Tenhada Yazmak
7 Haziran 2026 Pazar
Audre Lorde Bahisdışı Kızkardeş’te “Sessizliklerim beni korumamıştı. Sessizliğin seni de korumayacak,” der. Korkmamanın durmaksızın salık verilmesine rağmen korkuyu anlamlandırmanın kendisini güçlendirdiğini söyler. Ölme korkusuyla konuşmamayı değil; bu korkudan bir dil, söz kurmayı tercih ettiğini belirtir. İşte benim için de yazmak en temelde -yazdığım öykü, inceleme, eleştiri vb. her ne olursa olsun- sessiz kalmama; sessizliklerden, suskunluklardan doğru dile gelme, buralardan bende kalanları dile getirme arzusu demek. Türlü şekilde ve kumaşla dokunmuş kalın sessizlik perdesini aralamak anlamına da gelen bu yaratıcı eylem/hamle epeyce vaatkâr.
Kadınların Birbirine Geçişi: Sonsuza Dek Emily Üzerine
6 Haziran 2026 Cumartesi
Kadınların kendi deneyimlerinden, benliklerinden çıkıp; başka bir kadının deneyimini içine çekmesi sahiden de çok sık karşılaşılan bir şey maalesef (iyi ki mi demeli?). Bunu “kadınlık deneyimi”nin ortaklığıyla açıklayabiliriz. Elbette her kadının yaşadıklarının ortak olduğunu iddia edip bu ‘yaşantıların’ biricikliğini ve özgünlüğünü yok saymıyorum, ancak hetero-patriyarkal bir toplumda yaşayan kadınların deneyimlerinin sık sık ortaklaştığını gözlemlemek güç olmasa gerek. Bunun temelindeki en büyük sebeplerden birinin ise bu hetero-patriyarkal toplumun yarattığı yapısal şiddet olduğunu söyleyebiliriz. Peki, geçtiğimiz ocak ayında Tetes Kitap tarafından yayımlanan Maria Navarro Skaranger’in Sonsuza Dek Emily kitabını bu bağlamda nasıl düşünebiliriz?
Güvencesizliğin Üç Yüzü ve Siyasetin Yeni Sınavı
5 Haziran 2026 Cuma
Prekarya kısa süre önce sözünü söyledi, fakat yorumcular bunu fark edemedi. Daha doğrusu, siyasal müesses nizam bugünün kitlesel “işçi sınıfını” –güvencesiz çalışma koşulları, istikrarsız gelirleri ve bizzat devletle giderek kırılganlaşan ilişkisiyle tanımlanan bu sınıfı– “tehlikeli” bir sınıf olarak görüyor. Bunun nedeni, bu sınıfın doğası gereği aşırılıkçı olması değil, geleneksel siyasal normları desteklememesidir. Bu sınıfın karakterini kavrayamamak, bütün merkez sol partilerin ondan destek devşirmekte başarısız olmasının merkezinde yer alıyor.
Ahlakın Ekolojisi: Bazı Hayal Kırıklıkları Neden Siyasi Değil, Ahlakidir?
4 Haziran 2026 Perşembe
Bir hayal kırıklığını anlamaya çalışmak, onu yaşamaktan daha zor. Çünkü anlamaya çalışmak mesafe gerektirir, oysa hayal kırıklığı insanı tam ortasından yakalar. Bu yazıyı o gerilimle yazıyorum: Hem içeriden hem dışarıdan bakmaya çalışmanın yarattığı hafif baş dönmesiyle. Ben bir ornitoloğum ve biyocoğrafyayla ilgilenen bir evrimsel biyoloğum. İşim, kuşlar üzerine çalışmak – türlerin dağılımlarının arkasındaki tarihi okumak, davranış kalıplarının altındaki mantığı anlamak. Kuş türlerinin dağılımlarının arkasındaki tarih bize ne anlatır? Neden belirli çevrelerde belirli davranış kalıpları ortaya çıkar? Hangi koşullar işbirliğini teşvik eder, hangileri çatışmayı artırır?
