Delirmeden Absürde: Tolga Karaçelik Sinemasında Hakikat Algısı
17 Nisan 2018 Salı
Eski dizi oyuncusu, yeni sarkastik dublaj sanatçısı Kenan’ın evindeyiz. Yıllardır görmediği kardeşleri, anaokulu öğretmeni Suzan ve uzaya gidemediği için canlı yayında kendisini yakan Cemal, emrivaki bir kahvaltı masasında oturuyorlar. Geleceği belirsiz bir yolculuk vaadi var masada. Birazdan ortama giren Kenan’ın sevgilisi, en az Kenan kadar yabancılıyor ortamı, fazla durmadan çıkıp gidiyor.
Yemekten Ziyade Konuşmayı Seven İnsanlar: Lazlarda Mutfak Kültürü
16 Nisan 2018 Pazartesi
Öyle ki, Laz yemeklerinin isimleri bile yemeğin içeriğini ve yapılışını kısaca özetleyen kelimelerden oluşur, yani Laz yemeklerinde öyle hanımgöbeği, dilberdudağı, kadınbudu gibi toplumsal cinsiyetçi metaforlara ya da analı kızlı, vezir parmağı gibi sosyolojik, ironik birtakım göndermelere hiç rastlanmaz. Bilakis Laz yemek isimleri oldukça sadedir; sizi öze en kısa ve dolaysız biçimde ulaştırır.
Luiz İnácio Lula da Silva’nın (Lula) Cezaevine Girmeden Önceki Konuşması
10 Nisan 2018 Salı
zerime atılan suç bu. Eğer bu suçsa, bu ülkede suç işlemeye devam edeceğim, çünkü bundan daha fazlasını yapmak istiyorum. Hayalimi gerçekleştirmemi engellemeye çalışmak boşuna. Hayal etmeye son verdiğimde artık sizin beyninizde hayallerim yaşayacak. Boyun eğmiyorum. Şimdi karakola göğsümü gererek, başım dik gideceğim ve tarih gerçek suçluların beni suçlayanlar olduğunu gösterecek.
Geçmişin İzinde “Nostaljinin Geleceği”
10 Nisan 2018 Salı
Svetlana Boym’un araştırma olgusu olarak incelediği nostaljinin, ulusların ve toplumların imparatorluklar, savaşlar ve devrimler sonrasında âdeta yeniden yapılandırılmasına, farklı toplumsal tabakalara ve kültürel sermayelere hitap eden ama ortak paydası geçmiş ve geçmişe ait imgeler yaratılmasına olanak sağlayan ürünlerin ve hizmetlerin pazarlanmasına kadar çok-katmanlı bir içeriğe sahip olduğu söylenebilir.
İnanılmaz Uzak Mesafeler: Fotoğraf ve Demokrasi Üzerine Kısa Bir Deneme
6 Nisan 2018 Cuma
Uzun süredir fotoğraf arşivimi karıştırmamıştım. Geçmişe dönük yaptığım bu göz atma aklımda bu fotoğraflara dair bir sorunun meydana gelmesine neden oldu. Fotoğrafların çoğunda var olan estetik üslup, öğelerin benden çok uzak mesafelerde olması, insanların neredeyse bir leke gibi görünmesiydi. Bu şekilde oldukça uzak mesafelerde durmak, bir tür yakınlaşmama isteği ve mesafe koymakla ilgili olabilir mi?
Said Nursi’ye Bakmak
5 Nisan 2018 Perşembe
Cilasun komünist zaviye ile dar anlamda metodolojik bir duruşa işaret etmiyor da olabilir. Daha çok tarihî bir şahsı anakronizm kaygısı taşımadan nasıl yargılamamız gerektiğine dair normatif bir duruşa işaret ediyor. Nitekim Cilasun benim elimdeki kitapta yüz küsur sayfa tutan ve “Neden Said Nursi?” başlıklı bölümde Said Nursi’ye farklı zaviyelerden bakanların Said Nursi yorumlarını tartışıyor.
