Şok ve Dehşet Stratejisi: İsrail Ortadoğu’yu Nereye Sürüklüyor?
11 Mart 2026 Çarşamba
İsrail’in stratejisi gerçekten de ardı ardına gelen bir “şok ve dehşet” harekâtı gibi görünüyor. Şu anda hedefte İran var, ancak verilen mesaj bütün Ortadoğu devletlerine yönelik: İsrail’in bölgesel hegemonya arayışına ya da Filistin’de yürüttüğü etnik temizliğe karşı çıkmaya kalkışmayın. İlk hedefe ulaşılması, ikinci hedef için İsrail’e gerekli dokunulmazlığı sağlayacaktır: tarihçi Benny Morris’in, Ben-Gurion’u 1948’de bütün Filistinlileri bölgeden sürmemekle eleştirirken “tarihsel bir hata” olarak gördüğü şeyi düzeltmek. Bezalel Smotrich’in 2021’de Knesset’teki Filistinli üyelere söylediği gibi: “Burada bulunmanızın tek nedeni Ben-Gurion’un işi bitirmemiş olmasıdır.” Hükümetin ve genel olarak siyasi elitin gözünde, şimdi o işi tamamlamanın zamanı gelmiş gibi görünüyor.
Sahiplik Çağı: Gezegen Kimin? -  Antroposen’de Hakikat, Mülk ve Aidiyet
11 Mart 2026 Çarşamba
Antonio Gramsci, eski dünyanın öldüğü ama yenisinin henüz doğamadığı bu ara dönemleri interregnum olarak tanımlar ve bu zamanların “canavarlarla dolu” olduğunu söyler. Canavarlar burada birer istisna değil, belirsizliğin normalleştiği anların ürünüdür. Bugün Antroposen’de karşı karşıya olduğumuz şey de tam olarak budur: Eski düzenin kavramlarıyla konuşmaya devam eden, ama yeni bir etik, yeni bir sorumluluk dili kuramayan bir dünya. Gezegenin mülk gibi konuşulması, hakikatin ilanla yer değiştirmesi ve tehdidin kalıcı bir yönetim tekniğine dönüşmesi, bu canavarların çağdaş biçimleridir. Canavar artık yalnızca bir figür değil; dilin kendisidir.
Savaşın Gölgesinde Halef Seçimi: İran’ın Önündeki Yol Ayrımı
9 Mart 2026 Pazartesi
Bunlar, şu anda İran halk temsilcilerinin kendilerine sordukları sorular. Öncelikle şunu belirtmeliyim: herkes için ve her zaman doğru bir karar yok. Karar doğası gereği yanlış olma ihtimaline rağmen verilir. Kesinliğin olduğu yerde karar almanın manası yoktur. Her kararın artıları ve eksileri var. Bakış açısına göre, aynı karar bir taraf için iyi, diğer taraf için adaletsiz, yanlış ve kabul edilemez olabilir. ABD ve İsrail için, Mücteba Hamaney’in İran’ın bir sonraki devlet başkanı olarak seçilmesi belki de en doğru karar; bu karar sürekliliği işaret ediyor, yeni liderin uluslararası sözde gözlemcilerin gözünde, öldürülen babayla özdeşleşmesini sağlıyor. Bu özdeşleşme ise, kamuoyunun İran’a karşı önleyici bir savaşı meşrulaştırmak için kullanılan ve kullanılmaya devam edilen eski nükleer silahlandırma politikası çerçevesinde düşünmesini tetikliyor.
İran İslam Cumhuriyeti Mesihçi bir Teokrasi mi Yoksa Kırılgan bir Diktatörlük mü?
