Erdoğan Özmen
13 Mayıs 2020 Çarşamba
Her birimizin aynı eksik ve fazlalıklardan muzdarip olduğunu, aynı yaşam aciliyetleriyle bozulan dengeleri mütemadiyen yeniden oluşturmaya çabaladığımızı erkenden keşfederiz. En baştan itibaren aynı yasak ve sınırlara tabiyizdir. Tümüyle muhtaç ve bağımlıyken de görece özerk ve kendine yeterli gibiyken de aynı kırılganlıklardan muzdarip, aynı arzu yasalarına bağlı, aynı kaygı cereyanlarına açık haldeyizdir. Aynı zevklenme ve haz örüntülerini tekrarlar, aynı biçimde travmatize olur, aynı acıları deneyimleriz.
Aksu Bora
11 Mayıs 2020 Pazartesi
Pınar Öğünç salgın zamanı çalışanlarla konuşuyor; kasiyer, psikolog, hostes… Sohbetlerin baskın duygusu, endişe. Hastalanma endişesi, işten atılma, kirayı ödeyememe… Haklı endişeler olduğunu en baştan biliyorduk; görüştüklerinden hastalanan da oldu, işten atılan da. Bir de bezginlik. “Geleceği göremeyenler, gördüklerinden yorgun düşenler anlatıyor.” Farklı işler yapan, farklı hayatlar yaşayan bu insanları (ve galiba okurları da) birbirine bağlayan duygular bunlar; endişe ve bezginlik.
Ömer Laçiner
8 Mayıs 2020 Cuma
Karşı karşıya olduğumuz buhran ise kapitalist düzenin herhangi bir temel mekanizmasının tökezlemesi veya bozulmasının yüzeye çıkardığı bir durum değil; tam aksine o temel mekanizmaların sistemin mantığı doğrultusunda işleyişlerinin “normal” sonuçlarının insani varoluşlar için nasıl büyük bir tehdit/tehlike oluşturduğunu ve bu tehdit potansiyelinin sürekli artmakta olduğunun açığa çıkma sarsıntısı üzerinden tanımlanabilir sadece.
Tanıl Bora
6 Mayıs 2020 Çarşamba
Arkasından beteri geldi: post-truth, hakikat-sonrası. Bırakın “gerçeği,” malûmatın dahi tamamen ve sadece yarayışlılığına tabi hale geldiği bir rejim. Manipülasyonun muteber ‘bilgi üretimi’ makamına kurulduğu, propagandanın kendinden menkul bir anlam ifade eder hale geldiği, komplo zihniyetinin bizatihî teori ikamesine dönüştüğü bir rejim.
Barış Özkul
5 Mayıs 2020 Salı
Heisenberg’in belirsizlik prensibini rastlantı ve olasılığın hâkim olduğu mikro-kozmos boyutundan doğada ve toplumda her türlü nedenselliği suya düşüren bir spirütalist felsefe boyutuna taşımanın yanlışlığını vurgulaması; yeni fizik keşifleriyle kesin nedensellik prensibinin yerini olasılıklı nedensellik prensibinin almasından hareketle insan iradesinin bundan böyle kör bir talihe teslim olduğunu öne sürenleri eleştirmesi; insan iradesinin eski veya yeni fizikle ilgisi olmadığını, fiziksel ya da biyolojik hipotezlere tâbi kılınamayacağını savunması… Bunlar son derece cesur çıkışlardır.
Murat Belge
4 Mayıs 2020 Pazartesi
Biz şimdi “N’aber, hani güçlüydün? Nerde gücün?” edebiyatı yapıyoruz. Kimilerimizde bunun birikimi var. Çünkü Amerika’yı gördüğümüz gibi güçlü olmak istemişler, olamayınca “früstrasyon” basmış, şimdi seviniyorlar. Bu tür sevinmeye saygım yok. Amerikan toplumu çaresiz kaldı: doğru mu bu? Doğru. Amma velakin, “çaresiz” kalan “Amerika”dan ibaret değil. Amerika bu sistemini ve bütün sistemlerini “kapitalizm” dediğimiz büyük sisteme göre kurmuş. “Parayı bastıran tedavi görür” kuralını yerleştiren Amerika’dan önce kapitalizm. Şu anda virüsün darbesini yiyen de o ama Amerika’nın çaresizliğine sevinenler “kapitalizm” lafını işin içine karıştırmıyorlar.