Sandalyede Oturan Zeynep Beler’in Simgesel İfadesi
3 Nisan 2018 Salı
Kamusal alandaki davranışların, işe giderken mecburen katedilen yolla ya da dinlenmek için oturulan bir mekân ile sınırlandırılması, insanların bir an önce eve, yani bir tür özgürlük alanına sığınma telaşı ile sona erer. Yapılabileceklerin ev ile sınırlandırılması ve sokağın davranışları denetleyen bir “kuruma” dönüşmesi insanların beraber neleri yaşayabileceklerinin de altını çizer.
Yoksul Şafaklara Uyananlar: Sosyal Yardım Alanlar / Emek, Geçim, Siyaset ve Toplumsal Cinsiyet
2 Nisan 2018 Pazartesi
1980’li yıllardan itibaren ivme kazanan neoliberal politikalar sonucu işgücü piyasasının her geçen gün daha kırılgan ve güvencesiz hale geldiği bir dönem yaşıyoruz. Bu dönüşümün getirdiği en mühim sonuçlardan biri ülkedeki insanların büyük bir kısmının sosyal yardımlara bağımlı hale gelmiş olması. Denizcan Kutlu’nun derlediği kitapta işte bu can alıcı sorun oldukça farklı açılardan ve derinlemesine irdeleniyor.
Popülist Siyaseti Besleyen Cemaatleşme
30 Mart 2018 Cuma
Cemaatçi anlayışı desteklemek amacıyla kimlik ve değerler üzerine yapılan vurgu bu manada kritik bir önem taşımaktadır. Yeni gelenler yerleşik toplumun değerlerini yozlaştırıcı alışkanlıklarını beraberlerinde getirdikleri, ev sahibi topluma ait “gerçek” kimliğin bu manada kaybolma tehlikesi taşıdığı sıklıkla ifade edilir. Yeni gelenler bu manada ulusal kültüre tehdit oluşturur bir sıfatla nitelendirilirler.
Uluslararası Hukukun Kara Kutusu
30 Mart 2018 Cuma
Ne zaman bir devlet insanlığa karşı bir suç işlese uluslararası kuruluşların sözcüleri endişeli gözlerle “korkuluyuz, kaygılıyız” demecini yapıştırıverirler. Sonra da işlerinin başına dönerler. Dile getirdikleri korku ve kaygı gece rüyalarına girip onları ter içinde uyandırır mı yoksa “adım Hıdır, elimden gelen budur” deyip deliksiz bir uykuya mı dalarlar?
Yeni Başlayanlar İçin: İzlediğin, Sadece Bir “Film” Değil
29 Mart 2018 Perşembe
Filmler işte bu yüzden sadece film değillerdir. Y kuşağı ve özellikle de Z kuşağı içerisinde doğan bir çocuk ölene kadar hemen hemen her kavramı, her duyguyu, her düşünceyi sinema ve tüm diğer hareketli görüntüler içerisinde tanımakta ve öğrenmektedir. Çevremizi saran temsiller bizler için artık sadece temsil de değil, aynı zamanda gerçekliğin de ta kendisi olmuştur.
“Tasarım Vajina”lar ve Tasarlanan Hayatlar
28 Mart 2018 Çarşamba
Sağlık alanı, konu örneğinde yaşandığı gibi “hijyen”, “fonksiyon” ve “uyum” gibi başlıklar sayesinde tahakküm pratikleri üreten bir zemindir. Bu bağlamda feodal bağları acımasızca koparan çıkar güdüsünün ve birey olarak ötekinden farklı olmaya çalışma takıntısının boyunduruğuna girmiş olan bilgi toplumu uygarlığı, bu dünyada herkesi birey olarak kendisine yatırım yapıp “değer” kazanmasını şart koşmaktadır.