9 Mart 2026 Pazartesi
İslam Devrimi Muhafızları sadece bir askeri kurum değil. Aynı zamanda ekonomik bir imparatorluk, siyasi bir aktör ve ideolojik bir dayanak noktası. İran’ın merkezini ve güvenlik organlarını hedef almak, gelecekteki protestolar için fırsatlar yaratabilir. Ama, devletin yapısına bu kadar yerleşmiş bir kurumu –sadece hava gücüyle– ortadan kaldırmak, bir değişim planı olarak nadiren başarılı olmuştur. İran'ın iç manzarası da dış gözlemcilerin bazen hayal ettiği kadar net bir şekilde bölünmeye elverişli değil. Etnik azınlıkların şikayetleri var ama çoğu, ulusal parçalanmaya yol açacak senaryolardan çekiniyor. Rejime karşı çıkan ve onu devirmek için yabancı askeri müdahale isteyen birçok İranlı bile, sonrasında ortaya çıkabilecek kaostan korktukları için devletin tamamen çökmesini istemiyorlar.
Politik Sıkışmayı Aşan Bir Feminizm
8 Mart 2026 Pazar
Bunu biraz açmak istiyorum; önce politik sıkışmışlık gibi bir ruh hali içinden feminist geçmişi anlatmanın ve geleceksizlik hissinin bana hatırlattığı garip şeyden bahsedeyim: sol melankoli. Geçmişteki arzulanan sosyalist girişimlerin gerçekleşmemesine dair hayal kırıklığı hakkında yanlış yönlendirilmiş bir nostaljinin, bugünün eylemliliğini engellemesi anlamına gelen kullanışlı bir kavram bu. Ann Cvetkovich, Judith Butler ve Wendy Brown gibi isimler, sol melankoliyi feminist eylemliliğe karşı çıkan duygulanımsal bir yaklaşım olarak eleştiriyorlar. Türkiye’de de sol melankolinin türlü hallerine feministler uzun zamandır aşina; ona sinir olmaya, onunla dalga geçmeye ve ağzının payını vermeye alışkınız.
Tavşanlar, Çocuklar ve Diğer Mazlumlar: Seyfettin Tokmak’la Tavşan İmparatorluğu Üzerine Söyleşi
7 Mart 2026 Cumartesi
Yaşar Kemal’in metinlerinde hayvanlar dekor değildir; özne konumundadır. Onlara yönelen şiddet, insanın kendi karanlığının aynasıdır. Özellikle sokak çocuklarıyla yaptığı çalışmaların ürünü olan ve daha sonra adı Allah'ın Askerleri’nden Çocuklar İnsandır’a dönüşen kitap, benim dünyayla ve çocuklarla kurduğum ilişkiyi derinden etkiledi. “Çocuklar insandır” cümlesi aslında bir etik duruştur; hiyerarşiyi reddeder. Ben de o tarafı çok sahipleniyorum. Tavşan İmparatorluğu’nda hayvanlara yönelen zulüm ile çocukların maruz kaldığı şiddet arasında bilinçli bir paralellik kurdum. Tavşanlar, tazılar, çocuklar… Hepsi erkek egemen bir tahakküm evreninin nesnesi haline geliyor. Türcülük burada yalnızca hayvanlara yönelik bir baskı biçimi değil; güçlünün güçsüze uyguladığı her türlü tahakkümün metaforu.
Üç Ekoloji’ye Genosko Yorumu: Ekoloji ve Sanatın Yeni Politikası
6 Mart 2026 Cuma
Sanatın üç ekolojiye aynı anda dokunduğunu söyleyen Guattari, algı ve duygu üretimiyle zihinsel, kolektif üretim ve ilişki biçimleriyle toplumsal, mekân ve maddi temaslarla çevresel ekoloji alanlarında sanatın geçiş noktaları açtığını vurgular. Bu vurgu, Genosko için bir “titreşim”dir. Guattari’yi özellikle teknokültür ve medya bağlamında okur. Ona göre, kapitalist öznellik üretim makinelerine karşı mikro müdahale alanı olan sanat, standartlaşmış arzu biçimlerini kırabilir, hatta dijital ve medya asamblajlarını yeniden düzenleyebilir. Böylelikle yeni ilişki biçimleri peyda olur ve “başka türlü hissetmek” yeryüzüne hâkim olabilir. Ekoloji, teknikten çok öte etik-politik-estetik bir sorundur. Özne, uçup gitmeden, yönsüz açlığını tutarlı ve yaratıcı bir biçimde üç ekolojiye yerleştirecek yolları keşfetmeli; sanat ve etik-politik pratikler bu yolları kolaylaştıran gerçek varoluşsal payandalar konumunda olmalıdır. Anlaşılır ki sanat, dönüşümün en hassas aracı olarak duyulur. O, doğayı kurtaramaz ancak insanın doğayla ilişki kurma biçimini, dünyayı algılayışımızın iklimini titreştirebilir.
