Işıl Kurnaz
12 Aralık 2021 Pazar
Suçun, suçlunun, devletin ve toplumun, hayatın aksinde, yansımasında nasıl göründüğüne bakardı daha çok, suçluyu sahiden kazırdı. Sonra da çocuğunu öldüren bir kadının aslında ne yaptığını, idam sehpasını görmeden ölüm cezasını savunmanın kolaycılığını anlatırdı. Türkiye siyasetinin cari dilinde geçer akçe olan tüm insan hakları ihlallerinin, kolaylıkla fırlatılan yağlı urganların, özensizce üzerinde tepinilen kadınların, hoyratça tahrip edilen ormanların ve alelade birer sayıymış gibi söylenip geçiliveren tutuklu geçirilen günlerin ve yılların ne olduğunu hep işlerdi.
Erdoğan Özmen
8 Aralık 2021 Çarşamba
Ortak bir dil yaratmak için bunca çaba, arayış ve yorgunluk belki de. Aynı dili konuşarak, aynı dili konuştuğumuz ölçüde tanışacağımızı ve bağ kuracağımızı umduğumuz için. Birbirimizin acı ve mutluluğundan haberdar olmanın, böylece belki de onları ortaklaştırmanın temel koşulu ortak bir dil olduğu için. Demek ortak bir dil, ortak insanlığa doğru çıkılan yolculukta bir çapa ve bağlanma noktası oluşturacağı için. O ortak yolculukta ihtiyacımız olan aşinalık, yakınlık, birliktelik ve dayanışma ortak bir dili gerektirdiği için.
Tanıl Bora
1 Aralık 2021 Çarşamba
Bu anlamı veya işleviyle eser mefhumu, sola karşı dikilidir. Eser dikmek, bizzat sol karşıtı bir eylemdir adeta. Eser’in bu mânasını da Demirel inşa etti. Keban projesine Elektrik Mühendisleri Odası’nın getirdiği eleştirilerden bahsederken, “25 yıldır eser düşmanlığı ile mücadele ediyorum,” diyecek. 1975 Eylül’ünde Muğla’da yaptığı konuşmada “millete hizmet götürülmesine tahammülü olmayanın engellemesinden adeta eser kaçırarak icraat yapmışızdır,” diye yakınmış.
Murat Belge
29 Kasım 2021 Pazartesi
Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerinde ve davranışlarında böyle bir hamle için bir hazırlığa girmiş olabileceği anlamına yorumlanabilecek bir şeyler görüyorum. Yalnız ben değil, bunu gören ve böyle olacağına bahse girmeye hazır birçok kişi görüyorum. Böyle olacağına inananların bir kısmı bundan ötürü tedirgin değil, hatta bunu destekler pozisyon almış. Ama bir kısmı da son derece endişeli. Bu ikinci kategoriye girenlerin çoğu Kılıçdaroğlu’nun Tayyip Erdoğan’a karşı bir seçim kazanamayacağı konusunda kesin fikir ve tavır sahibiler.
Aybars Yanık
28 Kasım 2021 Pazar
İnsanlar zaman zaman gerçek hayatta kaybettiklerini, popüler kültürde arıyorlar. Kurgu murgu dinlemeden, aslında oralarda oldukları gibi değil, olmak istedikleri gibi var olmak istiyorlar. Bayramda en şık kıyafetleri giydirilen çocuklar gibi çıkmak istiyorlar izleyicinin/diğerlerinin karşısına. Onca pisliğin içinde parlamak, kötü adamın kendilerinden değil, başkalarından; mazlumun başkalarından değil, kendilerinden olmasını istiyorlar.
Işıl Kurnaz
27 Kasım 2021 Cumartesi
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmaları yapılırken, sanırım en çok açığa çıkan şey şuydu: Hukuk, içini politikayla ve siyasi tutumla doldurmadığınızda yani hukukun politik bir pozisyonu olmadığında, kocaman bir boş gösterendi ve teknik bilgiden öteye geçemiyordu. Tarafsızlığın her zaman kast edildiği anlamı taşımadığını, bazı durumlarda tarafsız kalmanın bizatihi kendisinin, ilkelerden ve haklardan yana taraf olmamak anlamına geldiğini gösteriyordu bu.
