Soylulaştırma ve Seçkinler
6 Temmuz 2018 Cuma
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren -özellikle kent merkezlerinde- gözlenen değişimleri açıklamada kullanılan soylulaştırma (gentrification); 1950’lerde başladığı gözlenen, 1964’te İngiliz sosyolog Ruth Glass tarafından kavramsallaştırılan ve N. Smith’in (2006) ifadesiyle de 1980’li ve 1990’lı yıllardan itibaren küresel ölçekte yaygınlaşarak neoliberal şehirciliğin küresel stratejisi halini alan ve günümüzde de yeni kentleşme dinamikleri arasında kabul edilen kentsel bir süreç.
Yahya Kemal ile Ahmet Haşim Arasında
7 Temmuz 2018 Cumartesi
Tanpınar’ın, Yahya Kemal’in son dönemine ve Haşim’e genel olarak atfettiği, “şiiri feda etmek” ifadesi, şekle ya da manaya dile geleni teslim etmek, dünyevi bir kaygıya, şöhrete örneğin, teslim olmak anlamını taşır. Şiirin, belki de hiç dolmayacak boşluğunu, şiir-dışı bir kaygının etkisiyle zorla doldurmaya çalışmaktır. Tanpınar, kendi şiirinde de bazen bu şeklî dolduruşları yakalar.
“Mülteciler mi? Tarih Sorumluları Ortaya Çıkaracaktır”
4 Temmuz 2018 Çarşamba
Avrupa Birliği (AB) istikametinden şaşmıyor. Milliyetçiliğe veya İtalya, Avusturya, Polonya ve Macaristan’da olduğu gibi neofaşist hareketlere giderek daha fazla yüzünü çeviren Avrupa halkları, AB’nin yapılanma biçimini gitgide daha kabul edilemez buluyorlar. Avrupa’nın varoluşsal, demokratik ve siyasal krizi karşısında Emmanuel Macron’un “yeniden yapılandırma” teklifiyse var olan rahatsızlıkları körüklüyor.
Yakupyan Apartmanı: Ortadoğu’nun Çocuklarına Zulmü
2 Temmuz 2018 Pazartesi
Yakupyan Apartmanı, Kahire'de, kentin sosyal yaşantısının çeşitliliğinin merkezinde, Barok üslup ile tasarlanmış büyük bir apartmandır. Apartman sakinleri, her şehirde olduğu gibi burada da, şehrin karmaşık ilişkiler ağının bir yansımasını kendi içlerinde ve günlük ilişkilerinde taşımaktadır. Mısır’ın ülke ölçeğinde sahip olduğu sistemik özelliklerin apartman ölçeğinde de kendini göstermesi ilk bakışta şaşılacak şeydir.
Budalaların “Anti-emperyalizm”i
29 Haziran 2018 Cuma
Devletleri siyasal analizin merkezine koyan bu sol büyük bir otoriteryen eğilim gösteriyor. Bunun sonucunda dayanışma, herhangi bir toplumun baskı altındaki ve temel sosyal haklarından yoksun kişilerinden ziyade, zorba olsun ya da olmasın, (özgürlük uğruna verilen kavganın baş akötür olarak görülen) devletlere atfedilen bir şey haline gelir.
Demokrasi Tecelli Etti, Çoğunluğun Tiranlığı Kazandı!
29 Haziran 2018 Cuma
24 Haziran’da 59 milyon seçmen oy kullanmak için sandığa gitti. OHAL ortamında kurulan sandıklar her an patlayacak bir volkanın üzerine bırakılmış gibiydi. Otoriter siyasal yönetim uygulamasının ülkedeki muhalif kesimlerin bam teline şiddetle dokunduğu, siyasal kamplaşmanın ve sosyoekonomik buhranın gözlere perde çektiği bir ortamda demokrasinin pekiştirilmesi hiç de kolay bir iş değil.