Demir Leydilerden Terk Edişin Estetiğine
5 Mart 2026 Perşembe
Bu tavrın reel politikteki en bilinen izdüşümlerinden biri Margaret Thatcher'dır. Kariyerindeki tüm yapısal krizlere, sarsıntılara rağmen, kültürel hafızada bir siyasetçiden çok bükülmez “Demir Leydi” lakabının monolitik gölgesiyle yer tutmuştur. Ses tonunu kasten kalınlaştırmasından, kabinesindeki tek erkek olarak anılmasına kadar her hamlesi eril kodları bir zırh gibi kuşanma iradesinin yansımasıdır. Adeta yönetsel temsilin itirafı olarak, bir kadının iktidar olabilmesi için etten ve kemikten değil demirden olması gerekmiştir. Dolayısıyla kadınsı sayılan özelliklerden arınarak erkin sert, delici ve buyurgan doğasıyla bütünleşilmesi anlayışı pekişmiştir. Thatcher'ın gücü, sistemi farklılaştırmasından değil, babanın yasasını babadan daha iyi, daha tavizsiz uygulamasından gelir. Masaya yumruğunu vuran, duygularını bir zaafiyet gibi söküp atan, kırıp dökmekte beis görmeyen bu kadınlar, aslında yeni bir özne değil yalnızca kılık değiştirmiş eski oyunculardır. Bu, sistemi reddetmek değil iktidarın yıkıcı fallik mantığını, farklı bir bedende yeniden üretmektir.
Kozmosun Münzevisi ve Biz
3 Mart 2026 Salı
Solaris’in okyanusuyla karşılaşmak bir bakıma yüce bilinmezle karşılaşmaya benzer; eninde sonunda “kendimizi onun tarafından ele geçirilmiş buluruz, bu tuzağın adı hipernesnelerin ilk kavramı olan “Ağdalılığa” denk düşer.” Bu yüzden Solaris’in musallat ettiği travmatik artıklardan mamul hayaletlerden kurtulmamız zihnin en gizli yerlerindeki mahremiyeti ihlal edip varoluşsal yapışkanlık üretebildikleri için mümkün görünmez. Rheya gibi intihar edip kendi maddi varlıklarını sonlandıracak bir kararlılığa sahip olsalar bile aslında canlı olmadıkları için ölmezler, onlardan kaçarak ya da görmezden gelerek de kurtulamayız. Bu yüzden hayaletler/ ziyaretçiler hipernesnelerin ilk şartı olan “Ağdalılık” prensibini karşılamakta hiç zorlanmaz.
Poetikanın İptali Mümkün mü ya da Bakışsız bir Kedi Karada Israr
2 Mart 2026 Pazartesi
Bu kısa yazıda şöyle bir hat işleyeceğiz: Öncelikle gerçek sorununu ele alacağız ve problemi gerçek gerçek olarak ikinci dereceden bir düzleme taşıyacağız. Öyle ya, madem ki gerçek diye bir şey var, ve aynı zamanda da pek çok gerçek var, o halde gerçeklik rejimi ya da ekonomisini kuran asıl gerçekten söz etmemiz gerekecek. Bu asıl ya da gerçek gerçek fikri, bizi güncel ya da çağdaş sanat veya somut şiirin gündelik hayatı veya somut olanı gerçek diye kodlamasını sorgulamaya götürecek. Bu sorgulamayı yaparken Nietzscheci gerçek eleştirisi ve Platon’un idealar dünyası kavramı bize yol gösterecek ve gerçeğin kısa bir tarihini sunacak. Bu tarih bize gerçeğin kuruluş ve değersizleşmesine dair bir içgörü sunacak ve bu içgörüyle güncel sanatın nihilizmi sergilenmeye çalışılacaktır.