Erdoğan Özmen
24 Kasım 2021 Çarşamba
Korkunç ve ürkütücü güçlerin istihdam edildiği karanlık bir alan olarak tasvir edilen bir bilinçdışı kavramından ve ona yaslanan herhangi bir tedavi pratiğinden nasıl bir yarar umabiliriz ki? Tehdit edici ve istenmeyen duygu ve düşüncelerin bastırılarak depolandığı bir mahzen ya da cadı/şeytan benzeri varlıkların cirit attığı ve fokurdadığı karanlık ve tuhaf bir kazan gibi tahayyül edilen bir bilinçdışı psikanalizden ziyade bir tür gizemciliğin konusu olabilir ancak.
Derviş Aydın Akkoç
21 Kasım 2021 Pazar
“Aslında çok iyi biliyorum” bir kapanışa, geçmişten süzülüp gelen bir bitiş duygusuna yönelir, tutucu ve statükocudur; buna mukabil “ama gene de” ise bir açıklığı, henüz başlamamış bir başlangıcı, bilinmezlerle yüklü bir imkânlar düzlemini gözüne kestirir; her ne kadar sonu hüsranla neticelenecek olsa da… Aynı anda hem kesinliğin hem de belirsizliğin çatışmalı bir şekilde işler halde olduğu bir zeminde insan çoğun çapraşık dolaşık yollara sapar; nesnesine yaklaşmamak, yaklaştığını sandığında ondan uzaklaşmak için türlü jestler icra eder.
Emel Uzun Avci
18 Kasım 2021 Perşembe
Kadınların her gün yok edildiği bu ülkede her akşam televizyonda hak arayan bir güçlü kadınlar hikayeleri izliyoruz yani.  İronik değil mi? Tam bu dizilerden birini izlerken, sosyal medyaya Çilem’in cezasının Yargıtay tarafından onaylandığı haberi düştü. Yıllarca şiddet gördüğü kocasını, kendisini fuhuşa zorladığı için, canını kurtarmak için öldürmüştü Çilem. Elbette bu hikâye böyle bitmeyecektir. Erkek adalete karşı verilen bu kolektif mücadele bir mutlu sonu hak eder.  Çünkü Çilem de dedi ya; “Biz kadınlar, ‘Kirpiğimiz yere düşmesin’ diye omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz” …
Tanıl Bora
17 Kasım 2021 Çarşamba
Evveliyatına bakarsak, bir siyasî etik kavramı olarak hoşgörü, din menşelidir. 16. yüzyılda Avrupa’da mezhepler arasındaki ihtilâfı ‘idare etmek’ için gelişti, sonra hukuksallaştı. Avrupa’da oluşmakta olan modern devletler bünyesinde, farklı dinî toplulukları bir arada yaşayabilir hale getirmenin icabı olarak benimsendi. Aralarında bir karşılıklı tahammül tesisine çalışılanlar, esasen Hıristiyanlığın mezhepleri idi. Zamanla, hoşgörünün ufku genişledi, en azından ona genişletmeye çalışanlar oldu.
Murat Belge
16 Kasım 2021 Salı
Şu anda iktidarda bulunanların davranış üslupları da Kılıçdaroğlu’nun bu ılımlı tavrına karşılık “şahin” politikasını savunanları “haklı gösteren” bir durum olabilir. Ama bütün bu tür aksaklıklara rağmen halkın çoğunluğunun Kılıçdaroğlu’nun ne dediğini anlayacağını ve bunu onaylayacağını sanıyorum. Özellikle iktidarın ısrarla sürdürdüğü kavgacı, saldırgan dil ve yarattığı gergin ortam insanları Kılıçdaroğlu’nun benimsediği tavra yakınlaştıracaktır diye düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi bir “sosyal-demokrat” parti olarak kurulmamıştı. Böyle bir rol oynamayı planlamamıştı. Altmışlı yıllarda koşullar bu rolü benimsemesine yol açtı.
Ahmet İnsel
15 Kasım 2021 Pazartesi
Günümüz otoriter veya otokratik rejimlerinin tipik örneklerini Macaristan’da Orbán, Türkiye’de Erdoğan, Hindistan’da Modi yönetimleri oluşturuyor. Bu ülkelerde seçimler Rusya’da Putinizm'in düzenlediği seçim parodisinden farklılar. Zaten Rusya’nın son gelişmeler ışığında seçimli otokrasi kategorisinde değil, açık diktatörlük olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşü yaygınlık kazanıyor. Belarus ise ayan beyan bir diktatörlük. Buna karşılık, Orbán on bir yıldır iktidarda ve üst üste üçüncü kez seçildi. Modi 2014’ten beri iktidarda, 2019’da yeniden seçimleri kazandı. Erdoğan malum.