Filistin’de 100 Yıllık Savaş, Kolonyalizmden Direnişe
3 Haziran 2026 Çarşamba
Dünya Savaşı’nın bir cephesi olan Gazze’de, müttefiki Alman subaylarla tahkim edilmiş Osmanlı askerleri ile Britanya kuvvetleri arasındaki çarpışma Britanya lehine sonuçlandıktan kısa bir süre sonra, Britanya bölgede bir Yahudi devleti kurulması yönünde konumunu açıkladı. Bu açıklama ile bölgenin otokton halkı Filistinlileri sadece ‘Yahudi olmayanlar’ olarak görecek kadar açık bir ırkçılık ve inkar örneği sergilendi. 1948’e kadar devam eden 30 yıllık Manda yönetimi dönemi Filistinlilere yönelik kesintsiz bir biçimde devam eden şiddetin kurucu iskelesinin inşa edildiği bir dönemdi. Proto-faşist gruplar (örneğin Irgun Zwai Leumi) ile oluşturulan şiddet ve terör dalgası ile Filistin ülkesinde Filistinliler sistematik olarak yıldırılmaya ve kaçırılmaya çalışıldı.
Bir Ütopya değil Perspektif olarak Sosyalizm
2 Haziran 2026 Salı
Ota Šik, klasik eseri Sosyalizmde Plan ve Piyasa’da özel mülkiyetin kaldırılmasının bireyler ve toplumsal gruplar arasındaki çıkar farklılıklarını ortadan kaldırmadığını belirtir. Kapitalist piyasa bu farklılıkların düzenlenmesini sağlar fakat bunu herhangi bir toplumsal optimuma göre değil, güç, gelir ve mülkiyet dengesine göre yapar. Modern toplumun yalnızca toplumsal ve sınıfsal olanlarla sınırlı kalmayan keskin çelişkilerle parçalanmış olması, tam da bu yüzden farklı bir mekanizmaya duyulan ihtiyacı acilleştiriyor. Daha da kötüsü, klasik piyasa mekanizması artık işlemiyor. Bu durum, liberterlerin iddia edeceği gibi sorumsuz solcuların ya da açgözlü şirket elitlerinin piyasanın “normal” işleyişine müdahalesinin sonucu değildir; sermayenin yoğunlaşmasının ve araştırma maliyetlerinin artmasının sonucudur. Bunlar, serbest ve eşit rekabeti bir ütopyaya dönüştürmüştür.
Fanon, Şeriati, İslam
31 Mayıs 2026 Pazar
Fanon, sadece Yeryüzünün Lanetlileri’nde değil, esasen tüm külliyatı boyunca Cezayir toplumundaki sömürgecilik karşıtı geleneğin İslamî referanslarından ziyade seküler ulusal referanslarını öne çıkarır; Cezayirlilerin İslamî bilincinden ziyade modern ulusal bilincine yüksek bir anti-kolonyalist kapasite atfeder. Bu bağlamda, mektupta İslam’ı Ortadoğu özelinde sömürgecilik karşıtı potansiyeli en yüksek “ideolojik alternatif” olarak işaret eden sözleri dikkat çekicidir ve İslam’a bakışında kritik bir revizyonu ifade ettiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak İslam’ın anti-kolonyalist muhtevasına vurgu yapan sözleri, seküler bir kavrayışın karakterize ettiği kolonyalizm ve dekolonizasyon teorisinin ana sayıltılarına dair bazı soruları da beraberinde getirmektedir.
Martin Jay'in Habermas'ı
30 Mayıs 2026 Cumartesi
Artık aramızdan ayrılmış olduğuna göre ve olağanüstü kariyerinin genel muhasebesi yapılmaya başlanabilecekken, onun kalıcı mirasını anlık konjonktürün değişkenleriyle ölçmek ya da Gazze savaşı konusunda doksanlı yaşlarının ortalarında yaptığı bir hatadan dolayı yetmiş yıllık teorik çalışma ile siyasal müdahaleleri tümüyle silip atmak son derece akılsızca olur. Habermas’ın hacimli külliyatı, yalnızca ele aldığı çok sayıdaki felsefi, siyasal ve toplumsal meseleyle ilgilenen herkes için değerli bir kaynak olarak kalmayacaktır; aynı zamanda “angaje entelektüel” olarak ortaya koyduğu örnek de kalıcı olacaktır.
