Gérard de Nerval’in Sylvie’si: Düşleyen Bir Kitap
15 Ağustos 2018 Çarşamba
Her ne kadar Sylvie’de, “Her şeyde yalnızlık ve hüzün var!” gibi bir cümlenin geçeceği anlar gelse de, Nerval’in metni hüzünlü olmaktan çok, buruktur. Sylvie, bir bakıma, hüzün kadar, belki de ondan katbekat daha fazla, sevinci, esrimeyi ve şenliği barındırır. Her şey bir düş hali-ne geldiğinde, hüzünlü olanların da bir ağırlığı kalmaz.
Sıradan ve Olağanüstü Liderlerin İşlevleri
13 Ağustos 2018 Pazartesi
Yasalar ve ondan neşet eden manzumeler zaten günlük fiillerini belirler, hangi toplumsal ve bireysel kazanımı ilga edecekleri konusunda bir telaş içinde olmazlar. Zaten bir işbölümü ve dayanışma içerisinde çalışır, makul, sorumluluk ve hak sahibi mesai arkadaşlarıyla, bu yasaların yaslandığı bir aklı hayata geçirmekle kendilerini memur edilmiş sayarlar.
Bir “Tıp Felsefesi” İçin Derkenar (IV): Epistemoloji, Bunalım ve Çıkış
10 Ağustos 2018 Cuma
Tababet, en kestirme tarifiyle, birtakım imleri yahut göstergeleri (Eski Yunan'daki karşılığıyla semeia veya tekmeria) bir bağlam içine yerleştirerek anlamlandırma zanaatıdır. Bedensel gerçekliğe, bizatihi kendisini ifade edebileceği bir dil sunma çabasıdır. Bu doğrultuda tıbbi tezahürleri algılayıp saptamak kadar, onları uygun bir bağlam içine yerleştirerek yorumlamak da gerekir.
Haffner’in Gözünden… Politika, Sorumluluk ve Suç Ortaklığı
8 Ağustos 2018 Çarşamba
Haffner, insanları dünyadan silip atmaya meyyal bir çağın en kötü zamanlarından birine denk gelmiş, olmaması gereken yer ve zamanda, olmaması gereken bir yerde var olan biri olarak, bu kötü hayattan, iyi ne çıkarılabilir’in ağırlığıyla anlatıyor. Ve tabii kötü bir hayattan, iyi ve onurlu bir hayat çıkarmaya çalışıyor.
Alman Hikâyeyi Bitamam Anlatmış ve Güzel Anlatmış
7 Ağustos 2018 Salı
İstikamete ihtiyaç duyulan/duyduğumuz, sanki istikametimizi bilsek daha rahat edeceğiz duygusuyla yaşanan günlerdeyiz. Öyle ki istikametlerin bir parça kesiştiği, bir parça karıştığı ama en çok da sis içinde kaybolduğu hissi hakim son birkaç yıldır. Bir şey oluyor ama ne? Bir şey geliyor ama ne? Bir şey yapmalı ama ne?
Kadın Yazarın Ölümü ile Büyülenme
6 Ağustos 2018 Pazartesi
İntihar eden bir kadın yazarın yaşamının son anında gerçekleştirdiği bu eylem, çizgisel olarak ilerleyen zaman akışını bozarak, yazarın yaşamında gerçekleştirdiği tüm eylemlerin evrildiği nihai nokta olarak görülür. Bu tek an, belirleyebileceği zaman kesitinin gerçeküstü bir şekilde ötesine geçerek...
Mesut Özil, Irkçılık, Çifte Standart
3 Ağustos 2018 Cuma
Sorun neydi? Özil’in kötü futbolu mu? Bir tek o mu kötü oynamıştı yani? Takımın bütün oyuncuları döktürürken bir tek o mu dökülmüştü? Oysa rakamların diline göre, Özil her bakımdan takımın en iyilerinden biriydi. Demek ki, burada nesnel bir bakış hakim değil. Fakat bir taraftardan nesnellik beklemek de safdillik olur. Taraftar dediğin mahluk, faturayı mutlaka gıcık olduğu oyuncuya keser.
Mağduriyetin Sürekliliği
2 Ağustos 2018 Perşembe
Yıllarca “iktidar olabilen ama muktedir olamayan” kesim, AKP ile bu yargıyı yıkmış oldu. Hele “ustalık” döneminde, eski yol arkadaşları da trenden indikleri veya atıldıkları için, gerçek manada hiçbir zaman “muktedir” olamamış insanlar iktidarın tek sahibi oldular. Bir ölçüde, iktidar tabana yaklaştı, “demokratikleşti”. Ama “demokratikleşme”nin niceliksel boyutu, niteliğinin fersah fersah önüne geçti.
