Tanıl Bora
5 Mayıs 2021 Çarşamba
1879 Ocak ortasında resmen vaizliğe başlamış Van Gogh. Başında dua okuduğu, İncil dersi verdiği, hasta veya ölmeye yatırılmış maden işçilerinin mihnetli hayatı onu çok etkilemiş. Vaktinin büyük kısmını, onların hayatını resmetmeye ayırır olmuş. Nisan’da bir madene inmiş hatta, onların günlük hayatlarını yakından görebilmek için. Bir başka mektubunda, resimleriyle “bu bilinmeyen tipleri insanların gözünün önüne getirmek” istediğini yazmış ressam.
Derviş Aydın Akkoç
2 Mayıs 2021 Pazar
Satıcı ve alıcı şeklinde konum almış varlıkların birdenbire mülk sahibi ve hırsız, ya da alacaklı ve borçlu statülerine düşmeleri demektir bu. Bu yatay ya da dikey hareketlenmelerde satıcının satacağı, alıcınınsa temin edeceği arzunun ne olduğu baştan itibaren müphemdir tabii. Karşılıklı konumlar da sabit değil, bilakis değişkendir: arzulanan şeyin belirsizliği karşısında satıcı alıcı, alıcı ise satıcı rolleri içinde, hatlar arasında mekik dokurlar.
Erdoğan Özmen
28 Nisan 2021 Çarşamba
Belki de daima belli bir hayal kırıklığı eşliğinde ulaştığımız içgörü ve kavrayışlarımızdaki derinlik ve kalıcılık hiç de sebepsiz değildir. Sarsılarak, o ana değin taşıdığımız inanç, referans ve kabullerimizin altüst olmasıyla, terk edilmiş hissederek yaşadığımız aydınlanmaların gücünden söz ediyorum. Belli bir biçimde çıplak ve tek başına kalmışız da, bunu telafi etmek üzere o içgörüye/aydınlanmaya kavuşmuşuz gibi. Yaşadığımız kaybın bir armağanı olarak.
Murat Belge
26 Nisan 2021 Pazartesi
Zarrab ve İran karmaşası duruyor bir yanda. Öbür yanda da Doğu Akdeniz gibi başka karışık sorunlar ya da Amerika’nın Kürt sorunu politikası. Bunlar varken, bunlara yenilerinin eklenmesi şaşırtıcı olmazken, Biden’ın da çıkıp “Genocide” demesi bir mantık çizgisi izliyor. Amerika’nın başkanlarından bağımsız denebilecek “devlet politikaları” olduğu söylenir hep ve herhalde epey doğru payı içerir. Belki Trump kazansa ona da aynı şeyleri yaptırırlardı.
Tanıl Bora
21 Nisan 2021 Çarşamba
Tek taraflı beyana değil etkileşime dayanan, kendisine hesap verilenin hesap sorma hakkını ‘aktif biçimde’ tanıyan hesap verebilirlik. İnsanın varoluşunun diyalojik niteliğiyle ilgili etik bir ilke olarak düşünmeli hesap verebilirliği; insanın hayatı, dünyayı paylaştığı diğer insanlar nezdinde eylemlerinin sorumluluğunu alması olarak düşünmeli. İnsanın, öteki insanlarla insan olmasıyla, birbirinden sorumlu olmasıyla ilgili...
Derviş Aydın Akkoç
18 Nisan 2021 Pazar
İnsanın çocukluktaki zavallılıklarının, çaresizliklerinin dinsel duygulanımların da kaynağı olduğunu öne sürer Freud, zira ona göre, dünyada “babanın korumasına duyulan gereksinime benzer güçte bir başka çocukluk gereksinimi daha yoktur.” Sıcaklık, besin, sevgi gereksinimlerinin yanı sıra, hayatta kalma gereksinimini karşılayan korunma, güvenlik ihtiyacı: Yazgının güçleri karşısında duyulan kozmik bir endişen neşet ederek Tanrı fikrine, dinsel tonlarıyla devlet ve iktidar oluşumlarına değin yol alan çizgilerle korunma arzusu...
Erdoğan Özmen
14 Nisan 2021 Çarşamba
“Baba sorunsalı”nı düşüneceğimiz çerçevedir bu. İç dünyalarımızda sağlam ve güçlü bir baba figürü yerleştikten, böylece başlangıçtaki o güven ve emniyet duygusuna nihai anlamını veren jest  tamamına erdikten sonradır ki kendimizden emin bir biçimde babadan da kopmayı, babayla çatışmayı göze alabilir, buna girişebiliriz. Bana öyle geliyor ki, günümüzde baba ihtiyacı/arayışı/hasreti olarak adlandırdığımız, çeşitli düzeylerde ve biçimlerde etkileri/sonuçları olan fenomen  daha derinde yatan ve daha kapsamlı bir şeyin  semptomu sanki. Bunun için önce sorunun içimizdeki köklerine bakalım.