Neoliberalizmin Enkazında: Narsistik Nihilizm, Otoriterleşme ve Eril Yıkım
28 Mayıs 2026 Perşembe
Türkiye'de son yıllarda giderek artan kadın cinayetleri ile toplumun gözleri önünde gerçekleşen okul saldırıları, yalnızca bireysel patolojilerin ya da anlık krizlerin ürünü değildir. Bu olaylar, daha derin ve kapsamlı bir toplumsal kırılmanın görünür semptomlarıdır. Bu yazının temel argümanı şudur: söz konusu şiddet örüntüleri, onlarca yıllık neoliberalleşme sürecinin yarattığı toplumsal tahribatın ve bu tahribata verilen otoriter-faşizan siyasal tepkilerin birlikte ürettiği narsistik ve nihilist öznelliklerle doğrudan ilişkilidir. Bu yapının anlaşılabilmesi için neoliberal yönetim mantığının küresel ve yerel gelişimini, ilerici neoliberalizmin krizini, buna reaksiyoner biçimde yükselen otoriter popülizmi ve bu siyasal atmosferin beslediği psikolojik öznellik biçimlerini birlikte ele almak gerekmektedir.
Tek İmza Cumhuriyeti’nde Üniversite: İstanbul Bilgi Üniversitesi
26 Mayıs 2026 Salı
Bu yüzden Bilgi’yi savunmak, tek bir üniversitenin tüzel kişiliğini savunmanın ötesine geçer. Bu savunma, üniversitenin piyasa ve devlet arasında bütünüyle eritilemeyen kamusal niteliğini, kendi kendini yönetme hakkını ve Türkiye’de özgür bir aklın yaşayabileceği kurumsal zemini savunmak anlamına gelir. Kararın geri çekilmiş olması, tehlikenin geçtiği anlamına gelmez; aksine, üniversitelerin ve toplumun geleceğinin tek imzayla belirlenemeyeceğini ısrarla hatırlatacak daha geniş bir demokratik mücadeleye ihtiyaç olduğunu gösterir. Üniversiteleri savunmak, yalnızca kampüsleri değil, eleştirel düşüncenin kurumsal zeminini, öğrencilerin ve akademisyenlerin söz hakkını ve toplumun ortak geleceğini savunmaktır.
Trump’tan Epstein’e, Tolstoy’dan Ayfer Tunç’a Kötülük, Dekadans ve Hayatın Anlamı
24 Mayıs 2026 Pazar
Trump’tan Chomsky’ye, gizli anlaşmalardan veri dampingine dek uzanan geniş bir “fact and figüre” silsilesi içinde ortalığa saçılanlar, nasıl bir dünyada yaşadığımıza ilişkin de son derecede ürkütücü ipuçları verdi. Jeffrey Epstein vakası, bize bir şiddet ve cinnet tipolojisi sunmadı sadece, aynı zamanda insanlığın geldiği akıl izan dışı sadik aşamayı da mükemmelen ikaz etmiş oldu. Nitekim ortalığa saçılan ve tahammül eşiğini zorlayan eylemler (cinsel şiddetten pedofiliye, insan kaçakçılığından şantaja, diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanımından, çok çeşitli alanlardaki çıkar ve nüfuz ağlarına kadar birçok akıl almaz suç, şiddet, yasadışı olay, vb.) küresel elit konsensüse yönelik basit bir ifşa olayı olmayıp, sıradan bir skandaldan daha fazlasıydı. Topyekûn bir vicdan kararması ve korkunç bir dekadan örneği, nereden baksanız.
Kent Kalabalığında Bir İntikam Meleği
23 Mayıs 2026 Cumartesi
Kent yalnızlığı ve modern yabancılaşmanın muhteşem ifadesi; tüm zamanların en iyi filmlerinden Taxi Driver elli yaşında. Martin Scorsese’nin 1976 tarihli filmi Taxi Driver (Taksi Şoförü), yönetmenin tam da yukarıdaki alıntıda bahsettiği o rüyada olma hissiyatı ile açılır. Yağmurlu gecede caddeler, ıslaklığın yansımalarıyla bir ışık oyununa dönüşmüştür, renkler fludur ve iç içe geçmektedir, saksafonun akışkan melodileri sokaklardaki kaygan dokuyu tamamlar. Ama, ancak, duygusunu çok iyi hatırladığımız ama sözcüklere asla dökemediğimiz bir rüyada olabileceği şekilde; o uçucu, sakin ve romantik akan saksafon sanki yaklaşmaktaki bir felaketi haber veren vurmalılarla bölünüverir. Sonsuz bir tekinsizlik, atmosferin tam ortasına yerleştiği anda yeniden saksafonun şefkatli kollarında buluruz kendimizi.