İran'da Bundan Sonra...
1 Mart 2026 Pazar
Beklenen oldu ve ABD-İsrail ikilisi İran’a saldırdı, İran da onlara karşılık veriyor. Son saldırıların en çarpıcı sonucu, savaşın ilk saatlerinde Tahran’a düzenlenen füze saldırılarında İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in de öldürülmüş olması. Bu elbette İran'ı belirsiz bir sürecin içine sokmuş görünüyor.  Bu sürecin asıl sorunlarından birisi, Hamaney’in yerine kimin geçeceğinin normal prosedürler içinde belirlenip belirlenemeyeceği. Çünkü savaşta İran lideri Hamaney’in yanısıra birçok üst düzey siyasetçi ve Devrim Muhafızları komutanı da öldürüldü.
Uçurumun Kıyısındaki Dünya
1 Mart 2026 Pazar
Bush gibi Trump da yalanlara dayanan bir kriz imal etti ve aslında kendisini fiilen köşeye sıkıştırdı. Geçen yıl İran’ın nükleer kapasitesini “yok ettiğine” dair asılsız iddiasıyla kendi yarattığı beklentilerin rehini haline geldi. Bush ve suç ortağı Tony Blair gibi Trump da tehdidi bilinçli biçimde büyütüyor. Yıllık Kongre konuşmasında, Tahran’ın balistik füzelerinin “yakında” ABD topraklarına ulaşabileceğine dair hiçbir kanıta dayanmayan iddiası, Saddam Hüseyin’in efsanevi kitle imha silahlarına ilişkin ABD ve Birleşik Krallık’ın meşhur yalanlarını hatırlatıyor. İsrail’in “önleyici” saldırılar düzenlediği iddiası da yanıltıcı. İran’ın saldırıya hazırlanmakta olduğuna dair açık ve somut hiçbir kanıt yok. Aksine, geçen hazirandaki yıkıcı ABD-İsrail saldırısından sonra İran, umutsuzca barışı korumaya çalışıyordu.
İzmir’in Suyu Kime Ait? Güzelhisar Barajı’nda Su Tahsis Rejimi ve Müştereklerin Çitlenmesi
28 Şubat 2026 Cumartesi
İzmir’de, 2025 yaz ve sonbahar aylarında, kuraklığın derinleşmesiyle beraber, şehirde su ihtiyacını karşılayan barajlardaki su miktarı ciddi oranda düşmüştür. Ağustos ayında Gördes ve Balçova barajlarında doluluk seviyesi sıfırı gösterirken, şehrin içme suyunu sağlayan ve kapasitesi en yüksek olan Tahtalı Barajı’nda bu oran %1’e, Çeşme gibi turist nüfusu yoğun bir bölgenin içme suyunu karşılayan Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı %0,01’e ve Ürkmez Barajı’nda bu oran yine tek hanelere düşmüştür. Bu dönemde dikkat çeken önemli bir baraj ise, İzmir’in kuzeyinde, şehrin hacim olarak kapasitesi Tahtalı Barajı’ndan sonra ikinci büyük barajı olan Güzelhisar Barajı olmuştur.