Murat Belge
13 Nisan 2021 Salı
Birçok alanda kendini istenmedik koşullarda bulan iktidar, ne zaman geleceği belli olmayan “önümüzdeki seçim”de propagandasını dayandıracağı elverişli konular arıyor. Böyle bir bildiri bu çerçevede kullanışlı olabilirdi. Geçmişteki kabarık sayıda darbeler (başarılı olanları da, olmayanları da) Erdoğan’ın sık sık kazıp çıkarma gereğini duyduğu konular; demek ki hâlâ bir etkileri var. Bunlara bir yeni girişimin eklenmesinin herhalde bir zararı olmaz. Bu gibi olaylar Tayyip Erdoğan ve AKP açısından yalnızca bir propaganda aracı olarak fayda sağlamıyor. Temmuz’daki darbe girişimini düşünün. Bu olayın olmuş—ve durdurulmuş—olması Erdoğan iktidarına ne kadar somut iş yapma imkanı verdi! Konum, işlev değiştiren kurumlar, kitlesel tasfiyeler, çeşit çeşit “zapturapt” fırsatları.
Sezen Ünlüönen
12 Nisan 2021 Pazartesi
Son yıllarda edebiyat uzmanları arasında süregiden “yöntem” kavgaları da bu belirsizliğin bir uzantısı tabii: edebiyat uzmanı tam olarak “neyin” uzmanıdır, çalıştığı “şey” nedir, hangi yöntemleri kullanır türü sorular neredeyse son yirmi yıldır farklı taraflar arasında ateşli kavgalara yol açmakta. Bu tartışmalar alanın dışındaki insanlara “bir toplu iğnenin başı üzerinde kaç melek durabilir” nev’inden bir meşgale gibi görünse de geri planda yerleşmiş edebi kanonların soldan gelen eleştirilerle dağılması, beşeri ilimlerin mühendislik ve teknoloji gibi alanlar karşısında her daim kendini savunma pozisyonunda bulunması, akademinin prekarlaşması gibi eğilimlerden besleniyor esasen.
Kemal Can
11 Nisan 2021 Pazar
Amirallerin “iktidara parmak sallama” olarak yorumlanan çıkışındaki asıl sorun, ileriye matuf tehlike değildi aslında. Aksine “potansiyel tehlike”, iktidarın üzerinde tepineceği fırsat olarak çok verimli görülmüş olabilir. Zaten meseleyi CHP’ye yıkarak devam ettirilen bu yönü çok tanıdık. Fakat “parmak sallamanın” asıl sorun yaratan kısmı, sallanan bir parmak olması. Bahçeli’nin çok erken bir aşamada “amirallerin apoletlerini sökün, maaşlarını kesin” sertliğindeki tepkisinin sebebi de, kendi tuttuğu alanda ciddi bir “savunma” boşluğu yaratması. Güvenlikleştirilebilmiş alanlardaki yekpare görüntünün veya en azından sessiz onayın bozulması. Belki de birilerinin bunu gösterebilme veya ima  cüreti.
Aksu Bora
9 Nisan 2021 Cuma
Basitçe, her kuşağın anne babalık pratiklerinden söz ediyorum. Hani şu “bizimkiler çok disiplinliydi, biz de o sebeple fazla mı şımarttık bunları?” hikâyesinden. Her bir ailenin kendi tarihi, dinamikleri vardır elbette de, bir yanda da böyle bir kuşak bilgisi var: bizimkiler çok disiplinliydi. Sembolik babalar, popülizm, otoriter liderler hakkında konuşup duruyoruz; Selim Aydın’lar hakkında söyleyecek bir şeyimiz yok mu peki? Toplumların “baba” ihtiyacı içinde olabildiklerine ikna oluyoruz da erkeklerin babalarından kurtulma arzuları bizi neden bu kadar az ilgilendiriyor, bu arzuyu bireysel bir mesele mi sanıyoruz? “Oğulluktan sessizce çekilmeyi bilmek” üzerine düşünmek için şair mi olmak lazım?
Tanıl Bora
7 Nisan 2021 Çarşamba
Kırmızı çizgi, Siyasî'den Askerî'ye dönmenin sınırı. Senin şu kırmızı çizgine karşı benim bu kırmızı çizgim… Kırmızı çizgi çekmek, ben artık bunu konuşmam, müzakere konusu olamaz, tartışmam, tartıştırmam, anlamına geliyor. Gayet ‘masum’ sahalarda da kendini gösteren kırmızı çizgi enflasyonu da, iktidarın siyasal ve toplumsal iklime hâkim kıldığı tarz-ı siyasete, daha doğrusu tarz-ı anti-siyasete gayet uygun düşmüyor mu? Kırmızı çizgilerle mayın tarlasına dönmüş bir vasat, anti-politikanın istimlâk alanıdır.