Biyoçeşitliliğin Dar Koridoru: Özgürlük, Kurumlar ve Doğanın Geleceği Üzerine
22 Mayıs 2026 Cuma
Biyoçeşitliliği çoğu zaman türlerin sayısı, ekosistemlerin zenginliği ya da doğanın korunması gereken kırılganlığı üzerinden düşünürüz. Bir ormandaki kuşları, bir meradaki çiçekleri, bir göldeki balıkları, bir toprağın içinde görünmeden çalışan mikroorganizmaları… Bütün bunlar bize yaşamın çoğulluğunu gösterir. Fakat biyoçeşitlilik yalnızca canlıların çeşitliliği değildir. Biyoçeşitlilik aynı zamanda o canlıların birbirleriyle, yaşadıkları yerlerle ve insan toplumlarıyla kurdukları ilişkilerin toplamıdır. Bu yüzden biyoçeşitlilik meselesi yalnızca biyolojinin konusu olarak görülmemelidir. Biyoçeşitlilik ekonomiyle, siyasetle, hukukla, toplumsal normlarla ve özgürlük fikriyle de doğrudan ilişkilidir.
Post-Kolonyal Teorinin İslamcı Muhipleri: Kültürel İktidarı Tercüme Etmek
20 Mayıs 2026 Çarşamba
Bu yazıda göstermek istediğim, Türkiye İslamcılığının post-kolonyal teoriyle kurduğu daha geniş evren. Türkiye İslamcılığının post-kolonyal teori ithalatı, iktidar elitlerinin post-kolonyal teoriye yakınsayan ya da yamanan bir jargon setinden ibaret değildi. Üstelik, Türkiye’de İslamcıların post-kolonyal teoriye ilgisi, Orientalism gibi sınırlı sayıda metinden ibaret kalmadı. Yukarıda bahsettiğim bazı çalışmaların daha dar kapsamda ifade ettiği üzere, Türkiye’de İslamcılar post-kolonyal teoriden iştahla beslendi. İslamcılar, 1980’lerden bugüne, post-kolonyal metinlerin varsayımları ve kavramlarıyla ziyadesiyle istikrarlı ve giderek yoğunlaşan bir ilişki kurdu.
Saatlerin Yeniden Ayarlanması
19 Mayıs 2026 Salı
Bu soruyu yanıtlama çabasına girişmeden önce neden Tanpınar’ın satırlarıyla bugüne bakmak gerektiğine de yanıt vermek gerekli. Çünkü Tanpınar bu topraklarda arafta kalan birisidir. Her ne kadar genel algı onun muhafazakâr ve sağ bir yazar olduğu biçiminde olsa da, modernlerin öte tarafta gördüğü bu yetkin şair ve yazarı, gelenekçiler de içleri sinerek gönül hoşluğuyla kendi mahallelerine pek kabul etmezler. Zaten Tanpınar ile bugüne bakmaya çalışmanın sebebi hikmeti tam da bu arafta kalma halidir. Modern ve gelenekçi ayrımların dışında, siyah ve beyaz benzeri dikotomilerin ötesinde bugünü Tanpınar’ın gözünden ele almak tüm taraflar için bir düşünme ufku ve zihin açıcılık sağlayabilir.
Doğru Bir Şey Yapmak ya da Yapmamak!
15 Mayıs 2026 Cuma
Frantz Fanon, dekolonizasyonun mutlak biçimde şiddet barındırdığını, aynı zamanda bunun tarihsel bir zorunluluk olduğunu belirtir ve sömürge bireyinin kaderini eline almasının ve varlığını yeniden inşa etmesinin buna bağlı olduğunu söyler. Sömürge toplumunda sömürgeci ve sömürge arasındaki ilişkiyi bu temelde değerlendirir. Ryan Coogler’in Sinners (Günahkarlar) filmi de tam olarak bu tarihsel gerçeklikten esinlenmiş olabilir. Film Amerika’da ırkçılığın ve plantasyonlarda Afrikalı siyahilerin sömürüldüğü bir tarihte geçmektedir. İki kardeşin elim bir olayın ardından terk ettikleri kasabalarına yıllar sonra dönmelerini anlatsa da yüzeyin altında iki karşıt tavır ve hayat biçimini karşı karşıya getirir. Amerika’ya kendi büyücülüğünü de getiren Afrikalı tanrıça ve Hıristiyanlığın babası kavga eder. Bunların şahsında ırkçılığı korku türünde bir biçime dönüştürür.