Amedspor: Kürt Sorununun Kendisi ve Temsili Arasındaki Eşik Üzerine
28 Şubat 2026 Cumartesi
Amedspor’un Kürtlerin ve kimlik taleplerinin, yani Kürt sorununun bir yansıması olarak fonksiyonel olduğu bir gerçek. Tribünler kitleler için kültürel ve politik taleplerin dile getirilebildiği sokak meydanlarından daha güvenli bir zemin sunar. Sokaklardan farklıdır. Kitleler meşru bir karşılaşma için toplanmışlardır. Her seyirci birer sandalyeye ve bilete sahiptir ve teknik anlamda da tüketicidir. Bu karşılaşma sahadaki on bir oyuncuyla temsil edilir. Tüm süreç ekonomi-piyasa işlevine uygundur, belki de bundan dolayıdır ki tribüne gaz-job-plastik mermi gibi araçlarla polisiye müdahale yapmak mümkün değildir. Öyleyse sonucu beklemek gerekir. Tribündeki kitleye müdahale etmenin tek yolu moral/psikolojik yöntemdir, bu da ancak sahadaki ‘savaşı’ kazanmakla mümkündür.
Ölümünün Altıncı Yılında Muzaffer İlhan Erdost'u Anarken
26 Şubat 2026 Perşembe
Gelenekle modernin, doğuyla batının, kentliyle köylünün, dindarla sekülerin bazen kıyasıya çatıştığı, bazen de ahenkle uzlaştığı mahzun memleketimizin velut ve devrimci kalemlerindendir Muzaffer Bey. Bununla birlikte ideolojik bir taassupla, kendinden taraf olmayan herkesi hunharca eleştiren yıkıcı bir devrimci değildir. Körü körüne bir partiye ya da radikal bir fraksiyona bağlılığı yoktur. İçinde yaşadığı toplumu aydınlatmak, hayata bir değer katmak maksadıyla ağırlıkla “Sol” üzerine kitaplar yazmıştır. Sadece yazmakla da kalmayıp, topluma daha büyük fayda sağlamak düşüncesiyle kurduğu yayınevinde bilimsel sosyalizm üzerine kaleme alınmış klasik eserleri titizlikle Türkçeye kazandırmıştır. Solu ve solculuğu konuşmanın bile büyük cesaret gerektirdiği bu topraklarda…
Ketum ve Gürültücü: Ayarsız Seslerin Siyaseti
25 Şubat 2026 Çarşamba
Mladen Dolar, Slavoj Žižek’in en bilinen üyesi olduğu ve Slovenya Okulu olarak adlandırılan bir topluluğun müşterek ilgisini paylaşıyor. Jacques Lacan’ın yapıtını yorumlarken bir yandan da onun eksik bıraktığı kısımları tamamlamaya çalışıyor. Lacan, benzer bir tasvir noksanlığını bakış nesnesi için de gösterir. Dolar, etkileyici çalışması Sahibinin Sesi’nde (Metis, 2023) Lacan’ın objet petit a’nın çeşitlerinden birisi gibi sınıflandırdığı “ses nesnesi” veya “nesne ses”in neye benzediğini betimlemeye çalışıyor. Dolar bu girişimini şöyle açıklıyor:
Bu Zamanda Çevirmen Olmak
22 Şubat 2026 Pazar
Çeviri, hele edebiyat çevirisi, takdir edersiniz ki, son derece zor ve son derece anlamlı bir iştir. Hasan Âli Yücel, Tercüme Dergisi’nin ilk sayısında (1940) ve daha sonra yayınlattığı her klasik eserin Önsöz’ünde tekrarlanan ünlü yazısında, “Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zeka ve anlama kudretini o eserler nispetinde arttırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır.