Şehrin Fantastik Romanı: Latife Tekin’de Mit ve İmaj
26 Mart 2018 Pazartesi
Romanın çeperi nevrozdan arzunun hakikatine çıkışı gösterir. Fantastikse bu çıkışı tekilleştirir. Tekillik salt bir kalitatif gerçeklik ilkesine değil, normatif bir haz ilkesine de, evrensel’e uzanarak, gönderme yapar. Latife Tekin’in başardığı şey işte kapitalizmin historiyografisinin poetik icadıdır: Şehrin tarihine giriş yapabiliriz böylelikle ve bu “şimdi”nin tarihi, gerçeklik ve haz ilkesinin kolektif bilinç-sonrası tarihidir.
Paramparça ve Solup Giden Hayatlar
23 Mart 2018 Cuma
"Hakikati olmayan suçun affı mümkün müdür?” diye sormuştu Nichanian -yanıtı kendi içinde yatan sorusuyla. Öyle olunca, barışma; mümkün müdür? Nichanian için barış(ma), hukuksal, siyasal alanda geçerlidir; hakikati fevkalade derinlerde olan Felaket acısıyla barışık kalınamayacağı için. Dolayısıyla, barış siyaseti, gerçek anlamda “yas”ın (“imkânsız yas”ın) da gaspıdır.
O Şiiri Aramak
21 Mart 2018 Çarşamba
Ornitoloji üstüne söylemek istediğim tek bir cümle var: Roni Margulies, bu kitabında tek bir şiir yazmak istemiş. Şimdi, bu basit cümle üstüne biraz daha söz etmek istiyorum. Şairin yarattığı adamı artık tanıyoruz. Her şiiri aynı adam yazdı ve hepsi üç aşağı beş yukarı aynı dönemde yazıldı. Coşkun, patlayan, orkestrayı andıran seslere hiç rastlamıyoruz.
Tao’nun Fiilleri (II)
19 Mart 2018 Pazartesi
Tao'nun çizgilerine yer açmak isteyenin, kendi ferdiyetine ait çizgileri "çöpe atması" gereklidir. Böylece sadeleşen, boşalan, latif bir bedene kavuşarak delik ve oyuklarından kurtulan, artık çokluk dünyasını dert etmekten uzaklaşır. Kendisini teşhir eden bir varlık olmak bir yana, aynasında diğer varlıkları sahici bir şekilde yansıtmaya başlar.
Özgür Yaren ile Söyleşi: “Yeşilçam seks filmleri esas olarak İtalyan seks güldürülerinden etkilenmiş
14 Mart 2018 Çarşamba
Yeşilçam seks filmleri esas olarak İtalyan seks güldürülerinden etkilenmiştir. Örneğin Yeşilçam'da bu furyayı başlatan film Oksal Pekmezoğlu'nun 1974 yılında çektiği Beş tavuk bir horoz filmi, bir İtalya filminin yerli uyarlamasıdır. Bu filmlerde Batı'daki seks güldürülerinde gördüğümüz şekilde, seks simülasyonu olmuyor, onun yerine çoğu zaman cinsellik sözlü bir imayla ikame ediliyor.
Benim Eksiğim Kimin Fazlası
13 Mart 2018 Salı
Bir tek adamın inkâr ve ihmal ettiği kitleyi bir diğer tek adam ihya edecek, kardeş, kendi kardeşi karşısında adaleti sağlayan ideal baba olacak, fakat bu inşa sürecini demokrasinin temeli olan hukukun üstünlüğünü ihlal ederek yürütecektir. Walter Benjamin’in tanrısal şiddet tanımındaki gibi, egemenin, kurduğu ve koruduğu yasaları dilediği zaman askıya alabildiği bir şiddetle yapacaktır bunu.