Ahmet T. Kuru’nun “İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık”ı Üzerine
14 Mayıs 2026 Perşembe
Sonuç olarak; Prof. Dr. Ahmet T. Kuru’nun İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık, Küresel ve Tarihsel Bir Karşılaştırma adlı eserinin son zamanlarda okuduğum etkileyici kitaplardan biri olduğunu belirtmeliyim. Yazar, geri kalmışlığı dış etkenlere bağlama kolaycılığına kaçmadan, sorunları “içeriden” biri olarak analiz ederek din-siyaset ilişkisini küresel ölçekte ve mukayeseli olarak değerlendirmiş. Eserin en önemli özelliği, klasik dönemi değerlendirirken olay ve olguları çağdaş dünyayla irtibatlandırarak yorumlamasıdır. Ufuk açıcı ve eleştiri ortamına zemin hazırlayıcı bu tür eserlerin düşünce hayatımızın canlanmasına önemli katkıları sağlayacağı muhakkaktır.
Adam Przeworski ile Söyleşi: Demokrasilerin Çöküşü
12 Mayıs 2026 Salı
Kapitalizmi ortadan kaldırmayı nihai hedef olarak gören partiler, iktidara geldiklerinde kapitalist toplumları nasıl yönetmeliydi? Üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla birlikte bir anda sosyalizme geçmeyi mi tercih etmeliydiler, yoksa kapitalizm koşulları altında işçi sınıfının koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan kademeli adımları mı benimsemeliydiler? Burjuvazinin direnişiyle nasıl başa çıkmalıydılar: Zor kullanarak mı, yoksa sosyalizme yönelik seçmen desteğini artırmayı amaçlayan kademeli reformlarla mı? Sosyalistler, seçimleri kaybetmeye, sosyalizme giden yolun durdurulmasına hazırlıklı olmalı mıydı?
Dominique Eddé ile Söyleşi: “Burada, Lübnan’da, Köprüler Hem Gerçek Hem de Mecazi Anlamda Havaya Uçtu”
6 Mayıs 2026 Çarşamba
İsrail ordusu hayatları sistematik biçimde yok ediyor. Güneydeki bölgeleri beyaz fosforla yaktı, onlarca köyü harabeye çevirdi, toprakların onda birini işgal etti, yardım konvoylarını bombaladı, Gazze’de olduğu gibi gazetecileri öldürdü. Bugüne kadar 21 gazeteci hayatını kaybetti… Bir milyondan fazla insanı yerinden etti; Beyrut’un güney banliyölerini yerle bir etti. 8 Nisan Çarşamba günü, başkentin tam merkezine, önceden hiçbir uyarı yapılmadan, on dakika içinde yüz bomba attı. Onlarca çocuk da dahil yüzlerce insan hayatını kaybetti. Ve bugün, bazılarınca “dünyanın en etik ordusu” olarak sunulan bu ordu, ateşkese rağmen yıkımını sürdürüyor. 10.452 kilometrekarelik, zaten aşırı sıkışık bir ülke için bu bedel son derece ağır. İsrailli yöneticiler yalnızca bombalamakla kalmıyor; Lübnan’ı adeta bir hapishane avlusu gibi yönetiyorlar.
“Altın Kalp”: İdeolojik Bir İyilik Figürü Analizi
3 Mayıs 2026 Pazar
Kültür endüstrisinin bir diğer temel özelliğine bakacak olursak çelişkileri ortadan kaldırmak yerine onları yönetilebilir hâle getirmesi olduğunu fark ederiz. Toplumsal eşitsizlikler, acı, yoksulluk ya da trajedi gibi unsurlar tamamen yok sayılmaz. Meseleler anlatıların merkezine yerleştirilir. Ancak eleştirel bir sorgulamaya yol açacak biçimde değil de duygusal bir tüketim nesnesi hâline getirilerek sunulurlar. İzleyici, bu anlatılar aracılığıyla hem acıyı deneyimler hem de aynı anda acının katlanılabilir olduğuna ikna edilir ve durum, metnin genelinde vurgulanan ideolojik işleyişin önemli bir parçasıdır; kültür endüstrisi, gerçekliği gizlemek yerine, onu dönüştürerek “zararsız” hâle getirir: “Bu ‘altın kalp’ vurgusuyla, toplum kendi yaratmış olduğu acıları itiraf eder.