Ölümün Teolojisi: IŞİD’in Anatomisini Anlamak Üzerine Bir Tartışma
20 Şubat 2026 Cuma
İslam düşüncesine bakınca birinci olarak ictihad (yeniden düşünme), sonra kıyas (akıl yürütme) ve maslahat vardır (toplumsal fayda). IŞİD’in iman ideolojisinde ise bunların hiçbiri yok. Talal Asad’ın da belirttiği gibi, modern radikal İslamcı hareketler dini bir gelenek olarak değil, disipliner bir iktidar tekniği olarak kurar. Kutsal metin, ahlaki rehber olmaktan çıkar, ceza makinesine dönüşür. Üstelik bu din anlayışı apokaliptiktir. Yaşam değil, ölüm merkezlidir. Kıyamet arzusu, siyasetin yerini alır. Olivier Roy’un ifadesiyle bu durum en kaba tabiriyle İslamlaşmış radikalizmdir; yani radikal bir öfkenin, dini bir dille ifade edilmesidir. IŞİD’in asıl gücü, silahlarında değil; psikolojik vaatlerinde yatar.
Bad Bunny ve Tanınmanın Coşkusu
18 Şubat 2026 Çarşamba
Geçici bir süreliğine Brooklyn’in Bushwick semtinde yaşıyoruz. Burası uzun zamandır yaşadığımız Berlin-Kreuzberg gibi bir göçmen semti. Farklı olan göçmen nüfusunun kökeni ve yoğunluğu. Kreuzberg’deki Türkiyeli nüfusundan çok daha baskın bir Latin nüfusu var burda. Öyle ki ana dil İspanyolca. Bakkalda, marketle kasiyerle anlaşamamak rutin bir deneyim. Yolda belde karşılaştığın insanlarla konuşamamak da öyle. Yazın Berlin’den gelip burda yedi ay kalacağımız eve yerleştiğimiz günlerde mahalle tam bir festival havasındaydı. Önce gerçekten bir festival, bayram falan var sandık. Sonradan anladık ki mahallenin rutini bu. Evlerin önünde yakılan mangallar, yüksek sesli müzik, dans (buralarda blok partisi dedikleri), her yerde Ekvador, Dominik Cumhuriyeti, Porto Riko, Meksika bayrakları. Sanki görülmeyen, görünmez kılınan bir topluluk var gücüyle kendini göstermeye çalışıyordu bizim mahallede.
Travmanın İnsandışı Anlatısı: Clara Dupont-Monod’un Taşların Anlattığı Romanı Üzerine
16 Şubat 2026 Pazartesi
Clara Dupont-Monod, çağdaş Fransız edebiyatında özgün bir üslup ve yapı ustası olarak anılır. Romanlarında tarihsel anlatı ile içsel deneyimi, belgesel bir titizlik ve şiirsel yoğunlukla birleştiren bir sanatçı olarak konumlanır. Akademik formasyonu ve eleştirel arka planı, romanlarında açık bir “teori dili” biçiminde değil; anlatısal ve etik bir bilinç olarak belirir. Dupont, S’adapter'de (Taşların Anlattığı) içe dönük ama aynı ölçüde radikal bir deneyimi zorlamış görünüyor. Bu romanda, yazarın anlatı ekonomisini en uç noktaya kadar sadeleştirdiğini; dili, bakışı ve anlatıcıyı minimumda tutarak maksimum etik etki yaratmayı hedeflediğini görebiliyoruz.
Barış Yokuşu
15 Şubat 2026 Pazar
Görüldüğü kadarıyla Kürt hareketi, barış stratejisi doğrultusunda politik-örgütsel reorganizasyonla meşgul. Politik uzlaşma çabasının öncekilerden farklı olarak taktik değil stratejik düzeyde olması, meşguliyetin katalizörü. Farklı ülke deneyimleriyle kıyaslandığında Kürt hareketinin yapısal dönüşümünü kadro kaybı yaşamadan gerçekleştirmesi önemli bir avantaj. Varsayılan veya beklenen kopuşların olmaması, 1999 sonrasında alan açılan özgürlükçü sosyalizm arayışlarının olgunlaşmasıyla da ilgili. 27 Şubat açıklamasında belirtilen kanaatlere kaynaklık eden yaklaşımın evveliyatı uzunken esası sade: Kurumsallaşmalara imkan tanımaksızın geleneksel ikili karşıtlıklar üreterek ilerleyen sınıf savaşı tezlerini geride bırakarak düşmansız ilerleme ve kimseye düşman olmama anlayışı.