Ahmet Bey Artık Burada Yaşamıyor
1 Ağustos 2018 Çarşamba
Georges Perec Mekân Feşmekân’da boş sayfadan başlayıp sırasıyla yatak, oda, daire, apartman, sokak, mahalle, şehir, sayfiye, ülke ve dünyadan geçip uzaya açılıyordu. Ahmet Cemal, adını anmasa da, yukarıda da bahsettiğim gibi, boş sayfaya önem veriyordu. Ama onun asıl odağı kendi odasındaydı. “İster sığınak ve barınak, ister çalışma mekânı – bir odasız hiç olamamışım.
Burası, Agora Meyhanesi…
30 Temmuz 2018 Pazartesi
“Sokaktaki adam” bir konuda fikirlerini söylüyor. Bir şeyler yaşamış, şikâyet etmiş, beğenmiş, ne olmuşsa olmuş. Mikrofon uzatılmış, anlatıyor. Oradan geçen başka biri de o adam gibi düşünmüyor. Olabilir. O da kendi fikrini söyleyecek. Ama bunun için beklemeye tahammülü yok. Vatandaş çünkü o. İleri geri konuşan adama haddini bildirmeden geçip gitmeyecek.
“Benim Güzel Kurultayım”: CHP’nin Arayışı
26 Temmuz 2018 Perşembe
24 Haziran seçimlerinden sonra CHP’de bir kez daha kurultay sesleri duyulmaya başladı. Muharrem İnce taraftarları imza toplama telaşında. Genel merkez ise olağanüstü kurultay için gereken imza sayısına ulaşılamayacağı inancında. Malum, söz konusu olan CHP ise kurultay arayışı hiç şaşırtıcı değil. Zira CHP tarihi bir kurultaylar tarihi aynı zamanda.
Demokrasinin Diğer Adı: İfade Özgürlüğü
25 Temmuz 2018 Çarşamba
Sonuç olarak, “kuvvetler ayrılığı” ilkesinden bile bihaber Türkiye yargısının “infial” gerekçesiyle Atatürk'e hakareti ya da “iktidar” gerekçesiyle Erdoğan'a hakareti suç sayması durumunda hukuku idealize etmemiz gerekmiyor ama aynı yolla ifade özgürlüğünü savunmamızın yolu açık. Başka türlü kimse ne güçlenebilir ne dayanışabilir ne derdini anlatabilir, ne de iktidara ve iktidarlara karşı koyabilir.
Mesele “Üç Beş At” Meselesi; Yaşam Hakkı Meselesidir
25 Temmuz 2018 Çarşamba
Faytonperverlerin bir de iktidarın çıkarlarına hizmet suçlaması var hayvan haklarını savunanlara. Bu artık zurnanın zırt dediği yer. Herhangi bir etik değer taşımadıklarına kanaat getiriyor insan iyice. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul mitinginde konuşmasına son dakikada eklendiği anlaşılan “faytonu kaldıracağız” vaadi bu kesimin mal bulmuş mağribi gibi ellerini ovuşturmasına yol açtı.
Bir “Tıp Felsefesi” İçin Derkenar (III): Antropoloji, Psikanaliz ve Edebiyat
25 Temmuz 2018 Çarşamba
Deleuze’ün “kritik ve klinik” namıyla maruf söz konusu projesinin temel sorunsalı, edebiyat ile yaşamın, yani “aşkın bir yargı prensibi değil, içkin bir üretim yahut yaratım süreci olarak” yaşamın münasebetinin nasıl kurulacağıdır. Nihayet saf içkinlik yaşamına varıldığında ise, sanat eseri yalnızca edebî veya metinsel olmaktan çıkarken yaşam da salt kişisel olmaktan çıkar ve klinik ile kritik aynı anlama gelir.
“Merkez” Dağılırken
23 Temmuz 2018 Pazartesi
Geçen hafta, Batı dünyasında epey ilginç siyasi gelişmelere sahne oldu. Bunlar elbette gazetelerden, haber sitelerinden okunabilir; tutarlı bir tartışma yürütmek adına kısaca üzerlerinden geçelim. ABD Başkanı Trump bir Avrupa turuna çıktı; önce devasa protestolarla karşılaştığı İngiltere’ye, ardından Vladimir Putin’le bir zirve gerçekleştirmek için Helsinki’ye gitti.
“Aslında…”yı Okumak yahut Edebiyat ve Sinema İlişkisini Yeniden Düşünmek
20 Temmuz 2018 Cuma
Ercan Kesal’ın “Aslında…” kitabı kudret ve zaaflarıyla senaryo ile yönetmenlik meselelerini ele alıp irdelemek bakımından oldukça faydalı. Keza kendisinin senaristliği ile edindiği deneyimler başlı başına önemli. Buna göre senaryo edebiyattan ibaret olmayıp, yönetmenin bakışıyla biçimlenen faklı bir yaratımdır. Kitapta, sinemanın kendine özgü anlatım dilinin farkında olmaksızın edebiyat uyarlamalarını göklere çıkaranların dikkatli bir şekilde okumaları gereken hayli pasaj var.