Düşmanlarla Dolu Bir Dünyada Yaşamak: Polonya Çıkmazı Üzerine
11 Mart 2018 Pazar
%50’lik seçime katılım oranıyla Polonya, fakirlerin oy kullanmadığı bir ülke. Yine de “geçiş”, bilinen en başarılı kapitalist girişimlerden biri oldu -bunun en açık nedeni de Polonya’nın aldığı yardımlar ve ayrıcalıklı konumuydu. 2015’te girilen milliyetçi rota, ne kadar bir toplumsal eleştiri maskesi taşıyor da olsa, toplumsal bir başkaldırı değildi; bütün milliyetçiliklerde durum böyledir (bir slogan örneğin “Çalmamak yeterli!” diye bağırıyordu).
Dostoyevski Eleştirisinin Tarihsel Seyri
9 Mart 2018 Cuma
Ortodoks Marksizm ise, biraz da anlaşılır nedenlerle, Dostoyevski’ye düşman kesilmiştir. İlk saldırıya geçen, 1905’te, Maksim Gorki (1868-1936) oldu: “Dostoyevski şeytandı, gericiydi, zulme karşı sessizliği savunmuştu.” Ekim Devrimi’nden sonra Dostoyevski resmî anlatı tarafından Tolstoy’un rakibi sayılarak tacından edildi. Stalinist tiranlığın hüküm sürdüğü yıllarda Dostoyevski’nin bazı romanlarını okumak zımnen yasaklandı.
Demokrasi Çıkmazı!
6 Mart 2018 Salı
Siyasete ve demokrasiye olan inançsızlıkla İtalyan halkı 4 Mart Pazar günü kendisini yönetecek hükümete karar vermek için sandık başına gitti. Sandıktaki mücadelenin kesinlikle sağ partiler arasındaki bir çekişmeden ibaret olduğunu söylemek gerek. Seçim sonuçları ülkenin açıkça iki sağ parti arasında bölündüğünü gösteriyor. Faşizmi doğrudan deneyimleyen bir ülke olarak İtalya yeniden bunu deneyimlemenin eşiğinde mi yoksa
Viran Şehirler Bizim Memleket
5 Mart 2018 Pazartesi
Geçenlerde Kars'a gittim, bu ara şu Instagram hesaplarını coşturma sebebiyle meşhur olan ilimize. Oranın taşını toprağını gezmenin yanı sıra, belki ondan da çok, bir kıraathaneye girip, bir köye gidip oranın yerlileriyle sohbet etmek istedim. Hatta bir arkadaşımdan köy ismi bile alıp öyle gitmiştim. Ama olmadı, iki buçuk gün taşını toprağını gezdim Kars’ın.
Hakikatini Yitiren Toplum: Çıplaklaşan Dil ve İdeoloji Sorunu
2 Mart 2018 Cuma
Kant’ın fenomenal ve numenal alanlar arasında yaptığı ayrım neticesinde kendinde şey’in bilinemez olarak kodlanmasından bu yana bilgi arayışımız daimi bir eksiklik veya bilinmezlik ekseninde kuruluyor. Şeylerin nasılsalar öyle oldukları halleriyle hakikatlerine ulaşamıyor ve bilgi istencimizde kendimizi görüngüler dünyası ile sınırlıyorsak görüngülerin ötesi veya kendinde şey’e dair her türlü arayış artık düşüncenin yasak bölgesi olmuştur.
Başkası Adına Utanmalı Mı?
28 Şubat 2018 Çarşamba
Örneğin iktidar sahiplerinin halkın kaynaklarını kötüye kullandığını iddia ettiğimizde ve bunun tıpkı utanç gibi ahlâki bir kavram olan dürüstlüğe aykırı olduğunu söylediğimizde iktidar bizimle aynı ahlâk anlayışına sahip değilse ve işine geç kaldığı için harakiri yapacak bakanlara sahip değilsek ne yapacağız? Ahlâk siyasi güç ilişkisinde bizi güçlendirecek silahları sağlar mı?