“Nasıl Yıldız Doğulur” ya da Bir Sistem Probleminin Anatomisi

Hangimiz yıldızlı bir gecede kainatı bütün ağırlığıyla sırtımızda taşımayız.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur

 

1994 yılında ünlü futbol düşünürü Simon Kuper tarafından yazılan Football Against the Enemy (Türkçesi daha özel: Futbol Asla Sadece Futbol Değildir) kitabı yayımlandı. Kitaptan çok değil, iki yıl önce futbolun beşiği Ada’da “Premier League” olarak markalaşacak dönüşümün ilk adımı atılmıştı. Bu iki tekil örnek ile Ergin Keleş tarafından yazılan Nasıl Yıldız Olunmaz? (İletişim Yayınları, 2022) kitap arasındaki ilişkiyi anlamlandırabilirsek eğer bugün toplumca yaşadığımız birçok “yapısal” sorunun özünü kavramış olma ihtimaline erişiriz. Ergin Keleş yeşil sahalarda göstermiş olduğu performansın misliyle fazlasını sarı yapraklarda gösterebileceğinin ispatı niteliğindeki otobiyografik eserinde sadece kendi hayatını anlatmıyor. Bilakis kendi hayatı paralelinde futbolumuzun yerli ve milli sorunları arasında yapısal bir ilişki kuruyor ve ortaya can yakıcı resmi çıkarıyor. Potansiyeli nihayetine ulaştıramayanların coğrafyası burası denilse az kalacak bir resim doğrusu. Alman sosyolog Norbert Elias’ın ünlü Mozart: Bir Dahinin Sosyolojisi Üzerine çalışmasında Avrupa’nın yaşamış olduğu kültürel dönüşümün özünü Mozart üzerinden entelektüel kişiliğin ve sanatçının toplumdaki yerinin değişmesi tezahüründe aktarmasına paralel bir iş yapıyor Keleş. Yaptığı oldukça kıymetli, çünkü Amerikalı sosyolog Mills’in ısrarla vurguladığı kişisel öyküyle teori arasında kurulan ilişkinin bizatihi futbolda karşılığını okuyucuya sunuyor. Ne zaman futbolumuzdaki yapısal sorunlar üzerine etraflıca ve akademik biçimde düşünmeye başlarız ve aslında bu sorunların “asla sadece futbol ile” kalmadığını görürüz, işte o zaman bu kitap futbol özelinde gayet sakin ve içeriden bir başlangıç noktası sağlayabilir.

Keleş’in “Nasıl yıldız olunmaz?” sorusuna retorik yanıt-soru, “Nasıl yıldız doğulur” şeklinde olur. Burada önemli olan husus şudur: Öyle bir sistem olmalıdır ki sistemin kendisi yıldız, Keleş gibi yeteneklerin kendi hayatlarında, mesleklerinde geldikleri “o” noktada “nasıl olunmaz” ifadesini kullanmayacakları bir yaşam alanı imkânı sunsun… Böylelikle ne kadar şikâyetçi olduğumuz konu varsa birer birer sorunlarının giderildiği bir toplumsallıkla karşılaşmaya başlayabiliriz. İddialı olacak fakat futbol hiçbir zaman futbol değildir. Seyirlik oyunun ötesinde o toplumun anatomisini okumaya yarar birçok nüveyi içerisinde barındırır. Keleş’in kaleminden şu tecrübi olayın tüm boyutlarını düşündüğümüzde tüm meselelerimize odaklanma şansına sahip olacağız sanki (s. 60):

(…)

-“Hocam kötü mü oynuyorum?”

-“Hayır nereden çıkartıyorsun bunu?”

-“O halde neden çok az oynuyorum?”

-“İleride hoca olduğunda anlarsın.”

-“Hocam ne alakası var ya, her maç gol atıyorum ama az oynuyorum.”

-“Oğlum 6 milyon Euro vermiş Gökhan’ı almışız. O oynayacak tabii.”

-“Peki ben neden bu kadar az oynuyorum?”

-“Daha fazla oynar, daha fazla gol atarsan kafa karıştırırsın.”

Kafa karışıklığı yaşanmamış bir sistemden zenginlik çıkar mı sorusunun altını çizmek gerekir. Sistem derken, futbol özelinde Önder Özen’in Socrates Dergi ortaklığında Emre Özcan sunuculuğunda Türk futbolunu analiz ettiği sekiz videolu seriyi anmadan geçmemek gerekir. Sadece video başlıklarına bakmak bile bize fazlasıyla hikâye anlatır. Ekol olma, scouting, altyapılar, teknik direktörler, hakemler, ligi bilen biri, sportif direktör ve yabancı kuralı.

Sosyologların iyi bildikleri mottolardan biridir: “Anlamak çözmeye yetmez”. Fakat Keleş ve Özen gibi içeriden bakışın zenginliği düşünüldüğünde çözmeye belki de çok yakınız, özellikle futbol konusunda, çünkü teşhis için yeterli malzemeyi sunabilecek detayları işaret ediyorlar; sadece futbolu da değil, buradan hareketle çözebileceğiz sorunlarımız. Eğitim, ekonomi ve diğer alanlarındaki diğer sorunlar da çorap söküğü gibi gelebilir. Burada ortaya çıkan yorum kuşkusuz toplumsal yapı ile birey arasındaki ilişkide genele bakıp toplumsal yapıdaki aksaklıkları giderme yaklaşımıdır. Ancak böylelikle, spor alanından örnek verecek olursak, Roger Federer, Messi, Ronaldo, Schumacher, Carlsen gibi üst düzey isimler şu an aklımıza gelmeyen alanlarda çıkabilir. Her şey bir kenara, yine spor alanında Mete Gazoz’u düşünürsek, aslında neleri doğru yapınca doğru sonuca ulaşılabileceği gerçeği göz önüne gelir. Anlatılanlar ışığında “Nasıl yıldız olunmaz?” değil, “Yıldızlarımızı nasıl koruruz?” sorusuna sahip çıkmalıyız.


Referanslar

Ergin Keleş, Nasıl Yıldız Olunmaz, İletişim Yayınları, 2022.

Norbert Elias. Mozart: Bir Dahinin Sosyolojisi Üzerine, Alfa Yayınları, 2017.

C. Wright Mills, Sosyolojik Tahayyül, Hil Yayınları, 2019.