15 Temmuz Darbe Girişimi ve Çözüm Süreci Üzerine Soru ve Sonuçlar
8 Ağustos 2016 Pazartesi
Görüldüğü üzere 2015 Eylül ayında hükümetin ve Erdoğan’ın Çözüm Süreci üzerinden kriminalize edilmesine yönelik geniş bir cephe bulunduğu görülüyor. Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen isimlerin de bu dalganın önemli ayaklarını oluşturdukları görülüyor. Tabii ki bundan tüm bu aktörlerin Gülen Cemaati’nin güdümünde hareket ettiği sonucuna varılamaz. Ancak gündemlerinin Çözüm Süreci karşıtlığı üzerinde örtüştüğü sonucuna varılabilir.
Kandırılmanın Zavallılığı (I): “Kanmış” ya da “Kandırılmış Olmak”
7 Ağustos 2016 Pazar
Taner Akçam’ın “Türklüğümün İsyanı” başlıklı Radikal’deki yazısını okuduktan sonra aklıma ilk gelen şey, yatılı okul yıllarım ve okulumuzda “kanmış olmak” cürümünden yüzümüze indirilen “muzaffer öğretmenlerimizin” tokatları, disiplin kovuşturmaları, cezaları oldu... Hatta sürgünler ve fişlenmeler aklıma “rücu” etti!.. Neden mi? Nedeni açıklamadan Akçam’ın genel olarak yazısında nelerden bahsettiğini toparlamama izin verin.
Mobilizasyon, Kefaretçi Eylem ve Örgütlülük
5 Ağustos 2016 Cuma
15 Temmuz Darbe Girişimi’nde en çok konuşulan ve öne çıkarılan gündemlerden biri, AKP’nin kısa bir süre içinde mobilize ettiği kitlelerdi. Darbe girişiminden sonraki günlerde de geniş kesimler sürece dahil oldular ve AKP'nin davetine icabet ettiler. Burada AKP’nin geniş çaplı kitle mobilizasyonu sağlayacak bir örgütsel kapasiteye sahip olması önemli bir etkendi.
Gafsız Siyasetten Risksiz Siyasete Sol Entelektüelin Krizi
1 Ağustos 2016 Pazartesi
Bizim bir Hollywood’umuz yok, siyasal bilinçaltımızı açığa serecek dil sürçmelerini daha çok yazınsal alandan takip edebiliyoruz. Ancak koca ülkede yıllardır başka bir film izlemiyor olduğumuz halde nasıl hâlâ hayrete düşüyoruz, rotamızı şaşırıyoruz anlamak mümkün değil! İzleyici olmadığımıza, izleyici rolünü kabul etmediğimize, kimse elimize meşrubatla patlamış mısır tutuşturmadığına göre kabullenmek de mümkün görünmüyor!
Şahin Serçe Peşinde
31 Temmuz 2016 Pazar
Böyle alıştırılmıyorduk, böyle büyütülmüyorduk. Kan içinde tırnaklar olabileceğinden bahsediliyordu tabii. Annemiz olan kadınları, babamız olan adamları ah edip ağlarken bulabiliyorduk. Külün sıcağı üzerindeyken bir ateşe ağlamış oluyorlardı, örneğin. Örneğin evlerimizin kapıları, çarpısızlığa şükürle açılıp kapanabiliyordu. Bildik bunu, bunu bildik de büyüdük. Bu büyüme sürecinde, tırnaklarımızı kan içinde bırakmak gibi bir hınçla tanış olmadık, eyvallah Şah!
Ağaçlar Sussa da Gölgenin Bir Sözü Var
27 Temmuz 2016 Çarşamba
Şair sözü yalandır, kanma deseler de ben inanmayı seçenlerdenim. Ne zaman bir yol arasam ya da bir yolda durup dinlenmek istesem koşar, onlara sarılırım. Beni yalnız bıraktıkları tek bir gün de olmamıştır. İşte bu şairlerden, aramda özel bir bağ olduğunu hissettiğim Edip Cansever bir şiirinde şöyle der: “Gölgen yok senin, ayak izlerin yok.
