımların teşviki, üretimde bilim-teknolojinin temel alınması, gelir eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması, işçi ve emekçi kesimlerin refah düzeylerinin yükseltilmesi ile mümkündür.
Siyasi Eylemden Kişisel Trajediye: Bir Eylem Nasıl İtinayla Depolitize Edilir?
22 Kasım 2016 Salı
Herkesin kaybedecek bir şeyleri vardır elbette ve kazanılacaklar çok uzak ve belirsiz görünür. Siyasi eylem fırtınalarla, mitik canavarlarla ve kaprisli Tanrıların oyunlarıyla dolu bir macera gibi takdim edilirken, ödenecek taksitler ve kiralar, bakılacak çocuklar ve emeklilikte bir Ege kasabasına yerleşme hayalleri arasında kimse Odysseus olmak istemez.
Anti-Entelektüalizmin Zaferi: Antik Roma’dan Ankara ve Washington’a Uzanan bir Serüven
21 Kasım 2016 Pazartesi
Başkanlık için Cumhuriyetçi adayların seçimi esnasında, Donald Trump diğer başkan adaylarının hiçbir biyografisini okumamıştı ve bunun hakkındaki sorulara ve “O iş bir gün ister,” cevabını vermişti. Okumak için zamanı yoktu çünkü; "Asla yapmadım, her zaman çok iş yapmakla meşgulüm, şimdi daha da önce hiç olmadığı kadar meşgulüm," diyordu.
Şuursuz Kalabalıklar
17 Kasım 2016 Perşembe
Kitle, âdeta başsız bir beden gibi, düşünmeden eylemde bulunan büyük bir bünyedir (12). Sınırsız bir eylem yeteneğiyle birleşen bir düşüncenin varlığı işaretlenemez. Eyleme ölçü verecek, onu başka eylemlerle, eylemin başlangıcı ve muhtemel sonuçlarıyla ilintili kılacak bir fikriyat bulunmaz; “düşüncesiz eller” işbaşındadır. Bu da kitlesel hareketlerin, çoğu zaman keyfî icralar olduğunu kanıtlar.
Trump, Taşra, Türkiye ve Söz
14 Kasım 2016 Pazartesi
Sözün tam olarak bizle ilgili olanı ifade etme olanağını taşıyan bir niteliği bulunuyor. Dili en kolaylıkla sözümüzde ifşa ediyoruz; diyoruz ya anadilimizde kendimizi yurdumuzda/evimizde hissetmemizi sağlayan bir yön bulunuyor. Konuşan, söze işaret eden dil, ben ve sen arasındaki karşıtlığı kaldırma çabasının bir ürünü olarak bizi bizleştiriyor gibi.
Medusa’nın Gülüşündeki Kadın
10 Kasım 2016 Perşembe
Ve yazmak, bedenlerinizi yazmak sizleri babanızın ve kocanızın topraklarından alıp kendi topraklarınıza götürecektir. Özgür olmak için, özgürleşmek için önce kafanızdaki babanıza, daha sonra hayatınıza toplum tarafından girmesi şart koşulan bir diğer erkek kocanıza meydan okumanız gerekiyor, işte o zaman “ben” olabilirsiniz. Aksi takdirde erkeğin ötekisi, eksik olanı, onun bir parçasından var olanı olmak zorunda kalacaksınız.
Birinci Ölüm Yıldönümünde: Gülten Akın
4 Kasım 2016 Cuma
Gülten Akın hayattayken, şiiri hakkında birçok kez söz aldım. Yer yer onu kuşkulandırdım, kızdırdım; ayrım, adlandırma ve tanımlamalarıma itiraz etmesine yol açtım. Hem onun, hem de kendi başıma dert oldum. Israr etmekten ilk vazgeçtiğim bir dönemde, bir gün beni aradı. O yıllarda, “cep” değil “ev” telefonu vardı; siz evde iseniz size telefonla ulaşılabilirdi.
Ucuz ve Pahalı Eğitim
2 Kasım 2016 Çarşamba
Mühendislik görevim gereği Almanya’ya dört yıl için gittiğimizde, kızım Bejan ikinci sınıfı tamamlamıştı. Hatta cuma günü karnesini almış, pazartesi Bremen’de tekrar okula başlamıştı. Almanya’da eyaletlerde her sene farklı zamanlarda yaz tatili başlar. Yıl içerisinde de üç kez on beş tatil olduğundan, yaz tatilleri kısadır; yaklaşık kırk beş gün sürer.