Popülizm Savaşlarının Ön Saflarında
28 Haziran 2018 Perşembe
Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Jean-Luc Mélenchon bu sözleri Eylül 2010’da haftalık Fransız dergisi L’Express’e verdiği uzun bir röportajın sonlarında sarf etmişti. Vaktiyle bu çarpıcı ifade kamuoyunun dikkatini çekmek için kullanılmış olsa da Mélenchon’un sözleri şüphesiz Avrupa’da solun gideceği yön ile ilgili güçlü bir öngörü içeriyordu.
Türkiye Büyük Milliyetçi Meclis’i
27 Haziran 2018 Çarşamba
Türkiye’de ilk kez bütün partiler bir olup milliyetçiliğe sarılmışlardır. AKP, bundan sekiz ay öncesine kadar Meral Akşener muhalefetine karşı çözülmüş, güçsüz düşmüş bir durumda olan MHP ile ittifak yaparak onu Meclis’e taşımıştır; CHP yine benzer bir tavır içine girmiş, MHP içinde çözülmüş, varlık ve yokluk arasında çırpınıp durmuş olan İyi Parti’yi yanına almış ve onu Meclis’e sokmuştur.
Öğretmenlikten Sahnelere, Sahnelerden Sokaklara Uzanan Bir Yaşam: “Madam Marika”
25 Haziran 2018 Pazartesi
İşte Madam Marika, böyle bir çalışmaya benzer, kimi işleriyle rahatsız edip, aynı zamanda güldüren, bu ne saçmalıyor diye tekrar baktırıp, yaptığı üzerine düşündüren “camp” ve “kült” bir tipoloji. Madam Marika ile neden sokakta gösteri yapmaya başladığını, eşcinsel olduğu için İngilizce Öğretmenliği’nden atılma sürecini, pek çok kesim tarafından tepki gören “şeriatçı transseksüel” videosunu ve diğer konuları konuştuk.
Gazetecilikte Alternatif Yol Var mı?
21 Haziran 2018 Perşembe
Gazetecilik, iki büklüm olmuş “Aman Efendimcilere”, hüngür hüngür ağlayarak af dileyen holding patronlarının tekeline bırakılmayacak kadar hayati bir meslek. Dolayısıyla evrensel standartlarda gazeteciliğin boğulduğu ortamda öncelikle nefes alacak kanalları açmak gerekiyor. Neler yapılabileceğine dair fikirler çeşitli, ama tartışmalarda öne çıkan birkaç öneriyi sıralayalım. En azından bu temel fikirleri olgunlaştırarak işe başlamakta fayda var.
Ne “Cumhur” Ne “Millet”: Kürtlerin Seçimi, Seçim Sathı Maili
20 Haziran 2018 Çarşamba
Çözüm sürecini takip eden savaş ve yıkım ve nihayet yeniden seçim dönemi boyunca partinin “kudretli” devletin tüm zoruyla karşı karşıya kalmasına rağmen yine de barajı geçtiğinin de altını çizmek lazım. Ancak Kürt meselesinin çözümü ile baraj arasında kurulan zımni ilişkisellik 1 Kasım’dan sonra barajı geçmenin, Türk parlamentosunda olmanın kendi başına bir mana ifade etmediğini gösterdi.
Hakikat, Kanaat, İmaj: Cinsel İçerikli Seçimler
19 Haziran 2018 Salı
Duyuları kapanmış, hakikatin büyük ışığına ya da başka yerel ışıklara olsun, farklı ışıklara, seslere dirençli, ezberden konuşan, kalıp ifadelere başvuran bir kalabalık için duyulur olmaya çalışıyorlar. Ama hakikat ve hatta kanaatler, imajlarla yer değiştirdikçe, artık herhangi bir ışıklanma, seslenme rejiminin diğerleri nazarında daha haklı, sahici olma olasılığı yok oluyor.