“Son Büyük Dava”: İspanya İç Savaşı ve İspanya Devrimi
25 Temmuz 2016 Pazartesi
Calvo Sotelo ismi bugün siyaset bilimciler ya da genel olarak uzmanlar nezdinde bile çok bir anlam ifade etmiyor. Oysa Francisco Franco, İspanya tarihinin azımsanmayacak bir bölümüne egemen olmuş olması bakımından hemen herkesin nazarında (olumlu ya da olumsuz) ciddi bir yer işgal ediyor. Karşı olgusal tarih anlayışına kayma pahasına şunu söylemek mümkün:
İspanya İç Savaşı’na Giden Yol
22 Temmuz 2016 Cuma
Darbe zahiri açıdan bizdeki 27 Mayıs’a benziyordu, ordunun kurmay kademesinin önemli bir kesimi darbeye katılmamıştı, Fas’ta alt kademe subaylar öne çıkmıştı ve ordunun radyodaki bildirisinde “kardeşlik, özgürlük ve eşitlik” gibi popülist öğeler yok değildi. Fakat bu veriler tek başına hiçbir anlam taşımıyordu, özellikle de son birkaç ayda ve dahası beş yılda yaşanan gelişmeler dikkate alındığında.
Arıza Felsefesi
21 Temmuz 2016 Perşembe
Arıza, genellikle, mekanik ya da organik yapıların işlemez olduğu istisnai bir an gibi tarifini bulur. Makine bu beklenmedik anda kendisinden beklenen ne ise onu gerçekleştiremez olur. Makinesel tekrarda bir tür kesinti ortaya çıkar. Üretim döngüsü bozulan makine ya başka bir şey üretmeye başlar ya da üretimsiz, katatonik bir durum içerisine girer.
Barış Akademisyenlerine Akademiyi Dar Etme Çabaları
18 Temmuz 2016 Pazartesi
BAK'ın verilerine göre, üniversiteler 2 Temmuz itibarıyla bildiriye imza veren 516 akademisyen hakkında soruşturma açtı, 45’ini işten çıkardı, istifa ettirdi ya da emekliliğe zorladı. Bunlara ek olarak 44’ünün dosyası, üniversite öğretim mesleğinden veya kamu görevinden çıkarma talebiyle YÖK’te görüşülmeyi bekliyor. Akademisyenlerin 588’i hakkında adli soruşturma var. Tutuklanan 4 akademisyenin yanı sıra, 40’ı gözaltına alındı.
Gundîlik Üzerine
15 Temmuz 2016 Cuma
Kürtçede korku, korkmak anlamına gelen “tirs(mak)” kavramıyla aynı düzeyde olmasa da, “gundî” kavramının da Türkler arasında bir “statü” sahibi olmaya başladığı ifade edilebilir. Hatta Türkler arasında hâlâ kısmen varlığını sürdürmekle birlikte bir zamanların “meşhur” alaycı ve pejoratif ifadesi olan “kıro” söyleminin iktidarına son vermeye yeltenen bir kavram olduğunu da söylemek mümkün.
Ayrılmış Krallık
13 Temmuz 2016 Çarşamba
Türkiye halkı Birleşik Krallık’taki AB referandumu sonuçlarının -en azından bizim için- deprem niteliğinde olduğunun ne derece farkında, emin değilim; ama arkadaşım Barış Özkul konu hakkında bir yazı yazmamı istedi, umarım Birikim okurları yazımı ilgi çekici bulurlar. Olgulara bağlı kalmaya çalışacağım, ancak olgulardan bu denli yoksun kalmış bir Birleşik Krallık tartışması hakkında yazılan bu yazının kişisel görüşlerimi içermesi kaçınılmaz olacaktır.
Yves Bonnefoy İçin, Onun Dokunuşu
11 Temmuz 2016 Pazartesi
Bir soruyla karşılıyor dile içkin bir anlamın yokluğunu; onu, dışarıdan bakıldığında ışıltısının göz kamaştırdığı, ancak içinde küllerden başka bir şeyin olmadığı bir sandığa benzeterek. Kar tanelerinde ve İsa söz konusuyken olduğu gibi, fiziksel dokunuşun anlamı yaratmak başarısızlığını, yine gökten inen ve yeryüzüne inişiyle kaybolan ve yerini ışığa bırakan bir yıldırım çakışıyla anlatmayı tercih ediyor.