Gece, Gündüz ve İktidar
18 Temmuz 2018 Çarşamba
Geceyi düşünmek beraberinde gündüzü, zamanın kullanımını ve üretilme biçimlerini de düşünmemizi gerektiriyor. Gece ve gündüz arasındaki ilişkiyi tartışırken karanlık ve aydınlık, ölüm ve yaşam, kamusallık ve mahremiyet gibi kavramlar üzerinden de bir okuma pratiği geliştirmek gerekir. Meseleyi basitçe gün içindeki bir bölümlenme ve bu bölümlenmenin sunduğu veya yarattığı sosyallikler olarak kavramak yetersiz olur.
Gramsci Türkiye’de
16 Temmuz 2018 Pazartesi
İroni, hayatın insana nanik deme biçimidir. Hayata dair tüm tanımlarımızın illa ki gelip dayandığı iki kapının -hiçlik ve ebediyetin- arasında anlık bir cereyan gibidir. O cereyanı yakalayabilenler için önce melâli öğreten, sonra da kalenderliğe götüren bir ders, üşütürüz korkusuyla kapıları kapalı tutanlarda ise alaya alınma kaygısı yaratan iğneleyici bir yabancıdır.
"Oldu mu Bu Kurbanım?”: Hamdoş’un Ardından...
14 Temmuz 2018 Cumartesi
Bazı kayıpların ardından konuşmak zor, yazmak kifayetsizdir. Çünkü kaybettiğinizin hâlâ yanınızda, yakınınızda olduğunu sanır, birazdan onunla hemen karşılaşıverecekmişsiniz gibi tuhaf ve çocuksu bir hisse sahip olursunuz. İnanmak istemeyiz duyduğumuza, hatırladıklarımız kısa bir süreliğine perdeler hakikati ama ne fayda, gelen ölümdür ve çok sürmeden derin bir boşluk hissiyle baş başa kalır insan.
Lefkoşa Suriçi ve Ulus Baker Göçebeliği
14 Temmuz 2018 Cumartesi
Ulus üzerine ölümünden bu yana sayısız kez yazılıp çizildi. Dostları, öğrencileri, okuyucuları, dolaylı olarak etkilediği insanlar, bizler, onun veda etmeden gidişine -bir görüşe göre tükenişine/kendini tüketişine- bir yanıt arayarak, hem ince bir kızgınlıkla karışık özlemlerimize derman bulmak hem de Ulus'u anlatmak, anlatırken yeniden anlamak gibi sonu olmayan bir yolun yolcusu olduk.
Bir "Tıp Felsefesi" İçin Derkenar (II): Taşra, Hikâye ve Ötesi
15 Temmuz 2018 Pazar
Bilgin/bilgiç pozlarıyla "doktorluk"tan ziyade, hekimliğin bilgelik erdemlerinin neşvünema bulabileceği olanaklar, Hipokratik tıp anlayışına içkin gibi gözükmektedir. Biraz da anakronik olma riskini göze alan bir olanaklılık arayışı veya bir okuma biçemi ile ortaya serilebilir. Kökeni itibarıyla Hipokrat'a atfedilen "prognoz", izlem veya hastabaşı gözlem faaliyeti, onu bizatihi modern birinci basamak hekimliğin prototipi kılıyordu aynı zamanda.
Bir “Tıp Felsefesi” İçin Derkenar (I): Hippokrates Okumaları
12 Temmuz 2018 Perşembe
Dönemin Paris hastaneleri, yine döneme ait gravür veya oyma-taşbaskılardaki tabut taşıyan figürlerden de anlaşılabileceği gibi, “ölümün kapısı” haline gelmişlerdi. Neticede, fiziksel tanılar lezyonun bulunabilmesine yardım ederken, otopsi de önceki tanıların yeniden yorumlanabilmesini, değerlendirilebilmesini veya pekiştirilebilmesini sağlayan nihai bir gözlemsel yöntemdi. Spekülatif olan, patolojinin somut, dokunulabilir, görülebilir, tartılabilir fiziksel sonuçlarıyla ikame ediliyordu.
İslâmi Rönesans Çabalarının Jeopolitiği
10 Temmuz 2018 Salı
İslâm kültürünün topos’u, özgürlüğün ve sonucu kestirilemez diyalogların yeri olan açık bir kent meydanı olarak değil, esirgeyen ve kimliklendiren bir kapalı hacim, içerisinde barındırdığı çeşitliliklere belirli odaların tahsis edildiği bir hane olarak düşünülüyor. Hane ve çanak benzetmelerinin bir adım ötesine geçildiğinde ise İslâm kültürü bu kez başlı başına bir dünya, bir küre halini alıyor.
Direnişi Hatırlamak (III): Hepimiz Adına
9 Temmuz 2018 Pazartesi
Bir yıl öncesini, Yüksel Direnişi’nin en çok ses getirdiği o günleri hatırlamak istediğimde belli başlı birkaç imge karşılıyor beni: O küçük meydanı dolduran kalabalıklar, çiçekler, polis saldırıları, masal kitabı okumak için Yüksel’e gidenler, destekçilerden oluşan bir çemberin ortasında durmakta olan Nuriye ile Semih. Ancak bu hatıralar bana ait değil.