Yalom’un Vizöründen Aşka Bakmak
14 Şubat 2026 Cumartesi
Romantizm denen kavramın klişeden kitsch’e çok geniş bir ürün ve deneyim skalasında pazarlandığı bir tüketim çağı ritüeli olan 14 Şubat’ta, aşktan bahsetmeyi değil bahsetmemeyi seçmek anlamlı olabilir, sonuçta bir yılda 364 gün daha var bunun için. Ama, ne yana baksak kalp gördüğümüz böyle bir günde aşka dair bir şeyler düşünmemek o kadar kolay mı? Ve çeşit çeşit çiçek ve çikolata tasarımının arasında yürürken “bu, çikolata kutuları ve güller değil, daha pis bir şey” diyen bir şarkıyı hatırlamamak? Irvin Yalom, 1989 tarihli kitabına adını veren ‘Love’s Executioner’ (Aşkın Celladı) hikâyesine âşıklarla çalışmaktan hoşlanmadığını belirterek başlar ve şöyle der
Bir Söylemsel Biyografi Örneği Olarak Tanıl Bora’nın Demirel’i
10 Şubat 2026 Salı
Bu noktada “mesele etmemiz” gereken, sözün Demirel tarafından gerçekten söylenip söylenmediği de değildir. Günün birinde kenarda köşede kalmış bir gazete küpüründe, unutulmuş bir hatıratta ya da kaybolmuş bir televizyon kaydında bu sözün kaynağına rastlanırsa, bundan herhalde en çok Tanıl Bora memnun olacaktır. Esas “mesele etmemiz” gereken, Demirel’i az çok hatırlayan, yani onun 1950’lerden 2010’lara uzanan siyasal kariyerine tanıklık etmiş, farklı kuşaklardan insanların bu sözü ona yakıştırabilmesindedir. Çünkü Demirel, Türkiye’nin siyasi hafızasında esprili, pragmatik ve çoğu zaman düşündürücü ifadeleriyle yer etmiş bir şahsiyet olarak bilinir. Hatta onu daha iyi hatırlayanlar, iğneleyici karikatürlerin ve acımasız eleştirilerin de hedefinde olmuş olduğu ve bu eleştirileri kimi zaman “mesele etmeyen,” kimi zamansa onlara kendine özgü mizahi ve alaycı üslubuyla karşılık veren bir siyasal figür olduğunu bilir. Bu anlamda, Bora’nın Demirel’i Türkiye’nin kamusal hafızada yerleşik, özgün ve süreklilik taşıyan bir “Demirel söylemi” (veya Bora’nın tabiri ile “Demirel’in ‘kelamı’, sözcesi”) olarak adlandırabilecek bir olguyu analiz eder.
Canavarlar Çağında Suriye ve Kürtler
9 Şubat 2026 Pazartesi
Bu noktada temel bir gerilim ortaya çıkıyor: Rojava’daki Kürt yönetimi siyasal tanınmayı, demokratik ve eşitlikçi değerleri temsil ettiği için mi elde etti; yoksa askerî direnişi Batı’nın güvenlik öncelikleriyle örtüştüğü için mi? Kürt güçleri IŞİD’e karşı belirleyici bir rol oynamamış olsaydı, laik yönetişim, toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik sürdürülebilirlik ve katılımcı demokrasi gibi “çağdaş Batılı değerler” iddiasının benzer bir uluslararası görünürlük, olumlama ve takdir sağlayıp sağlayamayacağı belirsizdi. Kanaatimce Batı’daki mevcut teveccüh, önceliklerin acil güvenlik çıkarlarıyla kesiştiğini; bu çıkarlar zayıfladığında ise siyasal desteği sürdürme iradesinin de gerilediğini gösteriyor.