Bir Fenerbahçeliden Turgay Şeren’e Saygı
9 Temmuz 2016 Cumartesi
1971 yazında, Reyhanlı’dan İstanbul’a halamlara geldik, gezmeye. Kapıcı bu ultra lüks apartmanın generali edasıyla, “Evde yoklar,” deyip kapıyı kapatmaya kalktı. Babam, “Söyle, kardeşiyim,” deyince kapı açıldı. Halam “Fuat, bu ne güzel sürpriz, Murat’ı da getirmişsin geçin geçin,” deyince, babamın şu sözü, tonlama ve vurgusu ile kaydedildi: “Abla Deniz Gezmiş gelir diye mi peşin peşin yok dedirtiyorsun?”
Faşizm Karşısında Üniversite
7 Temmuz 2016 Perşembe
Namuslu, ahlâklı, insan mahiyetli vatandaş hüviyetinde gençler yetiştirmek bakımından bu tamimin ne çirkin, ne iğrenç olduğunu bilmem söylemeğe lüzum var mı? En ağır ceza kanunları bile evlâdı ana, babanın suçunu ispat için şehadete icbar etmezken bu sefil rejim talebeyi mânevî ana olan Üniversitede mânevî baba olan hocalarını casuslamağa teşvik, teşvik değil, memur ediyor. Fakat bunun sebebi var. Faşist liderleri doğru yoldan sapıtmak için henüz olmağa başlamış genç dimağlar üzerinde işlemeği daha kolay bulmuşlar ve onları...
Vatandaşlık ve İskân Kıskacında: Suriyeli Mülteciler
5 Temmuz 2016 Salı
Ülke içinde “barış masasının” devrilmesinden bu yana “mülteci kozunun” içerideki Kürt, Alevi ve diğer muhalefete karşı da etkili olabileceği düşünülmüş olmalı ki, Osmanlı’dan devralınan ve Cumhuriyet döneminde de sık sık başvurulan “iskân” politikaları yeniden masaya çıkarılmaya başlanmış görülüyor. Demografik nüfus hareketleriyle toplumsal kontrolü ve denetimi devam ettirme bu toprakların kadim geleneği olagelmiştir.
Madımak, Epizodik İmgeler ve Popüler Bellek
4 Temmuz 2016 Pazartesi
İki görüntü var aklımıza çakılıp kalmış. Belki biri daha baskın. Behçet Aysan, Uğur Kaynar ve Metin Altıok merdivende oturuyorlar. Behçet Aysan’ın elinde yangın söndürme tüpü. Tüm bu yangın, bu pislik, bu ölümler onun yüzündenmiş gibi incecik bir mahcubiyet var sanki yüzünde. Öyle değil elbette. Kaygıdan yorgunluğa, hatta belki umursamazlığa varmış bir yüz. Hemen arkasında Uğur Kaynar.
“Türkiye Solundan Portreler”
3 Temmuz 2016 Pazar
Bu çalışmanın en güzel tarafı, sol mahallenin düşman kardeşlerini, birbirine aşina olmayan hısımlarını aynı ideolojik çerçeve üzerinde tahayyül etmeye cesaret etmiş olması tabii ki. Divitçioğlu’ndan Kaypakkaya’ya, Çayan’dan Kerim Sadi’ye, Avcıoğlu’ndan Küçükömer’e uzanan bir silsile bu. Yalnızca Kaypakkaya’nın Dr. Hikmet’in direnişi değil, Behice Boran’ın kahır dolu hayatını büyük bir tevekkül ile yaşayışı da büyük bir direniş olarak karşımızda.
"Yükselen Yeni Nesil" ve Siyaset
1 Temmuz 2016 Cuma
Kendilerinden “68’liler” olarak bahsedilmesinden anlaşıldığı gibi 68 hareketi genel anlamda bir nesille bağdaştırılan bir hareket olarak algılanıyor. Gezi eylemleri de bir “gençlik hareketi” olarak görüldü. Gezi eylemlerini destekleyenler gençlik olgusunu bir hayli romantize de ederek eylemleri “yaratıcı ve zeki” bir neslin başkaldırısı olarak nitelendirdiler. Fethullah Gülen ise Türkiye’de “dindar bir neslin yetiştirilememiş olduğundan” yakındı.