Devlet Destekli Bir Ölü Diriltme Ayini: İslâmi Rönesans Çabaları
18 Haziran 2018 Pazartesi
Geçen on altı yılda kurulamayan kültürel hegemonyayı tesis etmek rejiminin kızıl elmalarından birisi. Erdoğan konuşmalarında sıklıkla bu konuya dikkat çekerek kendi tabanına kültürel alanda muktedir olma çağrıları yapıyor. Bu çağrılara en derli toplu karşılığı verenler ise Erdoğan rejiminin koruyucu kanatları altında İslâmi bir yeniden doğuşun, bir rönesansın peşinden koşan sağ cenahtaki araştırmacı ve düşünürler.
Ayşe Şasa’nın Mektupları
16 Haziran 2018 Cumartesi
Ayşe Şasa, Engin Deniz Akarlı’ya 1991 yılının ilk yarısında “Sevgili Enginciğim” hitabıyla bir dizi mektup yazar. Bu mektuplar, bir yandan onun varoluş mücadelesini diğer yandan da o yıllardaki okuma serencamını, entelektüel ilgilerini ve dostluklarını ortaya koyar. Mektupların belirgin yönlerinden biri fikirlerden yola çıkmaları. Anlatacak o kadar şey birikmiştir ki, sözler cömert mektuplara sığmaz; hasbi telefonlara da uzanır.
Kovaladıkça Kaçan Hukuk Böceği misin?
14 Haziran 2018 Perşembe
“Kimsenin vakti yok, durup ince şeyleri düşünmeye,” demişti Gülten Akın. Belki kallavi şeyleri düşünmeye de vakti yok, hukuk gibi. Ama konu hukuksa sorun vakitsizlikten ziyade hukukun kendisine ilişkin olabilir. Başımız yargıyla derde girmediği sürece, hastalanmadığımız takdirde bedenimizde olup bitenlerle ilgilenmediğimiz gibi hukukla da muhatap olmayız.
Şimdi ve Burada: Dun
13 Haziran 2018 Çarşamba
Dun’da, biri Ermenistan’dan biri Türkiye’den iki dansçı, Ani kentinde dans ediyorlar. Kars’ta yer alan Ani’nin tarihi çok eskilere dayanıyor. Ortaçağ’a gelindiğinde kent, Ermenilerin egemenliği altındayken, daha sonra Bizans’ın eline geçmiş, 11. yüzyılda ise Büyük Selçuklular tarafından alınmıştır. Zaman içinde başka medeniyetlere de ev sahipliği yapan kent, 20. yüzyılda bir süreliğine Ermenistan topraklarındayken 1920’de Türkiye Cumhuriyeti’ne geçmiştir.
Sanatçının Fil Dişi Kulesi ve Kozmos
13 Haziran 2018 Çarşamba
Değişen zaman “aktüel hayat”a yeni bir biçim verirken beraberinde kavramların da anlamını ve işlevini sarsıyor. Bu her “muğlak” dönemde tomurcuklanan durum, kavramları “şüphe”ye bulanmış sorulara tabi tutuyor ve “yeni yorum”larla boyutlandırıyor. Yaşadığımız “hızlı” hayat, XIX. yüzyılın “köhnemiş idea”larını “evrensel düzen” dışına itiyor; bu da, geçmişin fikir tortularını “yeni zaman” idrakinin üzerinden atmamızı kaçınılmaz kılıyor.
İki Fotoğraf: Kutsallık İllüzyonu ve Kentsel Dönüşümün Derinliği
11 Haziran 2018 Pazartesi
Türkiye’de imar faaliyetleri yıkım faaliyetleri ile ayrılmaz bir bütün teşkil ediyor. Öyle ki yukarıdaki alıntıda da görüleceği üzere Türkiye’deki ilk belediye imar faaliyetlerine bir yıkım ile başlamış. Özellikle İstanbul’un imar tarihine göz atıldığında hemen her yöneticinin imar faaliyetlerine öncül ve onunla birlikte çok büyük yıkımlar gerçekleştiği görülebilir.