Devletin ve Ordunun İdeolojik Esiri: Sinema
31 Ekim 2016 Pazartesi
Siyaset ve militarizmde -hem militaristleşen siyasette hem de siyasallaşan militarizmde- vuku bulan hadiseler siyaset ve militarist alanlarla sınırlı kalmıyor. Normatif anlamda özerk olması gereken birçok alan, mutlak siyasal iktidar (devlet) ile militarizmin cisimleşmiş/kurumsallaşmış/ehlileştirilmiş hali olan ordunun tahakkümü altında olduğu için; bu her iki kurumda zuhur eden hadiseler doğrudan o alanlara da sirayet etmektedir.
Gürcistan Siyasal Sistemi, Seçimler Ve Öngörüler
28 Ekim 2016 Cuma
Devletin başına geçen Saakaşvili başlattığı reformlarla, aynı zamanda Gürcistan’ın dış politikasını AB, NATO ve ABD ekseni üzerinde proaktif hale getirmiştir. Çok kısa zamanda AB, NATO ve ABD ile sıkı ilişkiler geliştirdi ve dış politikasının Avro-Atlantik ekseni doğrultusunda geliştirdi. Saakaşvili’nin bu tutumu Rusya tarafından hoş karşılanmamıştır.
Yakala(n)mak
26 Ekim 2016 Çarşamba
Fotoğraf sanatçısı John Stanmeyer’in Cibuti sahilinde çektiği “Signal” (Sinyal) adlı bu fotoğraf Dünya Basın Fotoğrafları ödülünün 2013 yılı sahibi. Fotoğrafın hikâyesini okuduktan sonra baktığım haritalardan ve internet ansiklopedilerinden öğreniyorum: Kuzeydoğu Afrika’daki Somali yarımadasındaki Cibuti Cumhuriyeti’nin aynı adlı başkentinde yer alan bu sahil Aden Körfezi’ne bakıyor.
Arı Türkçenin Niçin, Nasıl ve Nereden Çıktığı
24 Ekim 2016 Pazartesi
Tanzimat’taki dil sadeleşmesi Tanzimat gazeteciliğinin, okuması yazması gayet sınırlı kalabalığa kolay ulaşma arayışından doğar –ulus bilincinden değil. Ancak kültürel Türkçülüğün ilk örnekleri bu dönemde verilir ki hepsi de gelecekteki Türkçülük akımını besleyecek kıymetli çalışmalardır. Ahmet Vefik Paşa Lehçe-i Osmanî adlı bir sözlük hazırlar, ayrıca Şecere-i Türkî çevirisi vardır.
Bir Değişim Hikâyesi ve Umut…
21 Ekim 2016 Cuma
Çetin’in değişim hikâyesi beni çok etkiledi. Hayvan haklarına dair, insanların değişiminin pek de öyle modellemeler üzerinden olmayacağını, o anda “dünya”nın başka bir yerinde, üstelik şiddet koşulları içerisinde birinin pekâlâ bu değişimi yaşayabileceğini düşündürdü. Bunun için her şeyin dört dörtlük falan olması gerekmiyormuş yani. Değişime dair umudumu, inancımı tazeledi.
Toplumdan Kitleye: Sosyal Sözleşme Üzerine Bir Tartışma
19 Ekim 2016 Çarşamba
Grup çıkarının farkında bireylerden oluşan Gemeinschaft (kelime dilimize genellikle cemaat şeklinde çevrilir ancak ben Almanca haliyle kullanacağım, zira biliyorsunuz ortalık karışık, ne olur ne olmaz), bu grup çıkarının kutsallaştırılması aracılığıyla yaratılan bir duygu-durum alanına işaret eder. Kan bağı, arkadaşlık ve komşuluk gibi yakın bireysel olgular üzerinden kodlanan birey davranışları bilinçdışı, dışavurumcu, samimi ve süreklidir.
İran’ın “İffetsiz” Kadınları
17 Ekim 2016 Pazartesi
Queer kuramın öncü isimlerinden Judith Butler’in Cinsiyet Belası adlı kitabıyla tanışmayanımız yoktur. Bu tanışıklık, cinsiyetin performatif yapısına ve toplumsal cinsiyet meselesine dair kuramsal ve pratik anlamda çözüm odaklı ilgi duyan ya da bunlara ilişkin her iki bazda da mücadele yürüten çoğumuz için geçerlidir. Yani bu belaya bulaşmayanımız hemen hemen yoktur gibi.