Barışçıl ve Demokratikleşen Bir Türkiye İçin
30 Haziran 2016 Perşembe
Erdoğancılardan Ergenekonculara bir sıra gücün koalisyonuna dönmüş olduğu söylenebilecek mevcut iktidar çevreleri “bölücü terör örgütüne”, PKK’ye karşı savaş adı altında gerçekte en geniş anlamda insanın yaşam haklarına, temel hak ve özgürlüklere, Kürt halkına, değişik inançlı toplum kesimlerine, barışçılık ve demokratikleşme yanlısı çevrelere de saldırıyor, bildik ayrımcılıklar yapıyor, tedhiş ve baskı uyguluyorlar.
Brexit Meselesi ve Referandum Kararının Avrupa Birliği’ne Yansımaları
27 Haziran 2016 Pazartesi
Sonuç olarak, yakın zamanda Avrupa’ya yayılmış “fobi”lerle dolu hükümetler görmememiz adına, hem Avrupa Birliği kurumlarının hem de iktidardaki partilerin acilen Brexit’ten ders çıkarmaları ve atacakları bir sonraki adımda siyasi arenada yaşanan bu kırılmayı göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Keza bu konuyu göz ardı ederek inşa ettikleri her politika başarısızlığa uğramaya mahkûm olacak gibi görünüyor.
Bütünsel (Holistik) Tıp
24 Haziran 2016 Cuma
İnsanı fiziksel bir bedene indirgeyen, hastalığı insan varlığının doğal bir parçası olarak “olgunlukla” karşılamak yerine onu “kökü dışarıda”, kişinin iradesi dışında oluşan tehditkâr bir fenomen ve insan bedenini de bir savaş alanı olarak gören biyomedikal anlayış, modern tıp pratiği ve eğitimini de hastalık ve hastalığın bertaraf edilmesinden ibaret kılıyor; sağlığın kendisi ve korunması ihmal ediliyor.
Değerli Bir Kitabı Fırsat Bilerek, Bir Veri Madeni Olarak “Su”: İmâ Çeşitlemesi
22 Haziran 2016 Çarşamba
Denebilir ki, Gılgameş'ten bu yana âb-ı hayat arayışındayız. Su, sahiden de insanlık ve (onun) uygarlık tarihinde bir nirengi noktasıdır. “Uygarlık” sözcüğünü Alman kültüründeki karşılığıyla, “dışsal” bir bakımdan kullanırsak (Norbert Elias, İngiliz-Fransız telifli kullanımıyla Alman kullanımını mukayese eder hani, Uygarlık Süreci’nde[1]), suyun, insanın hem biyolojik hem de onu aşan, ona katılan bir antropolojik partneri olduğunu serdedebiliriz.
Suriyeli Mülteciler: Büyüyen Sorunlar, Daralan Zaman
20 Haziran 2016 Pazartesi
Dünya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük göç olgusuyla karşı karşıya kalmış durumda. Karşı karşıya kalınan sorun, geçerli göç politikalarının da yeniden sorgulanmasını beraberinde getirdi. Suriye krizi, başta Avrupa olmak üzere, tüm dünyada göçmen meselesinin yeniden tartışılmasına, göç mevzuatının gözden geçirilmesine sebep oldu. Türkiye gibi, neredeyse mülteci ve göçmen mevzuatının olmadığı ülkelerde her şey yeniden yazıldı. Batı açısından, sınırların belirsizleştiği AB ülkeleri sınır politikalarını yeniden gözden geçirir duruma geldi. Toplumlar açısından, göçmen ve mülteciyle birlikte yaşamanın nasıl olacağı tartışmaları gündelik konular içerisinde en ön sırayı almaya başladı. Bir yandan çatışmalı ortamın doğurduğu şiddet, güçlenen radikalizm ve bu radikallerin dünyayı nerdeyse savaş alanı haline dönüştürmesi. Diğer yandan yaşadıkları ülkelerden, yaşayamaz duruma gelen, canlarını ve geleceklerini kurtarmaya çalışan insanların akın akın, güvenli gördükleri ülkelere sığınmaları ve bunun için ölümü de göze alacak yollara başvurmaları, durumu karmaşıklaştırıp kaotik bir hale getirdi.