Arzu Yılmaz
3 Mayıs 2020 Pazar
KDP-Türkiye arasında bir temasın kurulmasından söz etmemizi mümkün kılan gelişmeler, 1988 Halepçe Katliamı ve 1991’deki ayaklanma sonrası Türkiye’ye gerçekleşen göçlerle başlar ve ABD’nin Irak’a müdahalesiyle gelişir. Bu temasın bir işbirliğine dönüşmesini sağlayan ise Cumhurbaşkanı Turgut Özal olur. Dönemin birinci elden tanıklığını yapan Cengiz Çandar, Mezopotamya Ekspresi adlı kitabında bu işbirliğinin yeni ve istisnai niteliğini gayet açık anlatır.
Orhan Koçak
2 Mayıs 2020 Cumartesi
Ebedi gençlik arayışı Gılgameş’e kadar gidiyordur herhalde; ama daha özgül, daha anlamlı bir tarih vermek gerekirse Fransız devriminin burada da bir eşik olduğunu söyleyebiliriz, başka birçok şey gibi “gençlik miti” de Napolyon ordularıyla yayılmışa benzer. Marx/Engels 1830’ların Genç Almanya çalkantısının içinden çıktılar, Genç Hegelciler olarak. Aynı tarihlerde Japonya ve Arjantin’den Danimarka’ya kadar her yerde genç sıfatını üstlenen reformcu/devrimci hareketler belirdi. Genç Sicilyalılar. Bir 30-40 yıl sonra Jön Türkler geldi, daha sonra İttihat ve Terakki’ye doğru evrilirken belli bir kaşarlanma da geçirmek üzere. Gençlik miti vitaminlerden ve spor salonlarından yaşlıdır.
Erdoğan Özmen
30 Nisan 2020 Perşembe
Ortak geleceğimiz için ortaklaşa bir eylemliliğin koşulu olarak insanın haysiyetini, hakkını/hukukunu, eşsiz değerini esas alan bir insanlık fikri. Buradan başlamalıyız. Söz konusu ortak düşünme çabası ve eylemliliğin ilk kazanımı, bu korkunç sistemin/işleyişin hepimizdeki en fena ve karanlık yanları (açgözlülüğü, nefreti, yıkıcı rekabeti, acımasızlığı, cehalet tutkusunu) nasıl ortaya çıkardığına ilişkin içgörü olacaktır.
Derviş Aydın Akkoç
29 Nisan 2020 Çarşamba
Pınar Öğünç nezdinde zamanı kasıp kavuran bir dermansızlığa, takatsizliğe merhem olmak için kıstırılmış, yerlere vurulmuş seslerin işitilmesi daha öncelikli. Hakikat ve ses ilişkisi bir şarta bağlı ama: Kişi bir başkasının sesini duyduğunda kendi sesini de duyabilecektir. Kendi sesinin yitikliğini daha baştan ortaya koyan Pınar Öğünç, kendi kayıp sesini başkalarının sesinde arama niyetinde, dahası belli ki uzundur sızlayan bu yarasını teskin etme biçimini de kimsenin kafasına vurma arzusunda değil.
Barış Özkul
28 Nisan 2020 Salı
Bir dâhideki sırların yüceltilmesi uygarlaşma sürecinde çok yaygın olan ve derinden hissedilen bir ihtiyacı tatmin etmektedir: Büyük insanların “tanrılaştırılması”. Bu tanrılaştırmanın öbür yüzünde sıradan insanın hor görülmesi yer almaktadır. İnsan bir yandan insani ölçütlerin ötesine taşınırken, öbür yandan küçümsenmektedir. İnsanlığın gelişiminin hemen her aşamasında uygarlaşma adımı insanın hayvani itkilerini toplumsal bir varlık olma bilinciyle durdurma ve ilkel itkileri yüceltilmiş kültürel etkinliklere dönüştürme girişimini içerir. İnsan bundan feragat ettiği takdirde dürtüleriyle yaşayan bir varlık mertebesinde daima çocuk kalacaktır.
Kemal Can
27 Nisan 2020 Pazartesi
Soylu hadisesinin tetiklediği tartışmaların en çarpıcı varsayımı; Türkiye’nin siyaset gündeminde -açık veya örtülü biçimde- mevcut iktidar kombinasyonunun devamına dönük bir post-Erdoğan döneminden bahsedilebileceği, hatta bunun üzerine hesapların yapıldığı ya da yapılabileceği fikri. Hem Soylu’yu istifaya götürdüğü iddia edilen iktidar içi çekişmelere dair hikayelerde hem de bu gelişmenin kimin gücünü pekiştirdiği değerlendirmelerinde, belirsiz bir gelecek üzerine öngörüler ileri sürülüyor.