Şeytanlaşmadan...
8 Haziran 2018 Cuma
Tüm bunlarla birlikte, öncelikle ve mutlak suretle kitlelere peşinden gidecekleri acil somut talepler ve bu taleplerin sloganlarını vermek gerekir. Zenginleştirilip çeşitlendirilmesi gerekirken anlamsızca vazgeçilen “Hak, Hukuk, Adalet!” sloganı yerine, tüm muhalefetin kendiliğinden bir talep olarak, aslında tekil bir hedefe odaklanmış, çözüm üretmeyen, bir nevi boş gösteren olan “tamam”a sarılmasındaki, onu sloganlaştırmasındaki politik hatayı şu noktada vurgulamalıyım.
Direnişi Hatırlamak (II): Çıplak Hayatların En Çıplağı
6 Haziran 2018 Çarşamba
Örgütlülüğün suç kabul edildiği, polise kimlik sormanın hadsizlik olarak görüldüğü bir dönemde sokakta var olabilmek için ihtiyaç duyulan meşruiyet; sokakta direnen insanların mükemmelen masum, örgütsüz ve kendilerinden başka herkes için zararsız oldukları fikrine dayanarak sağlanabilmiştir. Ancak bunun bedeli, örgütlü insanın suçlu insan olduğu yönündeki yaygın kabulün Yüksel Direnişi tarafından yeniden üretilmesi olmuştur.
Taşra Postası / Çiftçi'nin Derdi
4 Haziran 2018 Pazartesi
Babam ziraat mühendisiydi. Bir devrin gözde mesleği olan daha sonra sayısalı zayıf öğrencilerin çaresizlikten okuduğu bir bölüm mezunuydu yani. Babamın tarım, çiftçimiz, köylü üzerine tespitleri, hatta kitap çalışmaları vardı. Kitaplar basılmadı. Sadece daktilo edilip teksir ile çoğaltılmış ve hevesli ziraat mühendislerine verilmiş metinlerdi bunlar. Ve tabii yılların tecrübesi üzerine kendi okumaları sonunda babamla tarım meselesini uzun uzun konuşabilirsiniz.
Ezhel’de Saklı Olan
2 Haziran 2018 Cumartesi
Gösterilmemesi, gizlenmesi, saklanması istenen bir şey var Ezhel’de ama bu yalnızca uyuşturucu değil. Kendini ifade etme imkânı buldukça saklanmaya çalışılan, yükselen ve isyan eden yegâne şey alt-kültür. Kısılmaya çalışılan varoş mahallelerin sesi. Bu yükselişi yalnızca Ezhel ile değil, yükselen diğer rap müzisyenleriyle, örneğin Gazapizm ile de görüyoruz.
İşçinin Bedeni: Bir Sağlık İsyanı
1 Haziran 2018 Cuma
David Harvey, bedeni anlamanın doğru çerçevesi olarak Judith Butler tarafından teklif edilen “maddeye dönüş” savının, beden siyasetinin temel biçimi olarak “geçimlik ücret”le birlikte, yani ekonomi-politik bir içerik ve edim ile düşünülmesi gerektiğini söylüyordu; ona göre bu, tam da üretim, mübadele ve tüketim momentleri üzerinde etkileri olan bir sınıfsal meseledir.
Yargıç Dediğin: Boğaziçili Öğrenciler
30 Mayıs 2018 Çarşamba
Elbette her şey kâğıt üzerinde olabilir. Hiç değilse lafzen geçerli olan yargı bağımsızlığı ya da canımız ciğerimiz ifade özgürlüğü bir A4'ün yarısından fazla bir şey ifade etmeyebilir. Devlet/iktidar için bu kavramlar buruşturulup çöpe atılacak birer kâğıt ve mürekkep fazlası olarak da görülebilir. Ama adliyeler kale, yargıçlar asker olduğu sürece bu toplum nezdinde meşruiyetini kaybeder iktidar.