Sol ve Dijital Siyaset: Platform Toplumlarının Yeni Gündemleri
1 Mayıs 2026 Cuma
Siyaset yapma biçimleri köklü biçimde değişmişse, ideolojilerin de buna eşlik etmemesi düşünülemez. Guglielmo, partilerin dijital siyaset ve ekonomiyle kurdukları ilişkiyi bir koordinat düzlemine yerleştirerek platform toplumuna özgü yeni ideolojik pozisyonlar belirliyor. Bunlar yabancısı olduğumuz ideolojik pozisyonlar değil, ama isimlerinden de anlaşılacağı üzere, çağımıza uygun olarak başkalaşmış durumdalar: Platform neoliberalizmi, liberal demokrasi 4.0 (sihirli değnek), sosyal-liberalizm 4.0, post-sosyal demokrasi (keyfî ideoloji) ve platform sosyalizmi…
“Zülfikâr Bey Amca”…
2 Mayıs 2026 Cumartesi
Sarı Zarflar filmine böylesi bir arkaplan, yaşanmışlık ve bir dolu yaşam tecrübesi ile gitti. Beklentisi filmin “KHK” olarak isimlendirilen zulmü ve ona yaslanan Kürt sorununu derinliğine ele almasıydı. Ancak filmin oldukça erken bir aşamasında yaratıcıların başka bir derdi olduğunu fark etti. KHK ihraçları sadece bir gösterendi. Film, totaliterliği ve bunun bireyler ve toplumlar üzerinde yarattığı yıkımı tartışmak istiyordu. Hiç kuşku yok ki film, bu topraklarda “Barış Akademisyenleri” parantezinde izlenecek, anlamlandırılacak ve tartışılacaktı. Ama bambaşka coğrafyalarda totaliter bir devletin toplumda yarattığı etki ve çürüme bağlamında evrensel bir dil ve bakışla okunabilecekti. Bu filmin en güçlü ve aynı zamanda zayıf yanıydı.
Çocuklarımız Hakkında Konuşmalıyız: Kahramanmaraş Okul Saldırısı
30 Nisan 2026 Perşembe
Yine bir öğle vakti, Columbine Katliamı’nın 27. seneidevriyesine bir hafta, Çocuk Bayramı’na 11 gün kala, Türkiye bir gün arayla yapılan ikinci bir okul katliamıyla derinden sarsıldı. Bu derin sarsıntı sonrası, kendine gelip gelmediği hala meçhul olan kurumları, azı çok etmeyi, çoğu yok etmeyi iyi beceren medyanın feci yorumları ve günah keçisi bulma çabaları içerisinde koca bir hafta geçti. Kısa tarihinde karşılaştığı her sorun gibi asıl nedeni inkâr eden ve ötekini suçlama refleksini her daim saklı tutan bu aktörler, bu defa çok hassas bir konuda aynı davranışı gösteriyor. Bu koca delik, önceki nesiller gibi, bir sonraki nesli de yutma iştahı ile kıvranırken, bazı hakikatler açıklanmayı sessizce aynı iştah ve arzu ile bekliyor.
Kahramanmaraş Olayı: Vahşetin Yeni Formu
30 Nisan 2026 Perşembe
Neredeyse herkes buna benzer vakaların ABD’de ne kadar yaygın olduğundan haberdardır. Bugüne kadar orada bu gibi olaylar sık sık yaşanır, toplumumuz da teyzece bir “cıkcıklamanın” eşlik ettiği esefle kınar gözlerle bakıp işi, “yine bizim gençler iyi!” nidalarıyla şükre vururdu, hatta katliam kendi toplumsal yapımızın işlerliğini savunmak için bir altlık olarak da kullanılabilirdi. Benzerleri, birkaç senedir bizde de görünür olmaya başladıkça bu tarz saldırıların gerçekte ne menem şeyler olduğu geniş kitlelerde bütün vuruculuğuyla idrak edilmeye başlandı, toplumsal duyarlılık doğal olarak artmaya başladı. Buna mukabil büyük çoğunluk bu yeni gerçekle yüzleşirken çağın vahşet formatının değiştiğinin henüz farkına varamadı.