Kayıp Zamanın İzinde’nin Güncelliği
16 Ekim 2016 Pazar
Aşağı yukarı yetmiş ile seksen yıllık bir sürenin ardından Türkçeye çevrilme şansı bulabilmiş Proust. Haliyle Proust bizim için yeni sayılır. Proust, elli dokuz yıl yaşıyor ve Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmaya otuz dokuz yaşından itibaren başlıyor. Yakalanan Zaman adını verdiği son cilt, ölümünden (1922) beş yıl sonra 1927’de yayımlanıyor.
Sermaye Olarak Kavramlar
13 Ekim 2016 Perşembe
Kavramlar olmaksızın kendini ifade etmek mümkün değil. Kavramlar, özellikle spesifikleş(tiril)en kavramlar, bir şeyi uzun uzadıya anlatmak yerine, kısa ve öz olarak anlatmayı sağlayan araçlardır. Kavrama ihtiyaç duyarız, çünkü somut gerçekliğe, bütün zenginliği ve çeşitliliği içinde, doğrudan temas etmemiz, onu doğrudan algılamamız mümkün değildir. Kavram böylece, somut gerçekliğin “ikinci en iyi” özeti gibidir.
Budala, Burası Postane! (Budalo, Ovo je Pošta)
11 Ekim 2016 Salı
Bosna ve Hersek halklarını bütüncül bir bakış açısıyla tahakküm altına alıp onların yaşanmışlıklarını bir tarafa koyan ve hepsini birer piyon olarak resmeden stratejistlerin ya da siyasi aktörlerin bu alarmist tutumları bizatihi gerginliğin sebebini oluşturuyor. Birçok ülkede benzer örneklerine rastladığımız bu “büyük resmi görebiliyorum” havası, bahsi geçen ülke içerisinde yaşayanlara tedirginlik katıyor ve korku salıyor.
Postmodern Bir İktidar Yöntemi Olarak “Kayyım”
10 Ekim 2016 Pazartesi
İngilizcede bir deyiş vardır, Türkçe karşılığı mealen “hasara hakaret eklemek” (“adding insult to injury”). Yakın dönemde hayatımıza giren kayyım olgusunu gayet özlü bir şekilde ifade ediyor bu deyiş. Belediyelerin ya da gazetelerin tasfiyesi yetmiyor; tüzel kişiliği ve hatta kimi çalışanları baki kalan bu kurumlar, onlara el koyanların hizmetine sokulup muhalif olageldikleri bir siyasetin gönülsüz ev sahipliğine mecbur ediliyorlar.
Bozkırda Mobilet
9 Ekim 2016 Pazar
Ankara’dan, merkezde yer alıp da taşra olan, olabilen bir yerden yola çıkarak bozkırın daha da bozlaşacağı bir mekâna doğru ilerliyorsun. Basitçe, gezip görmekten gayri gayen yok. Her şeyin aynılaştığı bir yerde, ilgini çekecek bir şeyin çıkmaması ihtimalini düşünüyorsun. Çünkü, “labirentlerin en beterinde, silindikçe oluşan bir labirentte, çöle benzer bir yerde, bozkırda[sın].
Hastalık ve İhlal
7 Ekim 2016 Cuma
Bir insanın, kamuya, tüm insanlara “özel” durumundan söz etmesi nedir? Özel-kamusal ayırımının çoktan bir belirsizlik mıntıkasına girdiğini hatırlayacak olursak, “bedene” ilişkin konuşmalar, hepimize bir bedenimiz olduğunu yeniden anımsatıp sonra da her birimize bazı sorumluluklar yüklemez mi? Başkalarının hastalıkları, yeme alışkanlıkları/tercihleri/zorunlulukları hakkında bir bilgiye sahip olmamızın anlamı sahiden nedir?
Mesafe
5 Ekim 2016 Çarşamba
Filozof “Önemli olan yolda olmaktır,” derken tam olarak bunu mu kastediyordu emin değilim. Ama bildiğimi sandığım bir şey var: Kalpleri kırık, aralarındaki gönül bağları kopmaya yüz tutmuş, kuşkunun ve önyargının esiri olmuş iki toplum arasındaki mesafe öyle hafriyatla, kamyonla, köprüyle, tünelle falan aşılamaz. Bir ülkede ölüm sıradanlaşmış, bomba kültürü meşrulaşmışsa...